İçeriğe geç

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 4 · 11 dk okuma

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 4

Mafya

Elimden tuttu bir anda sözümü yarıda kesip. Hesabı ödedi ve beni dışarı çıkardı. Bir arabaya bindirdi beni. Kendisi de şoför koltuğuna oturup hızlıca bir yere götürdü beni.

"Noluyo?"

"Sus."

"Benim kafamın tasını attırma. Ben senin öyle sus dedin mi susan otur dedin mi oturan süt kuzularına benzemem. Şimdi nolduğunu anlatıyorsun."

Sıkılarak bir nefes verdi. "Bu kadar sarhoşluk yeter. Henüz sarhoş sayılmazsın. Ama biraz daha içersen kafayı yiceksin. Şimdi eve gidicez. Yani sen kendi evine ben kendi evime."

"Ne yani? Benim için bir ev ayarlanmıştın, vaz mı geçtin?"

"Evet. Canım sana yardım etmek istemedi. Bir sorun mu var."

"Çek sağa." dedim hiç yorum yapmadan.

"Ne?" Bağırarak sözünü kestim. "ÇEK SAĞA!" Hemen durdu. "İn." Kapıyı açmaya çalıştım. Kilitliydi. "Aç o zaman."

Sinirle arkasını dönüp gözlerimin içine baktı. "Bak, Ebru. Dışarıda sel olma riski taşıyan bir yağmur yağıyor. Hemen ikimiz de eve gitmeliyiz. O yüzden sus artık. Cidden sus." Cidden sustum. Diretmenin manası yoktu şuan. Çünkü haklıydı. Sel basmadan eve gitmeliydik.

Birkaç dakika sonra evimin önünde indirdi beni. Veda bile etmeden basıp gitti orospu. Çok fazla kafaya takmadan eve girdim. Sözde bana ev buluyordu. Allah Allah yav! Oyun oynuyor resmen benimle.

Derya kapıda karşıladı beni. Hemen odaya çıkartıp neler olduğunu sordu. Uzun uzun anlattım her detayıyla. En son Arda'ya da Murat'a da sövüyordu. Konuşacak birşey kalmayınca işlerin başına döndü. Bende e-devletten tahlil sonuçlarıma baktım. Yukarıdan mesaj geldi o sırada. Yine e-devlettendi. Mesajlar kısmına girdim. Ve girdiğimde pişman oldum. Yaklaşık 2 yıl ömrüm kaldığını söylüyordu. 2 yıl... Sadece bu kadar. Gözümden birkaç damla yaş aktı. Çantamı şok içerisinde yatağa bıraktım. Ve yavaşça oturdum. Telefonu kıracasına fırlattım. Yere oturup ellerimle başımı tuttum. Kafayı yemek üzereydim. Bu kadar kolay olmamalıydı öleceğini öğrenmek. Şuan 2 senem kaldığına sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Ama ağlamanın bu durumu değiştirmeyeceğini biliyordum. Ayağa kalkıp ellerimle yanaklarımdan süzülen göz yaşlarımı sildim. Ve kendimi toparlayıp Derya'nın yanına koştum.

"Derya! Derya! Çabuk gel benimle. Ölmeden önce yapılacaklar listesini tamamlamalıyız."

"Kızım dur bi' ne alaka şimdi? Görmüyor musun yemek yapıyorum."

"Birtanem hemen yapmamız lazım."

"Kürşat Bey beni böyle işlerle uğraşırken görürse dayağı yerim ama!"

"Ya ben konuşurum gerekirse babamla. Ayrıca şurda canım söz konusu benim. Akşam herkese öleceğimi söyleyeceğim."

"Ne! Kızım sen ciddi misin?" Ellerini yıkayıp hemen kapısını kapattı mutfağın.

Gözlerimden yaşlar aktı. Derya'ya sarıldım o an. Ölmeden önce yapılacaklardan birisi sarılmaktı. Çünkü onunla sarılmadan ölmek istemiyordum.

"Ciddiyim. Tahlilime bakarken mesaj geldi. 2 sene gibi bir ömrüm kalmış."

"Ebru salak mısın? Sanki normal birşey anlatır gibi anlatıyorsun."

"Hadi." dedim ve kolundan tutup odama çıkardım. Mutfaktaki başka birisine yemeğe devam etmesini söyledim. Odaya çıktığımızda kapıyı kilitlemiş şekilde kağıdı arıyordum. En sonunda buldum. Açıp okumaya başladım.

