İçeriğe geç

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 8 · 11 dk okuma

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 8

Felaket

Cevap vermedim. Eve kadar konuşmadım. Doğrusu eve gitmiyorduk. Gün almaya gidiyorduk. Yarım saat sonra gideceğimiz yere vardık. Elimi tuttu.

"Senin için sadece bir rolden ibaret olmasın bu evlilik. Sev. Gerekirse yıllar geçsin ama karım ile resmi bir dil kullanmiyim. Öyle bir soğukluk olmasın ortamda." Elimi dudaklarına götürdü. Öptü. İki kere öptü. Elimi geri çektim. Bize gün verecek olan adamın yanına gittik. Biraz konuştular Murat ile. Ve sonunda aldık. İçimi doldurup taşıran bir huzur vardı şuanda. Yağmur dinmişti sonunda.

"Biz beş saat sonra evleniyor muyuz şimdi?"

"Evet." dedi. "Karım olacaksın. İlk defa bu kadar kısa sürede ciddi bir ilişkim oldu."

"Bizim bir ilişkimiz yok."

"Evliyiz."

"Yüzüğüm yok."

"Alırız."

"Ama daha yok."

"Alınca olur."

"Uzatma." dedim. Yukarı çıkıp odama geçtim. Elbiseyi çıkardım. Çorapları da çıkartıp günlük kıyafetimi giydim.

"Rahatladın mı?" dedim aşağıya indiğimde. Diğer koltuğa oturup bacak bacak üstüne attım. Trip moduna geçtim.

"Ben şuan trip mi yiyorum?"

"Senin karnın aç oluyo ya, doyarsın."

"Acıkmak normal."

"Ben anormalim öyle mi?"

Eliyle sakalını düzeltti. "Alakası yok. Ayrıca elbise hakkındaki konuşmayı arabada yaptık."

"Ben hatırlamıyorum." dedim. Yüzüne bakmıyordum. Yanıma geldi. Oturdu.

Kalkıp tekli koltuğa oturdum. Telefonla oynamaya başladım dikkatimi dağıtmak için. Yaptığı herhangi bir hareketten etkilenme ihtimalim beni sinir ediyordu. Ama bence büyü yapan ben değil oydu. Çünkü ona karşı çekildiğimi gerçekten hissediyordum.

Kucağına aldı. Tekli koltuğa kendisi oturup beni de sertçe kucağına oturttu. Kendine daha da çekti. Sanki babamın kucağına uyuyor gibi hissettim. Rahatsız olmam gerekirken huzurlu hissettim. Uçak moduna aldığım telefonum aramalara ve mesajlara boğulmuş olsa da umursamadım.

"Napıyorsun?"

"Hiç, kucağıma oturttum sadece. Bu normal."

"Trip atıyordum."

"Zaten trip atma diye kucağıma aldım."

Uzun bir sessizlik oldu. Murat'ın telefonu çaldı. Hâlâ kucağındaydım.

"Telefonun çalıyor."

"Boşver." Belimden tutup daha da yapıştırdı kendine. Dudaklarımız kısa süreliğine birbirine değdi. Diğer eli basenimdeydi. Kalın basenlerime doyasıya dokundu. Karşı gelmedim. Hoşuma gitti. Bu benim saçma bir şekilde hoşuma gitti.

"Hoşuna gidiyor anlaşılan."

"Evet." dedim çekinerek. Kucağında olduğum adamdan çekindim!

"Telefon." diye hatırlattım. Kucağından indirmeden telefonu açtı. Hoparlöre aldı. Mafyaydı. Hemen ayağa kalktım.

"Ayağa kalkman az önce sevişiyor olmanı değiştirmez güzelim. Şimdi geri oturabilirsin istersen." Korkuyla nefes almaya çalıştım.

"Sakin ol. Eğer şimdi odana gidip kapını kilitlersen hiç bağırış çağırış olmadan telefonu kapatırım." dedi. Murat'a baktım sorar gözlerle. O da aynı fikirde olunca odama çıktım ve kapıyı kilitledim.

Yatağa oturdum. Elim basenime gitti. Murat'ın elini hissettim orda. Sonra hemen kapı çaldı zaten. Koşarak kapıyı açtım.

"Noldu? İyi misin? Ne istiyor? Öldürücek mi beni sana söyledim diye?"

