İçeriğe geç

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 6 · 13 dk okuma

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 6

Tanışma

Ses kaydının açık olduğunu da biliyor... Bu gerçekten şaka değil. Ciddi.

"Kapattım." Hayır kapatmadım.

"Sana kapat dedim!"

"Kapattım!"

"Kapatmadığını görebiliyorum gerizekalı! Herşeyi görüp onu göremeyeceğimi sanacak kadar mal mısın?"

"Bağırma! Duyucak."

"Duyarsa baban olduğumu söyle. Babam diye kaydet. Kapattıktan hemen sonra yap!"

"Emir vermeyi kes! Git başkasına sataş ya! Git Amerika'daki dünyanın en şerefsiz insanına sataş. Neden ben?"

"Unutma. Suçluların cezasını her zaman masumlar çeker. Mafya dersi olsun bu da sana. Şimdi sana bir soru. Ve tek şık var. O da evet. Soru geliyor. Dediklerimi harfi harfine yapıcak mısın? Eğer ki hayır demeyi düşünürsen Derya'yı gebertirim!"

"Ne? Hayır! Sakın öyle birşey yapma."

"Cevabını ver şimdi. Ses kaydı nasıl olsa hâlâ açık. Silersen ödeşiriz. Silmezsen de öyle. Hızlı ol."

"Kabul ediyorum. Ama bir şartla."

"Neymiş o?"

"Yüz yüze gelmicez! Ayrıca ben burda kalıcam."

"Kabul. Şimdi o ses kaydını kapat."

"Zaten kapalı." Yalanını sikicem Ebru! Kapat işte.

"Sinir olmak istemiyorum güzelim."

Kapattım. Bu sefer gerçekten kapattım. "Kapattım. Gördün zaten her nerden gördüysen."

"Aferin. Şimdi sil."

"Hayır." Ebru senin kafanı sikiyim. Neyin inadını yapıyorsun?

"Sesin tam gelmedi güzelim. Derya'ın ölmesini mi istedin az önce?"

"Hayır. Tamam siliyorum." Sildim. "Sildim."

"Aferin. Şimdi ben telefonu kapatıcam. Sende aşağıya inip ailevi bir mesele olduğu ve sorgularsa kendini öldüreceğini söyle. Beni de dediğim gibi baban olarak tanıt."

"Tamam. Kapat." Kapattı. Karnıma ağrı girdi. Kıvranmaya başladım. Midem bulanınca hemen odadan çıkıp banyoya gittim. Kusmaya başladım. Sifona basıp ağzımı çalkaladım. Aşağıya indim telefonumu almadan.

"Sen kustun mu? Yalvarırım anlat ne olduğunu."

"Kustum. Ben biraz hastayım da. Bir de regl olmuşum. Hormonlardan öyle ağladım. Ailevi birşey korkmam da. Sonuçta benden uzaklar, değil mi?"

"Haklısın. Tamam. Üstüne gelmicem. Ne zaman hazır hissedersen. Herşey çok hızlı gelişti. Güvenememiş olabilirsin. Anladım." Sana anlatsam anlamayacağın o kadar çok şey var ki... Murat'ın telefonu çaldı.

"Yabancı numara." dediği an numaraya baktım. O mafyanın numarasıydı bu. Elinden kaptım hemen.

"Babam. Mutfakta konuşuyom ben, haberin olsun." Boş boş baktı bana. Hemen açtım.

"Telefonunu yanına almazsan sana yapman gereken şeyi nasıl söylicem gerizekalı?"

"Belki de söyleme diye almamışımdır."

"Demek öyle. Derya'yı getirsinler o zaman. Bizim çocuklara söyliyim."

"Hayır! Tamam. Alıp geliyorum. Burdan birdaha arama." Kapattım. Tam içeri giderken geri aradı. Açtım.

"Ne var?" dedim bıkkınlıkla.

