İçeriğe geç

GÖKYÜZÜ SESSİZ KALDIĞINDA

Bölüm 3 · 11 dk okuma

GÖKYÜZÜ SESSİZ KALDIĞINDA

Bölüm 3

KAYIP GERÇEKLİK

Gözlerimi zorla açmayı başarmıştım fakat var gücüyle parlayan ay ışığıyla gözümü bir bıçak gibi kesti. Başımı gökyüzünden farklı bir noktaya çevirmeye çalıştım. Zor da olsa başarmıştım. Ay nasıl Güneş gibi gözümü yakmıştı?

Ellerim toprak zemine değiyordu. Hareket etmeden durduğumda bile vücudum yanıyordu. Ellerimi hareket ettirmeye çalıştım. Toprak zeminin pürüzünü ellerimde hissettim.

Ellerim sıvıyı hisssettiğinde irkildim. Bayılmadan önce ortamın kan gölü olduğunu hatırlıyordum; dokunduğum şeyin kandan başka bir şey olmasına imkan yoktu.

Avuçlarımı yere bastırdım. Vücuduma acı ilmek ilmek yayıldı. Dişlerimi sıktım ve var gücümle doğrulmak için hareket ettim. Çok daha kötü bir acıyla yere düştüm.

Kafamdan çeneme doğru uzanan bir ıslaklık hissettim. Dudaklarımı birbirine bastırdım, gözlerim dolmuştu. Kafamın arka tarafı acıyla yanıyordu. Ciğerlerim tükenmiş gibiydi. Her nefes alışımda acı boğazımı yakıyordu. Gözlerim yorgunluktan titriyor, vücudum beni cezalandırıyordu.

Anlık bir saniyede elimin üstünde koca bir ağırlık hissettim. Sanki biri ona bıçakla baskı uyguluyormuş gibiydi. Elimi göz hizasına çekmek için kolumu yukarı hareket ettirmeye çalıştım. Kollarım bana aykırı şekilde titriyordu. Elimi gördüğümde gözlerim kocaman açıldı. Ellerim çok derin yaralarla kaplıydı. Tırnaklarım çamurla kirlenmişti. Ellerimin yara olmayan kısmında silik bir iz vardı. Acı izin olduğu yerde hisssediliyordu. Dövmeye benziyordu ama değildi.

Toprağın üstünde başım yan tarafımdaki ağaçlara bakacak şekilde yatıyordum. Yırtılmış kıyafetlerimin altındaki bedenim kanla çamurlaşmış toprağa değiyordu. Hissettiğim sıvılar kandan başka bir şey değildi. Gözlerimi yumdum. Bayılmadan önce Serath bana seslenmişti. Şimdi neredeydi?

Ölümün beni alması fazla uzak olmamalıydı. Her öksürüğümle dudaklarımın arasından kan toprağa fışkırıyordu. Ölüm... Bir anda aklıma gelen Elrion'un ölmüş bedeninin görüntüsü midemin bulanmasına ve gözlerimdeki yaşların daha hızlı akmasına sebep oldu.

Son gücümle yan tarafıma kustum. Öğürmek bedenime sadece daha fazla acı verdi. Berbat durumdaydım. Yanaklarım, dudaklarım ve kıyafetlerim kusmuk olmuştu. Her yerimde kan vardı. Bazıları bana aitti, bazıları ise farklı insanların kanıydı. Toprak ile çamur hala hissediliyordu.

Çok büyük bir acı kafamın ucundan ayak uçlarıma kadar beni sardı. Dudaklarımdan istemsiz bir haykırış döküldü. Haykırışlarım boğazımı yaktı. Defalarca kafama vuruyorlarmış gibi kafamda art arda ağrılar hissettim.

Ölüm böyle bir şey olmalıydı.

Nasıl olduğunu anlamadığım bir anda kendimi huzur dolu buldum. Her yerim duş almışım gibi ıslandı ama kendimi çok temiz hissettim. Yaralarım sihirli bir şekilde acılarından vazgeçtiler. Gözlerim benden istemsiz şekilde kapandı.

