İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 7 · 12 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 7

Cennetten gelen yardım

Sabah uyandığımda Alastor hala uyuyordu. Yakatkan kalkıp elimi yüzümü yıkamaya gittim. Bileğimdeki bilekliği baktım ve bir kere daha gitmem gerektiğini hatırladım. Ama yine de o bilekliğe basmadım. Elim gitti ama yapmadım. İçimde bir ses basbas kal diye bağırıyordu. Yine de o bilekliğe basmam gerektiği gerçeğini değiştirmiyordu bu. Ben bir melektim, cennete aittim, burada olamm doğru değildi.

Kapı hafifçe tıktıklandı. Aralık kapıdan beni izlediğini fark ettim.

"Günaydın Alastor." Alastor sadece başını sallamakma yetindi. Banyodan çıkmadan kapının önüne geçtim. Alastor elini yüzünü yıkadı. Hala sinirli gibiydi. Suya bile kaba davranıyordu. Elini ve yüzünü havluyla kurulayıp, yüzüme bile bakmadan yanımdan geçip gitti.

"Senin sorunun ne?" Diye sordum. Alastor bana dönmeden derin bir nefes aldı.

"Bir sorunum yok Bahram." Sesi yine kaba çıkmıştı ama bu sefer sessiz kalmadım. Kolundan tutarak kendime çevirdim.

"Dünden beri bi garipsin. Kendi kendine sinirleniyorsun sorununu da paylaşmıyorsun." Alastor sakinmeşmeye çalışıyor gibi gözlerini kapattı.

"Dediğin gibi paylaşmıyorum. Demek ki konuşmak istemiyorum neyi zorluyorsun Bahram." Kolunu çekip elimden kurtardı. Kapıya doru yürüdü. Bir sihir kullanarak kapıyı mühürledim ve dışarı çıkmasını engelledim.

"Bahram ne yaptığını sanıyorsun." Dedi şaşkın ve sinirli karışık bir ifadeyle.

"Benimle konuşmadan burdan dışarı çıkmayacaksın Alastor." Alastor sinirle yanıma yaklaştı.

"Ben yıllardır bu odada hapis kaldım zaten Bahram. Daha fazla burda durmak istemiyorum aç kapıyı." Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Bende yıllarca bir odada hapis kaldım, ve sen benim ilk gerçek arkadaşım oldun. Arkadaşımın bir şeye canı sıkıldıysa bunu çözmem gerek." Alastor şaşkınlıkla yerdeki bakışlarını yüzüme çevirdi.

"Ne dedin sen?" Bir an cümlelerimi içimden tekrarladım. Hayır yanlış bir şey söylememiştim.

"Arkadaşımın bir şeye canı sıkıldıysa bunu çözmem gerek dedim." Alastor işaret parmağını salladı.

"Hayır ondan önce ne dedin?" Bir kere daha düşündüm.

"Sen benim ilk gerçek arkadaşım oldun dedim." Alastor elini alnına vurdu daha sonra birkaç adım bana yaklaştı.

"Bahram ilk cümlen neydi?" Bir kere daha düşündüm.

"Bende yıllarca bir odada hapis kaldım dedim." Alastor şaşkınlıkla bir kere daha baktı.

"Alastor iyi misin?"

"Hatırlıyorsun." Hala olayı anlamamıştım.

"Neyi?"

"Bahram rol yapıyorsun."

"Ne rolü saçmalama." Diyerek olayı toparlamaya çalıştım. Nerden anlamıştı bu şimdi rol yaptığımı.

"Hafızan yerine gelmiş niye yalan söylüyorsun hala." Başımı salladım.

"Hayır ya hatırlamıyorum birşey nerden çıkardın bunu." Alastor derin bir nefes aldı. Hala yalan söylüyor olamama daha çok sinirlenmiş gibiydi.

"Sana hiçbir zaman seninde yıllarca benim gibi bir odada hapis kaldığını söylemedim çünkü." Çok fena pot kırmıştım. Alastor birkaç adım atıp bana yaklaştı.

"Bana yalan söyledin."

"Söylemedim."

"Ne zaman yerine geldi hafızan?" Bir süre düşündüm. Tam hatırlamıyordum ama dün geldiğini biliyorum.

"Dün." Alastor hala sinirliydi.

"Bana neden söylemedin?"

"Sinirliydin." Diyerek yalan söyledim.

"Bahram yalan söylemeyi hiç beceremiyorsun be oğlum. En azından bir kere doğru söyle artık bana. Birde en yakın arkadaşım diyorsun." Dedi sinirle. Alastor haklıydı.

