Burak’ın bedeni, derin ve zifiri karanlığın içinde savruluyordu. Boğazından çıkan çığlık sesi, sonsuz bir boşlukta kayboluyormuş gibi yankılandı. Bir anda yere çakıldığını hissetti—ama acı yoktu. Sanki var olmayan bir zeminin üzerine bırakılmıştı.Etrafında hiçbir şey görünmüyordu. Hiçlik… Ama sonra, kulaklarının içinde yankılanan o sesler geri geldi.“Biz hiç gitmedik… Sen de gitmeyeceksin…”Burak, nefes nefese etrafına bakındı. Aniden karanlığın içinden bir el uzandı ve bileğini yakaladı. Soğuktu. Ama ölü gibi değil—daha çok, hiç yaşamamış gibi…Burak hızla geriye çekildi ama kaçamadı. Gölgeden şekillenmeye başlayan bir yüz gördü. Bembeyaz gözleri ve çürümüş teniyle Aslı ona bakıyordu. Ama onun Aslı olup olmadığından emin değildi.“Aslı… sen misin?” diye fısıldadı Burak.Karanlık varlık, başını yavaşça yana eğdi. Sonra dudakları oynadı, ama sesi çıkmadı. Birkaç saniye sonra, bir çığlık kulaklarını yırttı. Burak kulaklarını kapatıp dizlerinin üzerine çöktü.Gözlerini sıktı, uyanmak istedi.Ve aniden…Bir çift el onu arkadan itti.Burak sert bir şekilde yere düştü. Ama artık karanlıkta değildi. Gözlerini açtığında, konağın dış kapısının önünde yatıyordu.Yağmur çiseliyordu. Hava soğuktu. Ama etrafta hiç ses yoktu.Ayağa kalkıp geriye döndü. Konağın kapısı açıktı. İçeride, karanlığın içinde Aslı ona bakıyordu.Gözlerinde yaşlar vardı. Dudakları kıpırdadı.“Beni bırakma…”Ve kapı yavaşça kapandı.
**Burak gerçekten kurtulmuş muydu? Yoksa hâlâ o lanetin iç