Elrion alnını omzuma yasladı. Ağırlığını daha çok üstüme verdi. Güçlükle kollarından tutup onu üstümden kaldırdım. Onu yakından görmek yaralarının derinliğini fark etmeme sebep oldu.
Elrion'u odanın içine çekip kapıyı arkamızdan zorlukla kapattım. Kollarından tutarak yatağa çektim. Daha doğrusu sürüklüyordum çünkü kendisi nefes almak dışında bir yaşam belirtisi vermiyordu.
Ayaklarını yere sürerek bir şekilde onu yatağa kadar getirmeyi başarmıştım. Yatağa uzanmasına yardım edip derin bir nefes alarak doğruldum.
Elrion derin ve hırıltılı nefesler alıyor onun dışında asla hareket etmiyordu. Bazı yaralar izi kalacak kadar derindi. Bazıları ise üstündeki kanın ıslaklığı hala fark edilir şekilde yeniydi.
Kahverengi saçları yüzünün üstüne dağılmıştı. Uçları tenine değiyordu. Üstündeki kıyafet zarif bir kumaş ile sert demir bir zırhla yapılmıştı. Vücudunu tamamen kaplıyordu. Demir zırh hayati ve işlevsel yerlere gelecek şekilde yerleştirilmişti.
Kapının tekrar çalınmasıyla hızla kapıya doğru koştum. Kapı koluna o kadar sert asıldım ki bir an kırılmasından şüphe ettim. Kapı açılınca yan yana duran Nesyra ve Serath ile göz göze geldim. Serath hafif bir gülümsemeyle bana bakarken Nesyra hiç bir duygu ifadesi vermeden ıslak gözleriyle bana bakıyordu.
"Elrion." dedim hızlıca. Serath bir kaşını havaya kaldırdı. Hiç durmadan konuşmaya devam ettim.
"Elrion kapıma geldi." diyerek kapının önünden çekildim. Böylelikle yatakta yatan Elrion'u görmelerini sağladım. Nesyra doğruca yatağa koştu. Serath içeriye girince kapıyı kapattım. İkimiz beraber yatağın yanına gittik.
Nesyra yatan Elrion'un ellerini tutuyor ona bir şeyler diyordu. Fakat Elrion hala nefes almak dışında yaşam belirtisi vermiyordu.
"Sanırım bayıldı, kapıyı açınca bir kaç şey dedi ve üstüme düştü." Serath anladığını belli eder şekilde başını salladı. Nesyra Elrion'un ellerini bıraktı. Bize doğru döndükten sonra bakışlarını bana çevirdi.
"Ne yaptın ona?" diye sordu sakince. Gözlerini üstüme dikmişti. Anlamaz şekilde ona bakmaya devam ettim. "Ne?" diyebildim sadece.
Ani bir hızla elbisemin askılarının olduğu yerden tuttu ve beni kendine çekti. "Ne yaptın ona?" diye sordu tekrardan ama bu sefer daha sinirli bir şekilde bağırarak.
Dudaklarım aralanmıştı. Elrion'u bu hale benim getirdiğimi mi sanmıştı? Tüm bu sinirini yaşananan şeylerin şokuna vererek onu üstümden atmaya çalıştım.
Serath Nesyra'yı kollarından tutup onu geriye çekti.
"Nesyra iyi misin? Avenra neden Elrion'a zarar versin, kendine gel." dedi ve onu yavaşça sarstı. Nesyra olduğu yere çömeldi. Tekrar ağlamaya başladı.
Ben ve Serath ona bakıyorduk. Ne yapacağımızı bilemiyorduk. Yakındaki koltuğa oturdum ve yüzümü ellerime gömdüm.
Her şey üst üste gelmişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Serath yanıma oturdu.
"Ne oldu anlatabilir misin?" Yüzümü ellerimden çekmeden konuşmaya başladım.
"Duş alıp hazırlandıktan sonra kapı çaldı. Sizden biri geldiğini düşünerek kapıyı açtım ama karşımda Elrion vardı. Bana bu evrenin büyüleyici değil cehennem olduğunu söyledi. Ardından yorgunlukla üstüme düştü. Ona ne olduğunu sorduğumda ise aylardır işkence gördüğünü söyledi."