"O telefonu sadece ben kapatabilirim! Sen benim suratıma kapatamazsın. You understand me?"

"Anladım! Kapat o zaman."

"Artık telefonu hoparlöre alıp konuşmayı kes. Uyarı sadece. Şimdi kapatıyorum." Kapattı. Son arananlardan numarayı sildim. Ve içeri geçtim. Titriyordum. Bunu farketmem zor olmadı. Görebiliyordum.

"Buyur. Telefonun."

"Otursana biraz."

Kekelemeye başladım. "T-t-telefonum. Telefonumu almam lazım."

"Dur iki dakika. Dünyayı kurtarmıyorsun burda!" Elimden tuttu. Koltuğa oturttu beni. Ellerimi bıraktı ve konuşmaya başladı.

"Titriyorsun. Hemde çok fazla. Kekeledin. Yukarıdaki telefon konuşmalarını duyamadım ama bağırdığını duydum. Karşıdaki adam da sana bağırıyordu. Bir sorun var. Senin gücünün yetmeyeceği bir sorun. Ve korkundan bana söyleyemiyorsun. Birşey sorucam."

"Sor."

"Tehdit mi ediliyorsun?" Tehditin anasını sikiyorum Murat.

"Hayır. Telefonumu almam lazım."

"Tamam. Al gel yanıma. Uyu biraz. Ne olur ne olmaz, yanında olmak istiyorum." Başımla onaylayıp koşarak merdivenleri çıktım. Telefonu elime aldım. Yüzlerce arama ve mesaj vardı. Sıkıntılı bir nefes aldım. Ve telefonu cebime atıp aşağıya indim. Koltuğa oturdum. Yaklaştım. Başımı Murat'ın bacağına koydum. Kıvrılıp uyumaya çalıştım. Elini koluma koydu. Mesaj geldi. Bakmadan anladım. Hemen elini kolumdan ittim. Bu sefer saçımı okşadı.

"Yapma, başımı yakıcaksın. Yanlış anlayacaklar."

"Kimse yok burda. Hiç kimse yok." Kafamı kaldırdım. Bir bacağım koltuğa koyarak Murat'a dönük bir şekilde oturdum. Bir elim omzunda diğer elim bacağındaydı.

"Yapma. İnsanlar bizi sevgili sanıcak. Başımıza iş alıcaz."

"Ebru? Sen kimden korkuyorsun? Haklısın insanlar bizi sevgili sanabilir başka bir yerde yapsak bunu ama şuan kimse yok. Bizi yanlış anlayacak kimse yok." Ard arda mesajlar gelmeye başladı telefonuma. Gözlerimi kapattım. Telefonu çıkardım. Ama mesaja bakmadan önce su içmek istiyordum. Hemen hemen 10 dakika hatta belkide yarım saat önce kusmuştum. Telefonu masaya bırakıp mutfağa gittim. Geri döndüğümde Murat şaşkınlıktan ağzı açık şekilde telefonumdan birisiyle konuşuyordu.

"Kimle konuşuyorsun? Verir misin telefonumu? Murat! Kimle konuşuyorsun dedim sana." Telefonu almaya yeltendiğimde ayağa kalktı. Karşıdaki kişi telefonu kapattı.

Murat gözlerimin içine derin derin baktı. Sonra bir anda bana sarıldı. Sıkı sıkı sarıldı.

"Kıyamam. Kıyamam sana... O pislik herif neler demiş sana. Hepsini okudum. Hatta adamın kendisinden duydum." Uzaklaştım. Biz hiçbir şey değildik. Bana sarılamazdı.

"Sen benim telefonumla o mafyayla mı konuştun?"

"Evet. Seni yanımdan ayıramam. Derya güvende şuan. Başka bir yerde. Ayrıca bir tavsiye vericem sana. Eğer telefonu kırıp atarsan senin için iyi olabilir. En azından artık sana yazamaz."

"Bana acıyarak bakma."