"Tamam. Söylemeyecektim hiçbir zaman." Dedim dürüstçe. Alastor kahkaha attı. Ben anlamsız bir yüz ifadesiyle Alastor'a baktım.

"Niye gülüyon?" Alastor şeytani bir sırıtmayla bana biraz daha yaklaştı, sesini hafif kısarak konuşmaya başladı.

"Cennete gitmek istiyor musun Bahram?" Diye sordu. Evet gitmek istiyordum, ama hayır gitmek istemiyordum. Gitmek istiyordum ama gidemiyordum.

"İstiyorum Alastor. Cennete dönmek istiyorum ama dönemiyorum." Alastor ciddileşti.

"Niye?"

"Bilmiyorum birşey beni burda tutuyormuş gibi hissediyorum, sanki bende buraya ait birşeyler varmış gibi gitmem gerektiğini biliyorum ama gidemiyorum." Alastor başını salladı. Sonra durup bir süre düşündü.

"Bahram hafızanın yerine gelmesi senin için hiç hayra alamet değil." Dedi Alastor düşünceli bir şekilde.

"İyi de neden?"

"Kral seni zindana atmak isteyecektir."

"Anlamıyorum Alastor. Beni korumak değil miydi amacınız. Benden ne istiyorsunuz?" Alastor bir süre durup cevap vermedi. Sanki vereceğim tepkiden korkuyor gibiydi. Anlaşılan cehennemde hiç hoşuma gitmeyecek işler dönüyordu.

"En başından seninle gelmemeliydim alastor." Dedim hayal kırıklığı ile. Alastor yüzüme hüzünle baktı.

Derin bir nefes alarak sakinleşmek için kendime zaman verdim. Ellerimi belime koyup arkamı döndüm. Bir süre cama bakarak düşündüm. Alastor'un bakışlarını üzerimde hissediyordum ama umrumda değildi, şuan umrumda olan tek şey beni neden bu kadar istedikleriydi.

"Bahram, bileğindeki bileklik nerden çıktı?" Diye sordu Alastor şüpheyle. Yine yakalanmış olmanın verdiği endişe duygusuna kapıldım.

"Cennetten çıktı Alastor. Nerden çıkmış olabilir başka? Meleğim ben unuttun mu?" Diye sordum sinirle. Ama Alastor benden daha sinirliydi.

"Bana yalan söylemeyi kes Bahram seni buraya ilk getirdiğimde o şey bileğinde değildi."

"Sende benden birşey saklamayı kes Alastor." Diyerek cümlesini görmezden geldim.

"Ne işe yarıyor o?" Diye sordu Alastor.

"Hatırlamıyorum." Alastor yumruğunu sıkıp dişlerinin arasından konuştu.

"Yalan söyleme Bahram hafızan yerine gelmişti." Pot üstüne pot kırıyordum. Bileğimdeki bilekliğe baktım. Buradan gitmem gerekiyordu. Burda kalmam en başından beri hataydı.

Alastor bileğimdeki bilekliğe dikkatle baktı.

"Umarım o düşündüğüm işe yaramıyordur." Şuan ikimizde aynı şeyi düşünüyorduk. Alastor'a döndüm.

"Burda kalmam, seninle gelmem en başından beri büyük bir hataydı Alastor. Şimdi ise yaptığım bu hatayı düzeltmem gerek." Dedim. Elimi kaldırıp bilekliğin ışınlanma tuşunun üzerine yerleştirdim. Alastor'un gözlerinde endişeyi ve korkuyu en derinden görebiliyordum.

"Bahram dur!" Elim tuşta durdum.

"Tek bir hareketinde seni dinlemeden ışınlanırım." Alastor başını salladı.

"Yapma. Lütfen yapma. Söz veriyorum sana her şeyi anlatacağım ama gitme. Lütfen." Dedi. Şeytanlar iyi oyunculardır bu yüzden Alastor'un bu duygu sömürüsüne kanmadım.

"İnanmıştım biliyor musun Alastor. İlk arkadaşım benim gibi bir kehanet yüzünden yıllarca korunma pahasına bir odada hapsedilmiş biriydi. Beni en iyi anlayabilecek kişi benim yaşadıklarımı yaşayan kişidir diye düşündüm. Ne istersen dinledim ne dersen yaptım ama sen hala benden birşeyler gizliyorsun. İyi bir arkadaş olabileceğimizi sanmıştım. Yanılmışım." Dedim hayal kırıklığı ile.

"Bahram ben senin zaten en iyi arkadaşınım. Söz veriyorum sana herşeyi anlatacağım ama eğer gedirsin hem seni hemde herşeyimi kaybederim nolur gitme." Dedi acıklı bir sesle.

