"Tanıtım-Alıntı"
Ben bir kız tanıdım. Hiçbir tutarlılığı yoktu. Çok depresifti. Bir dediği bir dediğini tutmazdı. Çok konuşurdu, bazenleri ise günlerce susardı. Geçmişi bugünün kötüsünden bile kötüydü.
Ben bir kız tanıdım. İsmi yoktu. Cismi yoktu. Boş boş oturdu saatlerce. Çığlıkları yankılandı boş duvarlarda. Yankıdan başka karşılık bulamadı hayatımda. Pişmandı. Geçmişinden, yaptıklarından, hatalarından pişmandı. Ama pişman olması vicdanını susturmuyordu. Sonra geliyordu benim zihnimde yankı buluyordu. Dedim ya, yankıdan başka karşılık bulamadı hayatımda. Ben şöyle demedim; ya şöyle bir karakter yaratayım, şuna şöyle şöyle sorunlar yaratayım, geçmişinin de içine edip insanların önüne kitap diye sunayım, demedim.
Ben bir kız tanıdım, damdan düşer gibi düştü hayatıma. Beynimin içinde konuşup duruyordu. Bazenleri ise susuyordu, diyordum acaba öldü mü? Bak kızım delirmemişsin, diyordum kendi kendime. Ölmemiş. Yaşıyormuş. Kendini yazdırmamak için köşeye çekilmiş. Çünkü ben elime kalemi alsam suspus oluyor, diline kilit vuruyordu. Onun geçmişini bir gazete küpüründen öğrendim, ismini otobüsle giderken yanından geçtiğimiz mezarlıktan, gökyüzündeki sonsuzluktan; geleceğini kahve falından, babasının ölümünü bir şarkıda geçen "üç kurşun" lafından, sevdiklerinin kaybını ateşteki yansımadan öğrendim.
Ben bir kız tanıdım ve size de tanıtmaya karar verdim.
Keyifli okumalar dilerim.
☾⥁
Genç kızın elinde tuttuğu Uzay Ansiklopedisi kitabının arasından, ayaklarının önüne siyah renkte bir kâğıt süzülerek düştü.
Yavaşça eğildi, siyah kâğıdın üzerine kırmızı kalemle yazılmış birkaç satır olduğunu gördü. Eğildiği yerden doğruldu ve kâğıdın üzerindeki yazıları okumak için yüzüne yaklaştırdı.
Burnuna gelen hafif kan kokusu ile afalladı. Kokuyu anlamak için etrafına baktı ama karanlık sokakta kimse yoktu. Sokak lambalarının aydınlattığı yerde bir başındaydı. Birkaç köpeğin havlama sesi etrafta yankılandı. Gözleriyle sokağı tekrardan taradı ve yanı başındaki sokak lambasının altına doğru sindi.
Hafif bir rüzgâr saçlarını arkaya doğru süzülmesini sağladı. Elleri ile önüne düşen birkaç saç tutamını da kendisi ittirdi. Rüzgâr sayesinde burnuna gelen kan kokusu arttı. Gözlerini kısarak tekrardan yazıları okumak için kâğıdı yüzüne yaklaştırdı.
Kan kokusu etraftan gelmiyordu. Elinde tuttuğu kâğıttan geliyordu. Yazılar mürekkeple değil kanla yazılmıştı.
Birkaç saniye durumu idrak etmeye çalıştı.
Siyah kâğıdın üstünde kan ile yazılmış birkaç satır vardı. Önce gözleri kâğıdın kenarlarındaki kan damlalarının oluşturduğu, çemberlerde oyalandı. Yüzünü buluşturarak parmaklarını o damlaların üzerinde gezdirdi. Kan damlaları onun hayatını temsil ediyordu. Hayatına binlerce kan damlası sıçramıştı. O kan damlalarıyla ilk tanışması değildi, sonda olmayacak gibi duruyordu.
