İçeriğe geç

GÖLGE

Bölüm 2 · 6 dk okuma

GÖLGE

Bölüm 2

2. Bölüm

Lara eskisi gibi değildi, Ay’a küsmüştü. Hiç bakmaz olmuştu Ay’a. Kameralara oynayan o hızlı, çevik ve hırslı Lara kaybolmuştu. Sina tüm gün neşesini yerine getirip onu oyalamaya çalışırken, Lara günden güne kendini daha kötü hissediyordu. İlk devriyeleri bitince Sina yanına geldi ve:

  • "Hadi çıkalım, biraz havan değişsin," diye teklif sundu.

Lara hayır demeden, Sina elinden tutup onu dışarı doğru çıkardı. İleride bir kalabalık gördüler, herkes oraya toplanıyordu. Bir kadının çığlığına Sina merak ettiği için oraya doğru gitti. Kalabalığın arasından sıyrılıp en ön safa geçtiklerinde Hekta’nın annesini gördüler. Elbisesinden yırtılmayan yer kalmayan kadın, çocuğunun elindeki son elbisesine sarılıp ağlıyor ve "Bizi kandırdılar!" diye bağırıyordu.

Birdenbire ayağa kalktı ve Lara’nın yakasından tuttu. Lara neye uğradığını şaşırmıştı. Ne olduğunu anlamadan kadın yine delicesine bağırmaya çalıştı:

"Kandırdılar bizi, kandırdılar! Ay’daki insanlar... Hepsi canavar! Çocuklarımızı aldılar bizden!" diye bağırıp dururken, Sina’nın yardımı ile Lara zar zor kadının elinden kurtulmuştu.

Herkes kadını izlerken birden bir silah sesi duyuldu. Çok uzun zamandır duyulmuyordu bu silah sesi; doğrusu Lara, askerlerin hâlâ silah taşıdığına ihtimal bile vermiyordu. Ama silahı patlatan bir askerdi. Herkese dağılmasını emretti ve kadına bir sakinleştirici vurdular, hastaneye gönderdiler.

Lara, kadının ne yaşadığını, ne olduğunu, ne gördüğünü veya ne duyduğunu da bu hâle geldiğini çok merak ediyordu. Ama Lara bu kadını tanırdı; her zaman biraz kafadan gidik birisiydi. Oğlunun gitmesini istemezdi, "Ben onsuz yapamam," derdi ve "Gerçekten de yapamadı," diye düşündü Lara.

Herkes dağılmıştı, herkes işinin başındaydı. Ne kadar temizlerlerse temizlesinler, Ay’dan gelen teknolojik atık çöpleri her gün biraz daha fazlalaşıyor gibiydi, bitmek bilmiyordu. Kendini bildi bileli bu çöpler hep küçük bir dağ oluşturmuştu. Önündekileri bitirince uzandı ve yenilerini aldı.

Yeniden tam işe başlarken Sina’ya gözü takıldı. Kimseye çaktırmadan cebine bir şey koyduğunu fark etti. Ne olduğunu görmemişti ama Sina’nın yüzü bembeyazdı ve çok tedirgindi. Bir şeyler olduğunu anlamıştı ama tek istediği eve gidip uyumaktı. Kura Ay için seçildiğinden beri günleri böyle geçiyordu, hiçbir şey yapmak istemiyordu.

Devriye bitince herkes evlere dağıldı. Lara etrafa göz atarak Sina’yı aradı ama Sina gitmişti bile. "Nereye hemencecik? Az önce vardiya bitirdi, bu Sina nereye gitti?" diye geçirdi aklından ama arkasına düşmedi. Sonuçta Sina’ydı bu, ne yapacağı belli değildi.

Eve geçince hiç kimseyle bir şey konuşmadan ve yemek bile yemeden yatağına geçti. Uymak için uzandığında sabahki kadın aklına geldi. "O kadın niye böylesine bağırıyordu? Herkes bilir Ay’ya giden birinin hayatının kurtulduğunu," diye düşündü ve uykuya daldı.

