İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 10 · 19 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 10

Kehanetin şeytanı

"artık anlıyor musun?" Soğuk bir rüzgar esti. Evet cehennem çok sıcaktı ama bu dağın tepesinde vuran rüzgar soğu hissettirdi.

"Bahram, Alastor biz seninle aynıyız derken yalan söylemiyordu. Alastor bir kehanet üzerine doğmuş bir şeytan, sende öylesin. İkinizin doğum günü aynı, senin 18 yayına girip özgür olduğun gün Alastor da 18 yaşına girdiği için özgür kaldı." Alastor'un kehanetini okumuş üzerine hala açıklama yapmaya devam ediyordu çünkü kafam karışmıştı.

"İşin en garip yanı ise ikinizinde kehanetinde zafer var. Kaybetmek ikinizin kaderinde de yok. İkiniz de üstün bir güce sahipsiniz." Dedi. Şuanda kafam daha çok karışmıştı.

"İyi de ikimizin de kaderinde kazanmak varsa cennet ile cehennem arasındaki savaşta gerçek kazanan kim olacak?" Diye sordum. Rafael bunun cevabını bilmiyormuş gibi aşağı baktı.

"Bunu da zaman gösterecek Bahram" dedi. Birşeyler saklıyor gibiydi ama çözememiştim. Samandiriel olsa hafızasını okurdu.

"Cennetin ve cehennemin arasındaki savaşta iki kazanan olması imkansız, savaşlarda her zaman bir kaybeden ve bir kazanan olur bu da demek oluyor ki ikinizden birinin kahini yanlış bir kehanet sundu krala." Dedim. Rafael durdu.

"İkinizden birinin kahini derken." Anlamamış bir lüz ifadesi takındı. Sidelya'yı tanıyordu niye şaşırmıştı ki.

"Sidelya'nın ustasıydı babama benim kehanetimi sunan. Senin ustan da Alastor'un kehanetini sundu krala."

"Ustam bir yalancı değildi, beni en iyi şekilde eğitti bu bir, ikincisi ise Sidelya'nın kahini kimdi?" Dedi merakla. Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Bilmiyorum, o adamı öldürdüler. Sidelya yıllardır saklanıyor bu yüzden. Benim kehanetim o kahindeydi diye öldürüldü. Sidelya da aynı kaderi yaşamamak için yıllarca saklanarak kehanetimi koruyor." Rafael. Uzun süre şaşkın bir ifadeyle bana baktı.

"Bu olamaz. İmkansız." Dedi. Anlamayarak ona baktım.

"Ne olamaz?" Rafael bir süre düşündü.

"Şimdi senin bunları düşünme zamanın değil çok yorgun görünüyorsun." Dedi. Elini çeneme koyup yüzümü inceledi.

"Bahram bembeyaz olmuşsun." Endişeli bir şekilde bakmaya devam etti.

"Ben zaten bembeyazım Rafael iyi misin?" Diye sordum gülümseyerek.

"Hayır öyle değil saçların, gözlerin herşeyin beyaz renge döndü. Ciddi anlamda kar gibisin." Dedi. Anlamsızca yüzümü buruşturdum. Ayağa kalktım hızlıca, Rafael de benimle birlikte ayağa kalktı. Rafael sihirle önüme bir ayna yaptı.

"Kendine bir bak." Aynada gerçekten de saçlarım, gözlerim, tenim her şeyim bembeyazdı. Üzerinmde ki şeytan kıyafetleri bile.

"Bu da neyin nesi?" Aynadaki yansımama inanamıyordum. Karşımdaki kişiyle hergün yanada gördüğüm kişi bir değil gibiydi ne oluyordu bana.

Arkamda bir büyü gördüm, neyin nesi olduğnu bilmediğim bir şeydi bu dikkatlice inceledim birden arkamdaki cehennem kayboldu. Bir oradaydı ayna aynadaki yansımam kayboldu karşıma biri geçti bana gülümsüyordu.

"Sende kimsin?" Diye sordum aynaya doğru. Rafael anlamsız bir ifadeyle beni inceliyordu. Aynadaki kişinin elinde bir asa bulunuyordu. Asayı salladı, parlak asanın ucunda bir büyü oluştu ışığı yüzüme yansıdı. Rafael de ışığı görmüş gibiydi. Aynadaki kişinin yaptığı sihir ben daha ne olduğunu anlayamadan beni buldu. Işın beni bir yere savururken aynayı tutan Rafael de geriy savrulmuştu. Ayna kayboldu. Rafael hızlıca ayağa kalkarken benim başım dönüyordu. Rafael yanıma geldi.

"Bahram iyi misin? Birşey oldu mu?" Cevap bile veremeden gözüm karardı ve aniden bilincimi yitirdim.

****

"O gayet iyi sadece bir büyü ile bilincini kaybetmiş." Diyerek açıklama yaptı şifacı. Alastor rahatlamış gibi bir nefes verdi. Rafael ise bu sırada hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranıyordu.