"Artık senin oyunlarına kanmayacağım Alastor." Dedim. Tuşa tam basmak üzereyken camdan içeri dolan bir sihir ikimizi de yere savurdu. Çok sert düşmüştük. Başımı yerden kaldırdım. Alastor bana baktı, iyi olduğuma emin olduğunda cama döndü. Ben daha cama dönemeden biri bir elimi yere sabitleyerek sırtıma dizini dayadı. Bir sihir killanmaya çalıştım ama engelledi. Bileğimdeki bilekliğe gönderdiği bir sihir bilekliği birden fazla parçaya ayırdı gözlerim kırılan bileklikteydi. Alastor çoktan ayağa kalkmıştı. Sırtımdaki baskı hafifledi ve kolumu tutan el gevşedi. Arkamı döndüğümde gördüğüm manzara ise şaşırmama sebep oldu. Pandora ifadesiz bir yüzle bana baktı.

"Bunu neden yaptın?" Diye sordum hem kızgınlık hemde hayal kırıklığı ile.

"Çünkü gitmene izin veremezdim Bahram." Dedi. Kızgındım aynı zamanda şaşkındım.

"Bana ne olduğunu anlatıyorsunuz derhal." Dedim sinirli bir sesle. Bir meleğin böylesine sinirli olduğu nadir görülür. Ve ben o nadir anlardan birini yaşıyordum.

"Şimdi değil. Alastor aşağı inmemiz lazım derhal." Alastor'un yüzündeki rahatlama ifadesi silinmişti.

"Noldu?" Pandora yan gözlerle bana baktı.

"Cennettekiler, Bahram için geldiler." Alastor korkuyla dışarı çıktı, yarı yolda aklına birşey gelmiş gibi geri döndü.

"Bahram. O nolcak?" Dedi. Beni burda tutabileceklerini sanıyorlardı heralde.

"Onu ben hallederim sen çık. Kral güçlerinden faydalanmak istediğini söyledi." Dedi. Alastor bıkkınlıkla bir nefes verdi. Anlaşılan kralın güçlerini kullanması pek hoşuna gitmiyordu. Alastor bana son bir kısa bakış atıp dışarı çıktı. Pandora ve ben odada baş başa kalmıştık.

"Seni kelepçelemek zorunda kalacağım prensim, yoksa durmazsın seni tanıyoruz artık." Dedi Pandora ve eline sihirle kelepçe aldı. Ellerimden sihir çıkardım.

"Yakalarsan seninim kötü kız." Dedim iddialı bir şekilde. Sonuçta yıllarca o odada boş durmamış dövüş ve sihir eğitimi almıştım. Ne kadar uçmayı bilmediğim için bazı taktikleri eksiz öğrenmiş olsam da artık uçmayı da biliyordum. Şimdi önümde dursunlar bakalım.

Pandora bana bir alev topu gönderdi ve sola kayarak kurtuldum.

"Bana böyle hitap etmemeni söylemiştim sana." Dedi şeytanice gülümseyerek. Artık Pandora'nın içindeki şeytanı daha iyi görebiliyordum.

"Sevgili olursak demiştin." Diyerek gönderdiği bir ışına başka bir ışınla karşılık verdim ve yok ettim.

"Ne yani bu olamayacağımız anlamına mı geliyor?" Dedi dudaklarını büzerek. Atlayarak arkama geçti ve bir ışın vurdu. Yere düştüm ama hızlıca kalkıp bir ışın da ben vurdum. Pandora beklemediği hamlenin etksiyle duvara çarparken benimde ayağa kalkmak için vaktim olmuştu.

"Şeytanlarla çıkmıyorum." Pandora sırıtarak ayağa kalkacaktı ki bir ışınla bunu engelledim. İkinci kez yere düşünce üzerine yürüdüm. Pandora sihirle eline zincir alarak hiç anlamadığım bir anda ayağıma dolayarak beni yere düşürdü. Başımı sertçe yere çarpınca ayağa kalkıp topuklu botlarını karnımın üzerine yerleştirdi. Herşey birkaç saniyede olmuştu.

"Çok yazık. Şeytanların içinde fazla seksi kızlar var." Dedi gülümseyerek. Zinciri çekip tam ayağa kalkacağım sırada ikinci kez beni yere çaktı ve bir kere daha kafamı yere çarptım. Bu aralar kafamı sık sık yerlere çarpıyorum melekler yardımcı olsun. Sık sık nefes alarak Pandora'nın gülümseyen yüzüne baktım.