"Aylardır mı?" diye sordu hayretle. Yüzümü gömdüğüm ellerimden kaldırıp ela gözlerinin içine baktım.
"Evet." diyebildim sadece. Nefesini tuttu.
"Biz daha yeni uyandık." sözlerinin ardından ekledim,
"Aylardır uyuyorduk." oda sessizleşti. Uzun süre o şekilde durduk. Odayı dolduran tek ses ara sıra hıçkıran Nesyra'nın hıçkırık sesiydi.
Aradan geçen uzun dakikaların ardından bir öğürme sesi ile odadaki sessizlik bozuldu. Sesin geldiği tarafa döndüğümde Elrion'u gördüm.
Dudaklarından çenesine akan kan nefes almasını zorlaştırıyor bu da öğürmesine sebep oluyordu. Yatakta hafifçe doğrulmuştu. Nesyra oturduğu yerden hızla kalktı. Serath ile bizde oturduğumuz koltuktan kalktık.
Elrion yataktan yere doğru şiddetle kan kustu. Kusmasının ardından elleriyle ağzını kapattı. Nesyra onu tuttu ve kendine çekti.
"Elrion?" soru sorar şekilde ismini fısıldadı. Elrion ellerini dudaklarından çekti ve titreyen elleriyle beraber kuzenine sarıldı.
Sarılmaları bittikten sonra Nesyra gözlerinin içine baktı.
"Ne olduğunu her şeyiyle bize anlat." dedi. Serath karıştırdığı çekmecelerden birinden beyaz bir kumaş bularak Elrion'a yaklaştı.
Beyaz ipek kumaşı onlara uzattı. Nesyra kumaşı alıp Elrion'un kanla kirlenmiş dudaklarını ve çenesini temizlemeye başladı.
Elrion ara sıra öksürüyordu. Yorgun gözleri ile bizi izliyordu. Temizleme işi bitince beyaz rengini yitirmiş kırmızı kumaşı yatağın yanındaki komidinin üzerine bıraktı.
Elrion kendini zorlayarak konuşmaya çalıştı.
"Bizim toplandığımız tepeyi hatırlıyorum. Sonra göğsümde hissettiğim bir acıyla yere devrildim." dedikleri aklıma yerde yatan kanlı bedenini getirmişti. Sertçe yutkundum. Elrion konuşmaya devam etti.
"Sonra kendimi yaralı halde buldum. Bir anda kendimi bir çok farklı mekanda buldum. Çoğunu hatırlamıyorum aslında... Sadece bir sürü gerçeklik değiştirdim. Hepsinde sizi gördüm." derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya devam etti.
"Bazılarında çok farklıydınız. Kişilikleriniz ve görünüşleriniz. Sanki gelecekten bir çok parça görmüşüm gibi. Her farklı zamana geçişimde işkencelere vuruldum. Korkunç sesler duydum. Şu an hepsi silik silik..." bir elini alnına bastırdı.
"Sonra su beni sardı ve burada uyandım. Onu nasıl anlatırım bilmiyorum." dedikleri bizim yaşadıklarımızla başlamış ve bitmişti. Tek fark o arada çokça şey yaşamıştı.
"Biz aylardır uyuyorduk. Aslında sende öyleydin ama ruhun..." dediklerim mantıksız gelince susmuştum. Tekrar düşününce mantıklı geldi fakat düşüncemi dile getirmedim.
Yine susmuştuk. Herkes sessizce duruyordu, bazen birbirimize bakıyorduk. Çoğunlukla odadaki eşyalarda gözümüz geziniyordu.
Kapının bugün üçüncü kez çalınışının ardından sessizliğimiz bozuldu ve kapıya döndük. Kapıya yöneldim.
Kapıyı açtığımda karşımda beyaz elbiseli bir kadınla göz göze geldik. Gözlerini üzerimde gezdirdi. Dudaklarını büzdü. Odanın içinde bulunan diğer kişileri fark edince onlara baktı. Aynı şekilde onları da süzdü.
İşi bitince tekrar gözlerini bana çevirdi.
"Bay Missorth siz kutsanmışları kısa bir geziye çıkaracak on dakika içinde koridora çıkın." dedi ve farklı bir kapıya yöneldi. Ardından kapıyı kapattım. Odadakilere doğru döndüm.
