İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 8 · 13 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 8

Yalanlar Zindanı

"Özledin mi beni?" Sidelya genç kahinin sesini duyunca ayağa kalktı ve parmaklıklara yaklaştı.

"Rafael."

"Evet benim." Dedi sırıtarak. Sidelya, Rafael'in parmaklıkların üzerindeki eline dokundu. Rafael, Sidelya'nın her hareketini gülümseyerek izliyordu.

"Ne için geldin?" Rafael birilerinin duymasından korkuyor gibi sağını ve solunu kontrom etti.

"Dün bir rüya gördün öyle değil mi güzel kahin." Sidelya başını onaylayarak salladı. Rafael konuştu.

"Anlat bana." Sidelya bir süre düşündü. Çok sık anlatmazdı böyle şeyleri.

"Melekler, buraya prens Bahram için gelmişlerdi." Dedi. Rafael kahkaha attı. Sidelya, Rafael'in bu tavırlarına anlam verememişti.

"Evet geldiler." Sidelya şaşkınlıkla Rafael'e baktı.

"Şimdi gidip herkese gücümü kanıtlayacağım güzel kahin." Sidelya endişelenmişti. İçine ilk defa Rafael ile ilgili bir kurt düşmüştü.

"Ne yapacaksın genç kahin?" Diye sordu Sidelya. Ama alacağı cevaptan acayip korkuyordu. Rafael parmaklıklara biraz daha yaklaştı. Yüzüne şeytani bir gülümseme yerleştirdi.

"Hepsini bayıltıp zindana atacağım." Sidelya şaşkınlıkla Rafael'e baktı.

"İyi de neden yapıyorsun bunu?" Rafael kahkaha attı.

"Pandora'nın fikriydi hoşuma gitti." Sidelya artık daha iyi anlıyordu. Bir şeytan her zaman kötüdür.

"Onlara yardım edecektin hani?" Rafael sırıttı.

"Öyle birşey demedim." Sidelya bir süre yere baktı.

"Öyleyse niye bilekliği Bahram'a vermemi istedin? Niye onun gitmesine yardım etmeye çalıştın?" Rafael sırıttı.

"Sen gitme diye bilekliği Bahram'a vermeni söyledim. Bu sabah Pandora'ya Bahram'ın bileğindeki bilekliğin ne işe yaradığını anlattım ve o bilekliği parçalamasını söyledim." Dedi. Sidelya daha büyük bir şok yaşıyordu.

"Beni burdan çıkaracağını söylemiştin?"

"Evet söyledim."

"Çıkarmayacak mısın yani?"

"Hayır."

"Seninle bir anlaşma yaptık Rafael."

"Evet ama seni prens Bahram ile görüştürmem karşılığında yaptık bu anlaşmayı. Ve anlaşma büyü ile yapıldığı için sen burdan kurtulduğunda beni bulmak zorundasın yoksa ölürsün." Kurnazca gülümsedi. Sidelya kandırılmanın kızgınlığını yaşıyordu. Neye bulaştığını çok geç anlamıştı. Asla bir büyücüye güvenmemeliydi.

"Sözünden dönüyorsun." Dedi tehditkar bir sesle. Rafael sırıttı. Kurnaz planı işe yaramıştı ve bunun sevincini yaşıyordu.

"Ben sana sözümü tuttum. Prens Bahram ile görüştün. Sözünü burdan çıkınca sen tutacaksın. Tabi çıkabilirsen." Rafael bir içki şişesi açtı ve parmaklıkları yaslanarak tek dikişte içti. Sidelya'nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

"Beni burdan çıkaracağını söyledin." Dedi hayal kırıklığıyla. Rafael sırıtarak Sidelya'ya baktı.

"Yalan söyledim." Sidelya ilk defa böyle bir ihanetle karşı karşıya kalmıştı.

"Bana iyi biriymiş gibi davrandın, benim tarafımdaymış gibi konuştun." Rafael bir süre düşündü.

"Hmmm, sarınım yine yalan söyledim." Sonra kahkaha attı.