"Şeytanlar üzülsün bundan sonra. Çünkü beni burda daha fazla tutamayacaksın." Diyerek Pandora'yı ayak bileğinden kavrayarak yere düşürdüm, kalmamaya yeltendiği sırada bileklerini tutarak yere bastırdım, bir dizimi göğsünün altına yerleştirdim ve bütün hareketlerini kısıtladım.

"Biliyor musun? Eğer bir al daha geçseydi seninle bu pozisyonda başka biryerde olabilirdik." Dedi sırıtarak. Altındaki fesat imayı anladığımda dizimi biraz daha bastırdım.

"Çok saçma şeyler düşünüyorsun Pandora, keşke bunları düşünmek yerine beni burda nasıl yeneceğini düşünseydin belki bir şansın olurdu." Pandora şeytanice bir kahkaha attı.

"Ben henüz kaybetmedim meleğim." Birden elime şiddetli bir acı girdi. Elime baktığımda tuttuğum bileğinden çıkan birkaç dikenin elime saplandığını gördüm. Pandora bileklerimi zincirleyerek beni yere yatırdı ve üzerime çıktı.

"Keşke benim kafamın içindeki düşüncelere takmak yerine benimle nasıl baş edebileceğini düşünseydin Bahram. Belki bir şansın olurdu. Elim kanadığı için sihir yapmıyordum, diğer elimde sihir yapmaya uygun bir pozisyonda değildi. Gözlerimi sıkı sıkı kapadım. İçimdeki gücü hissettim. Onu dışarı çıkarmaya çalıştım. Bütün enerjimi ona harcadım. Bütün güç tenimin üzerinde gibiydi içimde biriktirdiğim gücü özgür bıraktım. Zincirler kırıldı ve Pandora sertçe yere düştü. Hızlıca ayağa kalkıp Pandora'ya bir suhir daha yapıp ayağa kalkmasını engelledim. Pandora'yı duvara zincirleyip bütün hareketlerini kıstım.

"Üzgünüm Pandora. Ama kazanmak benim adımda var." Arkamı dönüp cama baktım. Artık uçabiliyordum. Yeteneklerimi kullanmanın zamanı gelmişti. Arkamı dönüp sırıtarak Pandora'ya baktım. Yüzü endişeliydi.

"Biliyor musun Pandora. Eros bana insanlardan duyduğu bir hikayeyi anlatmıytı. Bir gün bir adam bir yılan sahiplenmiş. Gözü gibi bakıp sevip büyütmüş. Yılanı artık sahibiyle yatmaya başlıyormuş, bir süre sonra yemeden içmeden kesilmiş. Hayvanı için endişelenen adam onu bir hayvan şifacısına götürmüş ve o şifacı adama demiş ki; Yılanın seni yutmak için hazırlanıyor. Bunu duyan adam yılanı bir çöle bırakmış." Pandora saçma sapan birşey anlatıyormuşum gibi yüzüme baktı.

"Bunu niye bana anlatıyorsun?" Diye sordu.

"Çünkü artık herşeyi daha iyi anlıyorum." Pandora hala anlamamıştı.

"Neyi anlıyorsun Bahram?"

"Benim hafızamı kaybetmemden yararlandınız, beni buraya getirdiniz, eğlendirdiniz, bana iyi davrandınız, Benimle yattınız benimle kalktınız, aynı sofraya oturdunuz, bana uçmayı öğrettiniz şimdi ise beni kullanmaya çalışıyorsunuz." Dedim. Pandora yere baktı. Haklıydım.

Cama dönüp kanatlarımı açarak aşağı atladım. Kralın odasını hesapladım kafamda, oranın camına gelince sağlam olan elimle bir sihir yapıp camı kırdım ve içeri girdim. Yukarda uçarken herkesin gözü benim üzerimdiydi. Kral Asmodeo konuştu.

"Onun burada ne iyi var Alastor?" Diye sordu sertçe Alastor da şaşkındı.

"Bilmiyorum Pandora başındaydı." Melekler kalabalık bir ordu halinde benim için gelmişlerdi. İçlerinde Rahdar, Cassiel, Dina, Eheres de gelmişti. İçlerindeki savaş aynı sızıyla devam etti. Kral Alastor'a döndü.

"Bahram ile ilgilen." Dedi. Alastor havaya yükseldi.

"Seni tekrar görmek ne güzel eski dostum." Dedim. Alastor ise çok mutsuz görünüyordu. Ama dediğim gibi kendini acındırmaya çalışıyordu.

"Eski dost mu olduk şimdi?" Elimden bir ışını Alastor'a gönderdim ama ıskaladım.

"Ben arkamdan iş çevirin insanlarla arkadaş olmam." Dedim sertçe.

