İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 9 · 8 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 9

Son Mahkum

Kaçıncı günümüzdü bu zindanda bilmiyorum ama umrum da da değildi. Pandora hala başımdaydı ve diğer şaytanlarda diğer meleklerin başındaydı. Zindanın kapıları açıldı.

"Daha mutlu olamam." Diye bağırarak biri girdi içeri. Sesinden anladığım kadarıyla bu Tamara'ydı.

"Deli bu kız." Dedi Lucifer. Tamara bizim zindanların önünden geçerken Piamon onu durdurdu.

"Hayırdır noldu da bu kadar mutlusun. Ben normaldepek gülmezsih delirdiğini düşünmeye başladım." Tamara'nın topuklu ayakkabılarının sesi geliyordu.

"Manitamın yanına gidiorum. Kral onun ziyaret yasağını kaldırdı." Tamara'nın adım sesleri uzaklaştı.

"Görüyorsun değil mi aşk insana neler yaptırıyor." Dedi Piamon. Büyük bir ihtimal Dina'ya söylemişti bunu.

"Bu yüzden aşka inanmıyorum." Dedi. Cassiel hemen lafa atladı.

"Aşka inanmamakla alakası yok sen aık olmaktan korkuyorsun." Dedi. Piamon kahkaha attı.

"Ben hiçbir şeyden korkmam." Bunun üzerine Dina 2 haftalık sessizliğini ilk kez bozdu.

"Hayır korkuyorsun. Birinie bağlanmaktan o kadar korkuyorsun ki, kimseyle ilişki kuramıyorsun. Bütün ilişkilerin bu yüzden tek gecelik, aşık olmaktan korkuyorsun, o kadar güçlü değilsin ama sana şunun yeminini edebilirim Piamon yanlız öleceksin." Piamon'dan çıt çıkmıyordu. Dina yine sessizliğe büründü ve zindan yine eski sessiz halini aldı. Zindanın içinde sadece Tamara ve Captain'in cilveli konuşmaları duyuluyordu.

Kapı gürültüyle açıldı. Tamara konuşmayı anında kesip hızlıca kapıda doğru yaklaştı.

"Hoşgeldiniz prensim." Muhafızın hitap şeklinden anlamıştım kimin geldiğini. Tamara kapıya yaklaşıp gülümsedi.

"Sen miydin ya." Dedi ve tekrar Captain'in yanına gitti. Adım sesleri yaklaştı. Bir dizimi kendime doğru çekmiş, üzerine dirseğimi yaslamıştım. Başımı kolumun üzerine koyup yüzümü kapatarak yere bakıyordum adım sesleri durdu. Zindanımın başındaydı.

"Bahram." Sesi titriyordu. Önceden olsa bu umrumda olabilirdi ama şuanlık değildi.

"Cevap vermeyecek misin?" Diye sordu. Yine dayanamayarak başımı kaldırdım.

"Ne istiyorsun Alastor?" Diye sordum sertçe. Alastor yere baktı. Yüzünde suçluluk vardı ki pişman olmalıydı da.

"İyi misin?" Diye sordu. Alay eder gibi güldüm.

"Sanane bundan. Çok mu umrunda." Alastor başını salladı.

"Evet umrumda biliyorsun." Başımı salladım.

"Bilmiyorum Bahram. Ben artık hiçbir şey bilmiyorum iyi şeytanı oynamayı da kes ben senin gerçek yüzünü benimle savaşırken gördüm." Alastor bana karşı iyi şeytanı oynamaktan vazgeçmiyordu. O da vazgeçmiyordu Pandora da. İkisinin de oyunlarından sıkılmıştım ama hala iyi gibi davranıyorlardı.

Alastor diğer meleklere göz attı. Kimin yanında ne kadar kaldı bilmiyorum ama hiç biriyle konuşmadı sadece hepsini inceledi. Daha sonra tekrar en başa benim zindanımın olduğu yere geldi.

"Şeytanlar, hepsini çıkarın, kralın özel emri." Dedi. Bunun üzerine bütün şeytanlar yerlerinden çıkıp Alastor'un yanına geldi.