"Niye yaptın? Rastgele bir numaraya yazmak nedir ya?"

"Ben ölücem! Ölmeden önce hep yapmak istedim. 2 sene sonra ölücem ben."

"Polise haber verseydin o zaman! Madem Derya ile tehdit ettiği için anlatamadın elinde ses kaydı var."

"Polise haber verirsen seni daha erken ölürürüm dedi. O iki seneyi de yaşayamazsın dedi. Ne yapabilirdim amına koyayım çaresizdim! Çaresizdim anlıyor musun? Hayatımda ilk defa hiçbir seçeneğim yoktu. Ne yapsam bana veya sevdiklerime dokunuyordu ucu! Seçenek sunmadı bana. Şunu, şunu yapıcaksın dedi. Yapmak zorunda kaldım. İtiraz edemedim. Evimi basanlar onun adamı. Beni istese alır götürür. Öldürür. Ya da arzularını giderir sadece. İstediğini yapabilir. Öyle iğrenç bir yaratık ki o..."

"Yeter!"

"Noldu? Derdimi dinlemek zor mu geldi?"

"Alakası yok. Sen çaresiz değilsin. Herşeyin bir çaresi var Ebru. Sadece sen çareleri düşünmedin."

"Anlamıyorsun." Arkamı dönüp kapıya yöneldim.

"Gidemezsin."

"Ne?"

"Her yer kilitli."

"Sen ciddi misin? Hapis mi ediyorsun beni buraya?"

"Evet. Seni hapsediyorum. En güvende olduğun yere hapsediyorum seni. Dünyanın en güzel hapsi olmalı bu."

"Ölücem ben. Sen hâlâ hapislerin en güzeli bu diyorsun. Ben bittim. Yok oldum ben. Dün ve bugün neler yaşadım ben. Keşke Arda'nın yanına gitmeseydim. Herşey orda başladı zaten." Odaya çıkmak için merdivenlere yöneldim ki kolumdan tutup kendine çekti beni. Birkaç saniye sonra dudakları aralandı.

"Evlenelim mi?"

Uzun süre sessizlik oldu. Ne evet dedim ne de hayır.

"Niye? Beni tanımıyorsun?"

"Sen de beni tanımıyorsun. Evlenip tanışalım işte. Hem herşeyini bilirim. Yardım etmeye sebebim olur. O adamdan bir adım daha uzaklaşırsın."

Bu bir mantık evliliği olacaktı. Demek istediği buydu. Aşk evliliği değildi bu. Belkide kurtuluşum olacaktı Murat benim. Asker sonuçta. Bana illa ki yardım eder bir şekilde.

"Tamam. Evlenelim." Dudaklarıma dudaklarıyla karanlık bir gölge yarattı. Sanki çınar ağacının altında gölgelenen küçük çocuk gibi...

Dudaklarını ilk ayıran ben oldum. Ayırmamla telefonumun çalması bir oldu. Mafya arıyor olmalıydı.

"Kim?"

"Derya."

"Aç." dedim ve telefonu aldım.

"Alo, Derya?"

"Kuzum iyi misin?"

"Nenem! İyiyim ben. Asıl siz iyi misiniz? Meraktan ölücektim."

"Ebru'm bizi Murat diye bir adam bir eve yerleştirdi. Heryere adam dikti. Neler oluyor? Anlat."

"Birşey olmuyor nene. Ama şöyle birşey oluyor." Gözlerimi Murat'a diktim. Elim dudağıma gitti. "Ben evleniyorum."

"Ne! Kimle kızım? Ay çok sevindim. Ne zaman isteme?"

"Öyle bir evlilik değil. Bugün ya da yarın nikah kıyıcaz."

"Yavrum hele biz bir tanıyaydık önce."

"Merak etmeyin kötü birisi değil." Sırıttı.

"Nerden biliyon kuzum?"

Elimle ağzımı kapattım. "Nene, askerle evleniyom."