Eliyle ağzımı kapattı susturmak için. Yatağa düştük. Elini ağzımdan çekti ve öptü. Boynumu, omzumu, kolumu, saçımı... Heryerimi öptü. Kendini tutamayıp tişörtünü çıkarıp fırlattı yine. Bende kazağımı yere fırlattım. Atletimi çıkarmam için pantolonumu çıkarmam lazımdı.

"Dur." dedi. Dudaklarını yaladı kuruduğu için. "O kırmızı geceliği giy. Daha kolay. Bekliyorum." Ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu ama şu anı bozmak istemiyordum. Odadan çıktı. Sanki biraz sonra görmeyecek gibi odadan çıktı. Soyunup kırmızı geceliği giydim. Nikaha 4 saat kalmıştı ve bizim yaptığımız şeye bakın. 4 saat bekleyebilirdik aslında ama yarıda bırakmak istemiyorduk.

"Gelebilirsin." İçime hiçbir şey giymemiştim doğal olarak.

"Oha..."

Yorganın altına girdik. Ve aşağıda geceliğimi kendi elleriyle çıkarmak istediğini söyledi.

"Niye giydim o zaman."

"Görmek istedim."

"Çıkar." Soydu beni kendi elleriyle. Daha sonra ben onu soydum. Yani tam soyacaktım ki zil çaldı. Murat'ın ağzından bir küfür çıktı ama ne dediğini anlamadım.

"Giyin hadi."

"Ciddi misin? Ben çıplak incektim."

"Hadi. Ben aşağıdayım."

Yorganın altından çıktım. Ve hızlıca giyindim. Aynada üzerimi düzeltip aşağıya indim hemen.

"Kim gelmiş." dedim kim olduğunu görmediğim için.

Gözlerime bakıp bıkkınlıkla "Seni görmek isteyen biri. Hayranın galiba."

Aynı bıkkınlıkla kim olduğuna baktım. O içkili mekanın sahibiydi. "Bizi yalnız bırak." dedim. Çünkü konuşacaklarımız özeldi.

Gözlerime manalı manalı baktı. Yalnız bırakmayacağı kesindi.

"Bak Murat. Ben böyle şeylere gelemem. Darlama beni. İki dakika konuşucaz. Müsadenle." dedim ve kapıyı kapatmadan ufak bir aralık bırakarak dışarı çıktım.

"Noldu?"

"Enişte mi?" diye sordu hevesle.

"Evet."

"Daha dün değildi."

"Sen orayı kurcalama. Anlat."

"Abla şimdi ben bu adamı araştırdım. Aşırı güçlü bir mafya senin de bildiğin gibi. Her şeyimizi görüyor. Onun gücünü yenebilecek tek bir kişi var."

"Kim?"

"Kürşat abi."

"Babam mı? Babam ne alaka?"

"Sen olayları bilmiyorsun. Baban güçlendi kızım. O mafyayı bile yenebilecek kadar. Şimdi bunları anlatmanın sırası değil. Sonra konuşuruz. Ben şey için geldim..."

"Ne için?" dedim merakla. Arkada tuttuğu elini gösterdi. Ne olduğuna baktığımda konser bileti olduğunu gördüm.

"Oha!" Sevinçten havalara uçacak gibiydim. Sarıldım.

"Teo'ya! İyi de ikincisi kime?"

"Enişteye tabikide."

"Sen bir tanesin! Ne zaman peki? Belli mi?"

"Belli. İki hafta sonra. Şehir merkezinde her zamanki gibi. En önden yer ayırttım sizin için."

"Sen bir tanesin! Gerçekten bir tanesin." Çocukluktan beri yakın arkadaşımdı. Bu yüzden temastan asla çekinmezdik. Mutlulukla yanağından öptüm. Ama arkadaşça öptüm. Anlayın beni işte. Ama ben rahatsız olurum diye beni hiç öpmezdi.

Sarıldıktan sonra mekana dönmesi gerektiğini söyleyip geri gitti. Bende eve girdim. Biletleri elimle arkamda tuttum. Koltukta telefona bakarak konuştu. Yüzüme bile bakmadı.

"Konuştunuz mu rahat rahat?"

"Konuştuk."

"Niye gülüyorsun?"

"Bilet almış bize."

"Size?" dedi tek kaşını kaldırarak.

"Hayır gerizekalı! Senle bana. En önden yer ayırtmış. İki hafta sonra teomanın konserine gidicez. Değil mi? Geliceksin."

"Kaçırır mıyım?" Gülümsedim. Saate kaydı gözüm. İki saat kalmıştı. Telaşa kapıldım.

"Nikaha iki saat kaldı ve ben ne giyicem bilmiyorum."