"Bebeğim, bebeğim niye anlayamıyorsun hala. Siz kızlar çok safsınız. Bir iki güzel söz söyleyerek seninle flörtleştim ve seni kandırdım." Dedi. Cümlesin biter bitmez kahkaha attı. Sidelya dolu gözlerini gizlemek için başını yere eğdi. Tuttuğu parmaklıkları sıktı. Rafael dalga geçer gibi parmaklarını Sidelya'nın elinin üzerinde ufak dokunuşlarla gezdirdi. Sidelya elini sertçe parmaklıklara vurdu. Vurmanın şiddetiyle parmaklıklar sallandı. Rafael kahkaha atarak elini çekti.

"Ah Sidelya. Ne kadar güzelsin bir bilsen." Diyerek içi gidiyor gibi konuştu Rafael. Sonra derin bir nefes alarak içten bir sesle konuşmaya devam etti.

"Biliyor musun? Seni ilk gördüğümde senden çok etkilenmiştim." Sidelya elini birkaç kez daha parmaklıklar vurdu.

"Sus! Kes sesini! Sus!" Dilerek bağırdı. Daha sonra burnunu çekti.

"İnandım. Sana inanmıştım Rafael beni kandırdın. Güvendim ben sana, ne nersen yaptım güvendim. İğrenç birisin sen. Umarım yaşattığın herşey sana en kötü şekilde geri döner Rafael. Öyle bir muhtaç kal ki yardımıma sana benden başka kimse yardım edemesin. Öyle biter ol ki baktığın heryerde o mor gözlerin gözlerimi arasın." Dedi. Bunları söylerken gözleri parlıyordu. Rafael sırıttı.

"Çok korktum." Daha sonra yaslandığı yerden doğruldu. Parmaklıkların arasından Sidelya'nın saçlarını geriye atarak yanağına dokundu. Sidelya yüzünü yana çevirdi. Rafael'in eli boşlukta kalmıştı.

"Sidelya."

"Ne var!"

"Çok içimde kalmıştı."

"Ney?" Rafael parmaklıkları sihirle yok edip eliyle Sidelya'yı göğsünden ittirerek duvara yasladı ve dudaklarına yapıştı. Sidelya itmek için ellerini kaldırınca Rafael bunu hissetmiş gibi bileklerini kavrayarak etmesini engelledi. Sidelya başını yana çevirdi, Rafael kahkaha attı.

"Şuan beni taciz ettiğinin farkında mısın? İznim olmadan beni öpemezsin ve bana dokunamazsın" dedi. Rafael, Sidelya'nın zincirli bileklerini bırakıp bir eliyle çenesini kavrayarak yüzüne bakmasını sağladı.

"Sana iznin olmadan dokundum ve iznin olmadan öptüm. Hadi cezalandırsana beni." Dedi kısık bir sesle. Sidelya yapabilecek hiçbirşey olmadığını fark edince sustu. Çok çaresiz hissediyordu şuan. Rafael sırıtarak Sidelya'yı bıraktı.

"Neyse ben gideyim de şu melekleri bi zindana kapatayım." Dedi şeytanice gülerek.

zindandan çıkıp parmaklıkları yeniden oluşturdu. Daha sonra iki eliyle parmaklıkları kavradı.

"Sidelya." Sidelya nefret dolu gözlerini Rafael'e çevirdi.

"Aferin, böyle kin dolu ol." Dedi sırıtarak.

"Ne söyleyeceksen söyle sonra defol git." Dedi.

"Dudaklarımın tadını da bu öpücüğü de unutma. Bir gün beni kendi isteyinle öpeceksin." Dedi kısık bir ses tonuyla sırıtarak. Sidelya yüzünü buruşturdu.

