İçeriğe geç

Gökyüzündeki Yıldızlar Gibiyiz

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Gökyüzündeki Yıldızlar Gibiyiz

Bölüm 3

3. Senin yaşam sebebin olmak istiyorum Yasemin

"Gün gelir, geçer. Değin her şey geçer. Düzelmez dediğin her şey düzelir; olmaz dediğin her şey olur.

Zaman, bazen bir düş gibi geçer. Bazen karanlık geceler, günün her anını senin için kasvetli kılar. Ama işte, günün birinde, her şey beklenmedik bir şekilde değişir. Gecenin sonunda bir sabah doğar, gözlerinde beliren umut ışığıyla birlikte. Düzelmez dediğin o kırık parçalar, zamanla yerine oturur. Bazen öyle olur ki, senin en umutsuz anında, karanlıkta kaybolmuşken, yeni bir ışık gelir, yolu aydınlatır.

Gün gelir, birisi aniden çıkar ve o kadar derin bir şekilde seni sarar ki, hem bedenin hem ruhun iyileşir. O an, belki de bir zamanlar kırık dökük, parçalanmış hissediyorsundur. Ama o biri, seni kollarına aldığında, tüm yaraların sarılır. O sarılış, sadece fiziksel değil; ruhsal bir iyileşme, bir yeniden doğuş gibidir. Hissettiklerin öylesine güçlüdür ki, dünya bir anda sana ait olur. Gözlerinde beliren o sıcaklık, seni eski haline getirir; kararmış dünyanı tekrar aydınlatır.

Ve işte o kişi gelir, seni öyle sarar ki, kırık olan tüm parçaların birleşir. Bazen, en zor anlarında birisinin sana yaklaşması, en derin yaralarını unutturur. Sen bile fark etmeden, bir zamanlar eksik hissettiğin her şey, yeniden yerine oturur. Kollarında bulduğun güven, senin yeniden var olmanı sağlar.

Unutma: "Gözler yaşarmadıkça, gönüllerde gökkuşağı çıkmaz." Gözlerinden dökülen her damla, bir başka gerçeği ortaya koyar. Çünkü kalbinin derinliklerinde, acının ve sevdanın her bir tonu vardır. Bir gözyaşı, bir gökkuşağını getirebilir. Karanlığın içinde kırılan bir yürek, yeniden doğmanın başlangıcına dönüşebilir. Gözlerinde biriken yaş, gökkuşağının ilk adımıdır, seni yeniden umutla dolduran bir başlangıç."

---

"Ne?" diye sordum şaşkın bir şekilde. Çünkü onun neyi kastettiğini anlayamamıştım.

"Yaşamak istemediğini, yaşama sebebin olmadığını söylemedin mi?"

Hala onu anlamakta güçlük çekiyordum. Tam olarak ne yapmamı istediğini anlayamıyordum.

"Mert, ben seni gerçekten anlamıyorum. Sana hayatımın geri kalanını nasıl verebilirim ki? Böyle bir şey sence mümkün mü?"

Mert’in kahkahası, havada yankılanarak bir süre sessizliği kırdı. Gözlerim ona odaklanmışken, içimdeki karmaşanın artmasıyla bir an ne yapacağımı bilemedim. Onun gülüşü, bir yandan bende huzursuzluk yaratıyor, diğer yandan da derin bir merak uyandırıyordu. Duygularım bir bulmaca gibiydi, bir araya getirmek neredeyse imkansızdı.

"Özür dilerim," dedi Mert, sesi hafifçe titreyerek, sanki söylediklerinin ciddiyetini anlamış gibi. "Bir anlık yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce kendimi tutamadım... Ama bana hayatının geri kalanını ver derken gerçek anlamda söylemedim ki..."