Huzur vücudumu sarmaladı. Beni kucakladı. Toprak, kan, kusmuk gitmiş yerini şifalı bir su almıştı. Suyun altından yavaş yavaş yukarı çekiliyormuş gibi hissediyordum.

Etrafımda hoş bir gıdıklama hissi vardı. Dudaklarım ben fark etmeden kıvrıldı. Zihnim tüm düşüncelerden arındı. Sanırım Cennete yükseliyordum. Mutluluk hissi baştan aşağı beni sarmaladı.

Su beni sardı, yaralarıma dokundu. İçimdeki yorgunluk ve ağırlık vücudumu terk ediyordu. Zihnim tamamen boşalmıştı. Kalbim yumuşak bir biçimde kendini hissettiriyordu. Su şefkatle yanaklarımı okşadı.

Bir güç beni sırtımdan yukarı doğru ittirdi. Suyu aşarak yükseliyordum. Su bana sertçe vurmuyordu, sevgiyle okşuyordu.

Sudan çıktığımda hava beni karşıladı. Etrafım huzurla doluydu. Dudaklarım kıvrıldı. Sırtım yumuşak bir zemine temas ettiğinde yattığım yerde gerildim.

Güneş ışığının gözlerime değmesi gözlerimin aralanmasına sebep oldu.

Gözlerim ışığın etkisiyle kısıldı. Kafamı başka yere çevirdim. Yatakta uzanıyordum. Tekrardan gerilip yataktan doğruldum.

"Ne saçma bir rüya gördüm." Kendi kendime söylenirken yatağın yanındaki komidinden telefonumu almak için elimi uzattım. Fakat elim telefona değil sert bir şeye değdi. Başımı döndürdüğümde dokunduğum şeyin çok hoş bir heykelcik olduğunu gördüm.

Hala uyku mahmuruydum ama bu küçük heykelin bana ait olmadığını biliyordum. Heykelin üstünde parlayan küçük ışık yüzümü aydınlatmıştı. Etrafıma bakınmaya başladım.

Yatak fantastik bir filmden çıkmış gibi duruyordu. Uzun oymalı ahşap ayakları ve koyu kırmızı kadife bir örtüsü vardı. Yan tarafında iki ahşap komidin üstlerinde de güzel küçük heykeller vardı. Odanın diğer tarafında büyük bir dolap ile masa duruyordu.

İleride kitaplarla dolu büyüleyici bir kitaplık duruyordu. Adımlarımı ona yönelttim. Rafına parmağımı sürdüm. İçinden bir kitap çıkarıp aldım. Kitabın sayfalarında gezinmeye başladım. Hiç bilmediğim bir dilde yazan yazılar vardı. Kitabı burnuma yaklaştırdım ve kokladım. Hoş koku burnumu sardı.

Kitabı yerine bırakıp odada bulunan iki kapıdan birini açtım. İçerisi bembeyazdı. Üst tarafında güzel işlemelerle kaplı uzun bir ağız olan küvet resmen beni büyülemişti. Her yer o kadar güzel dekore edilmişti ki...

Bir anda nerede olduğumu bilmediğim aklıma geldi. İçime bir telaş düştü. Nefeslerim sıklaştı. Göğsümü tutup yatak kısmına hızla geri döndüm. Odanın diğer kısmı tamamen camlarla kaplıydı. Camlara koşarak yaklaştım. Ellerimi cama yasladım.

Çok yüksekteydim. Bulutlarla aynı hizada duruyordum. Yeni doğan güneş yüzümü aydınlatıyordu. Önümde sonu gözükmeyen bir orman uzanıyordu. Sağ tarafıma baktığım sırada duvara işlenmiş aynayı fark ettim.

Yüzümü aynaya döndüm. Üstümde eski yıllardaki geceliklere benzeyen bir gecelik vardı. Beyaz saten bir kumaştan yapılmıştı. Çok rahattı. Kızıl saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülüyordu. Ela gözlerim güneş ışığında parladı.

