Marya heyecanla gölün kenarında bekliyordu. Mutluydu. Çünkü prens Rin uzun zamandır başka bir şehirdeydi. Bu yüzden yüzünü uzun zamandır görmemişti. Marya uzun süredir mektup yollayamıyordu Prens Rin. Herhangi biriyle de mektup göndermesi mümkün değildi çünkü bu mektupları öğrenen biri olursa Prens Rin ihanetle suçlanırdı ve Marya da. Bu ölüm demekti. Bu yüzden Prens Rin’in dört gözle gelmesini beklemişti Marya.
-Gölge.
Marya ismini duyunca heyecanla arkasına döndü. Kafasını eğdi ve selamladı onu.
-Efendi Rin.
Ona sarılmak istiyordu. Tüm bedeninde dolanan özleme rağmen tuttu kendini. Bunu yapamazdı. Yapmamalıydı.
-Kafanı kaldır Gölge ve beni takip et.
Marya şaşkınca kafasını kaldırıp Prens Rin’in gözlerine baktı. Prens Rin ufak bir tebessümle arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Bu ufak tebessüme o da karşılık verebilseydi keşke ama şimdilik kendini tutmaya çalıştı. Marya tereddüt etse de ilerledi peşinden. Prens Rin gölden uzaklaşıp saraydaki çalışma odasının önünde durdu. Marya peşinden ilerlemeye devam ediyordu bu yüzden o da durdu. Kapıda askerler vardı.
-Kapımdan uzaklaşın Gölge kapıda bekleyecek!
Sert sesi öfkeliymiş gibi geliyordu. Askerler Prens Rin’e kapıyı açtıkları gibi yavaşça kapattılar. Marya orada beklerken askerler hafifçe eğilip uzaklaştılar. Kapının eşiğinde beklemeye başladı Marya.
-Gölge!
Ne kadar orada kaldığını bilmiyordu fakat Prens Rin onu çağırınca içeri girip arkamdaki kapıyı açık bıraktı. O kapıyı kapatmaya cesareti yoktu. Başını öne eğilip;
-Buyrun Efendi Rin.
Prens Rin sıkıntıyla derin nefes alıp yavaşça Marya’nın yanından geçip odanın kapısını kapattı. Marya şaşkınca kafasını kaldırıp arkasına baktı. Prens Rin kapıyı kapatmış arkası dönük öylece duruyordu.
-E..efendi R...
Prens Rin bir anda arkasını dönüp ona baktı.
-Marya.
Dedi özlem dolu bir sesle. Haftalardır birbirlerini görmemenin verdiği acısıydı sanki bu ses. Prens Marya’ya yaklaşmak için cesaret topluyormuşçasına derin nefesler almaya başladı. Prens Rin’in gözleri dolu dolu muydu? Yoksa Marya mı ağlamak istiyordu bilinmez.
-Rin.
Dedi Marya özlem dolu bir fısıltıyla. Prens Rin Marya’nın adını seslenen o nahif sesini duyunca bir anda tüm kontrolünü kaybetti ve Marya’yı kollarına sardı. Marya ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette elleri iki yanda dona kalmıştı. Prens Rin Marya’yı sıkıca sardı ve sanki bedeninde kaybolmak istercesine kafasını ona sürttü.
-Marya. Yapmamalıydım ama...
Daha fazla söze cesareti yoktu Prens Rin’in. Ve Marya elleri iki yanda sarmaya korkuyormuşcasına durdurmaya çalışıyordu kendini. Çünkü o da kendini kaybetmenin eşiğindeydi.
-Efendim. Lütfen.
Dedi acı bir fısıltıyla.
-Bana böyle seslenmeni istemiyorum. İstemiyorum.
Hüzünle söyledi bu cümleleri. Prens Rin yasak olanı istiyordu. Marya’ya ulaşmasına engel olan herkesi yok edebilirdi. Kalbi ilk defa sardığı bu bedende atıyordu artık. Bu yüzden yaşamak için öldürebilirdi.