"Seni asla öpmeyeceğim Rafael. Saçma sapan hayallerle kendini kandırma üzülürsün." Dedi. Rafael kahkaha atarak zindandan çıktı.

adım adım karlın odasına doğru yürüyordu. Aklında Sidelya'dan aldığı kısa öpücük vardı. İlk ona yaklaştığı günden beri hayalini kurduğu dudakların tadı vardı dudağında. O anı hatırlayınca gülümsedi. Keşke böyle birşey yapmak zorunda kalmasaydı, ama başka çaresi yoktu. Eğer birşeyleri başarmak istiyorsa güzel kahini bu yalana inandırmalıydı.

"Bekleyeceksin bir süre güzel kahinim." Diye mırıldandı kendi kendine. Daha sonra kralın odasına üzerine düşen görevi yerine getirmeye gitti.

****

"Artık uyan." Piamon başında beklediği meleğe seslendi. Uyanık olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Ömründe ilk defa bu kadar masum uyuyan birini görmüştü. Şeytanlar çok seksi kızlar olsa da bu meleğin masum güzelliği Piamon'u daha çok etkilemişti. Neyseki aşka inanan biri değildi. Yoksa bu kıza kapılması çok kolay olurdu.

"Eheres." Diye mırıldandı melek. Piamon merakla kıza baktı. Eheres de kimdi.

"Eheres değil Piamon güzelim." Dedi.

Dina ağrıyan başına aldırmadan gözlerini aralamaya çalıştı. Karşısında biri vardı ama bulanık gören gözleri kim olduğunu görmesine engel oluyordu. Dina etrafı inceledi, dört duvar arasında karanlık bir odadaydı. Elini kaldırmaya çalıştı ama zincirler ağırlık yapıyordu. Görüşü netleşince karşısındaki genç adama baktı. Savaştığı rakibi zindanda karşısında oturuyordu. Bir bacağını uzatmış, diğerini kendine doğru çekmiş kolunu da dizine yaslamış bir halde kıza bakıyordu.

"Günaydın meleğim." Dedi Piamon. Dina, Piamon'a tiksinerek baktı.

"Senin burda ne işin var?" Diye sordu.

"Kral başına muhafız olarak dikti." Dedi. Dina yüzünü buruşturdu.

"Kimse kalmamış mıydı?" Piamon sırıttı.

"Sana benden başka yar olmaz meleğim." Dina tiksinerek konuştu.

"Bana bir daha meleğim diye seslenirsen pişman olursun." Piamon heyecanlanmış gibi bir sesle konuştu.

"Vahşi kızları severim. Odamda kendini kanıtlamak ister misin?" Diyeren kahkaha attı. Dina hiç cevap vermedi. Piamon yine kıza sataştı.

"Burada da kanıtlayabilirsin." Dina sessiz kaldı.

"Sessizliğini evet olarak mı kabul etmeliyim? Çünkü bileğindeki zincirler beni çok heyecanlandırıyor." Dina sustu. Şeytanla uğraşamazdı.

Piamon kıza yaklaştı. Elini bacağının üzerinde gezdirdi. Dina izinsiz dokunuşuna sert bir tepki vererek ayakkabıyla eline bastı. Piamon elini zar zor kurtardı.

"Bir daha bana dokunursan bu zincirler seni korkutmaya başlayacak." Piamon sırıtarak sustu. Zaten burda günlerce vakitleri olacaktı. Yan zindandan bir ses geldi.

"Eğer Dina'ya dokunursan sana 300 farklı işkence yöntemi öğretirim pis şeytan." Piamon arkasına baktı.

"Konuşan kim?" Diye sordu ciddi bir sesle. Satana konuştu.

"Benim yanımdaki yakışıklı melek." Eheres herkesin gözünde meleklerin en yakışıklısıydı. Kimsenin de buna bir itirazı yoktu. Eheres de bunun fazlasıyla farkındaydı.

"Eheres adım. Belki lazım olur sana." Dedi Eheres bağırarak. Dina ile çok yakınlardı. Ve Dina'ya kimsenin zarar vermesine izin vermezdi.

"Eheres." Dilerek mırıldandı Piamon.

"Uyurken adını sayıkladığın melek buydu demek ki?" Dedi Dina'ya. Dina sayıkladığının farkında değildi o yüzden sustu. Satana ıslık çaldı.