Gözüme elimin üstündeki siyahlık çarptı. Aklıma yerde kanlar içinde yattığım an ve elimin üstündeki siyah işaret geldi. Hemen elimi kaldırıp elime baktım. Siyah bir simge vardı. Su ile ateşin birleşmesine benzer bir simge havayla hareket ederken toprağa tutunmuş bir görsele benziyordu.

Dışarıdan kopan bir çığlık tüm dikkatimi o yana çekti. Odada bulunan diğer kapıya yöneldim. Hızla kapıyı açıp odadan dışarıya atıldım. Kendimi sonu gözükmeyen bir koridorda buldum.

Her yer aynı oda gibi güzel işlemelerle kaplıydı. Genel olarak koyu kırmızı ve kahverengi teması hakimdi. O kadar büyüleyici gözüküyordu ki kendimi rüyaya hapsedilmiş bir kabusta gibi hissediyordum.

Düzenli aralıklarla gelen büyük pencerelerden giren güneş ışığı koridoru hafifçe aydınlatıyordu. Gözlerimi kırpıştırdıktan sonra neden buraya çıktığımı hatırlayıp sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım.

Çığlık bir çok kişinin koridora çıkmasına sebep olmuştu. Herkesin yüzünde aynı şaşkın surat ifadesi vardı. Neler olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Tanıdık simalar görüyordum fakat Serath, Nesyra ve Elrion ortalıkta yoktu.

Elrion'u tekrar göreceğimi de sanmıyordum aslında. Kanla kaplanmış yüzü aklıma her gelişinde midem bulanıyordu. Ağlayanlar, şaşkınlığını hala gideremeyenler ve bağıran kişilerin ortasında nefes nefese kalmıştım.

Arkamda birinin nefes alışını hissetmek beni gerdi. Biri tam arkamda duruyordu. Bir el omzuma değdiğinde hızlıca geri çekildim ve uzaklaştım. Arka tarafıma döndüğümde bu kişinin Serath olduğunu fark etmek beni sadece biraz rahatlattı.

Bana hem telaş hemde garip bir ifadeyle bakıyordu. O da yeni uyanmış gibiydi ve olanları anlayamadan benim yanıma koştuğu belliydi.

"İyi misin?" diye sordu telaşla. Nefes nefeseydi. Başımı ellerimin arasına aldım. Olanları gözümden tekrar geçirdim.

"Sanırım yani bilmiyorum. Her şey çok karışık." bana yaklaşıp omuzlarıma ellerini yerleştirdi. Kafamı yerden kaldırıp ona baktım. Serath uzun zamandır hayatımdaydı ve beni anlayan nadir arkadaşlarımdan biriydi. Yani beni çoğu zaman anlıyor gibiydi.

"Neler oluyor hiç bir fikrim yok fakat senin yanında olacağım." sözlerinin ardından gülümsedi. Bende ona gülümsedim. Bir süre o şekilde kaldıktan sonra yüzüne düşen saçı çekmek için elini yüzüne attı.

Elinin üstündeki siyah simgeyi görmek beni dehşete soktu. O daha bir şey anlayamadan elini hızla tutup kendime çektim.

Simge benim elimin üzerindekiyle aynıydı. Ateş ile suyun birleşimi rüzgarla hareket ediyor aynı sırada rüzgara direnir gibi toprağa tutunuyordu. Simgenin üzerinde parmaklarımı gezdirdim.

İşinde usta bir dövmeci tarafından yapılan kusursuz bir dövme gibiydi. Bakışlarımı kaldırıp bana şaşkın bir şekilde bakan Serath'a baktım.

"Yatakta uyanmadan önce neler yaşadığını anlatman gerek." diyebildim. Serath gözlerini kıstı, elini benim ellerimin arasından çekti.

Tam ağzını açıp konuşacağı sırada koridorda bir ses yankılandı.

