Yağmur hızlanmış, caddeler ıslak bir aynaya dönüşmüştü. Adamın sıkıca kavradığı bileği, kadını peşinden sürüklüyordu. Adımlarını hızlandırmak zorundaydılar—polisin sokakları taradığı belliydi. Dar bir ara sokaktan geçerken, adam hızlı bir şekilde kenardaki konteynerin arkasına sığındı. Kadın, nefes nefese kalmıştı.
**“Dur! Bir dakika…”** diye fısıldadı kadın, soluklarını kontrol etmeye çalışarak.
Adam, arkasına dönmeden etrafı tarıyordu. Her şeyin sessizleştiği anlarda bile, tehlikenin ne zaman geleceğini asla bilemezdi. Kaçışın kuralı buydu.
**“Durursak ölürüz.”** dedi kısa ve net bir ifadeyle.
Kadın başını kaldırıp ona baktı. Gözlerinde bir şey vardı—sadece korku değil, aynı zamanda merak. Onun kim olduğunu ve neden kaçtığını bilmek istiyordu.
**“Bana ne yaptığını söylemelisin. Kimlerden kaçıyorsun?”**
Adam ona dönüp gözlerinin içine baktı. Bu tür sorulara alışkındı. İnsanlar, onun gibi adamlardan hep kaçmak isterdi. Ama kadın buradaydı, ve artık hikayenin bir parçasıydı.
**“Yanlış adamlara güvenmekle ilgili bir ders aldım. Ve şimdi bedelini ödüyorum.”**
Kadın kaşlarını çattı. Adamın yüzündeki ifade, yılların ağırlığını taşıyordu. Suçun içinde çok uzun süre kalmıştı, kaçış artık onun doğası olmuştu. Ama hala anlamadığı şeyler vardı.
**“Senin gibi adamlara ne olur biliyor musun?”** diye sordu.
Adam hafifçe gülümsedi.
**“Evet. Ya ölürüz ya da daha büyük bir savaş başlatırız.”**
Kadın ürperdi. O an, her şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu fark etti. Ama kaçmak zorundaydı. Artık dönemezdi.
Adam hızla ayağa kalktı.
**“Hareket etmeliyiz. Burada fazla kaldık.”**
Kadın içini çekti, sonra onunla birlikte sokağın diğer ucuna doğru yürümeye başladı.
---