"Sevgili misiniz yoksa?" Eheres tersledi.

"Boş yapma." Satana buna sinirlenmişti. Elindeki bıçağı Eheres'in yüzünde gezdirdi. Eheres'in gözlerinde ise gram korku yoktu.

"Bu yakışıklı yüzünü dağıtmak istemiyorum öfke meleği o yüzden beni sinirlendirme." Eheres kahkaha attı.

"Umrumda değil." Piamon sırıttı.

"Vay demek Eheres öfke meleği demek." Karşısındaki meleğe döndü.

"Sen nesin peki?" Diye sordu. Dina konuştu.

"Sessizlik meleğiyim."

"Belli oluyor." Dedi Piamon. Dina ona göz devirerek duvara döndü.

"Peki ya sen savaşçı kız? Neyin nesisin?" Diye sordu Evil. Cassiel ilk yenilgisinin öfkesini yaşıyordu. Ama bunu dışarıya belli ederek düşmanı sevindiremezdi. Gülerek başını kaldırdı.

"Ben Cassiel, koruyucu bir meleğim aynı zamanda cennetin yöneticilerinden biriyim." Dedi. Evil mızrağını kızın üzerinde gezdirdi.

"Çok güzelsin." Cassiel Evil'e baktı.

"Teşekkür ederim." Evil sırıttı.

"Ama boş. Güzelliğini erkeklere veya kızlara sunamadıktan sonra hiçbir anlamı yok. Bana baksana iddialı elbiselerle güzelliğim açıklığa kavuşturuyorum. Sen ise sadece dövüş, dövüş, dövüş. Sıkıcı. Cassiel konuştu.

"Önemli olan güzelliğini bir sürü kişiye sunabilmek değil doğru kişiyi baklayabilmektir." Bu cümleyi kurarken aklında Rahdar vardı. Yüzünde bir gülümseme oluştu. Rahdar da sanki kendisinden bahsettiğini anlamış gibi gülümsedi.

Lucifer ona laf attı.

"Sen ne gülüyon?" Dedi. Rahdar sertçe yanıtladı.

"Sanane." Lucifer sinirlenmişti. Zaten kendisi gibi güçlü bir şeytanı burda zindanda bekçi tuttukları için sinirliydi. Lucifer her zaman kendini diğer şeytanlardan daha güçlü bulurdu. Öyle de sayılırdı.

"İstersen az ters konuş. Çünkü kral size işkence yapma izni verdi." Dedi sırıtarak. Rahdar ise umursamaz takıldı.

"İstediğini yapabilirsin." Lucifer sırıtarak ayağa kalktı.

"Öylemi tamam." Bütün aletlerde teker teker elini gezdirdi. Bir aleti eline alıp elinde birkaç kez çevirdi. Rahdar bunun ne olduğunu gayet iyi biliyordu, ve ne kadar acıtacağını da iyi biliyordu.

"Kanatlarını tek tek koparalım mı ne dersin?" Dedi. Daha sonra şeytanice bir kahkaha attı.

"Diyorum ya ne istersen yap." Dedi.

"Adın neydi bu arada melek?" Dile sordu. Rahdar yanıtladı.

"Rahdar, yönetim meleğiyim." Lucifer sırıttı.

"Neyi yönetiyorsun?" Diye sordu gülerek. Rahdar umurmaz bir tavır takındı.

"Senin aklın kesmez." Lucifer aleti bir kere daha elinde döndürdü. Çıkan her alet sesinde Cassiel kalbi duracakmış gibi hissediyordu. Kanatlar hafif bir yara alsa bile çok acıyordu. Sevgilisi hepsinin koparılmasına nasıl dayanacaktı.

Lucifer, Rahdar'a yaklaştı.

"Bu kanatlarındaki tüyler var ya, hepsini teker teker koparacağım. Sonuçta vaktimiz bol. Hepsini aynı anda koparıp bir kere acısın hemen bitsin istemiyorum. Teker teker hepsinin acısını hisset istiyorum." Cassiel bağırdı.