"Elrion'nu burada bırakıp gidemeyiz!" dedi Nesyra gözlerimin içine bakarak. Elrion'un koluna sarılı şekilde duruyordu.
"Elrion kutsanmışlardan biri olduğu için geziye çağrılanlar arasında." dedim aynı şekilde ona bakarak. Serath beni onaylayacak şekilde başını salladı.
"O bu haldeyken hiç bir yere gidemez!" diyerek diretmeye devam etti Nesyra. Yatağa yaklaştım. Omzuna elimi koydum ve ikisinin yüzlerine baktım.
"Burası korkunç bir yer. Bunu Elrion'un yaşadıklarından da anlayabiliriz. Şu an yapmamız gereken onların kurallarına uymak." derin bir nefes aldım.
"Hepimiz bu büyüleyici evrenin efsanelerini dinleyerek büyüdük fakat ben en detaylı haliyle derslerini gördüm. Burası geldiğimiz yerden çok farklı ve ilginç. Bu yüzden şimdi Elrionu odasına götürüp temiz kıyafetler giydirdikten sonra geziye katılmalıyız." sözlerimi bitirdikten sonra elimi omzundan çektim.
Elrion'un kolunu omzuma attım ve kalkmasına yardım ettim. Nesyra söylediklerime çok bozulmuştu. Yatakta oturur bir şekilde yeri izliyordu.
"Nesyra geliyor musun?" Serath'ın sorusuna karşılık ayağa kalktı. Önden geçip kapıyı açtı.
"Elrion bizi odana yönlendir." dedim ve onu odanın dışına çıkarttım. Serath yanıma yaklaştı.
"İstersen Elrion'u ben tutarım." dedi. Elrion'un kolunu daha çok boynuma sardım.
"Eğer odası uzaksa yolun ortasında olabilir." dedim ve Elrion'un beni yönlendirdiği yere doğru yürümeye başladım.
"Pekala." Nesyra ve Serath arkamızdan bizi takip ediyorlardı. Uzun koridor boyunca ilerliyorduk. Odalarından çıkan bir kaç kişi gözlerini kısa süreliğine üzerimizde gezdiriyor ardından kendi yoluna bakıyorlardı.
Düşüncelerim üst üste biniyordu. Daha fazla düşünmek istemediğim için aramızda oluşan sessizliği bozma ihtiyacı duydum. Bugün hepimiz fazla sessizdik.
"Elrion benim odamı nereden buldun?" diye kafamı kurcalayan bir soru yönelttim ortaya. Elrion sesli bir şekilde yutkundu.
"Sizi çok uzaktan gördüm. Yaralı olduğum için gelmem uzun sürdü." dedi. Aslında açıklaması mantıklı olabilirdi ama bu sadece aceleci bir yalandı. Elrion yalan söylüyordu.
Herkes geceliklerle uyanırken onun zırhla uyanmış olmasına asla inanmıyordum. Kıyafeti uzun süre giyinilmişti. Başından geçenleri anlatırken bizimde yaşadığımız şeylerin üstünden geçmişti. Gerçekten yaşasa o anları daha detaylı anlatırdı. Başından geçenleri anlatırken çoğu şeyi hatırlamadığını söylemesini ise onun kötü bir yalancı olmasına bağlamıştım.
Kötü şeyler yaşadığı belliydi ama bize açıkça yalan söylüyordu. Belkide ben kafamda fazla kuruyordum. Elrion'a bakarak ona gülümsedim.
"İyi yapmışsın." dedim.
Birlikte yürümeye devam ediyorduk. Pencerelerden usulca koridora sızan güneş ışığı gözümü yakıyordu. Kafamı farklı bir yere çevirmeye çalıştım.
Nesyra hızlanıp hizamızı biraz geçtikten sonra etrafta bulunan şeyleri incelemeye başladı. Duvarlar ve tavandaki işlemelerin üzerinde gözlerini gezdirdi.
"Burası çok tuhaf." diyerek içinde bulunduğumuz yeri sorguladı.
Elrion beni bir kapıya doğru yönelttiğinde kapıya yaklaştım. Nesyra önüme geçerek kapının koluna asıldı. Önde o olmak üzere hepimiz odaya girdik.