"Ne saçmalıyorsun oğlum sen?" Diye sordu kralın baş yardımcılarından biri olan Piamon. Alastor kendinden emin bir şekilde başını kaldırdı.

"Ben bir prensim sana hesap vermek zorunda da değilim Piamon. Hepsini kralın huzuruna çıkarın şimdi." Piamon üstelemedi. Bütün şeytanlar birbirine bakıp melekleri el bileklerinden zincirlediler.

"Pandora dur." Dedi Alastor tam beni zincirleme üzereyken.

"Onu zincirleme." Pandora geri çekildi. Alastor beni kolumdan hafifçe tutarak kapıyı gösterdi. Kapıya doğru yürürken her zaman yaptığı gibi elimi tutmaya çalıştı, ama bu sefer izin vermedim.

"Çek elini." Dedim sertçe. Kan beynime sıçrıyordu da hiçbirinin haberi yoktu.

Kralın odasının kapısını sertçe açtım, kapılar çarparak açıldı. Ben en önde Alastor çaprazımda, diğer şeytanlar da melekleri zincirle içeri getirdi.

"Uzun zaman sonra seni görmek ne güzel Bahram. Nasılsın?" Dedi.

"Delirdim." Dedim. Kralın önünde durduk. Kral beni baştan aşağı süzdü.

"Haberlerini aldım da günah diline tam dokunmuş mükemmel bir yalancı olmuşsun Bahram." Alastor'a döndüm.

"Aynı odada kaldığım şeytan sağolsun." Dedim. Sonra krala döndüm.

"Korkmayın sizin kadar iyi yalancılar biz meleklerden çıkmaz." Dedim. Kral imayı fark edince kahkaha attı.

"Geç algılıyorsunuz anlaşılan." Dedim. Kralın gülümsemesi yüzünden silindi.

"Salgını bozma melek. O kadar da değil." Cevap vermedim.

Kral öksürerek konuşmaya başladı.

"Evet zindanda ne öğrendiniz?" İlk cevap veren ben oldum.

"En yakının da olsa şeytanlara güven olmazmış." Dedim bir Alastor'a bir Pandora'ya bakarak. Daha sonra Eheres konuştu.

"Şeytanlar arkadaşlık nedir bilmezlermiş." Dedi Satana'ya bakarak. Dina ile yalan yanlış konuşmaları hoşuna gitmemişti.

"Şeytanlar sapıklıktan başka hiçbir şey bilmezlermiş." Dedi Dina, Piamon'a bakarak. Piamon sırıttı.

"Şeytanlar seni aşık olduğun kişiyle tehdit edebilecek kadar iğrenç varlıklarmış." Dedi bir Lucifer'a bir Evil'e bakarak. Şeytanların hepsi duyduklarından memnun gibi sırıttılar. Kral kahkaha attı.

"Aferin şeytanlarım güzel öğretmişsiniz." Bunun üzerine Rahdar sırıttı.

"Ben söz hakkı almadım ama." Dedi. Lucifer onun zincirini biraz daha çekti.

"Konuşsun o da acıdım" dedi alayla.

"Lucifer ile Satana sevgiliymiş. Benim akılmda bi bu kaldı." Dedi. Bunun üzerine şeytanların hepsinin gülüşü solarken meleklerin yüzünde gülümseme oluşmuştu.

"Ama sizden neden saklamaya çalıştılar bilmiyorum. Bizim sevgili olduğumuzu bilmeyen kalmadı." Dedi daha çok gülerek. Cassiel'e döndü bakışları. Birbirlerine gerçekten büyük bir aşkla baktılar.

"Yalan söylüyor." Diye karşı çıktı Satana.

"Doğru söylüyor." Dedim krala dönüp. Sonra devam ettim.

"Melekler yalan söylemez." Alastor sırıttı.

"Gördük." Alastor'a döndüm.

"Sen daha hiçbir şey görmedin." Dedim. Kral bağırdı.

"Bu konu çok uzadı." Herkes sustu.

"Prans Bahram, meleklerin özgür olmasını istiyor musun?" Bütün melekler umutlanmıştı.

"Evet, elbette istiyorum." Kral konuştu.

