Yıllar geçmişti. Marya on sekiz yaşına gelmişti. Bu sene eğitimlerini tamamen bitirmiş olacaktı ve artık Kral Kim için görevler yapacaktı. Güçlüydü. Çok güçlüydü artık. Önceden saçlarını zorla kesen insanlar bile yaklaşamıyordu ona. Saçları beline kadar uzatmıştı. Lakin Marya onları yok etmek için sıkıca bağlıyordu. Bu düzene alışmıştı.
Büyüdükçe bazı şeyler değişmişti hayatında. Prens Rin ona mektuplar yolluyordu. Marya onu seviyordu. Ama bunu sesli söylemeye ne Prens Rin’in ne de Marya’nın cesareti vardı.
Şimdi ise heyecanla pencerenin dibinde bekliyordu Marya. Rin’in ona yollayacağı mektubun yolunu gözlüyordu. Genellikle gölün dibinde balıkları izlerken gizlice kendisi verirdi ama bugün dışarı çıkamadığım için odasına kendisi getirecekti. Rin’in getireceğinden emin değildi ama Rin’in getirmesini istiyordu. Yani onu görmeyi çok istiyordu.
Marya kendi kendine bunları düşünürken karanlığın içinden siyah kıyafetleriyle baştan aşağı kendini kapatmış biri yaklaşınca heyecanlandı. Gizemli kişi elindeki mektubu uzatınca hemen aldı. Marya gizemli kişinin yüzünü görmeye çalıştı ama göstermeden hızlıca uzaklaştı. Bunun üzerine Marya etrafı kontrol ettikten sonra aceleyle odasına girdi. Heyecanla mektubu açtı.
“Ait olmadığım bir hayatın içinde kendime bir dünya buldum.
Gölgeydi her taraf o karanlıkta kör olacağımı sanıyordum.
Lakin daha yaşanır oldu hayat
Ve ben artık aşkından öleceğimi sanıyorum.
Sana yakın olmak ve dokunamamak
Varlığını görmek
Ama sana karışamamak
Seni hissediyorum Marya
Ah benim Maryam
Lakin seni yaşayamıyorum.
Sen uğruna nelerden vazgeçerim bil bilsen
Ödün kopardı.
Rin.”
İstemsizce yine yaşları akmaya başladı. Marya ağlıyordu. Halbuki o kadar duygusal bir insan değildi. Şimdi ise damlaları elindeki mektubu sırılsıklam edebilecek kadar yas içindeydi. Canı acıyordu Marya’nın. Çünkü Prens Rin asla ulaşamayacağı bir yerdeydi. Ah Prens Rin. Onu sevmek istiyordu. Fakat mektuplardan öteye gidemiyordu. O kadar yasaktı ki, Marya onun mektuplarına cevap dahi veremiyordu.
Marya elindeki mektubu yanına koydu. Derin bir nefes alıp üzüntüyle sıkıca bağladığı saçlarını açtı. Üzgündü ve rahatlamaya ihtiyacı vardı. Yanına koyduğu mektubu eline geri aldı. Elindekideki mektupla odasının penceresine yaklaştı. Rüzgar saçlarının arasından dolaşırken gözlerini kapattı. Yaşlarla dolmuştu gözleri sessizce ağlıyordu. Gözlerini açtı ve tüm yaşların burayı terk etmesini istedi. Karanlığa bakınca şaşkınca dona kaldı Marya. Rin onu izliyordu.
Kalp atışları hızlanmıştı çoktan. Prens Rin tepki vermeden öylece bakıyordu Marya’ya. Gözlerinde bir acı vardı. İzlemek istiyordu sadece. Prens Rin yalnızca saçlarını özgürlüğüne kavuşturmuş olan aşkının güzelliğini izlemek istiyordu. Yüreğinden boğasına doğru yükselen nefessizliği onu öldürecekti. Bu hisleri kendisi istemezdi ama ona nasıl karşı gelebilirdi ki.