"Günaydınlar kutsanmışlar!" yaşlı bir adam bize gülümseyerek bakıyordu.

"Hepiniz yaşadığınız şeylere anlam veremiyorsunuz biliyorum. Sizi aydınlatmak için buradayım. Size kafa karıştıracak şeyleri anlatacak ve daha sonrasında sizi küçük bir geziye çıkartacağım."

Bir kaç kişi adama saldırmaya çalıştı. Bazıları da öfkeyle bağırıyordu. Sinirleri anlaşılırdı. Adam bu tepkilere güldü.

Yaşlı adam bir anda alev aldı. Ateş etrafında onu sardı, korurcasına çevreledi. Saldırmaya çalışanlar ateşin etkisiyle geriye düştü.

"Kutsansanız dahi insanı duygularınız komik ve acınası." diye söylendi adam. Başını yere çevirerek kısık bir sesle gülmeye başladı.

Tekrar başını kaldırdı, gözlerini üzerimizde gezdirdi. Ateş yavaş yavaş sönmüştü. Etrafta yürümeye başladı. Çevremizde gezinip bizi incelemeye başladı. Bunu yaparkende anlatması gerekenleri anlatmaya koyuldu.

"Sizler aciz insanlar olarak doğdunuz. Zekanız yüzünden kendinizi önemli varlıklar zannettiniz fakat sizin türünüz sadece bir hiçlik." derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya devam etti.

"Şimdi ise Zephyreath'a geldiniz. Kutsandınız ve büyük oranda insanlığınızdan arındınız. Uyanmadan önce yaşadığınız buydu. Kan ile acı içinde yatarken insanlığınızdan vazgeçtiniz. Su ve ilahi sizi sardığındaysa aeralyn ruhu bedeninizi benimsedi."

Her birimizin gözlerimizin içine baktı. Zephyreath, aeralynlar ve süper güçler...

Efsane olarak dinlediğimiz hikaye gerçek miydi? Ya ben deliriyordum ya da bu lanet olası efsane gerçekti. Umduğum diğer ihtimal ise kabus görüyor oluşumdu. Dersi çok fazla kafama takmıştım, kesinlikle bundan olmalıydı.

Efsaneyi her zaman büyülenerek dinlemiştim. Aeralyn olmak da çok istediğim bir şeydi. Yine de bir anda kendimi burada bulmam, kutsandığımın söylenmesi hemen kabullenebileceğim bir şey değildi.

"Bu evren sizin geldiğiniz yerden çok farklı. Yaşayarak öğreneceksiniz ben sadece kısaca bilgi vermek istiyorum. 5 kutsal krallık var. Hepiniz bir krallığa ait olacaksınız. Elleriniz üzerindeki simge krallığınızı temsil ediyor. Gerekli kişiler sizi krallığınıza yönlendirecek. Şu an bulunduğumuz bina hiç bir krallığa ait değil. Bilgilenmek isteyen genç aerlynlar burada eğitim alır. Kısa bir süre burada kalacaksınız."

Dudakları kıvrıldı. "Herkes bizim efsanemizi dinleyerek büyür. Bu yüzden çoğunuz evren hakkında genel olarak bilgilisiniz. Burada size hikaye anlatarak vaktimi harcamayacağım sayın kutsanmışlar. Çoğu şeyi de yakında öğreneceksiniz. Sizi uyarmak istediğim tek konu krallıklara gittiğinizde size verilen görevler dışında bir şey yapmamanız. Ünvanınız dışı bir şey yapmak haddiniz değil. Şimdi odalarınıza geçip dinlenin. Yakında sizi krallıklara götürmek için gelecekler."

"Kutsanmak yorucu bir olaydır. İyice dinlenmeniz gerek." son sözlerini söyledikten sonra ortadan kayboldu. Etraf yine ağlayan ve bağıran kişilerle dolmuştu. Ben ise ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum.

"Avenra!" bana seslenen sese doğru döndüğümde Nesyra'nın bize koşarak geldiğini fark ettim. Onu görmek içime bir mutluluk yayılmasını sağlamıştı. Bende ona doğru koşmaya başladım. Ortada buluşup birbirimize sarıldık.