"Eğer burada kendi rızanla kalmayı kabul edersen bütün melekleri serbest bırakırım." Başıma şimşekler çökmüş gibi hissediyordum. Artık evime dönemeyecek miydim ben şimdi?

"Asla. Bahram olmadan gitmeyiz." Dedi Rahdar. Hepsine tek tek baktım. Ben bunu yapmak zorundaydım. Bencilce davranıp hepsinin burada esir olmasına izin veremezdim. Bir prenstim ve mantıklı düşünüp bir karar vermem lazımdı. Meleklerin hepsi itiraz ederken araya girdim.

"Kabul ediyorum." Eheres bağırdı.

"Saçmalama ne demek kabul ediyorum." Kral sırıttı.

"Onların hepsini cennete yanımda ışınlayacaksınız. Bende burda cehennemde kalacağım." Dedim.

"Melekleri bırakın." Diyerek son emrini verdi kral.

Kralın odasından çıkarken hepsi bir ağızdan beni vazgeçirmeye çalışıyordu. Ben burda hiç iyi değildim. Ama şu durumun içinde olmak daha zordu. Bir odaya girdik. Açık bir portal vardı. İçeriden cennet görünüyordu. Birkaç adım attım, gözlerimin dolduğunu hissettim. Elimi portalın önüne getirdim, evimi özlemiştim ama güçlü olmam lazımdı. Alastor portala uzanan elimi bileğimden tuttu.

"Geri gel Bahram." Birkaç adım geri atarak durdum.

"Bahram dön kararından." Dedi Rahdar. En sakin Cassiel duruyordu. Bir planı var gibiydi umarım yanlış bir şey yapmaz diye dua etmeye başlamıştım çoktan.

Şeytanlar melekleri zorla portaldan geçirirken tek yapabildiğim arkalarından bakmak olmuştu. Ve ben yine cehennemdeki tek melek olarak cehennemde kalmıştım. Karanlığın içinde tek melektim. Yapayanlızdım. Hayatı yaşamaya yeni başlamıştım ve ilk karşılaştığım şey ihanet olmuştu. Kin doluydum, nefret doluydum, içimde yok etme hissi vardı. Kırıp dökmek geçiyordu ama dışarıdan robot gibi duruyordum.

"Hava alıcam beni yanlız bırakın." Diyerek çıktım ordan. Onalrda artık kaçmayacağımdan emin oldukları için beni rahat bıraktılar. Cehennem sarayından çıkarak uçarak gökyüzüne çıktım. Ama gökyüzü benim her sabah kalkıp baktığım mavi gözyüzü değildi. Kırmızıydı. Nefretti. Boş arazinin tam ortasına geçtim. O şeytanlar yanımdayken bile en az bu kadar yanlızdım. Yıllarca bir odada hapisken bile bu kadar yanlız hissetmemiştim. En azından Anafile'e sahiptim o zaman. Onu çok özlemiştim, odamı çok özlemiştim, annemi ve babamı çok özlemiştim, kendi sarayımı çok özlemiştim, cenneti özlemiştim. Bağırdım. Boşluğa doğru sesim çıktıkça bağırdım. Gücümle kayaları kırdım, parçaladım. Burda herşey kötüydü, şeytanlar güvenilmezdi, iki yüzlülerdi, yalancılardı, içleri kötülük dolu onların. İçimdeki bütün kini yüksek bir sihirle topladım. Kollarımı çapraz bir şekilde kendime sardım. Nefret ediyordum şeyanlardan, nefret ediyordum kötülükten, nefret ediyordum cehennemden, beni burda tutan ve buraya ait olan herşeyden nefret ediyordum. Gücümün ağırlığı uçmamı zorlaştırıyordu, bu kadar mı nefret kaplamıştı içimi? Bu kadar mı nefret ediyordum herşeyden? İçimdeki kinim herkeseydi. En çok da şuanda burda olmama sebep olan kendimeydi. Derin bir nefes aldım, güç ağır geliyordu. Yüksek bir çığlık atarak bütün gücü dışarı bıraktım. Etrafımdaki bütün kayalar paramparça olmuştu, kalbim gibi. Cehennem depremi yazar gibi sallandı. Bu kadar güç kullanmak bedenime ağır gelmişti. Dizlerimin üzerine çöktüm gözlerim doluydu. Ellerimle sıkı sıkı toprağı kavradım.