"Ona noldu? Senin yanındaydı." Dedi zeki Pandora. Rafael söyleyeceği yalanı uzun süre düşünmedi.

"Yüzü gözü bembeyaz olmuştu. Aynaya kendine bakmasını söyledim, sonra da başının döndüğünü söyledi ve bayıldı." Diyerek hızlıca yalanını açıkladı. Kimse ise yalan söylediğinden şüphelenmemişti. Kral bir süre düşünüp Rafael'e döndü.

"Neymiş kullandığı sihir?" Diye sordu.

"Hatırlamıyor. O anlık öfkeliymiy ve istemsizce böyle bir sihir yapmış." Diyerek bu sefer doğruyu söyledi. Piamon sırıttı.

"Saçmalık. Bu adam az kalsın cehennemi yok ediyordu. Bütün cehennem yerinden oynadı binlerce heykel ve bina yıkıldı. Bu adama bu sihir çok fazla." Dedi. Haklıydı. Az kalsın bütün cehennemi yıkıyordu Bahram. Piamon bu durumdan çok rahatsızdı.

"Bahram'ı daha ne kadar burada tutacaksın?" Diye sordu Satana krala. Alastor, Pandora ve Rafael bu sorunun cevabını dikkatli dinliyordu.

"Sen onu ikna edeceksin Alastor." Alastor kaşlarını çattı.

"Neye?" Kral Alastor'a döndü.

"Sendeki üstün güç ile Bahram da ki üstün güç billeşirse yapabilecekleriniz sınırı yok." Dedi. Rafael bu planı sevmişti.

"Bir dakika bir dakika. Bahram ile gücümü billeştirmemi mi istiyorsun?" Dedi Alastor ayağa kalkarak.

"Evet bunu istiyorum. Bir sorun mu var?" Dedi. Alastor asla babasına karşı gelemeyecekti. Kral Asmodeo bunu iyi biliyordu. Bir kere daha Bahram'ı kandırmaya çalışacaklardı. Bunu bilmeyen tek kişi ise yine Bahramdı.

Rafael odadan çıkıp kendi odasına girdi. Büyü kitaplarıyla dolu odasında bir süreliğine eşyalarını toparlayarak düşüncelere daldı. Aklına bir plan yatmıştı Bahram sayesinde. Kendi planına kurnazca gülümsedi. Üzerini değiştirip hazırlandı ve odadan çıktı. Hızlı adımlarla yürüyerek zindanın önüne geçti.

"Bu aralar çok sık ziyaret ediyorsun burayı kahin. Heralde görmek istediğin birileri var bu aralar." Dedi muhafız. Rafael hemen güzel kahinden bahsettiğini anlamıştı. Gülümseyerek yere baktı.

"Gözünden hiçbir şey kaçmıyor muhafız." Sidelya'nın bu konuşmaları duyduğuna emindi. Muhafız gülerek kapıyı açtı. Rafael içeri girip Sidelya'nın zindanının önünde durdu.

Sidelya, Rafael'e hoşnutsuz bir ifadeyle baktı.

"Beni özledin mi güzel kahinim." Dedi Rafael. Sidelya ile dalga geçmiyordu, ondan hoşlanıyordu ve bunu gıcıklık yaparak ve ona iltifat ederek belli ediyordu. Sidelya ise haklı olarak ondan nefret ediyordu ama bu Rafael'in çok da umrunda değildi. Zaten Rafael'den çoğu kişi nefret ederdi.

"Hiç özlemedim. Üstelik sana birdaha buraya gelmemeni söylemiştim." Dedi. Rafael dudağını büzdü.

"Niye öyle diyorsun ama."

"Çünkü yüzünü görmek istemiyorum." Dedi. Sidelya gerçekten Rafael tarafından ihanete uğramış hissettiği için Rafael'i görmek istemiyordu.

Arkasını döndü.

"Önümü döndüğümde gitmiş ol Rafael." Dedi. Rafael kahkaha attı. Rafael'in büyücü olduğunu burda kimse bilmiyordu. Çok nadiren sihir yapıyordu ve kimse bir kahinin nasıl sihir yapabildiğini sorgulamıyordu. Rafael sağını solunu kontrom ettikten sonra ellerinden sihir çıkarıp yavaşça parlaklıkları tuttu. Saniyeler içinde parmaklıklar tuzla buz oldu. Rafael sessizce Sidelya'ya yaklaşarak ellerini beline doladı. Sidelya kollarına vurarak Rafael'in ellerini belinden çekmeye çalıştı ama Rafael, Sidelya için fazla kuvvetliydi.

"Çek ellerini üstümden Rafael." Rafael sırıttı.

"Şşşşttt sakin ol buradakiler herşeyi yanlış anlayacaklar." Sidelya, Rafael'in elinden kurtulamayacağını anlayınca pes etti. Elinden kurtulmaya çalışırken yorulmuştu.

"Sakin ol güzelim sakin." Sidelya'nın sinirleri bozulmuştu, derin derin nefesler alıp verdi bir süre.

