Ay’ın koskocaman gölgesinde yine bir iş günü başlamıştı. Lara, Ay’dan Dünya’ya getirilen sözde çöpleri ayıklamaya başladı. Bir anlığına da olsa gökyüzüne baktı ve içinden, "Bu sefer... Bu sefer ben olmalıyım. Seçmeliler beni, kurtulmam gerek bu çöplükten," diye geçirdi. Kendine çeki düzen vererek çöplüğe daha hızlı bir şekilde saldırdı; "Beni görün" dercesine, "Ben buradayım, beni de alın yanınıza," diyordu adeta.
Bugün seçim günüydü; Ay’a gidecek çocukların seçileceği gündü. O şanslı çocuklardan biri olmayı ne de çok istiyordu! Tek amacı hayatını kurtarmak, bu çöplükten gitmekti. Kulak yırtan siren çalar çalmaz elindeki koca eldivenleri çıkartıp bir köşeye fırlattı. Erkek kardeşinin elinden tutarak eve doğru yürümeye başladı. Bugün seçilecek o çocukların arasında olmayı ne kadar da çok istiyordu. Her yıl sadece ve sadece 200 çocuk seçilirdi. Öne çıkmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı; onu görmemeleri imkansızdı, kesin seçilecekti. Emindi bundan, seçilecekti; çünkü başka bir çaresi yoktu.
Eve ulaştıklarında kafasından geçirdiği tek şey buydu. İçeri girdiklerinde kardeşi hemen annesinin boynuna sarıldı. İşe başlayalı birkaç hafta oluyordu ve bu zorlu hayata yeni yeni alışıyordu. Annesi o grimsi, berbat tattaki lapayı önüne koyunca yeniden Ay’ı geçirdi aklından. Buradan kurtulmak istiyordu.
Yemekten sonra televizyonun karşısına geçtiler. Herkes annesinin gözündeki o arzuyu, isteği tanıyordu. Aynı istek kendisinde de vardı ama farklı kişiler içindi; annesi bu çamurdan oğlunu kurtarmak istiyordu, oysa tam tersi kızı göze görünmek için bir yıldır o kadar hırslıydı ki... Onun için tek seçenek Ay'dı, başka bir şey değil.
Televizyondaki cızırtı yerini Ay başkanının görüntüsüne bırakınca, annesi ve babası iki yandan dua etmeye başladılar. Lara'nın kalbi o kadar hızlı atıyordu ki neredeyse duracak gibi oluyordu. O net görüntüdeki, Ay’ın başkanıydı. Cenneti andıran o tok sesiyle, tüm grilikleri aşıp geçen lacivert takımıyla insanı adeta büyülüyordu. Cam gibi pürüzsüz bir cildi vardı. Lara bir an kendi yara bere içindeki ellerine baktı. İçinden, "Ben de onlar gibi olacağım artık," dedi ve Ay başkanının konuşmasını dinledi.
Başkanın dudakları oynadı ve o muhteşem kelimeleri tekrar tekrar söylemeye başladı:
"Şu anda istediğimiz; Dünya üstündeki diğer şahıslar ve toplumlara daha yakın bir temas, daha iyi bir iletişim kurmak ve Dünya'yı ilkel barbarlıklarla ihtilafın içine sokan milli egoizm ile gurura olan fanatik bağlılığın bertaraf edilmesidir. Barış, ancak evrensel bir aydınlanma ve milletlerin bir araya gelmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Biz hâlâ bu huzurlu gerçeklikten çok uzağız."
"Evet halkım, biliyorsunuz ki tek temennimiz her iki gezegen için de uygun şartları oluşturmak. Dünya halkına minnetlerimizi sunuyor ve ödüllendirmek için bir yıl daha çocuklarını Ay’da büyütmek istiyoruz. Tam olarak 200 kişi seçildi bu yıl. Aranızdaki en zeki ve donanımlı olan kişiler çok güzel bir eğitimle büyüyecek."
Başkan her ismi tek tek, sabırla okumaya başladı. Lara sonucu bildiğini düşünüyor, kendisinin kazandığından emin bir şekilde bekliyordu. Ta ki "Kael" ismini duyana kadar...