Eğer melekler delirebiliyorsa delirmem çok uzun sürmeyecekti çünkü 18 yıldır sakin sakin yaşayıp 2 hafta 3 gün boyunca bu kadar fazla şey yaşamak bünyeme ağır geliyordu. Derin nefes alıp vermekte işe yaramıyordu çok büyük kin dolydum.

"Prens Bahram." Daha önceden aşina olduğum bir ses geldi arkamdan. Alastor veya Pandora olsaydı bütün sinirimi onlardan çıkarırdım ama arkamdaki ses genç kahine aitti.

"Ne istiyorsun Rafael?" Diye sordum. Sonuçta o da cehennemin kahiniydi.

"Bu denli güçlü bir sihir daha önce hiç görmemiştim. Nasıl yaptın bunu? Dünyada yapmış olsaydın büyük bir ihtimal dünyanın yarısı yok olmuştu." Toprağı sıkan ellerime bıktım.

"Bilmiyorum Rafael. Hatırlamıyorum. Bir anlık sinirle yaptığım birşeydi, bilinçli yapmadım." Dedim. Rafael'in eli omzuma dokundu. Elimle elini ittim.

"İyi misin?" Sinir bozukluğu ile güldüm. Hiç iyi değildim hala iyi misin diye soruyordu herkes.

"İyiyim Rafael, zaten sorunda bu ya. Bi ben iyiyim. Hepiniz iğrenç kötülersiniz ve ben içinizde tek iyiyim. Hepiniz güvenilmez, yalancı, iki yüzlü şeytanlarsınız git başımdan." Dedim. Rafael önüme geçti. Dizlerimin üzerine başımı kaldırıp onu baktım.

"Unuttuğun birşey var Prensim. Ben bir şeytan değilim, bir kahinim. Kehanet bırakır giderim." Dedi. Elini kaldırmak için bana uzattı.

"Cehennemin kahinisin Rafael." Başını olumsuz anlamda salladı.

"Yanılıyorsun melek Bahram. Ben sadece kahinim, kral gitmeme izin vermediği için burada duruyorum. Senin gibi zorla tutuluyorum." Dedi. Uzattığı eline baktım.

"Alastor veya başka bir şeytanı görmek istemediğini düşündüm, bu yüzden onları durdurup yanına ben geldim. Seni çok iyi anlıyorum ve arkadaş bulduğum için mutluyum biraz bu kadar. Senden birşey istemiyorum, sadece cehennemde yanlız hissetme diye yanında olmaya geldim. İzin verir misin?" Diyerek elini tutmam için bana tekrar uzattı. Bir süre durup düşündüm. Rafael'in burda zorla kalma ihtimali çok yüksekti. Sonuçta sadece bir kahindi. Kral onu kolaylıkla burda tutardı.

"Niye kaçmaya çalışmıyorsun?" Dile sordum. Rafael morali bozulmuş gibi yüzü düştü.

"Çünkü kral kehanet kitabımı aldı. Kehanetleri ezbere bilmiyorum ve başka da kehanet görmedim uzun zamandır. Onları sahiplerine götürmem gerekiyor ama kral oğlunun kehaneti gerçekleşen kadar gidemeyeceğimi söyledi."

"Alastor'un kehaneti mi?" Diye sordum. Rafael onaylayarak başını salladı.

"Bana anlatır mısın?" Dedim etrafa baktı.

"Burda olmaz. Gelde başka bir yere geçelim." Dedi. Elini tutup ayağa kalktım. Kullandığım gücün ağırlığı yüzünden yorgun hissediyordum ama Alastor'un kehanetini öğrenmem gerekirdi.

Yazık Bahram. Çok yazık. Yapayanlızsın cennette de öyleydi, cehennemde de. Hiçbirşeyin kalıcı olmadığını unutma ama. Elbet cehennem de günlerin de kısa sürecek. Sonuçta o bir melek, he kadar süre şeytanların içinde kalabilir ki?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.