Odanın tasarımı benimkinden sadece biraz farklıydı. Büyük ihtimalle herkesin odası bu tarzdı. Aynı ahşap yatak, büyük pencere, komidin üzerinde duran heykelcikler...
Serath büyük dolabın içinden bir kaç parça kıyafet alıp Elrionu benim elimden aldı. Onu omzunun altına alıp odada bulunan banyoya yöneltti.
"Birazdan geliriz." dedikten sonra arkasından banyonun kapısını kapattı.
Ellerimi havaya kaldırarak iyice gerindim. Farklı rengi benim odamda da bulunan iki kişinin anca sığabileceği küçük koltuğa oturdum.
Nesyra ayakta pencere önünde durmuş uçsuz bucaksız yeşil ormanı izliyordu. Bir yandan parmaklarıyla oynuyordu. Nedense fazla gergindi.
Dirseklerimi bacaklarıma yasladım ve çenemi elime hizaladım. Onu izlemeye başlamıştım. Tırnaklarını sertçe eline geçiriyordu. Daha fazla dayanamayarak "Elini yara yapacaksın." dedim.
Sesimle beraber kafasını bana döndürdü. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Ellerine göz gezdirdi.
"Farkında değildim. Söylediğin için teşekkürler." dudaklarını kıvırdı. Ardından tekrar pencereye döndü.
Aramıza giren soğukluk beni rahatsız etmişti. Oturduğum yerden ayaklanıp yanına yaklaştım. Yanında durup bende ormanı izlemeye başladım.
"Bir sorun mu var?" diye bir soru yönelttim ortaya. Yavaşça kafasını iki yana salladı.
"Sadece gerginim. Tüm bu yaşananlar o kadar saçma ki. Elrion'un yaşadıkları, bizim yaşadıklarımız, o garip konuşmayı yapan adam ve daha fazlası." soluklandı.
Konuşmak istedim fakat açılan kapı sesi konuşmamızı böldü. İkimizde yüzlerimizi o tarafa döndürdük. İlk olarak Serath sonrada Elrion banyodan çıktı.
"Gidiyor muyuz?" diye sordu Elrion.
"Gidelim." dedim ve kapıya yöneldim. Nesyra Elrion'u tutmak için ona yaklaştı ama Elrion eliyle onu engelledi.
"İlk uyandığımda kendimi kötü hissediyordum fakat şuan tek başıma bir şeyler yapabilirim." dedi. Odadan arka arkaya çıktık. En son çıkan Elrion kapıyı kapattı.
Koridora çıkmamız söylenmişti aslında ama herkes koridorun sonuna doğru gittiğinden bizde o tarafa doğru yürümeye başladık.
Elrion ile Nesyra arkamızda kalmışlardı. Kendi aralarında konuşuyorlardı. Serath adımlarını hızlandırdı. Yanıma yaklaştı.
"Düşüncelere daldın." dedi bana bakarak. Kısa bir süre gözlerimi üstünde gezdirdim. Sonra tekrar önüme döndüm.
"Düşünülecek çok şey var." diyebildim sadece. Beni onaylar şekilde başını aşağı yukarı salladı.
"Farkındayım." diye fısıldadı. Neden fısıldadığını anlamayarak ona baktım. O da bakışlarını bana çevirdi. Neden baktığımı anlamış gibi konuştu;
"Fısıldamamın bir sebebi yok. Sesim öyle çıktı." bu kısa açıklamadan sonra tekrar yola döndük. Uzun koridor bir türlü bitmedi. Önümüzde ve arkamızda yürüyen başka kişiler vardı.
Tahminen on dakikalık bir yürümenin ardından çok fazla kişinin toplandığı yere vardık. Herkes adının Missorth olduğunu öğrendiğimiz yaşlı adamı bekliyordu. Bazıları tek başına sessizce etrafı incelerken bazıları tanıdıkları ile konuşuyordu. Herkesin tek ortak yanı hepimizin fazlasıyla gergin olmasıydı.
Bizde diğerleri gibi beklemeye başladık. Bazen ufak sohbetler başlatıyorduk ama iki dakikadan uzun sürmüyordu. Ciddi anlamda aramızda nedenini bilmediğim bir gerginlik vardı.