"O an yaşananlarla beraber bir daha sizi asla göremeyeceğimi sanmıştım." dedi sarıldığımız sıra koşmanın etkisiyle nefes nefese.

"Bende." diyebildim sadece. Sıkıca tutundum ona. Sarılmamız bitince ayrılıp birbirimize baktık.

"Elrion nerede biliyor musunuz?" diye sordu bana ve arkamda duran Serath'a bakarak. Ben yavaşça yutkundum. Yüzüne bakamadığımdan yere bakmaya başladım.

"Onu en son gördüğümde..." devamını getiremeden tekrar yutkundum. İçimde bir yerlerde bulunan tüm güç kırıntılarını toplayıp gözlerinin içine baktım. Gözlerim tekrar dolmuştu.

"Onu en son gördüğümde kalbinden bir yara açılmış şekilde kanlar içinde yatıyordu. O sırada öldüğünü düşünmüştüm. Şimdi ise kendiminde çok yara aldığını hatırlıyorum ama şimdi burada sağlıklı bir şekilde buradayım. Yani sanırım." Nesyra gözlerini kısarak bana bakmaya başladığında kendimi açıklama gereği duydum.

"Yani ya Elrion benim gibi o anla beraber yaralandı şu an ise sağlıklı ve bir yerde biz arıyor ya da gerçekten..." cümlemi hıçkırığım böldü.

Nesyra'nın gözleri dolmuştu. Elrion benim sevdiğim bir arkadaşımdı fakat onun kuzeniydi. Beraber büyümüşlerdi, küçüklükten beri birlikteydiler. Kolunu sıvazladım.

"İlk ihtimalin olma olasılığı daha yüksek." diyerek onu teselli etmeye çalıştım. Serath yanımıza yaklaştı.

"Bir kaç kişi odalarına girdi. Bizde onlar gibi yapalım, odalarımıza girip sıcak bir duş alalım. Sonra oturup konuşuruz." dedi ikimize bakarak.

"Nerede oturup konuşucağız." diye sordum. Biraz düşündü. "Eğer istersen senin odan olabilir. Rahatsız olmazsan."

"Olabilir." dedim başımı sallayarak. Nesyra'ya baktım ve gülümsedim. O ise gözleri dolmuş bir şekilde bana baktı. Odasına çekildiğinde bağıra bağıra ağlayıp kendini mahvedeceğini biliyordum.

"İstersen sen hemen şimdi gel. Serath sonra bize katılır." dedim gözlerinin içine bakarak.

"Ben odama gideyim." dedi. İkimize baktıktan sonra arkasını dönüp hızlı adımlarla odasına yöneldi. Onun arkasından baka kalmıştım.

"Avenra?" bana seslenen Serath'a bakmadan bende odama yöneldim.

"Sonra odamda buluşuruz." diyerek kendimi uyandığım odaya attım. Kapattığım kapıya yaslandım. İki elimle kalbimin olduğu yeri tuttum. Olduğum yere çömeldim. Her şey üst üste gelmişti. Kızıl saçlarımı omzumdan geriye attım ve ellerimi göğsümden yüzüme çıkarttım.

Oturduğum yerde ağlamaya başladım. Neye ağladığımı bile bilmiyordum. Yıllarca bu evrene gelmek için dua etmiştim. Küçük bir çocukken annem bana bu efsaneyi her anlattığında büyülenir anneme tekrar anlatması için yalvarırdım.

O beni bırakıp gittiğinde bile hikayesi benimle kalmıştı. Bu yüzden tarih okumuş, seçmeli ders olarak efsaneler ve destanlar dersini seçmiştim.

Evren hakkında bir çok bilgiye sahiptim ama onun içinde yaşamak çok garip geliyordu. Bu evrende olmak ve güce hakim olmak lisedeki benim en büyük hayaliydi şimdi ise bu güce gerçekten sahip olabilecektim.