"Dur!" Lucifer kaşlarını kaldırarak ayağa kalktı. Evil önündeki kıza bakarak konuştu.

"Ne oldu?" Rahdar'ın kalbi hızla atamaya başlamıştı.

"Ona yapacağınız işkenceyi bana yapın. Rahdar'a elinizi sürmeyin." Dedi. Rahdar'ın içini korku kapladı. Ya kabul ederseler?

"Hayır sen onu dinleme devam et." Cassiel daha yüksek sesle konuştu.

"Hayır diyorum Rahdar'a elini sürme Lucifer. Ben hepsini kabul ediyorum."

"Onu dinleme."

"Asıl sen onu dinleme." Lucifer şaşkınlıkla kahkaha attı.

"Oğlum hayatımda ilk defa işkence çekmek için yalvaran birilerini görüyorum." Dedi. Şeytanlar kahkaha attı. Satana söze girdi.

"Eheres ile Dina'yı bilmem ama sanırım içimizde aşk kuşları var." Bu sefer konuşan kişi uzun süredir sessizliğini koruyan Bahram olmuştu.

"Evet Satana var. Lucifer ve sen gibi." Dedi. Herkes şaşırmıştı.

"Vay bu büyük aşkı kraldan nasıl gizlersiniz?" Dedi Eheres kahkaha atarak.

"Rahdar'a dokunma dedim." Dedi Cassiel bir kere daha. Lucifer zindandan çıktı.

"Eğer içinizden biri kral buraya geldiğinde tek kelime edecek olursa çekeceği var bilin."

Bu sefer gülen meleklerdi.

"Biliriz, biliriz, sen içini rahat tut." Dedi Cassiel. Bunun üzerine Lucifer bir kere daha Rahdar'a yaklaştı.

"Susuyor musun savaşçı meleğim." Cassiel aletin sesini duyunca sustu. Bunun üzerine Rahdar konuştu.

"Bir daha sakın sevgilime meleğim deme." Dedi sertçe. Lucifer bunun üzerine kahkaha attı.

"Kıskancız bakıyorum da." Evil, Cassiel'e baktı.

"Bak ne diyeceğim sana. Bence sana bu gecelik bir şeytan ayarlayalım azıcık gerçek eğlence gör." Dedi gülerek. Piamon da sırıttı buna. Dina ona laf attı.

"Sende git sende." Piamon güldü.

"Eğer şu sevgilin midir arkadaşın mıdır anlamadığım Eheres biraz daha sinirimi bozarsa bu gece bütün zindan bizi dinlemek zorunda kalacak meleğim." Dedi.

Rahdar, Evil'in sevgilisiyle böyle konuşmasına sinir olmuştu.

"Sevgilimle düzgün konuş." Dedi Rahdar sertçe.

"Niye sen hiç sevgilinle yatmadın bence. Bari başka erkekler baksın tadına." Rahdar acayip sinirlenmişti.

"Kes sesini. Benim sevgilim sizin gibi fahişe değil, başka erkekler saçının teline bile dokunamaz." Dedi sertçe bağırarak. Lucifer, Rahdar'a dikti bakışlarını.

"Aşkınıza saygı duyuyorum benim de sevgilim var sonuçta. Kötüyüz ama aşktan anlamayacak kadar değil. Ama eğer bir yanlış şey duyarsam sizden acımam." Dedi. Aleti bir kenara fırlattı.

Bahram karşısında ayakta duran Pandora'ya baktı.

"Bazılarınız aşktan anlamıyor maalesef." Pandora gözlerini Bahram'ın suçlayan bakışlarından kaçırdı.

"Kıyamam sana ya sen aşık mı oldun yoksa?" Dedi Satana. Piamon sırıttı.

"Kesin Alastor'a kaptırdı gönlünü. Zaten her akşam aynı yatakta yatıyorlardı." Melekler şaşırmıştı.

"Alastor'la beraber mi yatıyordun?" Dedi Rahdar şaşkınlıkla. Bahram yanıtladı.

"Evet."