"Tekrardan merhaba kutsanmışlar!" yaşlı adamın sesi kulaklarımıza ulaştığında hepimiz sesin geldiği yere doğru döndük.
Adam bir kaç kişiyi inceledi. Gözlerini kıstı ve yüzüne korkunç bir gülümseme yerleştirdi. Nedense bu adamda beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Buranın bir öğretim alanı olduğunu söylediğine göre kendisinin profesör olduğunu, bize haber getiren kızların ise öğrencilik yapan aeralynlar olduğunu düşünüyordum.
"Sizlere bilmeniz gereken temel bilgileri aktaracağım. Ardından sizleri kısa bir geziye çıkaracağım. Detaylı bilgileri yaşayarak öğreneceksiniz. Bu gece burada kalacaksınız. Yarın kahinler sizi krallıklarınız için damgalayacak. Hangi krallıktan olduğunuzu öğreneceksiniz. Ellerinizin üzerindeki simgeler zaten krallığınızı temsil ediyor." uzun konuşmasının ardından nefes almak için durdu.
"Güçleriniz ortaya çıkana kadar burada kalmaya devam edeceksiniz. Güçleriniz size ulaştığında gözlerinizi krallığınızda açacaksınız. Ardından oradaki görevliler sizi yönlendirecek. Burada sizlerden sorumlu olan kişi benim."
Tekrardan bir kaç kişiyi inceledi. Gözlemlemeyi seven bir adam olduğunu anlamamak imkansız hale gelmişti.
"Şimdi sizlere bulunan 5 krallığı anlatacak, krallıkların güçleri ve tarihlerinden bahsedeceğim. Bunu yaparken o krallığı gezeceğiz. Bana her şeyi sorabilirsiniz sormanızın yasak olduğu tek şey neden burada olduğunuz." sözleri bittikten sonra gücünü aktifleştirdi.
Yüksek duvarlar yavaşça yok oldu. Mermer zemin ayaklarımızın altından kayıp gitti. Duvarların yerini yüksek ağaçlar, zeminin yerine uzun yeşil çimenler geldi. Elbisemin etekleri çimenlere değiyordu.
"İlk krallığımız Vaelkar Krallığı!" adam gururla krallığın adını haykırdı. Yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Onu takip etmemiz için bir el hareketi yapıp ilerlemeye devam etti.
Hepimiz ilerlemeye başlamıştık. Bir yandan adamı takip ederken etrafı inceliyordum. Etrafta kimsecikler yoktu. Krallık tamamen sessizdi. Biz gelmeden önce hayat devam ederken biz geldiğimiz an her şey durmuş gibiydi. Satış yeri olduğunu tahmin ettiğim tezgahların üstünde yapılan işler yarım kalmış gibi duruyordu.
Yerde bir sürü eşya vardı. Birilerin ellerinden düşmüş gibi duruyorlardı.
Bunu fark eden tek kişi olmadığımı yüksek sesle yaşlı adama bir soru yönelten sesi tanıdık biriyle anladım.
"Neden hayat birden durmuş gibi duruyor? Ayrıca neden kimse yok?" adam soruyu duymasıyla beraber duraksadı.
"Sizler için." başka hiçbir şey demeden yürümeye devam etti. Bazıları soru sormaya devam etti ama hiç birine cevap vermedi.
Uzunca bir süre yürüdükten sonra yüzünü bize döndü.
"Vaelkar Krallığı çok uzun yıllar evreni dengeleyen çok güçlü bir krallık. Büyük Savaştan sonra bile yöneticilerini kaybetmesine rağmen büyük bir güçle evrene yol vermeye devam etti. Yöneticileri her zaman Kadim Ruhlardan oluştu." gülümseyerek sözlerini noktaladı.
Bir süre bizi izledi. Bizler ise büyük sarayı ve etraftaki şeyleri inceledik.
"Vaelkar Krallığı içinde bulunanlar elementlere hükmedebilir. Mevki yükseldikçe yönettiği element sayısı ve bu elementlerin gücü artar. Kral ile kraliçe dört elementi en iyi şekilde yönetebilir." sözlerinin ardından genç bir kızın sesi kulağımızı doldurdu.