Sözleri, içimdeki belirsizlikleri iyice keskinleştirirken, söylediklerinin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye daha geçirmemi sağladı. O an, havada asılı kalan kelimeler, içimdeki karışıklığı daha da artırıyordu. Ne demek istemişti? Şaka mı yapıyordu? Yoksa gerçekten, bir şekilde hayatımı kendi hayatına entegre etmeyi mi düşünüyordu? Mert’in sesindeki o yumuşak tını, biraz olsun rahatlatmıştı ama hala kafamda deli sorular dönüyordu.

Gözlerimi ondan kaçırmadan, derin bir nefes aldım ve ne yapacağımı düşündüm. "Yani, bana söylediklerinin anlamı... sadece bir anlık bir gaf mıydı?" diye sordum, sesimi çıkarmadan, ancak içinde kaybolan soruları dudaklarımdan dökmek zorundaydım.

Mert bir an sessiz kaldı, gözleri düşerek kendini açıklamak ister gibi biraz daha derinleşti. Bu sessizlik, aramızda bir uçurum yaratıyordu.

Verebilseydim, inan, geri kalan tüm süremi verirdim," diyerek sözünü böldüm. Cümlem, içimden gelen bir istek ve belki de bir tür teslimiyetle döküldü.

Mert, sözümü duyar duymaz gözlerindeki kararlılığı bir an daha belirgin hale geldi. "Buna hiç şüphem yok," dedi, sesi derin bir güvenle. "Zaten böyle bir şey mümkün değil. Ben sana hayatını bana ver derken, geri kalan zamanını benim için harca anlamında demiştim. Geriye kalan süreni benimle birlikte kullanarak bana vermeni istedim. Senin yaşama sebebin olmak istiyorum, Yasemin."

Söyledikleri, her kelimesiyle içimde farklı bir yankı uyandırdı. Sözlerinin her biri bir adım daha yaklaştırıyordu beni ona, ama aynı zamanda bir yandan da kendimi daha da uzak hissettiriyordu. Onun bu kadar istekli ve kararlı olmasına rağmen, içinde bulunduğum karanlık, hissettiklerimi basit bir şekilde açıklamaya engel oluyordu.

Yine de, bir şekilde buna inanmak istiyordum. "Yaşama sebebi olmak?" diye düşündüm. Bir insanın başka bir insanın varlık amacını oluşturması nasıl bir duygu olurdu? Hem bu kadar anlamlı hem de korkutucu bir soruydu.

Şaşırmış şekilde onu dinliyordum. Çünkü ilk kez biri benden kendisi için yaşamamı istiyordu. Kendi içimde, yalnız başıma geçirdiğim yılların yüküyle bir süre sessiz kaldım. Hiç kimse, hayatımda beni bu kadar içtenlikle, bu kadar anlamlı bir şekilde istememişti.

"Ben kalan zamanımı anlamlı kılmak istiyorum. Ölmezden önce birkaç yere gitmek istiyorum. Ama bunu yalnız başıma yapmak istemiyorum..." dediğinde, sesindeki kararlılığı hissettim. O an, sadece söylediklerinin ne kadar derin olduğunu anlamakla kalmadım, aynı zamanda bir kişinin içindeki boşluğu başka biriyle doldurma arzusunu da fark ettim. Gözlerindeki duygular, bana belki de yıllardır görmeyi beklediğim bir şeyi gösteriyordu: Birinin gerçek anlamda yanında olmak istemesi.

"Yani benden son zamanlarında sana eşlik etmemi mi istiyorsun?"

"Yani benden son zamanlarında sana eşlik etmemi mi istiyorsun?" dedim, sesimdeki şaşkınlık ve belirsizlikle.

Mert, gözlerini bana odakladı ve derin bir nefes aldı. "Evet, senden tam olarak benim için yaşayarak son zamanlarımda yanımda olmanı istiyorum," diye yanıtladı. "Son anlarının yaşama sebebin olmak istiyorum. Zaten artık yaşamak için geriye hiçbir amacın kalmadığını söylemedin mi?"