"Anam! Kız Derya koş! Ebru evleniyor." Telefonu Derya'ya verdi. "Kız kimle. O mesaj attığın adamla mı?"

"Onu ben sana sonra anlatırım güzelim. Bu başka birisi. Arda'nın yanına gitmiştim ya." Arda dediğimde Murat'ın yüzü düştü.

"Evet gülüm, gittin. Hatta ayrıldın. Yani aldatıldın."

"Heh. İşte ben oradayken bir asker geldi. Şöyle boylu poslu birisi! Benden uzun yani. Arda benden en fazla iki santim uzundu! Her neyse. İşte biz aşık olduk. Hemen böyle iki saniyede aşık olduk." Güldüm. Hepsi yalandı tabikide. "Şuan ben onun evindeyim. Ve evlenmeye karar verdik. Evlenip tanımaya karar verdik birbirimizi."

"Ay Ebru çok sevindim. Düğün ne zaman?"

"Düğün yok." Arkadan Murat konuşmaya dahil oldu. Onların duyabileceği bir ses tonu ile "Nasıl düğün yok? Var ya düğün."

"Yani şimdi değil." dedim iki tarafa da. "Sen şimdi konum at. Tanıştırayım sizi."

"Atayım gülüm. Öptüm."

"Ben de canım." Kapattım. Telefonu dalgınlıkla Murat'a verdim. O da dalgınlıkla aldı.

"Lan dur! O benim telefonum."

"Harbiden dur! Benim değil ki bu. Al."

"Eyvallah koçum ya, zahmet oldu." Merdivenleri çıktık giyinmek için. Konumu gönderdiler o sırada. Ben ilk geldiğimde beni fırlattığı yatak odasına giderken onun da benimle birlikte geldiğini gördüm.

"Nereye? Kendi odana git."

"Burası benim odam zaten."

"Benim odam neresi?"

"Burası? Benim bildiğim çiftler aynı odada kalır."

"Saçmalama. Biz aşık olduğumuz için evlenmiyoruz."

"Ya niye evleniyoruz?"

"Daha iyi birlik olmak için."

"Saçmalama! Aşığız biz."

"Ya siktir git Murat! Boş yapma. İzin verirsen giyinicem."

"Vermiyorum lan!"

"Lafın gelişi! Kes sesini."

Odaya girdim ve kapıyı kilitledim. Ama anahtar sesini duyduğum an boşuna kilitlediğimi anladım. Kapıyı açtım. O da kapıyı ittirdi. Ayağım kapının altına kalınca kapıyı kendisine doğru çekti. Acıyla ayağımı tutup kendimi yatağa attım.

"Ah! Ayağım! Kapıyı niye açıyorsun gerizekalı?"

Ben saydırmaya devam ederken Murat ayağımı tuttu ve kanayan yer baktı. Pamuğa birşey döktü ve ayağıma bastırdı. Acıyla inledim.

"Napıyon?"

"Pedikürüne bakıyorum!" dedi dalga geçerek. "Mikrop kapmasın diye tentürdiyot sürüyoz herhalde. Giyin şimdi."

"Bana bak! Evlencez diye dediklerimi unutma. Benimle düzgün konuşucaksın. Evinde bir köle değil, karın olduğunu unutmayacaksın. Duydun mu!?"

"Duydum. Tanıyınca öyle birisi olmadığımı anlayacaksın."

"Yani seneler sonra... Ben öldükten sonra."

Sıkıntıyla nefes verdi. "Senin şu işi ne yapıcaz? Güvenilir bir doktor mu bu?"

"Bildiğin doktor. ... Hastanesi'nin doktorlarından."

"Lan mal!"

"Höst!"

"Kızım yalancıların dolu olduğu hastane orası. Ölmiceksin. Yalan rapor o. Salak. Onu da bilirsin diye düşünüyorum."

"Ne biliyim ben? Yani ben, ölmüyorum. Değil mi?"

