İçeriğe geç

Gölge Dokunan Çiçek

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Gölge Dokunan Çiçek

Bölüm 1

Kaderin İlk Emri

Yine her sabah olduğu gibi bir telefon sesiyle yatağımdan sıçradım. Arayan Atilla'ydı telofonu açmamla atilla'nın sesi odayı doldurdu.

"deniz uyuyormusun hala"

Atilla benim çocukluk arkadaşımdı. bana görev dışı olduğumuz zamanlar kendi ismimle hitap ederdi. Normalde ismi atillaydı ama mesleğine olan bağlılığı ve işindeki hızı ve çevikliği nedeniyle ona kurşun diye seslenirdik bu lakap onun aynasıydı yani tamamen onu yansıtıyordu.

"artık uyumuyorum atilla noldu"

"görev yeri belli olmuş deniz "

atilla bana görev yerini söylerken yatağımdan kalkıyordum.

" görev yeri Irak sınırında bir köy deniz "

"time haber verdinmi? Atilla ."

"Yok ilk sana haber verdim"

ben ateş timinin komutanı'dım. Atilla ise benim ikinci beynimdi timin yardımcı komutanıydı. Atilla benim yokluğumda benim yerime geçen kişiydi

"tamam ben haber veriyorum."

"tamam deniz"dedi ve telefonu kapatı.

Ateş timinin olduğu guruba girip mesaj çektim.

"bir saat içinde herkes karargahta olsun görev yeri belli oldu"

Mesajı yazdığım an pençe çevrimiçi olmuştu.

" neresiymiş komutanım "

" Gelince söylerim Pençe"

"Emredersiniz komutanım"

Telefonu kapatıp uyku mahmurluğundan ayrılabilmek için soğuk bir duşa girdim duştan hızlıca çıktım ünüformamu giydim ve kapımın önündeki siyah mersedese bindim yaklaşık on beş , yirmi dakika sonra karargahın girişina varmıştım. Karargah otoparkına arabayı parkedip odama doğru ilerledim odamın önüne gelince Binbaşı Yaman'ın postası yanıma geldi ve tekmil verdi.

" teymen Gökhan Alaz Van emredin komutanım" " Rahat asker. Ne oldu?"

"komutanım binbaşı sizi odasına bekliyor."

"Tamam asker on dakikaya geleceğimi bildir."

Odama girip beş dakika içerisinde odamdaki gündelik işleri hallettim. Binbaşı Yaman komutanımın yanına gitmek için odamdan çıktım. Binbaşının kapısının önüne geldim ve kapıyı tıkladım ilerde gelen GEL emriyle içeri girdim.

"Yüzbaşı deniz viran van emredin komutanim " "rahat ol asker"

binbaşı yaman önündeki koltuğu gösterip "gel otur oğlum "

Gösterdiği koltuğa oturdum

"Bir maruzatınız mı vardı binbaşım?"

Eğilip çekmecesinden bir dosya ve harita çıkardı. Haritada Irak-Türkiye sınırını göstererek konuşmaya başladı.

burada ki köy de saklanıyo PKK lılar köyde siviller olduğu için köyü bombalayamıyoruz."

dedi ve dosyasından bir fotoğraf çıkarıp önüme koydu fotoğraftaki adam esmer tas kafa traşıyla kameraya şerefsizce gülümsüyordu. Yanağındaki kocaman yara ilk göze çarpan detaylardandı.

"bak bu pkk örgütünün ele başı eğer bunu öldürürsek PKK lılara karşı büyük avantaj sağlamış oluruz ."

dedi ve fotoğrafları dosyaya koyup bana uzattı

" bu dosya sende kalsın içinde bu adamın ismi ve bilgileri var birde timinin dosyalarını düzenleme mişişsin onlarıda bugün düzenle bana getir. yola çıkarsınız. "

kafamı hızla salladım, ayağa kalkıp hazırola geçtim binbaşı

" rahat asker çılabilirsin "

başselamı verdikten sonra kapıya doğru yöneldim ve binbaşını sesi tekrar odayı doldurdu.