"Gelinlik istiyorsundur illa ki. Gel hemen gidelim."

"Hayır. Düğünü yaparken giyerim sonra. Beyaz bir elbise giyer geçerim. Kimse olmicak sonuçta"

"Haklısın. E bir kahve içeriz herhalde." Başıyla mutfağı işaret etti.

"Sen bana niye sürekli iş vermeye çalışıyon?"

"Güzelim, ben mi yapıyım?"

"Evet. Benim işim gücüm var belki? Düşün biraz bunları. Daha elbiseyi bulmam lazım."

"Gel beraber bakalım. Hadi." Gülümseyerek onayladım. Hemen merdivenleri çıkıp bavulu açtım. Herşeyi darmadağın ettim bulabilmek için. Daha sonra Murat bir elbiseye elini attı. Uzun, beyaz, boğazlı bir elbiseydi."

"Bu nasıl?"

"Çok uzun. Ayrıca bunu geçen hafta giydim."

"Eee?"

"Olmaz." dedim. Nerden bilsin kadınların huyunu zaten! Onlar her gün aynı şeyi giyiyordur.

"Uzun derken? Zaten uzun olması gerekmiyor mu?"

"Yoo. Ben beğenirsem bikiniyle bile giderim." Hayır. Abartıyordum. Tepkisini görmek istiyordum sadece.

"Hele bir yapmayı dene. Tavır yapmayı o zaman görürsün."

"Şaka yapıyorum Murat."

"Aman aman aman! Benim güzel karım bana trip mi atıyormuş? Yerim ben onu." dedi saçımı kulağımın arkasına atarak.

"Şımarık." dedim ve göğsüne vurdum hafifçe.

Konuyu değiştirdi. "Kapıdaki adam. Adı ney?" dedi.

"Bora. Çocukluk arkadaşım."

"Demek çocukluk arkadaşını öpmek normal birşey. Karşı cinsten bir arkadaş."

"Sen nerden biliyorsun onu? Ayrıca yanaktan."

"Sarılmak da normal."

"Evet."

"O zaman Damla'yı çağırayım."

"O kim?" dedim hızlıca.

"Çocukluk arkadaşım." dedi üstüne basa basa."

"Eee? Ben evime çağırıyor muyum?"

"Belki buraya değil ama kendi evine çağırmış olabilirsin."

"Bak nikaha kaşı gözü mor bir şekilde gitmek istemiyorsan sus."

Telefonumu hâlâ açmadığım geldi aklıma.

"Telefonu açmam lazım. Nenemler ararsa duymayız."

"Aç bakalım. Bekliyorum."

Aşağıya inip telefonumu aldım. Uçak modundan çıkardım. Mafya 1896 kere aramış. 167 tane mesaj atmış. Az atmış yine. Yine aradı. Ne diyeceğini merak edip açtım.

"Efendim."

"Nerdesin sen? Ne demek telefonumu açmamak. Ayrıca o adamla sapık sapık şeyler yapmayı devam ettirirsen çok ciddiyim kankanı öldürürüm."

"Şu tehdit işlerinden vazgeç."

"Emir vermeyi kes! Sadece ben emir verebilirim."

"Oldu paşam, başka? Ya siktir git işine bak artık. Uzatma."

"Duyamadım? Tetiği çekmem mi gerekiyor? Derya yanımda şuan zeki kız." Ağzım açık kaldı. Murat merdivenlerden iniyordu o an. Telefon ellerimden kayıp gitti. Murat koşarak yanıma geldi.

"Ebru! Ebru! İyi misin? Noldu? Kimle konuşuyorsun?" Telefonu kulağına dayadı. Sesi buraya kadar geldi.

"Onun canı şuan benim parmaklarımın arasında. Ya buraya gelir benimle mutlu mesut yaşarsın ya da ikiniz de ölürsünüz. Karar senin. Neyse ki sadece bir seçenek var." Murat ise çok soğukkanlı şekilde telefonu parçaladı ve çöpe attı. Ağlamaya başladım. Bacaklarım tutmamaya başladı. Kulaklarım çınlamaya ve etraftaki sesleri duymamaya başladı. Başım dönüyordu. Sendeleyip duruyordum. Benim yüzümden ona zarar gelicekti. O ölücekti. Ben de ölücektim. Ve bayıldım. Gözlerimi hastanede açtım. Başımda bir adam dikilmişti. Korkuyla bağıracakken eliyle ağzımı acımasızca kapattı.