Sözlerinin etkisiyle, bir anlığına derin bir sessizlik içinde kayboldum. Onun söyledikleri, kalbimdeki boşlukla bir şekilde örtüşüyordu. "Aslında... söylemesi biraz utanç verici ama..." diye devam etti, sesi biraz titrerken. "Benim yanımda olacak kimsem yok. Ve yalnız olmanın, özellikle de şu anki zamanlarda zor olduğunu biliyorum. Hani bazen sadece 'yalnız hissedersin', bazen de sadece yalnız olursun ya... Bak, o duygular birçoğuna göre birbirine çok benzer görünür. Ama gerçekte biri 'huzur' yaşatır insana, diğeri ise 'acı.' Benim ki acı hissettirenlerden."

Kelimeler, içimdeki derin boşluğu daha da genişletmiş gibi hissettirdi. Onun yalnızlıkla barışmadığını, bu duygunun içinde kaybolduğunu ve onu paylaşacak kimseyi bulamadığını duyduğumda, kendimi ona daha yakın hissettim. Bir yabancı olmasına rağmen, içindeki o acıyı hissedebiliyordum.

"Bu yüzden son anlarımda yalnız olmak istemiyorum," dedi, gözleri beni terk etmeden sabırla beklerken. "Birileri ile konuşmak, gezmek, vakit geçirmek istiyorum. Yanlış anlama. Sana tam olarak nasıl anlatayım, biraz..."

Sözleri, bana içindeki yalnızlığını ve buna karşı duyduğu korkuyu anlatıyordu. Onun için bir yolculuğun, yalnız olmanın, belki de kendini bir yere ait hissedebilmenin önemi vardı. Kendi içimde, bu teklifi bir anlamda kabul etmenin, onun acısına ortak olmanın, bana nasıl bir yol açacağı konusunda bir kararsızlık hissediyordum. Ama bir yandan da bu istek, içinde barındırdığı samimiyetle beni derinden sarmıştı.

""Anlıyorum seni," diyerek onun sözünü böldüm. "Yalnızlığın nasıl hissettirdiğini iyi bilirim."

Mert, başını hafifçe sallayarak buruk bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. O gülümseme, bir tür kabul gibi, aynı zamanda içinde birikmiş olan acıyı da taşıyor gibiydi. Söylediklerim, ona sadece bir an için rahatlama sağlamıştı, ama içinde taşıdığı yalnızlık, o gülümsemenin derinliğinde kayboluyordu.

Ben ise kafamı tavana kaldırarak, sessizce tavana baktım. O an, içimdeki duyguları anlamlandırmakta zorlanıyordum. Ne düşündüğümü, ne hissettiğimi bilemiyordum. Gerçekten benim için kalan sürenin, hayatımın bir önemi var mıydı? İç sesimle konuşmaya başladım, ama cevap gelmedi. Yalnız başıma, sessiz bir boşlukta kayboluyordum.

Bütün bu anlar bir yandan da kendimi yabancı bir bedende gibi hissettirdi. Ne Mert'in yaşadığı yalnızlık, ne de bana sunduğu teklif, içimdeki boşluğu dolduramıyordu. İçimdeki duygular ne kadar samimi, ne kadar doğru olursa olsun, yine de bir şey eksikti. O zaman hayatımı birine vermemin de bir önemi olmazdı, değil mi?

Ama Mert'in gözlerindeki ısrar ve samimiyet, içimde bir şeyleri değiştirme arzusunu uyandırıyordu. Yaşamak, bir anlamda başkalarıyla paylaşmak demekti; belki de en değerli anlarımı onunla geçirebilirdim.

""Tamam," dedim, yüzümü ona doğru çevirerek. "Şu andan geriye kalan süremi senin için harcayacağım, seni yalnız bırakmamak için yaşayacağım. Zaten bu konuda uzunca düşünmem için ne zamanım var, ne de bir anlamı..."