"Görev 1: rastgele bir numara gir ve ona ölmeden önce ne yapman gerektiğini sor."

Ölüme takılıcam ben şu ara ama neyse. Telefonumu çıkarıp herhangi bir numarayı girdim.

"Ebru."

"Efendim?"

"Ya başımıza bela olursa bu numara?"

"Gerizekalı mısın kızım? Zaten ölücem. Ne belası?"

"Doğru. Yaz hadi." Mesaj atarken profiline baktım. Bir erkekti. Benden yaklaşık 5 yaş büyük bir adamdı yani. Görünüşü korkutucuydu. Yine de yazacaktım.

Ebru: Ölmeden önce yapmam gereken şey ne?

Mesaja saatlerce bakmadı. Akşam yemeği geçti. Herkes uyudu ama hâlâ bakmadı. Tam yatağa girdim ki mesaj geldi. Yorganın altına girip mesajı okudum.

Adam: Mesaj attığın için sağ ol. Şimdi seni heryerden izliyor olucam. Mafyaya yazan bir gerizekalıyı izlemek eğlenceli olucak.

Ebru: Ne diyorsun sen? Şaka mı bu? 5 yaşında çocuk falan mısın?

Adam: 32 yaşında bir adamım. Mafyayım. Eğer ki polisi ararsan veya başkasına aratırsan seni 2 sene dolmadan kendi ellerimle gebertirim.

Ebru: Ben de inandım. Gerizekalı göt!

Adam: Sen bilirsin. Saçının örgülerini aç öyle yat.

Ne? Saçımın örgülü olduğunu nerden biliyordu? Gerçekten mafya olamaz herhalde. Yani inşallah değildir. Belki de beni tanıyan birisiydi. Dışarıda görmüştü beni. Belki takip etmişti. Korkmak için çok az sebep var. Sakinim şuan. Ama şuan.

Telefonu komodinin üzerine koydum. Saçımın örgüsünü ona inat açmadım. Öylece yattım. Ama uyuyamadım bir türlü. Sağa sola dönmekten kafam resmen allak bullak olmuştu. Stres yapmıştım. Gerçekten beni görebiliyor muydu? Keşke Murat'ı arayıp haber versem. Asker sonuçta. Beni korumanın bı yolunu bulur. Saçmalama Ebru. Sen kendini koruyabilirsin. İlk iş o adama yazmayı bırakıyorsun.

Ayağa kalktım. Saat gece üç buçuk olmuştu. Cama yaklaştım. Dışarıya baktım uzun uzun. Yoldan geçen siyah arabalar dikkatimi çekti. Bir çetenin arabası olmalıydı. Alışkındı herkes bu tür durumlara. Ama bizim evimizin önünde durunca onlarla birlikte benim kalbimde durdu. Elimi kalbime götürdüm. Telefonu elime aldım. Arda'yı aradım. Murat'ın numarasını isteyecektim. Gecenin bu saatinde bile hemen açtı.

"Ebru!"

"Uzatmicam sende uzatma. Murat'ın numarasını söyle çabuk bana."

"Noluyo?"

"Hadi!"

Kapattı. Mesaj olarak attı bana numarayı hemen aradım. O da hemen açtı.

"Murat! Sen misin?"

"Evet. Siz kimsiniz?"

"Ebru ben. Şu aldatılan kız. Şuan tehlikedeyim. Evimizin önünde 7 tane siyah araba durdu ve..." Kapı tekmelenmeye başladı. "Ve şuan kapıyı tekmeliyorlar yalvarırım yardım et."

Birkaç saniye duraksadı. Sonra araba çalıştırma sesi geldi. Bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Ama kapıyı kırmışlardı bile. Nefesimin ritmi iyice bozuldu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Terlemeye başladım. Kıyafetimle kendimi serinletmeye çalıştım çünkü buhar olup gidecek gibiydim.

Sessizce kapıyı iki kez kilitledim. Hiç ses çıkarmadan kapı koluna sandalyeyi dayadım. Telefonu hâlâ kapatmadığımı hatırladım. Koşarak ağzımı telefona dayadım ve fısıldayarak konuştum.

"Öldürücekler hepimizi kapıyı çoktan kırdılar ben kapıyı açamamaları için birşeyler yaptım az önce ama kırarlarsa hiçbir şey yapamam. Murat? Ses ver Murat! Korkuyorum."