"Ölmüyorsun." Sarıldım. Yanağından öptüm sevinçten dolayı.

"Allah senden razı olsun koca öküzüm benim!" dedim.

"Oha! Kız dua ederken bile bana saydırıyor. Neyse. Soyun."

Ha? "Ha?"

"Üstünü değiştireceksin ya. Giyin manasında soyun. Giyinmen için soyunman gerek ya hani."

"Haaaa! Öyle de o zaman."

"Sen götünden anlıyon lafı." diye çıkıştı. Sakince nefes alıp yatağa oturdum. Sonradan dank etti. Ben Murat ile aynı odada mı soyunacaktım şuanda? Asla. Arkamı dönüp onun giyinmesini bekledim. Tişörtünü çıkarıp rastgele bir yere fırlattı. Bilin bakalım nereye? Bana!

"Ne yapıyorsun gerizekalı?" dedim arkamı dönmeden.

"Soyunuyorum."

"Onu demiyorum."

"Soyunmama okeysin yani?"

"Salak salak konuşup dayak yiceksin şimdi benden. Üzerime niye kıyafetini fırlatıyorsun?"

"Sana fırlatmadım. Sen kıyafetin yolunu kestin." Aynen amına koyayım! Etrafa bakındım. Bavulum nerdeydi? Arkamı döndüm. Ama üstü hâlâ çıplaktı. Sadece pantolonu vardı yani. Çok takılmadım.

"Bavulum yok."

"Nasıl? Ne demek bavul yok? Getirdiler. Buraya koydular. Dolabın içine bak." Aynı anda dolaba yöneldik. Kapağını açtım. Yine aynı anda kafamızı uzatınca kafam kaşına çarptı. Telaşla kaşına baktım.

"Oha! Bilerek olmadı. Kaşın açılmaz değil mi?"

"Açılmaz." Vücudundaki yaralar dikkatimi çekti. Dokunmaktan elbette çekindim. Ama cesaretimi toplayıp kabuk bile bağlamayan yarasını elledim. Ne durumda olduğunu görmek istedim.

"Yaralar, nerde oldular? Askerde mi?"

"Çoğu."

"Azı?"

"Kavga diyelim."

"Askerlerin belalı tipler olduğunu bilmiyordum."

"Ebru. Ben asker değilim. Şirket yönetiyorum şuanda. Asker olursam batarım. Sadece askerden döndüm. Baya bir uzun yaptım ben tabiki ama meslek olarak değil."

"Anladım. Pardon." Yüzüm düşünce eliyle çenemden tutup kaldırdı başımı.

"Yüzün düşmesin. Yakışmıyor." Biraz bakışıp romantik romantik tavırlara girdikten sonra bavulu dolaptan çıkartıp giyinmek için kıyafet aradım. Siyah, mini, uzun kollu bir elbise aldım içinden. Altına da fileli çorap. Ayakkabı olarak çizmelerimi giyecektim. Kombinim aşırı iyi olacaktı. Elbiseyi üzerime tutup aynanın karşısına geçtiğimde Murat imalı imalı baktı bana.

"Üşürsün." dedi benim lafımı bana çarparak.

"Kendi istediğim şeyi giyersem üşümem. Geceliği sen verdiğin için kabul etmedim. Bak şimdi bun altına bu çorapları giyicem ve harika olucak."

"Sana herşey yakışır. Ama annen baban kızar. Baya kısa gibi dışarıda giymek için."

"Sen evlenince falan beni kısıtlayacaksan hiç girişmeyelim."

"Kısıtlamak değil. Yorum yapmak bu. Sen yine giyersin istediği."

"Giyicem zaten." Üzerini giyindiğinde yatağa oturup beni bekledi. Yüzümü ekşiterek ona baktım.

"Çıkmanı bekliyorum."

"Ben senin yanında soyundum ama. Sen nasıl bana bakmadıysan ben de bakmicam. Söz. Vatanım üzerine söz veriyorum şuan için."