"Benden ne istiyorsun Rafael?" Diye sordu. Rafael Sidelya'nın saçlarını geriye atıp boynuna bir öpücük kondurdu. Sidelya sertçe Rafael'e kafa attı.

"Sana bir daha bana dokunmamanı söylemiştim." Dedi. Beklenmedik yerden gelen hamle Rafael'in canını acıtmıştı. Sırıtarak Sidelya'yı bıraktı. Sidelya, Rafael'e döndü.

"Şimdi bana ne istediğini söyle." Dedi Sidelya sertçe. Rafael ciddileşti.

"Bana bir kehanet sözün vardı. Bir daha karşılaştığımızda söyleyecektin. Şimdi senden kehanetin yerine başka bir bilgi istiyorum." Dedi. Sidelya sözünü hatırladı. Normalde asla yapmazdı ama Rafael ona kehanetinden bahsetmişti.

"Ne öğrenmek istiyorsun?" Diye sordu Sidelya. Hala genç kahinin niye geldiğini tam anlamıyla anlayamamıştı. Sık sık kendisini ziyarete gelen genç kahin neyin peşindeydi bilmiyordu. Rafael istediği soru gelince kendi sorusunu sordu.

"Ustan kimdi?" Sidelya soruya şaşırmıştı.

"Sanane benim ustamdan." Dedi. Rafael bu cevabın geleceğini tahmin etmişti.

"Sidelya kehanet sözünü böyle tutar mısın? Şuanda benim için çok önemli bir bilgi bu. Ustan kimdi?" Sidelya bir süre düşündü. Söyleyip söylememek arasında çok kararsızdı.

"Maren." Rafael başını salladı.

"Teşekkür ederim."

Artık Rafael'in planı kafasında tamamlanmıştı. Maren Rafael'in tanıdığı bir ustaydı. Çünkü Rafael büyü derslerini Maren'den almıştı. Maren de Rafael gibi hem bir kanin hemde bir büyücüydü. Rafael birçok hayat dersini Maren'dan almıştı. Büyücülükle kahinliği birbirine karıştırmamayı onun sayesinde öğrenmişti Rafael. Şimdi ise onun himayesinde büyüyen genç kız karşısında duruyordu. Bahram sayesinde kafasına koyduğu planı gerçekleştirecekti. Ama aynı yolla değil.

"Ne oldu?" Diye sordu Sidelya. Rafael o an Sidelya'yı izlediğini fark edip bakışlarını kaçırdı. Sidelya hala Rafael'e bakıyordu.

"Söyleyecek bir şey kalmadıysa çık zindanımdan dışarı çık Rafael." Dedi Sidelya. Rafael çıkmak istemese bile başını salladı. Gerçekten aklına konuşmak için başka bahane gelmiyordu.

Rafael tam zindandan çıkacakken Sidelya konuştu.

"Rafael." Rafael olduğu yerde durdu. Kalmak ve konuşmak için bahane arıyordu zaten, Sidelya'nın onu çağırması ile gülümsemesini bastırmaya çalıştı. Ciddileşince Sidelya'ya döndü.

"Evet." Sidelya boynundan bir kolye çıkardı, Rafael'in yüzü düşmüş morali bozulmuştu. Gözlerini kapattı. "Lütfen" dedi içinden. "Lütfen çıkardığı kolye o olmasın" gözlerini açıp Sidelya'ya baktı. Sidelya çıkardığı kolyeyi Rafael'e uzattı.

"Sana ait bu. Artık bende kalmasının hiçbir anlamı yok." Dedi. Rafael uzun süre kolyeye baktı. Oysaki o kolyenin Sidelya da olması Rafael'e iyi hissettiriyordu. Rafael kolyeyi alması gerektiğinin farkındaydı ama eli uzanmıyordu. Yere bakarak derin bir nefes aldı.

"Vermek istediğine emin misin?" Diye sordu. Almak istemiyorum demeye çalışmıştı dolaylı yoldan. Sidelya da vermek pek istemiyordu ama Rafael bir kere ona ihanet etmişti. Artık onun hiçbirşeyini istemiyordu. Başını onaylayarak salladı.

"O sana ait. Artık istemiyorum." Diyerek bir kere daha uzattı Rafael'e.

Rafael uzanıp kolyeyi aldı. Sidelya'nın yüzüne bile bakmadan dışarı çıktı. Elindeki kolyeyi avuç içinde sıkı sıkı tutarak yumruğunu sıktı. Odasına çıkıp kapıyı çarptı. Elinde tuttuğu kolyeye baktı uzun uzun. Birgün bu kolye yine güzel kahinin boynunda olacaktı. Ama herşeyin bir zamanı vardı. Ve Rafael o zamanı iyi biliyordu.