"Korkma. Eve giriş yaptık. Yatağın altına gir. Kulaklığını tak ve hiç konuşma. Ben duyucam herşeyi. Birazdan herkesi çıkarıcaz evden."

Korkuyla karışık rahatlayarak nefes verdim. Ama kapının kırılmasıyla birlikte nefesim yarıda kesildi. Nefesimi tuttum. Telefonun sesini kıstım. Galiba dolabı açtılar şuan. Eğer Murat'ı aramasaydım net dolaba girerdim. İyi de Murat niye bana yardım ediyordu sürekli?

Düşüncelerimi yarıda kesen bir ayak sesi... Yatağa yaklaştı. Baza şeklinde olduğu için beni görmesi imkansızdı. Demiri tuttu ve kaldırdı. Korkuyla gözlerimi kapattım.

"Ebru?" Hayır, tahmin edemediniz. Murat değildi. Birisinin adamıydı galiba. Giyinişi belli ediyordu bunu. Telsize yaklaşıp "Bulduk efendim." dedi ciddiyetle.

"Beni alın. Ama ailemi ellemeyin. Yalvarıyorum. Onlara dokunmayın."

"Zaten bizim onlarla bir işimiz yok. Biz seni almaya geldik."

"Siz kimin adamısınız?"

"Murat Bey'in. Şimdi hemen sizi burdan alıp götürücez. Ailenizi de başka bir eve yerleştiricez. Bizim evlerimizden yani güvenli. Rahat olun." Bu sefer gerçekten rahat bir nefes verdim. Hemen ayağa kalkıp odadan çıktım. Telefona yaklaşıp konuştum.

"Murat. Sana çok teşekkür ederim." Beni bulan adam döndüm. "Beni onun yanına götürüyorsunuz değil mi?"

"Evet. Buyrun." Hemen aşağıya inip kapımı açtıkları arabaya bindim. Beni bulan adam ön koltuğa oturdu. Şoför son hızla gaza bastı.

"Efendim, buyrun." dedi Murat'ın karşısına çıktığımızda adamlarından birisi. Sinirle beni kucağına aldı. Bir kat yukarı taşıdı. Ve çift kişilik yatağa fırlattı. Ardından askıda asılı olan kıyafetleri de üzerime fırlattı.

"Napıyorsun sen be? Gerizekalı. İnsan gibi davran."

"Ben sana niye sürekli yardım ediyorum acaba? Bu çekimin sırrı ne? Büyü mü yaptın bana? Kurtarıcın değilim ben senin. Bunu unutma. Şimdi üzerini değiştir. Sonra naparsan yap." Odadan çıktı. Ne bu haller? Hemen peşinden gittim. Gıcık olmuş bir şekilde sırtına atladım.

"Lan! İnsene sırtımdan, hayvan!"

"Benimle düzgün konuşacaksın! Anladın mı?"

"Tamam tamam! İn artık." İndim sırtından. Daha sonra az önce çıktığım odaya girdim. Verdiği şeyleri giydim. Kış ayında kısacık gecelik vermiş gerizekalı. Aşağıya indim yavaşça.

"Kış ayında bana vere vere bunu mu verdin?" dedim üzerimdekini göstererek.

Beni gözleriyle süzdü. Daha sonra kollarını birbirine bağladı ve bacak bacak üstüne atarak sanki puanlar gibi baktı.

"Olmamış. Askıda başka gecelikler de var. Onları dene."

"Az önce seni uyardım. Ama kulakların duymuyo herhalde beni. Şimdi kucağında taşı beni yukarı. Yoksa hiçbir şey giymem çıplak gezerim bu evde." Şaka yapıyorum.

"Aman aman! Kalsın. Prenses hanım!" Kucağına aldı ve yukarı kata taşıdı beni. Yine yatağa fırlatıp yine kıyafetlerden birisini üzerime fırlattı. Ve odadan çıktı. O çıkınca kapıyı kilitledim girmesin diye. Üzerime fırlattığı geceliğe baktım. Siyah, göğsü dantelli, kısa bir gecelikti. Benim daha önceden giydiklerime benziyordu ama bu da kısaydı. Galiba hasta olmamı istiyor. Yaz ayında verseydi şaşırmazdım. Ama daha şubattayız. Götümüz donuyo.

Giydim ve aşağıya indim. Yine baştan aşağıya süzdü beni.

"Sana az öncekinin kısa olduğunu ve kış ayında ancak delilerin giyebileceği birşey olduğunu söyledim. Bunun farkı ney?"