Çığlıklarla uyanmıştı Lara. Her yer zifiri karanlıktı ve hiçbir şey göremiyordu. O kadar karanlıktı ki bu hiçliğin içinde bir kadın çığlığı duydu. Tanıdık geliyordu bu ses. Sese doğru yürümeye başladı. Sese doğru yürüdükçe ses daha da uzaktan geliyordu. Lara korkmuştu, beyaz teni daha da solmuştu, tedirgindi. Karanlığı hiç sevmezdi ama hayatının her köşesi apayrı bir karanlığa çıkıyordu her seferinde.

Yürürken birdenbire bir masaya çarptı. Bir şey göremediğinden elini masanın üzerinde gezdirdi; bir kâğıt parçası, daha çok zarfa benziyordu ve bir tişört... Siyah bir tişört; yırtık pırtık, giyilecek bir hâlde olmayan küçük bir tişört. Ve birdenbire, spot ışığı misali tüm ışıklar yandı. Gözü kamaşmıştı, ilk birkaç saniye açamadı gözünü. Gözü ışığa alışınca yavaş yavaş açtı ve onu gördü: Sabahkinden daha da morarmış gözaltları, kurumuş dudaklar ve solmuş bir ten... Kahverengi gözlerinin feri gitmiş, bir daha gözlerini açamayacak durumdaki o kadını gördü. Sabahki kadındı bu; oğlu için feryat figan ağlayan o kadındı.

Kadın Lara’ya doğru yürümeye başladı, hızlandı ve biraz daha hızlandı. Lara’nın yakasına yapıştı ve çığlıklarla beraber bağırmaya başladı:

"Oğlumu aldılar! Onlar zannettiğimiz kişiler değil, onlar canavar! Bizi kandırdılar! Bizi kandırdılar! Bizi kandırdılar!.."

Lara uyandığında ter içinde kalmıştı. Hâlâ rüyada mı yoksa gerçekten uyandı mı anlayamadı ilk birkaç saniye. Başucundaki yarı dolu su bardağını aldı ve birkaç damla su içti. Neler yaşıyordu son günlerde? Bu kadın niye kabusuna girmişti? Lara basitleştirmeyi severdi; hiçbir şeyin arkasında büyük şeyler aramazdı, olduğu gibi kabul eden birisiydi. Her zaman böyle olmuştu Lara için. Bir şey ya iyidir ya kötüdür, bu kadar basit düşünüyordu işte. Bu kadar basitleştirmek istiyordu çünkü böyle görmüştü. Herkes böyleydi, Dünyadaki herkes gibiydi işte.

Taşın üstüne oturmuştu. Taş çok rahatsız ediciydi ama yürümek istemiyordu. Kadının çığlıkları hâlen kulağındaydı. Kendini silkeledi ve annesinin ona yaptığı tokayla sarımsı uzun saçlarını topladı. Yeşilimsi gözleriyle kafasını kaldırdı. Aylar sonra ilk defa Ay’ya böylesine bakmıştı. Ay, misali bir insan gibi kucak açmış Lara’ya sarılmak istiyordu sanki. Lara’yı bir kez daha etkilemiş ve büyülemişti Ay. Yeniden, ormanı andıran gözlerine bir canlılık gelmişti. Şimdiye kadar onu ayakta tutan şey Ay’dı, bundan sonra da böyle olacaktı.

Ay’a doyasıya bakarken her zamanki gibi cızırtı sesleri uğuldamaya başladı sokakta. Herkesin alarmı olmuştu bu ses; başkanın sesini duyunca herkes uyanır ve işe giderdi. Her zamanki gibi de olacaktı ki, ta ki başkanın sesini ve söylediklerini duyana kadar... İlgisini bile vermemişti Lara, Ay’a bakmakla, özlemini gidermekle meşguldü ki bir tuhaflık olduğunu gördü.