****

Başım deli gibi ağrıyordu. Bütün bedenim uyuşmuş gibiydi, kıpırdayamıyordum. Gözlerimi hafifçe aralayarak nerde olduğumu anlamaya çalıştım. Cehennemdeyim orası kesin de nerde yatıyordum? Gözlerimi aralayıp siyahların hakim olduğu odaya göz attım, benim en hakim olduğum odaydı burası. Alastor'un odasındaldım. Ve yine onun yatağında açmıştım gözlerimi. Bu sefer tek bir fark vardı, odada Alastor'dan başka kimse yoktu. Alastor uyandığımı görünce masasından kalkıp yanıma geldi.

"İyi misin Bahram?" Yine üstümü başımı inceliyordu. Başımı onaylayarak salladım.

"İyiyim." Alastor yere baktı.

"Bayılmışsın. Ama birşeyin yok, büyük bir ihtimal kullandığın güç ağır geldi." Dedi. Sanki çok umrumdaydı.

"Küs müyüz hala?" Diye sordu. Ona kızgın bir yüzle baktım.

"Alastor sen mal mısın? Benim arkamdan iş çevirdikten sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmemi mi bekliyordun?" Alastor yine yere baktı. Suçluydu ve farkındaydı.

"Haklısın. Ama tam olarak arkandan iş çevirmek denmez." Sinir bozukluğu ile güldüm.

"Vay be. Ne denirmiş sen söyle o zaman bilelim." Dedim alayla. Alastor dudağını ısırdı.

"Haklısın."

"Biliyorum ve bunu duymaya ihtiyacım yok." Dedim göz devirerek. Alastor birkaç söze girmek ister gibi olup vazgeçti. Bunun üzerine ben konuştum.

"Rafael nerede?" Alastor kaşlarını çattı.

"Rafael ne alaka?" Dedi. Sinirle göz devirdim.

"Soruma soruyla karşılık verme Rafael nerede?" Alastor derin bir nefes aldı.

"Odasındadır nerde olabilir başka. Ama sen Rafael'i ne yapacaksın?" Dedi. Sanırım buradakiler hala kaçacağımdan şüpheleniyordu. Keşke yapabilsem.

"Sizin yüzünüzü görmek istemiyorum. Onun yanına gideceğim." Dedim. Alastor tam ayağa kalkacakken izin vermedi.

"Bahram yapma şunu. Tamam haklısın özür dilerim, barışalım mı?" Dedi gülümseyerek. Bu sefer samimi görünüyordu. Oyun oynamıyor gibiydi.

"Barışmayalım Alastor. Bir kere daha aynı şeyleri yaşamayacağımın garantisini verebilir misiniz bana?" Dedim. Alastor başını salladı.

"Söz veriyorum, bir daha arkandan iş çevirmeyeceğim Bahram. Sen haklıydın bu işin içinde olmamam gerekirdi özür dilerim. Ama Pandora da bende kral yüzünden sana karşı savaşmak zorunda kaldık. Tekrarlanmayacak, söz veriyorum." Alastor'un gözlerine baktım bir süre. Bu sefer samimi gibiydi bir kere daha ona inanmak istedim. Tam onu affettiğimi söyleyecekken kapı birden açıldı. İçeri giren kişiyi ise tahmin edebiliyordum.

"Özür dilerim böldüm mü?" Dedi Pandora. Mahçup bir şekilde içeri girdi, Kapıyı kapattı.

"Hayır. Gel." Dedi Alastor. Pandora masanın önündeki sandalyeyi çekip karşıma oturdu. Bacak bacak üstüne atıp saçlarını geriye savurdu.

"Ne konuşuyordunuz?" Dedi. Alastor'a döndüm. Alastor bana bakarak Pandora'ya döndü.

"Özür diledim." Dedi. Pandora yüzüne düşen bir tutamı kulağının arkasına attı.

"Açıkladın mı?" Diye sordu. Alastor başını onaylarayarak salladı. Sonra Pandora bakışlarını çekingen bir şekilde üzerimde gezdirdi.

"Özür dilerim Bahram. Herşey için çok özür dilerim." Pandora özür diledikçe içimde birşeyler kırılıyor gibi hissediyordum. Bir şeytan beni bu denli nasıl aşka bağlamıştı. Nasıl onun karanlığına kapılıp kötülüğünü beğenmiştim bilmiyorum. Ama kurtulma fikri hiç hoşuma gitmiyordu.

"Affediyorum." Dedim sonra bi Pandora'ya bir Alastor'a baktım.

"İkinizi de." Dedim. İkisi de gülümseyerk birbirne baktı. Alastor bana sıkı sıkı sarıldı.

"İçim rahatladı yemin ediyorum bir an seni tamamen kaybettim sandım." Dedi. Bende ona sarıldım.

"Birşeyler atıştırmaya ne dersin?" Diye sordu Alastor. Başımı salladım.

"Olabilir."

Kapı iki kere çalındı. Alastor kalkıp kapıyı açtı kapıda ki kişi Piamon'du.

"Kral seni yanına istiyor Alastor." Dedi Piamon. Tam Pandora ile ben ayaklanmıştık ki ekledi.

"Mümkünse yanlız."

"Mümkün değil." Dedim. Alastor gülerek bana baktı.