"Tamam. İnandım." Gözlerini kapatıp arkasını döndü. Üzerimi giyindim. Gözlerini açmasını söyledim. Bana döndü. Dizime kadar gelen fileli çorapları giyiyordum.

"Gerçekten üşürsün. Böyle sanki kendi bacağınmış gibi gösteren taytlar varmış. Giysene onlardan, donma."

"Keşke ilk önce var mı diye sorsan." dedim ve ikinci çorabı da giydim. Aynanın karşısında son bir kez kendime baktım.

"Vaktimiz var mı?" dedim.

"Ne zaman istersen o zaman çıkarız."

"Sevdim bak bunu." dedim sırıtarak. Makyaj çantamı açıp makyaj yapmaya başladım. Elime aldığım her şeyi soruyordu.

"O ney?"

"Fırça."

"Ne işe yarıyor?"

"Dağıtmaya."

"Neyi?"

"Kafanı."

"Ne?"

"Salak mısın? Kapatıcıyı yayıyorum." Pudrayı aldım.

"O ney peki?"

"Pudra."

"Ne işe yarıyor ki?"

"Sabitliyor. Ne olduğunu sorma. Ne sürdüysen onu ama kapatıcı için kullanılıyor daha çok. Yani daha doğru olduğunu düşünmüyoruz. Birde kontürü keskinleştirmek için."

"Kontür ne?"

"Gölge veriyor."

"Güneşin altıne geç olur o zaten."

"Güneş kim?" Salak mısın Ebru? Sabahları doğuyor ya hani.

"Evet, Güneş kim?"

"Ben sana soruyorum."

"Güneş dediğimde aklına gelen ilk şey erkek mi oldu cidden?"

"Evet. Makyaj yaparken biz kadınlar ters düşünürüz."

"Öyle olsun bakalım. Murat dediğimde?"

"Muradına ermek."

"Yuh!" Murat'a döndüm. "Noldu?" dedim. "Aklına ben gelmedim mi?"

"Diyorum ya, ters düşüyoruz." Kirpiğimi kıvırınca kendini geri attı.

"Gözün çıkacak!"

"Saçmalama."

"Lan güzel olcaz diye yapılır mı bu?"

"Normalde çirkin miyim yani?"

"Makyaj yokken çirkin olsaydın evlenelim demezdim."

"Doğru." Diğer kirpiğimi de kıvırıp maskara sürdüm. Çanta alıp içine gerekli eşyalarımı koydum. Aşağıya indik. Dışarı çıkmadan önce ayakkabıları giyerken Murat'a bir aydınlanma yaşattım.

"Montunu al. Üşürsün."

"Vay anasını ya! Çok mu zekisin sen?"

"Seni düşünüyorum burda! Sinir etme." Umursamadan lafını kestim. "Nenemlerin yanında hanımcı olacaksın."

"Oldu padişahım. O zaman sen de benim annemin ve babamın yanında kocacı olacaksın."

"Bakarız. Montum nerde?"

"Ne biliyim ben?"

"Kolunda ya mal! Bir de bilmiyorum diyor. Ver."

Montumu giydim ve çıktım. Arabaya bindik. Sağ koltuk prensesi olmuştum galiba. Murat anahtarı taktı. Çevirdi. Çalışmadı. Üç kere denedi yine de olmadı.

"Ben deniyim mi?"

"Sen bir de araba mı kullanıyorsun?"

"Evet. Kalk."

"İyi, geç bakalım." Kalkıp şoför koltuğuna oturdum. Murat sağ koltuğa geçince anahtarı tekrar taktım. Çevirdim. Ve tek seferde çalıştı. Gururlu bir bakış attım. O da bana aynı bakışı attı. Gaza bastım. Konu açtım ve olabildiğince hızlı şekilde yanlarına gittim.

"Dur! Kapıyı açma. Sağ koltuk prensesinin kapısını prens açar." dedim ve alay ederek onun kapısını açtım.