"Bir mankenin üzerindeki nasıl durur bilmek istedim."

"Askerlerin böyle fantazileri olduğunu bilmiyordum. Manken fantazisi! Ömrün boyunca bu anı mı bekledin? Git bana doğru düzgün birşey getir."

"Emredersiniz! Sen de benim canımı sıkma. Seni bir çetenin ellerinden aldım farkındaysan. Şimdi git ve son kalan geceliği giy. Yoksa çıplak gezersin ve asıl o zaman asker fantazisini görürsün!" Arkamı döndüm ve kendimi tutmaya çalışarak yukarı çıktım. Son kalan geceliğe baktığımda sonunda istediğim gibi birşey olduğunu gördüm. Giyip aşağıya indim. Koltuğa oturdum ve bacak bacak üstüne atıp telefona daldım.

"Aç mısın?"

"Hayır. Saat 5 oldu ya hani. Uykum var. Bir saat sonra uyanmam lazım. Tabii uyursam."

"Benim evimde benim kurallarımla yaşayacaksın. Tamam mı? Kural 1, gece ikiden önce uyumazsan ertesi gün gece 12'ye kadar uyuman yasaklanır!"

Şaşkınlıkla ona baktım. "Unutma, ben asker değilim. Sıkı kurallara ve işkencelere dayanıklılığım yok."

"İlk gün bizim de yoktu. Ama alışıyorsun. Kural 2, açlıktan ölsen bile kimse kimsenin önüne yemek koymaz. Herkes kendi yaptığını yer." Anlamaz gözlerle baktım. "Yani aç mısın diye sordum ama açsan kendin yapar yersin." Sinirle bir nefes daha aldım. Bu adam tam bir psikopattı!

"Anan, babana öyle mi yapıyormuş?"

"Yok. Babam kurallara uyan bir insan değildi. Bu yüzden hâlâ öldüresiye işkence çekiyor askerde. Ama kendi kaşınıyor."

"Senin baban askerliği meslek olarak yapıyor o zaman."

"Evet. Kadın erkek ayırt etmeden herkes asker bizde. Sizde?"

"Bizde de kadınların hepsi mimar, erkeklerin hepsi mühendis. Birbirini bulmak buna denir."

Kelimelerini seçti birkaç dakika. Dediği şeyi yanlış anlamamdan korkuyor gibiydi. "Peki, bir askerle evlensen ne yaparsın? Veya başka bir mesleğe sahip bir adamla? Sen mi mesleğini değiştirirsin yoksa o mu?"

"Eğer kadın kendi soy ismini taşımak isterse o değiştirir. Ama erkeğin soy ismini alırsa erkek değiştirir. Ve bizde kadınların çoğu soy ismine bağlıdır. Ben dahil."

"Soy ismin ne ki?"

"Boşver."

"Neyse. Karnım aç benim. Yemek yapmayı biliyor musun?" Güldüm. Benden yemek mi isteyecekti?

"Hani herkes kendi yaptığını yerdi? Ne o? Baban gibi kuralları mı çiğneyeceksin?"

"Bana bak kızım. Benim mesleğim askerlik değil henüz. Bu yüzden kendimi sıkı kurallara sokmak zorunda değilim. Daha yeni geldim eve. Biraz rahatlamak istiyorum. Ve çok üşeniyorum."

"O zaman ben de bu kurallara uymak zorunda değilim henüz." Kalk kendin yap amına koyayım! Konuşturuyor beni!

"Altı üstü birşeyler yapıcan he! Sanki serpme kahvaltı hazırla dedik. Ekmeğe salçayı sür ver kardeşim."

"Onu kendin de yaparsın gerizekalı. Hem ben aç değilim."

"Ben açım işte. Uzatma. Hazırla birşeyler."

"Anlamadım? Sen kime emir verdiğinin farkında değilsin sanırım."

"Kime emir veriyormuşum? Ebru Hanım'a!"

Sakinleşmeye çalışarak bir nefes aldım. Aslında bu kadar sinirlenmesi kolay bir insan değilim ama sürat ifadesine bakınca insanın kafasına kurşun sıkası geliyor!

"Bak Murat. Ben senin kölen değilim. Evine aldığın yardıma ihtiyacı olan bir insanım. Ve senin dediğin hiçbir şeyi yapmak zorunda da değilim." Ayağa kalktı. Çekmeceli dolaptan bir kağıt çıkardı. Ve bana verdi.