"Tamam siz ikiniz odamda kalın hemen dönerim." Bir süre Alastor'a bakıp başımı onaylayarak salladım. Çünkü başka yapabileceğim birşey yoktu.

Alastor çıkıp kapıyı ardından kapatınca Pandora ile odada yanlız kalmıştık.

"Hala şeytanlara çıkmama konusunda kararlı mısın Bahram?" Diyerek gözlerini gözlerimde sonra dudaklarımda gezdirdi Pandora.

"Mantıklı bir aşk değil Pandora." Pandora onaylayarak başını salladı ama hala bana çok yakındı.

"Biliyorum." Dedi. Bir elini omzuma yerleştirdi.

"Ben meleklerin prensiyim. Sense bir şeytansın. Bir arada olmamız imkansız. İkinizden biri aslını inkar etmek zorunda." Dedim. Pandora üstümü başımı düzeltiyordu.

"Anlamak istemiyorsun öyle değil mi?" Dedim. Bende bunu kabullenmek istemiyordum. Pandora başını salladı.

"Seni seviyorum Bahram. En iyi halinle de seviyorum, en kötü halinle de, gece de seviyorum, gündüzde, cennette de seviyorum, cehennemde de, şeytan kadar sinirli ve kurnaz halini de seviyorum, melek kadar masum ve zeki halini de seviyorum, bana iyi davrandığın zamanları da seviyorum kötü davrandığın zamanları da seviyorum." Dedi. Diğer elini ensemde ve saçlarımda gezdiriyordu. Bu his tüylerimin diken diken olmasına sebep oldu.

"Bende seni çok seviyorum Pandora. Cehenneme ait olamana rağmen seviyorum, güvenilmez olduğunu bildiğim halde seviyorum, kötü karakterine rağmen seviyorum, şeytani fikirlerine rağmen seviyorum, katil olmana rağmen seviyorum, düşmanım olmana rağmen seviyorum, karanlık kalbine rağmen seviyorum. Pandora ışığım sana da yetecekse karanlığına da varım ben." Dedim Pandora bana biraz daha yaklaştı.

"Bunu yapamazsın Bahram."

"Neden?"

"Sen meleksin benim karanlığımla baş edemezsin."

"Gücümle baş edebilirim." Dedim.

"Kendini yorarsın sadece." Dedi. Haklıydı.

"Sen kötülükten arındır kalbini." Dedim. Son çareydi bizim için ama Pandora başını olumsuz anlamda salladı.

"Ben siyahım. Senin ışığın bana fazla Bahram, benim kalbim iyiliğe alışmaz." Bir elimi Pandora'nın beline yerleştirdim. Diğer elimle de saçlarını geriye attım.

"Seni seviyorum Pandora."

"Seni seviyorum Bahram." Elimi yanağına yerleştirdim, yüzümü yüzüne yaklaştırdım, sıcak nefesi dudaklarıma değiyordu, boyu benden kısa olduğu için yüzüne doğru eğildim. Tam dudaklarım dudaklarını bulacaktı ki kapı açıldı. Pandora gözlerimin içine bakıp ellerini omuzlarından çekerek arkasını döndü. Bende aynı anda ellerimi üzerinden çektim. Alastor kaşlarını kaldırmış sırıtarak bize bakıyordu.

"Yok artık en yakın iki arkadaşım sevgili mi olmuş." Dedi kollarını göğsünde billeştirerek kapıya yaslandı.

"Evet."

"Hayır." Pandora ile birbirimize bakmıştık.

"Hayır."

"Evet." Bu sefer de tam tersini söylemiştik. Alastor kahkaha attı.

"İnanmıyorum." Diyerek tekrar kahkaha attı.

Bir elimi boynuma atarak cama döndüm. Dışarıda yağmur yağıyordu.

"Cehennemde yağmur mu yağıyor ben mi yanlış görüyorum." Dedim şaşkınlıkla. Hem konuyu değiştirmiş olmuştum.

"Evet. Cehennemde de yağmur yağıyor bazen. Ama sık sık yağmaz." Dedi. Cama yaklaşarak elimi cama koydum. Dışarıyı izledim bir süre. Cennette yağan yağmurlar çok huzur veriyordu. Orda yağmur yağdığı zaman camdan bir saniye bile ayrılmıyordum.

"Tamam gidelim yemek yiyelim sonra dışarı çıkalım." Dedi Alastor.

"Tamam." Dedi Pandora. Daha yorum yapmadım.

Kahvaltıya indiğimizde şeytanların çoğu masada değildi. Sadece Piamon morali bozuk gibi elindeki çatalla bir o tarafa bi bu tarafa batırarak oyalanıyordu.

"Alastor, Piamon'a baksana." Dedi Pandora. Alastor bakışlarını çevirip Piamon'a baktı.

"Nesi var?" Diye sordu kaşları çatılmıştı.

"Bilmiyorum." Dedi Pandora. Bir süre gidip gitmeme arasında konştular.