"Aklından bile geçirme." Bu oydu... "Benim olman için sadece bir gün veriyorum. Yoksa kendi ellerimle alırım seni. Anlıyor musun?"

Gözlerim dolu olduğundan bulanık görüyordum. Korkudan tekrar bayıldım. Ve bir küfür ettiğini duydum. Tekrar ayıldım. Ama bu sefer hastanede değildim. Yabancı bir evdeydim. İspanyolca konuşan birkaç insan. Biri tanıdıktı. Mafyaydı. Mafya İspanyol muydu?

"Sen..." diyebildim. Hemen gözler bana döndü.

"Sonunda uyandın güzelim. Evine hoşgeldin." Gözlerim büyüdü. Korkuyla ayağa kalktım. Kapıya koştum. Ama zincirleri görünce duraksadım.

"Beni zorla tutuyorsun. Bu bir suç!"

"Kimse seni zorla tuttuğumu bilmiyor. Benimsin artık. Tam anlamıyla..."

"Ne yapıcaksın bana?"

"Ben değil sen yapıcaksın."

"Ne yapıcam?"

"Ne dersem onu."

"Kölen yok burda gerizekalı. Sal beni artık!"

"O kadar kolay değil. Şimdi üzerine farklı birşey giy. Dolapta giymen gereken herşey var." Boş boş baktım yüzüne. "Merak etme. Aynı odada kalmicaz. Sana odanın anahtarını vericem. Yatmadan önce kilitlersin. Amacım cinsellik değil."

"Ya ney? Canımı alıcaksın biliyorum! Ama tek sebep bu olmamalı."

"Seni kullanıcam. Yeterli bir sebep mi?"

"Hiçbir zaman sebeplerin yeterli olamayacak."

Bir mafyaya göre fazla renkli bir evdi. Şaşırmıştım. Ama şuan umrumda değildi evin nasıl olduğu. Bakışlarıyla odayı gösterdi. Yine bir üst kattaydı. Çıktım ve dediği odaya girdim. Dolabı açtım. Dediği gibi bir kıyafet alıp hızlıca giyindim. Telefonuma bakındım fakat Murat'ın parçaladığı geldi aklıma. Sıkılarak aşağıya indim. Koltuğa ondan en uzak olacağım şekilde oturdum.

"Yanıma otur."

"Hayır."

"Neneni öldürürüm. Çok ciddiyim. Derya genç olabilir daha çok vicdanımla savaşırım ama nenen oldukça yaşlı. Onu bir dakika bile düşünmem."

Korkarak onun oturduğu koltuğa geçtim.

"Yanıma."

Biraz yaklaştım. Oturmam gereken yere eliyle vurdu. Öyle vurdu ki sıçradım korkudan. Şuan en ufak şeyden bile korkacak kadar diken üstündeydim. Dediği yere oturdum. Belimden tutup beni kendine yapıştırdı.

"Rahatsız oluyor musun?"

Başımı salladım evet dercesine.

"Olmayacaksın!" Yine başımı onaylayarak salladım. Dilim kilitlenmişti.

"Bana dokunma. Lütfen."

"Kasma kendini. Kaskatı kesilip duruyorsun. Rahatla." Daha da kastım kendimi istemsizce. "Rahatla dedim!" Bağırınca daha da kaskatı kesilmeye başladım.

"Korkunca istemesem de kasıyorum kendimi. Elimde değil. Bağırma sende!"

"Bana bak! Yürü git şimdi. Buzdolabından karışımımı al, getir. Çalkala iyice. Ne duruyorsun? Kalk!"

"Bak bana karşı düzgün davranıcaksın. Sen böyle bağırınca illa ki korkuyorum ama bu her dediğini yapacağım anlamına gelmiyor. Bunu o olmayan kafana sok!"

Ayağa kalktı. Kolumdan tutup duvara sıkıştırdı beni. Dudaklarını yaladı sinirle.

"Ben anlıyorum seni ama sen beni anlamıyorsun galiba. Gerekirse önüme gelen herkesi öldürürüm. Ama sen amacın neyse onun için yaşayacaksın. Amacın benim esirim olmak. Merak etme. Bunu layığıyla yerine getiren herkesi kısa süre içerisinde rahat bıraktım. Ya sevdiklerin ölür ya da bir kere bile karşı gelmezsin bana."

"Tehdit mi ediyorsun beni?"

"Evet." dedi rahat bir şekilde. "Şimdi içeceğimi getir."