"Bu kağıtta yazanları uygulamak zorundasın. Evime aldığım herkes uyguladı itiraz etmeden. Yani yardım ettiğim için bana kul köle olan herkes! Eğer yapmam diyorsan seni onların eline kendim veririm."

"Sen beni tehdit mi ediyorsun gerizekalı!" diye bağırdım. Telefonuma mesaj geldi o an.

Adam: Sence rica mı ediyor? Bildiğin tehdit ediyor gerizekalı.

Korkuyla sıçradım. Göğüs kafesim fazla fazla büyüdü nefes alırken. Murat ilgiyle yanıma yaklaştı.

"Ne korkuttu seni bu kadar? İyi misin?" Ve bir mesaj daha.

Adam: İlk önce o eli senin bacağından çekicek. Daha sonra telefonu cebine şok ve sesten dolayı boşluğuna gelip sıçradığını söyle.

Duraksadım. Ağzımdan hiçbir kelime çıkamadı. Murat ateşim olduğunu hissedip dudaklarını alnıma değdirdi. Ve bir mesaj daha geldi.

Adam: Sana elini çeksin diyorum adam seni öpüyor gerizekalı! Şimdi dediklerimi yap. Hemen!

"İyiyim ben. Elini çeker misin? Rahatsız oluyorum. Ayrıca boşluğuma geldi o yüzden sıçradım. Annemler iyi olduklarını söylediler o kadar." Bir mafya yüzünden yalanlara boğulacaktım.

"İnanmıyorum. Telefonunu göster." dedi ve telefonu almaya yeltendi. Hemen elimle beraber telefonu arkama aldım. Korkuyla nefesimi düzeltmeye çalıştım. Terlemeye başladım. Bu bela başıma nerden bulaştı? Keşke yazmasaydım.

Adam: Aferin. Sözümü dinlediğin sürece adamlarımı bir daha evine yollamam.

Ağzım açıldı. Murat şaşırarak bana bakıyordu. Telefonu kapatıp cebime attım. Koşarak odaya çıktım. Evime gelen onun adamıydı.

Kapıyı kilitledim ve korkuyla karışık stresten dolayı ağlamaya başladım. Daha bugün 2 sene ömrüm kaldığını öğrenmişken... Bunların hepsi niye oluyordu?

Kapı çaldı. "Girme!" Murat kapının ardından nazikçe bağırdı duymam için. "İyi değilsin. O telefonda her ne oluyorsa bana anlat. Çaresini bulayım. Bir kez daha yardım edeyim. Lütfen. Vicdan azabı çekiyorum sen bana bunu söylemediğin için." Göz yaşımı silip burnumu çektim.

"Seninle ilgisi yok." dedim hızlıca. "Özel bir mesele. Lütfen kurcalama. Daha çok korkarım kurcalarsan."

"Niye korkucaksın? Benim yanımdayken isterse dünyanın en güçlü ve tehlikeli insanı gelse alamaz benden seni. Bırakmam."

Kapıya yaklaştım. Elimi herhangi bir yere koydum. Hissediyordum. Onun eli de aynı yerdeydi. "Niye bana yardım ediyorsun?"

"Bunun cevabını veremem. Çünkü ben de bilmiyorum. Ama yardım etmeye zorunlu gibi hissediyorum sana karşı."

"Acıyorsun bana..."

"Sana acımıyorum. Acınacak bir hâlde misin? Anlat. Lütfen anlat. Omzundaki yükü bana yükle."

"Bunu yapamam. Lütfen git. Daha fazla konuşamayız bunun hakkında."

Telefonum çaldı. O arıyordu, mafya. "Çabuk git burdan, Murat. Yalvarırım." Telefonu açmadan önce ses kaydını açtım. Herşeyi polise vericek değildim. Ama ülke dışına çıkarsam beni hiçbir yerde göremez bence. Sonuçta o kadar da mafya değildir. Değil mi? İnşallah değildir yani.

Telefonu açtım. Kalın ve çekici ama bir o kadarda tüylerimi diken diken eden bir ses ile karşılaştım.

"Bak güzelim. O adamın evinden siktir olup gidiyorsun. Sana bir konum atıcam. Ve orda yaşayacaksın."

"Hayır." diyebildim. "Gitmicem oraya. Sen beni kandırıyorsun. Öldürüceksin beni."

"İlk önce ses kaydını kapat. Öyle konuş."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.