Bu Lara değildi, kardeşiydi! Lara ellerini yumruk yaptı, duyduklarına inanamadı. Gerçek olamazdı bu. "Nasıl? Nasıl olur?" diye geçirdi içinden. "Yanlış duydum ben," diyerek kafasını çevirip annesiyle babasına bakana kadar kendini kandırmaya devam etti. Annesi ve babası sevinçten havalara uçmuştu; kucaklarındaki kardeşleri sevinç çığlıkları atıyordu.
Lara kıpkırmızı olmuştu, gözleri doldu. Akan ilk gözyaşını silerek bir hışımla kendini evden dışarı attı. Gökyüzündeki koskocaman Ay’ı gördüğünde boğazı düğümlendi, gözyaşını tutamayarak hıçkırıklara boğuldu. Nefes yakan zehirli havanın yanı sıra, ağlaması da boğazını daha çok yakmıştı.
"Neden ben değil?" dedi. Aynı zamanda kendinden çok utanıyordu; kardeşi için sevineceğine kendi için ağladığı için kendine çok kızıyordu. "Ben böyle birisi değilim," diyordu içinden. Biraz hava almak, dolaşmak istedi. Zar zor da olsa gözyaşlarını dindirmişti. Sina’nın yanına gitmek istiyordu ama Sina’nın ona nasıl güleceğini ve "Bunun için mi üzülüyorsun kızım?" diyeceğini bildiğinden yolunu değiştirdi, eve doğru yürümeye başladı. O sırada arkasından birinin bağırdığını duydu:
"Lara... Lara... Kızım, beni bekle! Dur, geliyorum Lara!"
Lara arkasını dönünce Sina’yı gördü. Onu gördüğüne sevinmişti. Sina yanına geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Biraz soluklanınca Lara’ya baktı ve sarıldı.
"Ay’a gitmek için bir yıldır ne kadar hırslı olduğunu gördüm Lara ama bu senin iyiliğin içindir belki de. Etrafına bak, kaybedecek çok şeyin yok mu?" dedi.
"Anlamıyorsun Sina! Bu benim en büyük şansımdı. Orası Ay... Oraya gitmek için her şeyimi verirdim. Bu benim son şansımdı. 17 yaşındayım, seneye seçenekler arasında olmayacağım. Son şansımı da kaybettim, Dünya'ya çakılıp kaldım!" dedi Lara. Kendini tutamayıp Sina’ya sarılarak yeniden ağlamaya başladı.
Sina, sarılmayı bırakmadan, "Belki de en iyisi budur Lara. Sonuçta Ay’da gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz, bize anlattıkları kadarını biliyoruz," dedi.
"Saçmalama Sina! Orası görüp görebileceğin en güzel yer, orası cennet! Ne zaman doyana kadar yemek yedin söylesene? Her zaman yarı aç kalıyoruz, o da gerçekten iyi çalıştığımız günlerde..."
Sina buna karşılık bir cevap veremedi. Lara’yı teselli etmek istiyordu ama bulundukları koşullarda bu mümkün değildi. Onu evine götürmenin en iyisi olacağını düşündü ve birlikte yürümeye başladılar. Kapıya geldiklerinde Lara’ya dönerek:
"Bugün kardeşinle son gecen. Yarın gün ışığında çocukları toplamaya gelecekler, öyle duydum," dedi ve Lara’nın yanağına bir öpücük kondurup yoluna döndü.
Lara bitik haldeydi. Kendinden çok utanmıştı; tek tesellisi kendisi gidemese de en azından kardeşinin bu cehennemden kurtuluyor oluşuyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla askerler kapıya dayanmıştı. Ellerinde Kael adına düzenlenmiş, başkanın imzasını taşıyan bir form vardı. Başkanın imzasını uzaktan da olsa görmüştü Lara; onlarca kusursuz çizginin bir araya gelişi gibiydi. Gözlerinin önünde kardeşiyle vedalaştı. Dünya ile Ay arasındaki yoldan geçmeye izni olan tek o aracın içine çocukların girişini ve ardından uzaklaşmasını izledi.
Sina da yanındaydı ama herkesin aksine, sanki ters giden bir şeyler varmış gibi üzgündü. Fakat Lara bunu fazla kafaya takmadı. Çünkü artık işi vardı; bundan sonra o kadar hırslı çalışmasına ve kendini yeterinden fazla yormasına gerek yoktu diye düşünüyordu.