BİZ KİMMİYDİK? BİZ ATEŞ TİMİYDİK
Deniz Viran Karan — Lakabı: Gölge
Alanında en uzman askerlerden biri.
Ailesi: Şehit.
Göktürk Yıldırım — Lakabı: Pençe
Deniz altı savunma ekibinde uzman.
Ailesi: Sağ.
Atilla Taşyürek — Lakabı: Kurşun
Bomba imha ekibinde uzman.
Ailesi: Sağ.
Umay Alp — Lakabı: Alaycı
Bomba imha ekibinde uzman.
Ailesi: Sağ.
Aybike Soydan — Lakabı: Kasırga
Bomba imha ekibinde uzman.
Ailesi: Sağ.
Ayaz Korkmaz — Lakabı: Hafız
Bomba imha ekibinde uzman.
Ailesi: Sağ.
İşim bitmişti. Akşama doğru olmuş, yemek saati gelmişti. Aşağıya indim, yemeğimi alıp timimin bulunduğu masaya doğru ilerledim. Yemekhanedeki insanların çoğu neredeyse gitmişti.
Göktürk bana bakıp:
“Komutanım, bugün geç indiniz.” dedi.
Kaşlarımı çatıp ona baktım.
“İşim vardı, Göktürk. Hem sana mı soracağım ulan? Ne zaman inersem inerim.”
Atilla, Göktürk'e kaş göz yapmıştı. Anladığım kadarıyla “Bulaşma.” mesajı veriyordu.
Göktürk, bu uyarı karşısında başını salladı.
Timdekiler sohbetlerine kaldıkları yerden devam ederken ben de yanlarında sessizce yemeğimi yemeye başladım.
Bir süre sonra Hafız'ın sesini duydum.
“Komutanım, biz bahçeye çıkıyoruz. Bir isteğiniz var mı?”
“Hayır, çıkın siz.”
Herkes teker teker sofradan kalktı. Kurşun ise gözlerime uzunca baktıktan sonra o da yanımdan ayrıldı.
Yemeğimi bitirdikten sonra bahçeye çıktım.
Hava çoktan kararmıştı. Ay ve yıldızlar gökyüzünde yerlerini almıştı. Bu görüntü beni her zaman büyülüyordu.
Ağır adımlarla yürüyerek ağaçların arasına girdim. Büyük bir ağacın altında oturdum. Cebimden sigara paketimi ve çakmağımı çıkardım. Bir sigara yakıp paketi ve çakmağı dizimin üzerine bıraktım.
Yarın çıkacağımız görevi düşünüyordum.
Tehlikeli bir görevdi.
Ne de olsa askerlik kolay değildi. Bir vatana hizmet etmek, onu korumak bir askerin boynunun borcuydu. Bir insan, bu mesleği seçmeden önce taşıdığı sorumluluğu bilmeliydi.
Çünkü vatanına ihanet eden bir asker, aslında yalnızca görevine değil, kendi ruhuna da ihanet etmiş olurdu.
Düşmanın elinde bir silah olmasına bile gerek yoktu.
İnsan kendi ruhunu esir ettiğinde zaten en büyük yenilgiyi yaşamış olurdu.
Üzerime bir gölge düşünce kafamı kaldırıp baktım.
Gelen Kurşun'du.
O gelene kadar kaç tane sigara içtiğimi fark etmemiştim. Önümde birikmiş izmaritleri görünce derin bir nefes aldım.
Kurşun'un elinde iki bardak çay vardı.
Yanıma kadar gelip bardaklardan birini bana uzattı.
“Komutanım, bunu size getirdim.”
Çaya baktım, sonra ona.
“Sağ ol Kurşun. Ben içmeyeceğim.”
Kurşun kaşlarını çattı.
“Komutanım, neyiniz var?”
“Bir şeyim yok, Kurşun.”
“Komutanım, bir sıkıntınız olduğu belli oluyor.”
Derin bir nefes alıp başımı gökyüzüne çevirdim.
“Yok, bir sıkıntım yok. Yorgunum biraz. Belki ondandır.”
Kurşun bir süre sessiz kaldı.
“Tamam, komutanım.”
Sonra ona baktım.
“Sen niye geldin?”
“Bütün bahçede sizi arıyordum. Sormadığım kimse kalmadı. Aradım ama telefonunuzu açmadınız. Merak ettim.”
“Duymamışım, Kurşun.”
“Sorun değil.”
Ayağa kalktım.
“Hadi, ben kalkıyorum. Uyuyacağım. Sana iyi geceler, Kurşun.”
Cevap vermesini beklemeden arkamı döndüm.
Arkamdan sesini duydum.
“Sana da iyi geceler, Deniz Viran.”
Adımlarımı hızlandırıp odama doğru ilerledim.
Odaya girdiğimde daha önce dolaba bıraktığım çantamı açtım. İçinden temiz kıyafetlerimi çıkardım, üzerimi değiştirdim ve yatağa uzandım.
Gözlerimi kapatırken aklımdaki tek şey yarın çıkacağımız görevdi.
Ve içimde, tarif edemediğim bir his vardı.