"Erkeklerden hoşlandığını bilmiyorduk." Dedi Cassiel gayet ciddi bir şekilde.

"Çünkü hoşlanmıyorum. Her zaman ki Piamon işte boş boş konuşuyor." Dedi. Dina Piamon'a döndü.

"Bir şey fark ettin mi kendinde Piamon?" Piamon meraklı ve ilgili gözlerle Dina'ya baktı.

"Ne mesela?" Diye sordu alayla. Dina yanıtladı.

"Beyninle değil organınla düşünüyorsun." Dedi.

"Bakın bu arkadaşınızın ağzı çok bozuk."

"Benim ağzım bozuk değil sen bunları duymayı hak ediyorsun."

"Emin ol bir kere yatsan sende başka bir şey düşünemezsin güzelim." Dedi Piamon.

"Sapıksın."

"Herkes öyle söyler." Dedi sırıtarak.

Pandora, Bahram gibi yere oturdu. Fısıldayarak konuştu.

"Kızgın mısın bana?" Bahram saçma birşey söylemiş gibi Pandora'ya baktı.

"Bana bak, saçma sapan sorular sorma defol git başımdan." Pandora onu anlıyordu. Sinirliydi. Ama yapabileceği başka birşey yoktu.

"Bahram ben özür dilerim. Sana herşeyi anlatacağım ama sırası değil." Bahram onu susturdu.

"Pandora yalanlarından dolanlarından saçma sapan masum kız oyunlarından sıkıldım. Sana bir kere kandım tam kandım. Ve sende beni çok güzel kandırdın. Artık rahat bırak beni." Pandora tam ağzını açıp tek kelime söyleyecekti ki vazgeçti. Bir süre Bahram'ı izledi. Daha önce kimsede görmediği altın sarısı saçlarını, ve altın sarısı gözlerini inceledi. Bahram kusursuz biriydi. Eşsiz benzersiz biriydi. Herkesten farklıydı. Çok yakışıklıydı, çok çekiciydi, çok karizmatik ki, çok etkileyiciydi. Gerek karakteri gerek dış görünüşü ile çok dikkat biriydi. Bahram kusursuzdu. Başını yerden kaldırıp Pandora'ya baktı.

"Beni mi inceliyorsun sen?" Pandora hayatında ilk defa utandığını hissetmişti. Bahram sırıttı sonra ciddileşti.

"İncele, incele, iyi incele zaten bir daha göremeyeceksin." Dedi.

Bahram kırgındı. 18 yıldır özgür olmayı beklemişti, ve sonunda özgür olmuştu. Arkadaşları da olmuştu ama hiçbir şey istediği gibi olmamıştı. Özgür olalı bir hafta olmuştu ve başına gelmeyen kalmamıştı. İlk evim dediği cennete kırgındı, en yakın arkadaşı olan onu en iyi anlayan Alastor'a kırgındı, ve ilk aşkı Pandora'ya kırgındı. Hayata kırgındı.

****

"2 hafta oldu şifacı. 2 hafta oldu ve bu çocuk hala yataktan kalkamıyor." Şifacı korkuyla yatakta yatan çocuğa baktı.

"İyileşmesi için zaman gerekli kralım." Dedi şifacı. Sesi titriyordu. Kral derin bir nefes aldı sinirle.

"Başka bir işin var mı?" Şifacı kadın titreyerek başını salladı.

"Çık o zaman dışarı." Kraliçe Lilith oğlunun başucunda oturuyor saçlarını okşuyordu. Gözlerinden birkaç damla yaş düşüyordu ama onu hızla siliyordu. Kral gelip kraliçesinin göz yaşlarını sildi.

"Ağlama nolur." Dedi Asmodeo. Şu hayatta en sevdiği kişi karısı Lilith'ydi. Onu bu halde görmeya dayanamıyordu. Sıkı sıkı sarıldı karısına.

"Ona birşey olmayacak değil mi?" Diye sordu Lilith gözyaşlarının arasından. Asmodeo, Lilith'nin başına bir öpücük kondurdu.