"Bu gece burda kalın yarın erkenden samsundan şırnağa geçeceksiniz"

"Emredersiniz."

Odadan çıktım ve telefonumu çıkardım. Ateş timinin olduğu gruba girdim

"Herkesi toplantı odasına on dakika içerisinde görmek istiyorum."

telofonumu cebime koydum. Odama girdiğim gibi kendimi koltuğu attım. gözüm masada duran aile fotoğrafımıza takıldı. Hepimiz ordaydık annem babam ablam ve ben mutluyduk birlikteydik çerçeveyi elime alıp aile resmimize uzunca baktım annem ,babam,ablam ve ben... bir zamanlar mutlu olan bir çekirdek aileyken şimdi bu fotoğraftan sadece ben kalmıştım. sekiz yaşındayken annem ve ablam ayrılmıştı bizden. Büyük trajediydi. Sonra teyzem beni yanına almış babamla beraber beni yetiştirmişlerdi on yedi yaşındayken babam bu topraklar için canını vermişti. Hayat kısaydı, sınavdı belkide acıydı kim bilir... lakin şunu unutmamak lazımdır ki acı dediğimiz şey hiç bir zaman bizden ayrılmadı o duyguyu unutmadık...Sadece o hisle yaşamaya alışdık. Acı dediğimiz şey aslında bir yaraydı.bir yerimiz yaralandığında o yara kapanmazdı ,kabuk tutardı onun varlığını unutmuş gibi olurduk ama her aynaya baktığımızda onu tekrar görürdük, hatırlardık. bu hayatın gerçeğiydi, kimse kaderini değiştiremezdi.

Ben düşünceler dalmışken odanın kapısı çalanana kadar ağladığımın farkında değildim hemen gözlerimden akan yaşları silip tok ve gür bir sesle gel diye seslendim kapım açıldı içeri atilla girdi bana tekmil verdi.

"komutanım toplantı odasında sizi bekliyoruz " dedi atilla kızaran gözlerimi görünce "deniz viran" dedi atilla ne zaman üzgün olduğumu veya mutlu olduğumu görse ikimci ismimlede hitap ederdi gözleri elimdeki fotoğrfa kaydı ve iç çekti yanıma gelip bana sımsıkı sarıldı

"yapma be oğlum onlar senin üzüldüğünü görürlerse daha çok üzülürler "

Ona gülümseyip ayağa kalktım.

"haklısın dedim hadi çıkalım."

oda hiç bişey söylemeden arkasını dönüp kapıya doğru ilerledi fotoğrafa sonkez bakıp bende atilla'nın peşinden odadan çıktım beraber toplantı odasına doğru ilerlerken Alp yanımıza geldi tekmil verip konuştu

"komutanım beni emretmişsiniz"

Alp askerlerinin dosyalarının olduğu odanın görevlisi

"alp ateş timinin dosyalarını odama bırak"

" Emredersiniz komutanım"

ve hemen yanımızdan uzaklaştı toplantı odasının kapısına varınca içeri girdik bizi görünce hızla ayağa kalktılar hepsine oturması gerektiğini söyledim atilla kendi yerine oturdu bende kendi yerime oturdum derin nefes aldım o sırada gölgenin sesini duydum

" komutanım görev yeri neresiymiş"

" görev yeri şırnak uludere köyü. Irak sınırına yakın bizim görevimiz orayı güvene almak ve korumak"

herkes beni sesizce dinlerken ben konuşmaya devam ettim

"o bölgedeki pkk örgütünü temizleyecez pkk lılardan ayrı siviller de varmış köyde "

toplantıda geri kalan ayrıntılarıda paylaştıktan sonra toplantının sonunda

"bügün burda kalacaz yarın sabah erkenden yola çıkacaz"

orada toaplantıyı sonlandırdım ayağa kalktım diğerleride benimle kalktılar oradan uzaklaşıp odama doğru ilerledim odama girip Alp'in bıraktığı doşyaları açtım ilk dosya umaya aitti...

Bölüm sonu

2 yorum