"Mevki derken neyden bahsediyorsunuz?" adam sesin geldiği yere baktı. O rahatsız edici gülümsemesini genişletti.
"Buna daha sonra değineceğiz." etraf tekrar yavaşça kayboldu. Bu sefer daha yüksek ağaçların olduğu, uzaklarda yüksek tepeleri karlı dağların gözüktüğü bir yere geldik.
"Burası ise Faelorn Krallığı!" dedi yaşlı adam yine yüksek bir sesle. Tekrar yürümeye başladık. Burada da önceki krallıktaki gibi hayat durmuş gibiydi.
"Faelorn Krallığı içindekiler bir hayvanla ruğ bağı kurabilirler. O hayvanla zihinden konuşabilir ve o hayvana dönüşebilirler. Mevki yükseldikçe ruh bağı kurulabilen hayvan sayısı ve aradaki bağ artar. Yine de tek bir hayvanla olan bağ en güçlüsüdür."
Adamın anlattıklarının ardından yine sarayı ve etrafı inceledik. Tekrardan etraf değişti. Bunun bir kaç yaşanacağını ve bir döngü içinde olduğumuzu anlamıştım.
Bu sefer etrafta karanlık yüksek dağların arasında olan büyük bir ovaya gelmiştik. Etraf Cehennem kadar sıcaktı. Sadece havası değil görünüşüde Cehennemi andırıyordu. Korku filminden çıkmış gibiydi. Önceki iki krallık gibi yeşil değil siyah tonları ağırlıktaydı.
"Ve burası da Graveth Krallığı!" tekrar ve tekrardan yürümeye başladık. Fakat bu sefer diğerlerinden farklı olarak bir yaşam belirtisi görmüştük.
Siyah şık bir takım elbisenin içine bürünmüş bir adam önümüzde belirdi.Üstünde dışı siyah içi koyu kırmızı bir pelerin vardı. Takım elbisenin altındaki beyaz gömleğinin üzerinde kırmızı ve altın renklerinde bir broş vardı. Takım elbisesinin üzerinde altından yapılmış takılar ile kemer vardı. Tacı aynı şekilde altından yapılmıştı ve kafasını arkadan sarıyordu. Beyaz uzun saçları omzundan aşağı dökülüyordu. Oldukça karizmatikti ama aynı zamanda korkunç bir havası vardı. Bir gözü kızıl diğer gözü ise beyazdı. Beyaz olan gözünün kör olduğunu tahmin edebiliyordum.
Bizi gezdiren profesör adam egosunu bir kenara bıraktı ve olduğu yerde buz kesildi. Hafifçe yutkunarak karşımıza çıkan adama baktı.
"Efendim, gezi sebebiyle burada olmamanız gerek." sesinin arkasından gelen korku hissedilebiliyordu. Beyaz saçlı adam sözlerinin ardından yüzünü profesöre çevirdi.
"Kendi krallığımı anlatamayacaksam ne diye kralım öyle değil mi?" dedi dudaklarını yanlara doğru kıvırarak. Yaşlı profesör tekrar yutkundu.
"Öyle efendim fakat bunu yapmamanız gere-" profesör sözlerini tamamlayamadan kral olduğunu öğrendiğimiz beyaz saçlı adam parmağını şıklattı ve profesörü susturdu.
Deri bir nefes aldıktan sonra gözlerini bizlere çevirdi. Hepimizi teker teker yavaşça baştan aşağı inceledi. Aramızda dolanmaya başladı. Ellerini arkasında birleştirmiş bir şekilde bize üstten bakıyordu.
"Benim adım Kral Vaelor," kısa bir süre duraksadı. "Graveth Krallığının başıyım." sözlerini bitirdiğinde gözleri benim üzerimde kaldı.
Başımı kaldırıp ona baktım. Kendimden emin gibi durmak istiyordum ama nedensiz bir şekilde içimde bu adama karşı kötü bir his vardı. Bir süre ikimizde birbirimize baktık. Bu sırada etrafta sessizlik oluştu. Herkes bizi izliyordu.
En sonunda Kral Vaelor sertçe yutkunarak gözlerini benim üzerimden çekti. Bizim olduğumuz yerden hızla uzaklaşarak konuşmaya devam etti.