Mert’in gözlerinde bir anlık yumuşama belirdi. Yüzüne hafif bir tebessüm yayıldı. O an, söylediklerimle birlikte içimdeki karamsarlığın biraz daha yerini kabullenişe bırakmaya başladığını fark ettim. Gerçekten de, ne kadar az zamanım kaldığını biliyordum. Ve belki de, birinin yanımda olması, son zamanlarımı başka bir şekilde anlamlı kılabilirdi.

"Bencillik gibi olmasın ama buna çok sevindim," dedi Mert, ciddiyetini bozmadan. "Umarım bu süre zarfında en azından hayatın, yaşamaya değer olduğunu hissedersin."

Onun sözleri içimde bir sıcaklık uyandırdı. Belki de bu, son anlarımdı; belki de bu, hayatımın gerçekten bir anlamı olabilecek tek zaman dilimiydi. Kafamda çalkalanan düşüncelerle birlikte, bir şeyler yavaşça yerine oturmaya başlıyordu. Bu kadarını bile istemişken, birinin bana değer vermesi ve bunu hayatımın sonuna kadar hissettirmesi, benim için yeterli bir şeydi. Hem de belki, hiç yaşamadığım duyguları, ilk kez hissedecektim.

Bir süre sonra garsonun getirdiği sıcak kahveyi avuçlarımın arasında tuttum. Kahvenin sıcaklığı, avuçlarımın içinden başlayarak tüm vücuduma yayıldı. Ancak, ellerim eskisi gibi yanmıyordu. Hani küçükken sıcak bardağa dokunduğumuzda elimiz yanardı ya, işte o hissi artık hissetmiyordum. Tuttuğum kahve bardağı sıcak olmasına rağmen, elim yanmıyordu.

Bedenim, her geçen yılın getirdiği değişimle birlikte duyusuzlaşmış gibiydi. Çocukken her şeyin bir yoğunluğu vardı; neşe, acı, mutluluk, her şey daha canlı, daha yoğun hissedilirdi. Ama şimdi? Şimdi her şey, bir sis perdesinin ardında gibi, uzak ve bulanık görünüyordu. Kahve bardağının sıcaklığı bile, bir zamanlar olduğu gibi, elimdeki duyuları sarmıyordu.

Bu büyüdüğüm için mi, yoksa artık bir şeyler hissetmediğim için miydi, bilmiyordum. Belki de büyümenin kendisi buydu: yıprandığımız halde yaşamaktı. Zamanın geçmesiyle birlikte, duygular da silikleşir mi? Ya da belki de biz, yaşadıkça daha az hissederiz, çünkü her acı, her kırıklık, her kayıp, bizi biraz daha donuklaştırır.

Bir anda aklımda bir düşünce belirdi: İnsanlar büyüdükçe, sadece yaşlandıkları için mi değişir, yoksa bir yerlerde, derinlerde, kaybettikleri bir şey mi vardır? Hüzünlü bir iç çekişle, bardağımı masaya bıraktım. Duygusuz ellerimle kahvenin boşalan kısmını izlerken, bir zamanlar her şeyin bu kadar anlamlı olduğu zamanı hatırladım. Ama şimdi, ne bir neşeyi ne de acıyı tam anlamıyla hissedebiliyordum.

"Okula öğretmen olarak yeni mi geldin, Mert?" diye sordum, yüzümü kahve bardağından çekerek.

"Hayır, bir süredir çalışıyorum burada."

"Gerçekten mi?.. Seni okulda daha önce hiç görmediğimi hatırlamıyorum..."

"Belki de beni fark etmediğin içindir. Aslında ben seni birkaç defa okulda gördüm. Bir yerde çalıştığımız için bu çok doğal zaten."

"Belki de ben de sizinle karşılaşmışımdır. Dikkat etmediğim için hatırlamıyorumdur. Ya da sağlık durumum yüzünden hafızam biraz bozuk olduğu içindir."

" Bunun o kadar da bir önemi yok. Ama sizi okulda görsem de, bu zamana kadar hiç konuşma fırsatım olmadı. Sanki her şey şu an içinmiş gibi... Kader karşılaşmamızı bu güne saklamış gibi... Ben sizi okulda görsem de pek tanımıyorum. Doğal olarak da siz de beni tanımıyorsunuz. En azından üç günde birlikte olsak birbirimizi tanıyabiliriz, değil mi?"