"Sizin arkadaşınız siz daha iyi bilirsiniz ama bence gidip bi ne olduğunu sorun." Dedim. İkisi de bana bakıp birbirlerine baktılar tekrar. Daha sonra üçümüz beraber Piamon'un yanına oturduk. Tabağındaki hiçbir şeyi yememiş elindeki çatalla oturulordu. İçeceğinden bile tek bir yudum almamıştı. O kadar dalgıdı ki geldiğimizi bile fark etmemişti.

"Piamon." Alastor, Piamon'a seslendiğinde Piamon yerinden sıçradı. Bir Alastor'a, bir Pandora'ya, bir bana baktı.

"Bi haber versiydin öyle gizli gizli gelinir mi?" Dedi Piamon. Pandora ayakkabılarını gösterdi.

"Bu topuklularla daha ne kadar haber vererek gelebilirdik Piamon. O kadar dalgıdın ki fark edemedin." Dedi. Piamon elini başına koyup yine çatalla oynamaya başladı.

"Neyin var senin?" Diye sordu Alastor yanına oturarak.

"Hiçbir şey dalgınım bu aralar." Pandora da Piamon'un karşısına oturdu. Bende Pandora'nın yanına geçtim.

"İşte yine dalgısın ne takıldı kafana?" Diyerek üsteledi. Piamon sadece derin bir nefes alıp verdi.

"Seni hiçbir zaman böyle görmedik Piamon garip geliyorsun." Dedi Pandora. Piamon çatalı fırlattı.

"Bu aralar çok garibim zaten." Dedi. Lucifer birden yanımızda belirdi.

"Neyi var bizim çapkın şeytanın?" Dedi Alastor'a. Alastor omuz silkti.

"Bilmiyorum söylemiyor." Omuzlarında arkamdan iki el hissettim.

"Hadi ama birkaç kişiyle takılsın unutur. Senden başlamasını ister misin meleğim?" Dedi arkamda duran Azazel'in sesi. Başımı çevirip ona baktım.

"Kalsın." Dedim. Azazel sırıtarak. Ellerini omzumdan çekti. Mira ile Dijle de gelmişti.

"Konuşur musun Piamon?" Dedi Mira. Piamon başını kaldırdı. Ellerinden kırmızı ve siyah karışık bir damun çıkıyordu.

"Kafam karışık işte niye üsteliyorsunuz?" Samanta ellerine endişeli bir şekilde baktı.

"Çünkü sen daha önce hiç bu kadar dalgın olmamıştın ve biz en yakın arkadaşların olarak endişeleniyoruz." Dedi Samanta. Ama gözleri Piamon'un ellerindeydi. Mamon'un koluna vurarak Piamon'un elini gösterdi. Herkes birbirine sırayla elini gösteriyordu. Pandora'ya döndüm.

"Ellerinden neden duman çıkıyor." Dedim. Pandora kulağıma fısıldadı.

"Her an sinir krizi geçirebilir. Daha önce bir kere daha yaşanmıştı." Dedi. Bir süri kimse konuşmadı. Daha sonra Samael elini Piamon'un omzuna koydu.

"Piamon."

"Beni yanlız bırakın!" Diye bağırdı Piamon. Herkes birkaç adım geri çekilmişti. Piamon eliyle masayı devirdi. Kocaman masayı bir eliyle devirerek ayağa kalktı. Derin nefesler aldı birkaç kez. Herkese teker teker göz gezdirip hızla oradan ayrıldı.

"Ona ne olduğunu bilen var mı?" Diye sordu Satana bağırarak. Lucifer konuştu.

"Birkaç göndür her gece kabus görerek kalkıyor. Gece birkaç kez uyanıp uyanıp duruyor hepsi de kabuslarla dolu rüyalar yüzünden." Dedi. Kasadya alkışlamaya başladı.

"Ve sen bunu bize şumdi mu söylüyorsun?" Lucifer umursamazca omuz silkti.

"Bu kadar önemli değildir diye düşünmüştüm." Dedi.

"Yanına gitmeli miyiz" diye sordu Levis.

"Tabi tabi eceline susadıysan kesinlikle git Levis." Dedi Evil. Kısa yoldan gitmemesi gerektiğini anlamıştı Levis. Herkes oturup ne yapabileceğini düşündü.

"Ama birinin onunla konuşması gerekiyor." Dedi Mira. Belia ekledi.

"Zarar vermeyeceği biri." Dedi.

"İyi de onun zarar veremeyeceği kimse yok maalesef aramızda. Hepimize rahatça zarar verir Piamon." Dedi Samanta. Sonra sırıtarak ekledi.

"Biri hariç." Dedi bana bakarak. Bütün şeytanlar bana dönmüştü.

"Benimle konuşmaz." Dedim. Mamon sırıttı.

"Konuşur konuşur neredeyse üç haftadır bizimlesin. Bir kere bile yanımızdan ayrılmadın herkes alıştı artık sana melek Bahram." Dedi. Bütün şaytanların bakışları üzerimdeydi.