"Bu evrende herkes bana kırmızı gölge der. Bu şekilde öğrenirseniz daha iyi olur. Şimdi birazda krallıktan bahsedelim." yine duraksadı ve birini incelemeye başladı. Bakışları çok rahatsız ediciydi. Kesinlikle bu adamda bir şeyler vardı. Bana baktığı süre boyunca çok gerilmiştim.
"Graveth Krallığı yer çekimi ve nesnelere hükmeder. Sizin daha iyi anlamanız adına gücümüze telekinezi diyebiliriz. Mevki arttıkça gücümüzün şiddeti de artar. Krallığıma gelecek olan kişileri sabırsızlıkla bekliyorum." sözlerinin ardından yüzünde iğrenç bir gülümseme oluştu.
Tekrar hepimizin yüzlerinde gözlerini gezdirdi. Gözleri en son beni bulduğunda ortadan kayboldu.
Etraf bukanıklaştı. Sadece profesör ve diğer kişilerden gelen sesler vardı. Neden özellikle bana bakmıştı? Beni tanıyor olması imkansızdı. Yinede bana uzun süredir tanışıyormuşuz gibi bakmıştı. Hatta bunun ötesi beni suçlamıştı bakışlarıyla.
Çok mu hayal kuruyordum acaba? Bu yaşananlar beni fazla paranoya mı yapmıştı? Düşüncelerimi kafamdan çıkarmaya çalıştım. İnatla daha çok üstüme biniyor gibiydiler. Kral Vaelor...
"Avenra!" adımı seslenen Serath'ın sesiyle düşüncelerimden uzaklaştım. Bana bakıyordu. İyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyor gibiydi.
"Bu aralar çok fazla düşüncelerine dalıyorsun. İyi olduğunda emin misin?" sorusuna karşılık olarak gülümsemeye çalıştım. Yinede dudaklarımı sadece biraz kıvırabildim. Başımı sallayarak "İyiyim." dedim.
İnanmamıştı büyük ihtimalle ama yinede o da bana gülümsedi.
"Yeni krallığa geldik. Adı Astryx Krallığıymış." etrafı incelemeye başladım. Gökyüzüne çok yakındık ve gökyüzü şu ana kadar gördüğüm en güzel halindeydi. Her yerde bir renk cümbüşü vardı. Saray ile diğer yapılar o kadar ihtişamlı duruyordu ki...
En çok etkilendiğim krallık burası olmuştu. İleride konuşan profesörden bu krallıkta yaşayanların gökyüzüne ama daha çok yıldızlara hükmettiğini öğrendim. Profesör yine mevkiler hakkında konuşurken kalabalıktan biraz uzaklaşarak etrafı inceledim.
En ihtişamlı krallık burasıydı. Bu krallıktan olmayı tüm kalbimle istemiştim.
Etraf tekrar ve son kez karardığında bu sefer kendimizi karlarla kaplı oldukça soğuk bir yerde bulduk.
"Solmyr Krallığı!" sanırım bu krallık evrenin yüksek noktalarında bulunuyordu. Kar çok hızlı bir şekilde toprağa kavuşuyordu.
"Bu krallıktan olanlar geleceğe dair kehanetler görebilir ve az da olsa zamanla oynayabilir. Onlar bilge kişilerdir. Mevki arttıkça güç dengesizliği büyür. Bu yüzden kral ile kraliçe uzun yıllardır halktan uzak izole bir yaşam sürüyor."
Kolları gökyüzünün beyazlığına doğru yükselen koca bir saray bize bakıyordu. Yaşam alanları küçük tatlı binalardan oluşuyordu. Yüksek dağlarda kurulan bir kasabayı anımsatıyordu bana.
Evrene geldiğimizden beri gözümü yakan Güneş, bu krallıkta bulutların arkasına saklanmıştı. Gerici bir atmosferi vardı. Esen rüzgar içimi ürpertti.
Yanımda etrafı inceleyen Nesyra'nın koluna girdim.
"Burası çok rahatsız edici." diye fısıldadı bana. Bir süre o şekilde etrafı inceledik. Ardından beni yavaşça iterek arkamızda sohbet eden Serath ve Elrion'un yanına gitti.