"Kendimden bahsetmemi mi istiyorsun?" diye sordum, sesimde beliren tereddütle.

"Evet... Sonuçta şunun şurasında öleceğiz, en azından birbirimizin hikayesini dinleyelim. Şahsen, hayatımın son zamanlarında yanımda olacak birini biraz da olsa tanımak isterim. Seni bu hale getiren hikayeni duymak istiyorum," dedi.

Sözleri, içimdeki sessiz boşluğu bir anda doldurdu. Kimseyle paylaşmadığım, içine hapsolduğum acılarım bir anlığına yüzeye çıkmak istedi. Ama buna cesaret edemedim.

"Benim kendim hakkında konuşacak bir şeyim yok ki," dedim, bana acı veren sahte bir gülümsemeyle. Sadece anlatmaya cesaretim olmadığı için konudan kaçmaya çalışıyordum. Birisi bana yaklaşmaya çalıştığında, içimdeki karanlık geçmişi hatırlamam daha da zorlaşıyordu.

"Elbette vardır. Herkesin bir hayat hikayesi olur," dedi, ısrarla.

"Ama benim hikayem, dinlemek isteyeceğin türden güzel bir hikaye değil," diyerek tereddüt ettim, bir anlığına içimdeki acıyı hissettim.

"İşte o yüzden dinlemek istiyorum, Yasemin. Eminim birine yaşadıklarını anlatırsan şu anki halinden daha iyi hissedersin. Zaten çoğumuzun hikayesi kötü başlıyor. Ama önemli olan nasıl başladığı değil, nasıl bittiğidir. Hikayemizin nasıl başlayacağını biz seçemeyiz. Ama nasıl biteceğini kendimiz karar veririz. Hatta istersen, ilk ben başlayayım, sen beni dinle..."

O an, derin bir iç çekişle zihnimdeki karanlık anılar canlandı. Çocukluğumun sessiz günleri, gençliğimin çaresiz anları… Bir zamanlar bunları unutmak, geçmişi silmek istesem de, her anı yeniden yaşamak zorundaymışım gibi hissediyordum. Zihnimde dönen bu hatıralar, bir zamanlar beni bu noktaya getiren o travmatik olayları hatırlatıyordu. Ama birine anlatmak, hem korkutucu hem de çekici bir düşünceydi. İçimdeki korku kadar, birine açılma ihtiyacı da büyüyordu.

Oturduğum yerden duruşumu dikleştirip, yüzümü ona çevirdim. Gözlerim dolmuştu, ama içimdeki duyguları toparlamaya çalışarak,

"İlk ben başlayacağım," dedim, bu zamana kadar hiç yapmadığım bir şeyi yapmaya karar vererek... Sesim, başladığımda önceki kadar sarsılmadı; belki de zaman, beklediğimi düşündüğümden daha farklı bir şeye dönüştürmüştü.

♥️ Yorumlarınız ve oylarınız, bu yolculukta bana ışık tutacak. Fikirlerinizi benimle paylaşmayı ve hikayemi daha da geliştirmemi sağlayacak geri dönüşlerde bulunmayı unutmayın.Eğer hoşunuza gittiyse, lütfen yıldızınızı bırakmayı ve düşüncelerinizi paylaşmayı da unutmayın. Benim bu küçük yazarlık deneyimim de sizlerden başka desteğim, yok. Bu yüzden gelişmem için fikirlerinize ve yardımınıza ihtiyacım var .Her bir destek, hikayenin hayata geçmesinde büyük bir etki yaratacak. Teşekkür ederim!"(●⁀‿⁀●)

Bana buradan ulaşabilirsiniz:

İnstagram: this_is.star

X: this_is_star_

Tik tok: _this_is_star

Wattpad starmystory

Bölüm sonu

14 yorum