O pürüzsüz ses, o pürüzsüz cilt yoktu. O kahvemsi gözün etrafı torba gibi olmuştu. Aslında bu, Lara için normaldi ama bir Ay Başkanı için olmaması gereken bir şeydi. Kırışıklıklar bariz belli oluyordu. Yıllar sonra, yıllar sonra ilk defa televizyonda yeni bir video yayınlanıyordu. Başkanın yeni videosu:

"Tarihin başlangıcından bu yana gerçekleşen bu en büyük savaştan yeni bir dünya doğmalıdır; insanlığın sunduğu fedakarlıkları haklı çıkaracak bir dünya. Bu yeni dünyada, zayıf olan güçlünün şiddetiyle ezilmemei, fakir olan zenginin gururuyla aşağılanmamalıdır. Zekanın, bilimin ve sanatın ürünleri bireyleri topluca yüceltmeye hizmet etmelidir, yoksa azınlığın servet biriktirmesi için bir araç olmamalıdır."

Başkan sözünü bitirdi, ekranın karşısındaki halka gülümsedi ve o yaşlanmış, torbalanmış gözleriyle konuşmasına devam etti:

"Evet milletim, geleceğim ve geçmişim... Bugün Ay Başkanınız olarak konuşuyorum. Yıllar önce bugün, Apollo 11 görevi başarıyla gerçekleşti ve Ay maceramız başladı. Bu süreçte hem sizler hem de biz Ay'daki insanlar çok şey yaşadık ama her şeye rağmen atalarımızın gösterdiği azimden güç alarak projemize devam ettik. 1972 yılında Apollo 17 ile resmi programın sonunu getirmeyi düşündüler atalarımız; ta ki o mucizevi elementi Ay'da bulana kadar... Lakin bunu hiçbir ülkeyle paylaşamadılar. Çünkü Dünya o zamanlar birbirini ezen büyük ve küçük insanlarla doluydu. Eğer Ay'da keşfedilen bu elementi duysalardı, o bencil zenginler yüzünden şu an burada olamazdık ve Dünyanın sonu çoktan gelmiş olurdu. O sonu gelen dünyadan ne de güzel bir başlangıç çıkarttık. Bizim kurduğumuz bu yeni dünya, bu Ay'da gerçek oldu! Artık o eski Dünya yok, o eski zengin ve barbar insanlar yok. Her şeyin üstesinden gelen atalarımız çok iyi bir plan yaparak Ay'da şu an yaşadığımız bu kolonileri kurdular ve bilimi, araştırmayı yüceltmek için burayı var ettiler."

diyerek sözünü bitirdi ve ekran kapandı.

Lara da dahil olmak üzere herkes çok şaşırmıştı. Yıllar sonra değişen bir mesaj... Neler oluyordu böyle? Ne için bu konuşmanın gereğini duymuşlardı? Lara’nın aklında bir sürü soru vardı, cevabı yoktu hiçbirinin.

Tam oturduğu yerden kalkacakken taşın kenarında küçük bir çiçek gördü. Bu da neydi? Küçük, morumsu bir çiçek. Lara ilk defa bu kadar güzel bir şey görüyordu. Adını bile bilmiyordu ama çok güzeldi. Neredeyse Ay’dan bile ihtişamlı duruyordu; bir "taşkıran çiçeği"... Ay’ın aksine çok yakındı Lara’ya. Ne olduğunu, adını bile bilmiyordu ama çok güzeldi. O güzel çiçeği kopardı ve terini silmek için kullandığı o kumaş parçasına sardı çok nazik bir şekilde. Ve iş yerine doğru gitmeye başladı.

Lara yürümeye başlayalı fazla olmamıştı ki Sina’yı gördü. Sina’yı gördüğüne çok sevinmişti. Koşarak Sina’nın yanına gitti ve Sina’ya sarıldı:

"Neredesin dün vardiya çıkışı hemen kayboldun? Sabah olanları gördün mü? Yıllar sonra yeni bir video paylaştı başkan, herkes onu konuşuyor. Duymadın mı yoksa uykucu?" dedi.

Ama Sina’da hiç uyku gözü yoktu; aksine uykusuzluktan kıpkırmızı olmuş gözler vardı. Sina bir terslik olduğunu anlamıştı. Sina’dan ayrılıp yüzüne baktığında bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etmişti bile. Sina’nın dudakları oynadı ve sadece iki üç kelime şey döküldü:

"Lara ben... Ben çok kötü bir şey yaptım."

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ayayyay güzeldi ya acaba ne yaptı çok merak ediyorum bence devamı gelmeli

    1Yanıt