"Söz veriyorum ona hiçbir şey olmayacak." Dedi.

"Hadi yat uyu da dinlen." Diyerek karısını odadan çıkardı. Kraliçe Lilith çıkmadan önce son kez oğlunu alnından öptü ve saçlarını okşadı.

kral Asmodeo karısı uyuduktan sonra oğlunun yanına geldi. Başucunda oturdu. Oğluna hiç sevgiyle yaklaşmamıştı. Onu küçüklüğünden beri hep korku ile eğitmişti. Şimdi ise ilk defa saçlarını okşamak için uzanan elleri titriyordu.

"Bahram." Diye mırıldandı Alastor. Asmodeo onun konuştuğnu duyunca hızlıca elini tuttu.

"Alastor iyi misin?" Alastor birkaç kere daha anlamsız şeyler sayıklayıp mırıldanarak gözlerini araladı.

"Baba." Alastor karşısında babasını görmeyi beklemiyordu. Eli yatağının yanına uzandı, yanının boş olduğunu görünce kafasını oraya çevirdi ama nafile, Bahram yoktu.

"İyi misin Alastor?" Alastor başını kaldırmaya çalıştı.

"Dur yorma hemen kendini biraz daha dinlenmen gerek çok ağır yaralar aldın." Alastor'un bunların hiçbiri umrunda değildi o sadece Bahram'ı merak ediyordu.

"Baba ben iyiyim. Bahram nerde?" Dedi. Kral Asmodeo yatağın yanına oğlunun elini koyduğu yere baktı. Daha sonra Alastor'a döndü.

"Gayet sağlıklı tamam mı?" Alastor yine kalkamaya çalıştı.

"Nerde o dedim." Kral Asmodeo pes ederek oğluna Bahram'ın yerini söyledi.

"O ve arkadaşları 2 haftadır zindandalar. Sen ise iki haftadır yatakdasın." Alastor'un gözleri dolmuştu.

"O kadar oldu mu ya." Dedi gülümseyerek. Gülümsüyordu ama gözleri doluydu. Başını çevirdi.

"Baba ben başarısız olmadım değil mi?" Kral Asmodeo başını salladı.

"Hayır oğulm. Olmadın. Başarısız olmadın." Alastor eliyle güçlükle gözlerini sildi.

"Şimdi onlara ne yapacağız?" Diye sordu. Kral Asmodeo düşündü, daha önce bunu hiç düşünmemişti.

"Bilmiyorum." Alastor başını tutarak yüzünü buruşturdu.

"İyi misin?" Diye sordu tekrar kral Asmodeo.

"Başım çatlıyor." Kral Asmodeo ayağa kalktı.

"Uyu ve dinlen. Bunları sonra konuşuruz." Babası tam kapıdan çıkacakken Alastor onu durdurdu.

"Baba." Kral Asmodeo olduğu yerde durdu. Başını çevirip oğluna döndü.

"Seni dinliyorum." Alastor bir süre deyip dememek arasında tereddüt etti.

"Sana bir öneride bulunmak beni dinler misin?" Kral Asmodeo yere bakarak düşündü. Kimsenin fikirlerini dinlemeyen, umursamayan bir kraldı. Ama ilk defa oğlunu dinlemek istedi.

"Elbette. Fikrin nedir?" Alastor derin bir nefes aldı.

"Sen Bahram'ı istiyorsun öyle değil mi?" Kral başını onaylayarak salladı. Alastor devam etti.

"Bahram'a burda kalma şartıyla arkadaşlarını serbest bırakacağını söyle. O arkadaşlarının özgürlüğü için burada kalmayı kabul edecektir. Artık kaçmaya da çalışmaz." Kral Asmodeo sırıttı. Oğlunun bu fikri çok mantıklıydı. İçinden çıkılabilir akıllıca bir çözümdü.

"Aferin. Öğreniyorsun." Kral odadan çıktı. Alastor ilk defa babası tarafından takdir edilmenin verdiği gurur duygusuyla tekrar uyumaya karar verdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.