Nedense aramıza hızlı bir cam duvar örmüştü. Beni görüyordu ama görmezden geliyordu.
Soğuk hava sertçe yüzüme vurdu. Kendimi ısıtmak adına kollarımı kendime sardım.
"Tekrar kalacağınız yere dönüyoruz!" yaşlı adamın sesi uzaktan geliyordu. Etrafa son kez göz gezdirdim.
"Bu gece sizin gelişiniz için yapılacak bir balo var. Katılmamak gibi bir haddiniz yok." adamın konuşma şeklinden bile bizden rahatsız olduğu belli oluyordu. Daha doğrusu bizi kendinden düşük seviyede görüyordu. Bu kadar düşük konumdaki birinin yüksek bir konumda gibi davranması onu geriyor hatta korkutuyordu.
Etraf tekrar tamamen karardı. Kafamı kısa sürede gökyüzünü görme umuduyla havaya kaldırdım. Derin bir nefes aldım. Bu karanlık beni boğuyor gibi hissediyordum.
Oldukça fazla süre geçmesine rağmen karanlık gitmedi. Etrafımdaki kişileri görmek umuduyla gözümü etrafta gezdirdim. Herkes kaybolmuştu. Karanlığın içinde tek başıma kalmıştım.
Elim istemsizce boğazıma gitti. Karanlık üstüme geliyordu. Soğuk bir hava omzumun üzerinden beni okşayarak geçti. Hızla arkama doğru döndüm. Her yer karanlıktı. Boşluğun içinde öylece duruyordum.
Ayak bileğimde bir ıslaklık hissetmemle beraber bakışlarımı hemen oraya çevirdim. Hiç bir şey yoktu. Boğuluyor gibi hissediyor, vücudumun türlü yerlerinde ıslaklık hissediyordum fakat gözle görülür hiçbir şey yoktu.
Bir el elimi kavradı ve beni kendine çekti. Hayatımdaki en yüksek sesli çığlığı boğazım yırtılırcasına o an attım. Beni çeken kişi gözlerimin içine baktı.
Karşımda duran bir kadındı. Hemde çok güzel bir kadın. Masmavi gözleri vardı. Uzun siyah saçları beline kadar geliyordu. Üstünde beyaz çok hoş bir elbise vardı. Ayak bileklerinde izler olduğunu görmek bir farkındalık kazanmamı sağladı. Vücudumda ıslak hissettiğim yerlerde kadının güzel dövmeleri vardı. Boğazında çok şık bir kolye takılıydı.
Onu güzel yapan şeyler beni mahvediyordu. Dudaklarını araladı. Bana yaklaştı.
"Sen iğrenç birisin. Bana yaptıklarının cezasını sana kendimi vererek yapacağım." diye fısıldadı bana. Ben daha ne olduğunu anlayamadan beni kendine çekti ve bana sıkıca sarıldı.
Bana sarıldığı an karanlık yok oldu. Etraf yavaşça aydınlandı. Bununla beraber kadında yok oldu.
Büyük bir sarsıntı ile yere düştüm. İlk uyandığım odanın içindeydim. Elimi göğsüme bastırdım. Nefes nefese kalmıştım.
Karşımda duran aynada kendime baktım. Kızıl saçlarım mükemmel derecede sağlıklı görünüyordu. Yüzüm yorgunluğumun aksine parıldıyordu. Aynı o kadın gibi vücudumda dövmeler vardı.
Mükemmel gözüküyordum ama bu bana iyi bir his vermiyordu. Kendimi geriye çektim. Arkamdaki duvara yaslandım.
Kapı hızla çalındı. Yerimden kalkamıyordum. Hareket bile edemiyordum. Kapı daha hızlı çalındığında kendimi kalkmaya zorladım. Titreyerek kapının koluna asıldım.
Karşımda tanımadığım bir muhafız vardı. Beni görünce şok oldu. Eli ayağına dolaştı.
"Ben çok üzgünüm burada farklı bir kişinin kaldığını sanıyordum." dedi ve başını yere eğdi.
Nezaketine karşılık olarak, "Sorun değil." dedim ve gülümsemeye çalıştım.
Muhafız biraz merakla bana baktı.
"Siz neden buradasınız kraliçem?"