"Yapamaz mısın bunu?" Diye sordu Samael. Bu şeytanlara bu aralar fazla iyilik yapıyordum ama doğamda vardı bu. Pes eder gibi ellerimi kaldırdım.

"Tamam, tamam. Arkadaşınızla konuşucam." Dedim. Lafımı bitirir bitirmez Evil eliyle sertçe sırtıma vurdu.

"Bravo be melek. Bu aralar bize çok yararın dokunuyor unutmayacağız bunları." Dedi.

"Ben nasıl unutmadığınızı gördüm." Diyerek ayağa kalktım. Ordan ayrılarak Piamon'un nereye gitmiş olabileceğini düşündüm.

Neredeyse bütün cehennemi dolaştıktan sonra Piamon'u cehennemin en yüksek dağının üzerinde buldum. Cehennemde o kadar çok dağ vardı ki Piamon'u bulana kadar yorulmuştum. Sihir topları yaparak onları olabildiği kadar uzağa atmaya çalışıyordu.

"Piamon." Diyerek yanına yaklaştım.

"Ne işin var burda melek?" Diye sordu Piamon. Yanına oturdum.

"Senin için geldim." Dedim dürüst olarak. Piamon sırıttı.

"Ne yani sende mi artık bizden sayılırsın." Dedi alayla.

"Tam olarak öyle olmasa da, arkadaşınız sayılabilirim." Dedim. Piamon bir Ateş topu daha gönderip güldü.

"Şeytanların arkadaşlığına çok güvenme Bahram. Savaşta ne kadar iyi arkadaş olduğumuzu gördün değil mi?" Dedi. Haklıydı.

"Yine de mirak ettim. Niye bu kadar dalgınsın?" Dedim. Piamon sanki böyle birşey bekliyormuş gibi direk konuştu.

"Bu aralar geceleri bir sürü kabus görmekten uyuyamıyorum. Sabahları da gördüğüm kabuslar kafamı karıştırıyor." Dedi. Şaşırmıştım bu kadar hızlı açılmasını beklemiyordum.

"Diğerlerinin yanında niye konuşmadın?" Diye sordum.

"Sinirli anıma denk geldiler. Sen beni şuan en sakin halimle yakaladın." Dedi.

"Ne görüyorsun rüyalarında?" Diye sordum. Konuşurken sürekli izleniyormuş gibi bir hisse kapılmıştım ama arkamı dönüp kontrol ettiğimde kimse yoktu. Garip bir şekilde gerilmiştim.

"Sürekli bir yıkım var. Her rüyamda birileri ölüyor ve hep aynı kişi yüzünden." Dedi. Bu sefer yüzünü gökyüzüne çevirdi.

"Tanıyor muyum bu kişiyi?" Diye sordum. Piamon kahkaha attı.

"O bir melek." Dedi. Kaşlarımı çatarak Piamon'a baktım.

"Hangisi?" Diye sordum. Piamon hafifçe gülümseyerek cevapladı.

"Sessizlik meleği, Dina." Dedi. Başını sağa ve sola hızlıca çevirdi, siyah dağınık saçları alnına dökülmüştü.

"Bütün rüyalarımda başka bir yerde başka kişilerle savaşıyoruz ama hep onun yüzünden birileri ölüyor. Bütün kabuslarımda aynı şeyi yaşıyorum ama hiçbirinde galibiyet kazanamıyorum. Asıl garip olan ise her uyandığımda gerçekten savaşmış gibi yorgun oluyorum uyumak istiyorum ama uyuduğumda yine aynı kabusları görüyorum. Gün içerisinde sürekli yorgun oluyorum. Dedi. Bende Rüya yorumcusu değildim kahin değildim ama sürekli sorular sorup duruyordum.

"Anladım. Haklısın o zaman." Dedim. Piamon başını salladı.

"Haklıyım tabi melek."

"Ne zamandan beri bu böyle devam ediyor?" Diye sordum. Piamon bir süre düşündü.

"Sizin zindanda ki ilk haftanız bittiğinden beri." Dedi. Neredeyse 10 gündür böyle demek ki 10 gündür uyuyamıyor.

"Aklında bir yol var mı?" Dedim. Piamon bir süre düşündü.

"Rafael çözer diye düşünüyorum." Dedi. Bence de olabilirdi. Piamon ayağa kalktı.

"Yağmur yağıyor melek. Cehennemde yağan yağmur ters etki yapacak sana." Dedi. İkimizde karşı karşıya durduk.

"Bana bundan sonra birşey olmaz iblis. Korkma."

"Vaayy." Dedi. İkimizde gülerek saraya doğru uçtuk.

Sakin sakin uçarken saraya yaklaştığımızda ben daha ne olduğunu anlayamadan biri üzerime saldırıp omuzlarından tutarak dengemi kaybetmeme sebep oldu ve aşağı düştüm. Tam düşecekken birden kanatlarını açtı ve yavaş bir düşüş yaşadım. Başımı kaldırıp beni tutan kişiye baktım.