Ben neyin içindeyim hiç bilmiyorum ama bildiğim tek şey var. Sevdiklerimin canına benim yüzümden birşey gelsin istemiyordum. Ve bunun için herşeyi yapardım.

Ayağa kalktım. İçeceği alıp çalkaladım. Ve mafyaya verdim.

"Aferin. Kolay birisin aslında." Sabrımı sınıyordu. Bilerek yapıyordu. Sırf ben bir açık vereyim diye yapıyordu. Sakin kalmalıydım.

"Başka birşey isteyeceksen şimdi iste."

"Resmi bir dil kullanırsan ve 'Efendim' gibi hitaplar kullanırsan daha kısa sürer işkencen."

"Biraz abartı olur. Diyemem."

"De! Şimdi o cümleyi tekrar kur. Bu kurallara uyarak." Öfkeyle nefes aldım. Resmen oyuncağı edecekti beni. "Başka bir isteğiniz var mı?"

"Olmadı."

"Başka bir isteğiniz var mı?" diye yineledim. Gözlerime tehdit edercesine baktı. "Bir daha. Sonuna o kelimeyi koy!"

"Başka bir isteğiniz var mı, efendim?"

"Var." Ne var amına koyduğum ne var?!

"Ney?"

"Odam biraz dağınık. Seninle uğraşıcam diye temizleyemedim." Kendisi temizliyor sanki! Lafa bak.

"Eee?"

"Odamı temizle ve topla."

"Daha kibar."

"Odamı temizle ve topla dedim sana." Sinirlenmeye başlayınca tahammülüm kalmadığı için sustum. Odası neredeydi ki?

"Odanız nerde?"

"O kelimeyi kullan. Bunu bir alışkanlık haline getir!"

"Odanız nerde, efendim?" dedim dilim varmayarak.

"En üst katta. Hatta sen komple en üst katı temizle. Asansör bozuk. Merdivenle çık."

"Kaç kat ki?"

"27." Ağzım açık kaldı. O kadar kat niye var ki bir evde. Zibilyon tane insan yaşatmasaydın sende amına koyayım!

Şok içinde merdivene yöneldim. Yarım saat sonra başımı kaldırıp saate baktım. Ciddi anlamda yarım saat olmuştu. Ve ben daha 10. kattaydım. Merdivenlerin uzunluğunu görseniz aklınız hayaliniz şaşar! Bir katta bile insanı yoruyor. O sırada asansörün kapısı açıldı. Ter içinde kim olduğuna baktım. Beni kaldırmıştı. Asansör bozuk falan değildi. Tahmin ettiğiniz gibi mafya çıktı içinden.

"Hani bozuktu?"

"Adı üstünde işkence bu. Devam et sen."

"Yalvarıyorum asansöre bineyim."

"Yalvar."

"Yalvarıyorum zaten!"

"Tamam tamam, gel." Asansöre bindim. Beni sıkıştırdı sandım ve korktum ama sadece tuşa basıyordu. Kolunu yanıma koyunca yanlış anlamam normaldi.

"Merak etme. Cinsel bir istek olmadığını söyledim en başında."

"Taciz veya tecavüz sadece cinsel istekten dolayı mı yapılıyor. İçinde en az bir kötülük olan insan yapıyor bunu."

"Boş yapma."

"Ha? Kadınların sizin yüzünüzden çektiği şeyleri yüzünüze vurmak boş yapmak mı oluyor?"

"Bana karşı gelmeyi kes! Aslında temizlik yaparken başında durmayacaktım rahat rahat yap diye. Ama bu konuşmadan dolayı şeytan gibi dikilicem başında. Vesvese vericem sana her dakika."

"İğrençsin." dedim yüzümü ekşiterek. Asansör durdu. Hemen indim.

Odasına girdim. Girdiğim gibi iğrendim. "Bu ney? Oda mı burası?"

"Evet. Neye benziyor?"

"Kanalizasyona."

"Saygılı ol!"

"Pardon." dedim nenemi hatırlayıp. "Vilada nerde?"

"Yok."

"Ney? Nasıl yok ya!"

"Bir tane bez alıcaksın ve her yeri külkedisi gibi siliceksin."

Şok içinde baktım gözlerine. Beni itip odaya soktuğunda kendime geldim. Temizlik odası bu kattaydı. Hemen eldiven aldım ilk önce. Daha sonra çöp poşeti ve kirli sepetini alıp geri girdim odaya. Düştüğüm durumdan dolayı kendimden utanıyordum. Ama bir sorun vardı. Murat niye hâlâ gelmemişti?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.