Kendimi toparlamaya çalışarak çömeldiğim yerden ayağa kalktım. Odadaki dolaba yöneldim. Gözlerimden süzülüp yanağımı ıslatan yaşları sildikten sonra dolabı açtım. İçi çok hoş renkli kıyafetlerle doluydu. İçinde bulunduğum duyguların tam tersi renklerdi.

Burada hava nasıldı bilmiyordum ama içimden soğuk bir ürperti geçiyordu. Bu yüzden kalın bir elbise bulup onu dolabın içinden çektim.

Odayı incelediğim sırada bulduğum banyoya yöneldim. O kadar güzel tasarlanmıştı ki tekrardan hayran kalmıştım. Küvete doğru ilerledim. Suyun geleceği yeri inceledim, nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Üstünde simgesel çizimler vardı.

Bir simgesel çizime dokunduğumda mavi bir şekilde parladı ve su gelmeye başladı. Siren veya deniz kızı bir kraliçenin tacını kılıcıyla tuttuğu bir simgeydi. Çok güzeldi.

Suya elimi uzattığımda suyun ne çok soğuk ne de çok sıcak olduğunu fark ettim. Tam ihtiyacım olduğu gibi ılık ve rahatlatıcı hissettiriyordu. Üstümdeki saten geceliği çıkarıp kendimi suyun içine attım.

Su vücudumu sardı, beni rahatlığa kavuşturdu. Küvetin içine iyice gömüldüm. Uzun süre suda oyalanıp kendimi temizledim.

Küvetin içinden çıkıp mermer lavabonun yanındaki mermer masada bulunan yumuşak havluyu aldım. Güzelce kurulandıktan sonra havlunun yanında bulunan bornozu alınıp sarıldım.

Banyodan çıkıp yatağın üstüne bıraktığım elbiseyi elime aldım. Kıyafetimi giydikten sonra aynanın önünde durdum.

Aynada kendime baktığımda elbisenin koyu kumaşı ışığı neredeyse yutuyordu. Kalın dokusu omuzlarıma ağırlık gibi çökmüş, belimi sıkıca sarmıştı. Etekleri dizlerimin altında ağır ağır hareket ediyor, attığım en küçük adımda bile kışın sertliğini hatırlatıyordu. Sanki beni bir role zorluyormuş gibi hissettiriyordu.

Saçlarımı hafifçe düzenledim. Normalde süslenmek ile hazırlanmak çok hoşuma giden şeyler olsada şu an bununla uğraşmak istemiyordum.

Aklımda dönen tek fikir evrene karşı çıkmadan kurallara uymak sonrada güce hakim olup burayı daha katlanabilir şekile getirip yaşamaktı. Gücü kabullenmez ya da sürekli ağlarsam burası benim için cehennemden başka bir şey olmazdı.

Kapının çalınması ile düşündüğüm şeyler aklımdan uçup gitti. Nesyra veya Serath'ın geldiğini tahmin ederek kapıya yöneldim. Boğazımı temizleyip kapı koluna asıldım. Kapıyı açtığımda görmeyi beklediklerimden tam tersi beklemediğim biri karşımda duruyordu.

Elrion mahvolmuş bir şekilde karşımda bana bakıyordu. Yüzündeki morluklar tenini tanınmaz hale getirmişti. Dudaklarının kenarında kurumuş kan vardı. Nefes alırken göğsü sanki her seferinde kırılacakmış gibi titriyordu. "Burası büyüleyici değil, cehennem." dedi ve daha fazla ayakta durmaya gücü yetmeyerek üstüme yıkıldı. Yere düşmesini engelleyerek onu tuttum.

Şaşkınlıkla onu odanın içine çektim. "Sana ne oldu?" diye sordum. Gözlerini kaldırıp bana baktı.

"Aylardır burada işkence görüyorum." dediğinde ağzım açık kaldı.

Aylardır burada işkence görüyorum.

Biz buraya geleli sadece bir gün olmamış mıydı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.