"Gıcık!" dedi.

"Hanımcı ol." diye uyardım. Kapıda karşıladılar bizi.

"Hoşgeldiniz!" dedi Derya. İçeri geçince montunu aldı Murat'ın. Ben kendim astım. Onun hizmetli olduğunu bilmek istemiyordum. Yani en azından unutmak istiyordum.

"Babacım."

"Kızım! Hoşgeldin. Bu herif kim?"

"Kocam." dedim sırıtarak.

"Ney? Hayır! Evlenemezsin! Ayrıca bu elbise nerden çıktı? Kış ayında!"

"Efendim ben kocası olarak bir sorun göremedim. Eğer karım üşümediyse bize laf düşmez. Koskoca kadın." Gözlerinin içine baktım. Bu kadar kibar davranacağını düşünmemiştim. Telefona mesaj geldi. Mesaja bakarken Murat ile ikili koltuğa oturduk. Mesaja baktı elimden telefonu alıp.

"İş yerinden birkaç arkadaş. Son yaptığım çizimle ilgili." diyerek yalan söyledim. Mafyaydı. Ama şuan hiç korkunun yeri değildi. Telefonu uçak moduna alıp çantama koydum. Ve Murat'a dönüp korkmadığını gözlerimle anlattım. O da anlayıp karşılık verdi.

"Efendim ben Murat. Askerden yeni döndüm. 5 sene askerlik yaptım. Bugün nikah kıyıcaz nasipse. Yaza doğru da düğün düşündük. Sizin için de uygunsa tabii."

"Uygun yavrum." dedi nenem.

"Değil ana." dedi babam neneme dönüp.

"Annem yok mu?" Derya lafa girdi. "Yok, çıktı o Ebru Hanım."

"Tamam canım. O zaman kıyıyoruz nikahı. Biraz daha kaynaşın ama. Derya'cım dikilme öyle. Enişten olucak seninde. Tanışın. Sorular sorun ne merak ediyorsanız." Derya tekli koltuğa oturdu.

"Oğlum, ne işle uğraşırsın?"

"Şirketim var. Şirketin başına geçirecek birisini bulunca askerliğe doğru adım atıcam."

"Bizim kız da mimar."

"Biliyorum efendim. Bahsetti." Nenem susunca babam konuşmaya başladı.

"Kızımla niye evleniyorsun?"

"Seviyorum ve güveniyorum ona. Kalbimin diğer yarısı ondaymış gibi hissediyorum."

"Sen, kızım?"

"Bende baba. Birbirimizi evliliğin içinde tanımak istedik. Vaktimiz çok yok. Daha gün alıcaz. Yani bugün için ayarlamaya çalışıcaz. Ama sadece üçümüz gelin. Nenemle sen şahit ol babacım. Olur mu?"

"Bakarız."

"Olley be! Canım babam! Çok teşekkür ederim."

"Bu elbiseyi giyme bir daha. Dizinin üstüne çıkmasın!"

"Baba! İki dakika seviniyorum şurda! Gerçekten kursağımda kaldı."

"Birtanem, gidelim mi artık. Yağmur yağacak gibi. Başlamadan gidelim bence."

"Gidelim hayatım." dedim ve rol gereği aşk evliliği gibi göstermek için elini tuttum. Ninemin ve babamın elini, Derya'nın yanağı öpüp arabaya ilerledik. Bu sefer sağ koltuğa ben geçtim.

"Sen çıkartamadın tabii elbiseyi sıra babamda! Ne kadar takıntılı insanlarsınız ya! Bir sebebi de yok."

"Benim var. Ben sevdiğimi kıskanırım. Yaz ayında giysen bunu kıskançlık yaparım ama kış ayında giyince kıyamıyorum. Olay üşümen."

"Yukarda konuşuyordun ama!"

"Sadece seni savundum. Arkanda durdum. Suç mu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.