Kan kurumuştu ama taze gibi kokusu burnuna geliyordu. Daha fazla oyalanmadı ve üzerinde yazan yazıyı mırıltılarla okumaya başladı.
"Suçların bedeli ödenmeye başlandığında,
Geçmiş geleceği acımasızca parçalayacaktı..."
Yazıyordu.
Birkaç saniye durdu.
Okuduğu yazıyı idrak etmeye çalıştı...
Altında yazanları okumaya başladı.
Akay Erez
Suçlarının bedelini ödemeye hazır mısın?
Ya da,
Geçmişinin geleceğini yok etmesine...
Genç kız yutkundu. Okuduğu yazılar iliklerine kadar bir korkuya kapılmasını sağladı. Bu kâğıt onun için yazılmıştı. Ama o hala inkâr ediyordu. "Bu kâğıt benim için değil,"
"Bu kâğıt benim..." diye mırıldandı ve durdu. Üstünde ismi yazıyordu. Akay Erez, bu kâğıt onun için yazılmıştı. Artık o da durumu kabullenmişti. Çünkü gerçek soyadı Erez'di.
İçinde hem korku hem de tarif edemediği bir his vardı. Donmuş bir şekilde kağıttaki yazıları tekrar tekrar okudu.
Gözlerini birkaç saniye kapattı. Bu yaşananların bir rüya olmasını diledi ama elini üstüne düşen birkaç damla ile gözlerini araladı.
Bakışlarını direk kâğıda çevirdi. Hem ellerinin üstünde hem de kâğıdın üstünde su damlaları vardı.
Yüzünü gökyüzüne çevirdi. Yağmur yağmaya başlamak üzereydi. Birkaç damla yağmur tanesi ile bunu anlamıştı. Geçmişin ve geleceğinin yok olacağını bu kâğıttan anladığı gibi.
Kuru dudaklarının üstüne düşen yağmur taneleri artık gözlerine de düşmeye başladı.
"Bu kâğıt benim için yazıldı." diye mırıldandı ve sokağın içinde yankılanan ses ile etrafa baktı.
Gök gürültüsü ile ayaklarının altındaki yerin saklandığını hissetti. Yağmur hızlandı, rüzgâr esti, yaprakların çıkardığı hışırtıya ile yağmur sesi karıştı. Birkaç kedi balkonların altına doğru kaçtı. Issız sokakta bir başına orada dikilmeye devam etti.
Bakışlarını kâğıda çevirdi. Kan ile yazılmış yazılar, kâğıdın üzerinde bir karmaşa yarattı. Kağıttaki kan, her bir yağmur tanesi ile yere akmaya başladı. Yerdeki beyaz ve kahverengi karların üstüne kırmızı renk akmaya başladı. Sokağın ortasında, mırıltılar eşliğinde yürümeye başladı.
"Buradayım. Mürekkepten ilk kırmızı rengin aktığı o yerde," dedi mırıltıları fısıltıya dönüşürken.
Yağmur eşliğinde sokağın çıkış yerine doğru gidiyordu. Bakışları yağmurun hızı yüzünden bulanıklaştı.
"Geleceğin ve geçmişin arasında." dedi ve hiçbir yere varmayı istemeden yürümeye başladı. Yürürken ayaklarının titrediğini hissetti. Onun hikayesi yarım kalmıştı, belki de hiç başlamamıştı. Geçmişin külleri bir not ile tekrardan savruldu. Geçmiş bu sefer hatırlanmak için değil, geleceğini yok etmek için savruldu...
Şey diyebilirsiniz. Ben tanıtım istiyordum, alıntı değil. Ne bu, ben kitabın konusunu öğrenmek istiyordum da, diyebilirsiniz. Çünkü haklısınız. Ama bu kitabın konusu yok. Yani var da yok. İşle
r biraz karışık. Kusura bakmayın.
Yarın 1.Bölümle buluşuyoruz.
𝓈'den sevgilerle.