"Pandora delirdin mi?" Pandora kahkaha atıyordu.

"Baktım sakin sakin uçuyorsun dedim bi müdahale edeyim." Diyerek tekrar kahkaha attı. Benimde istemsizce gülmeme sebep olmuştu. Bir süre uzun uzun gülümsememi seyretti.

"Çok güzelsin Pandora." Dedim. Pandora uzun uzun bana baktı.

"Üstümden kalkmak istemiyorsun galiba." Dedim. Pandora ayağa kalktı bende onunla birlikte ayağa kalktım.

"Herkes yağmurun tadını çıkarıyor. Bütün şeytanlar uçuyoruz beraber katılmak ister misin?" Dedi. Önünde eğilerek elimi uzattım.

"Eşlik edersen olur." Dedim. Pandora gülerek elimi tuttu. Başımı kaldırıp ona baktım. Elimi tutuyordu ve bu garip bir şekilde çok heyecan vericiydi.

Gökyüzüne yükseldik beraber eli elimi bir saniye bile bırakmıyordu. Gökyüzünde taklalar atarak hızla uçtuk. Daha sonra yorulup yavaşladık.

"Biliyor musun Bahram?" Dedi. Bakışlarımı ona çevirdim.

"Daha önce çok kez gökyüzünde yağmurda eğlendim ama hiçbiri seninle olduğu kadar huzur vermemişti." Dedi. Durup ona baktım. Uzun uzun inceledim. Gözlerini, yüzünü, dudaklarını... Pandora'nın da gözleri dudaklarıma kaydı.

"Öpecek misin bu sefer beni?" Dedi. Elini bırakıp belini tuttum, bir elimi yanağına koyup yanağını okşadım. Bedeni bedenime değiyordu ve bu his bile mükemmeldi. Bir elini omzuma bir elini enseme koyduğunda kalbimin ritmi tekrar değiymişti. Bu hissi çok seviyordum. Bir kere daha yüzümü yüzüne yaklaştırarak dudaklarını öptüm. Uzun uzun öptüm onu. Bu sefer kimse yoktu. Anın tadını sonuna kadar çıkardım. İkimizde bir saniye bile ayrılmadan birbirimizi öpüyorduk. Saatler durmuş gibiydi. Alnımı alnına dayadım, gözlerimi açmadım. Yağmur üzerimize damlıyordu, hafiften bir rüzgar esiyordu ama çok da önemli değildi bunlar. Pandora varken herşey önemini kaybediyordu.

"Eeee eğlenmeyecek miyiz biz şimdi?" Azazel'in sesini duyunca kafamı çevirip oraya baktım. Bütün şeytanlar bizi izliyordu. Fazlasıyla utanmıştım hissettim, ama Pandora tam tersine çok normal birşeymiş gibiydi. Gözlerim Alastor'a kaydı, sarayda bir odaya gözlerini sabitlemiy oraya bakıyordu. Başımı çevirip saraya döndüğümde, kralın odasının perdesi kapandı. Bu da neydi şimdi? Kral Pandora ile aramızda geçenleri görmüş müydü? Elimi stresle saçlarımda gezdirdim.

"Noldu?" Diye sordu Pandora. Sarayı işaret ettim.

"Kral görmüş." Pandora güldü.

"Nolmuş?" Dedi. Elimi saçlarımdan çekip Pandora'ya döndüm.

"Pandora kral beni burda zorla tutuyor, ya bana karşı seni kullanmaya kalkarsa." Dedim. Pandora da bu ihtimalden korkmuş gibiydi. Alastor hala gözlerini sarayın camından ayırmıyordu. Sanırım Alastor bunun zaten olacağını biliyordu, artık çok geç olduğunu da.

"Eğer bunu yaparsa o zaman bir çözüm yol buluruz. Şimdi eğlencemize bakalım olur mu?" Dedi Pandora. Başımı onaylayarak salladım ve Pandora'dan ayırlarak Alastor'un yanına geldim. Uçarak ona omuz attım ve takla atarak tekrar önüne geçtim.

"Hey!" Dedi gülümseyerek Alastor.

"Birileri aşağı düşmek için can atıyor." Diye ekledi ardından. Sonra Mira bağırdı.

"Uçarak ebelemece oynayalım mı?" Dedi. Sonra Samael konuştu.

"Tamam. Dağların oraya yaklaşmak yasak bu aralar oralar çok tehlikeli." Dedi. Piamon ile birbirimize baktık.

"O zaman ebe benim kaçın." Dedi Piamon. Herkes Piamon'un keyfinin yerine gelmesine sevinmişti. Piamon 10'a kadar sayarken bizde uçarak uzaklaştık.

"Üzülüyorum biliyor musun? Ne kadar daha şeytanların arasında kalabilir ki? Ya kötüleşecek, ya da kötüleşecek. Başka şansı yok. Orada kalmaya devam ettikçe karanlık ona da bulaşacak. Ama hayata yeni atılan melek ne yazık ki bunun farkında bile değil."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.