Alastor ile aramda hafife alınmayacak şiddette bir savaş çıkmıştı. Aralıksız olarak birbirimize ışınlar gönderiyor ve yoruluyorduk. Ben bir elimi kullanamıyordum bu yüzden zayıftım, ama kral Asmodeo da daha güçlü olabilmek için Alastor'un gücünü kullanıyordu. Böylece güçler eşitleniyordu. Ama Alastor benden daha zafoy düşmüştü. Bütün ışınlarımdan kaçarken yanlış hesaplaması yüzünden biri tam üstüne denk geldi ve havadaki dengesini kaybedip yere düşmeye başladı. Bende bu sırada hızlıca diğer meleklere göz attım. Rahdar'ın rakibi Lucifer'dı. Cassiel'in karşısında ise Evil vardı. Dina Piamon ile çok zorlanıyor gibiydi ve Eheres de Satana ile uğraşıyordu. Meleklerin çoğu ağır yaralanmış bir çoğu da ölmüştü. Şeytanların ordusu meleklerden kat ve kat kalabalıktı. Şeytanlar sözünü tutmamıştı.

Alastor tekrar karşıma geçti ama bana göre aşırı güçsüz kalmıştı. Rahdar önüme geçti.

"Onu ben hallederim geride dur sen." İtiraz etmek için söze girdiğim anda Rahdar beni susturdu.

"Bahram, sana zarar gelmemeli kralın özel emri var şimdi dediğimi yap ve geride dur." Yapacak hiçbirşeyim yoktu. En köşeye geçip Rahdar'ın Alastor ile savaşını izledim. Rahdar bir konuda haklıydı. Alastor ile aramda bir bağ olmuştu ve onunla savaşırken ölmemesi için uğraşıyordum. Aynı Pandora'ya yaptığım gibi. Ama Rahdar, Alastor'la ölümüne savaşıyordu. Alastor'un heryeri kan içindeydi. Çünkü kralın onun güçlerini kullanması Alastor'u acayip zayıf düşürmüştü. Dina Piamon'u kısa bir süre etkisiz hale getirince yanıma koştu.

"İyi misin prens Bahram?" Diye sordu hızlıca. Arkasını dönüp rakibini kontrol etti. Piamon yavaşça ayağa kalkmaya çalışıyordu.

"Elinizi verin." Dedi. İkiletmeden elimi uzattım. Dina elime bir seher yahtı ve elim iyileşti. Böyle bir sihiri olduğunu bilmediğim için şaşırdım ama belli etmemeye çalıştım. Ayağa kalkıp arkasını döndüğünde Piamon ile karşı karşıya gelmişti yine. Dina Piamon'a karşı fazla zorlanıyordu. Ama yine de çok iyi bir savayçıydı. Onların savaşını izlerken Alastor bir kere daha dengesini kaybederek sırt üstü yere düştü. Bir kaç kez öksürdü, ağzından kan aktı. Ayağa kalkmaya çalıştı ama başını bile oynatamadı. Rahdar Alastor'un önünde yere indi. Karşısına geçip kılıcı boğazına dayadı.

"Onu sakın öldürme!"

"Şaytanlar geri çekilin!"

Kral Asmodeo ve benim emrim aynı anda odada yankılandı. Etrafa ölüm sessizliği hakim oldu. Rahdar'ın kılıcı Alastor'un boğına küçük bir sıyrık bırakmıyken öyle kaldı. Kılıcı çekmedi. Şeytanlar geri çekilip kral tahtının önünde kılıçları ve sinirleri hazır bir şekilde beklediler. Zaten bir meleğin veya bir şeytanın boğazını kesmediğin halde istediğin kadar işkence et ışın gönder yine de ölmezler. Eheres öne çıktı.

"Size bir anlaşma sunuyoruz prens Bahram'ı bize verin Prens Alastor'u size verelim." Dedi. Piamon kahkaha attı.

"Şaka gibisin. Daha iyi bir teklifim var şu yanındaki küçük ve sevimli sarışın kıza bana verin ikisini de sana verelim." Diyerek kahkaha attı. Dina kendisi hakkında bu şekil konuşmasına bozulmuş gibiydi.

Tam bu sırada arkadan biri elini saçlarıma doladı ve başımı hafifçe yukarı kaldırdı. Boğazımda kılıcın soğuk ve keskin dokusunu hissettim.

"Eğer prensimizi öldürürsen, prensini öldürürüm Rahdar." Dedi aşina olduğum ses.

"Senden nasıl etkilendiğimi aklım almıyor, seni azıcık bile olsa masum sandığım için kendime kızıyorum." Dedim fısıldayarak. Pandora kılıcı boğazımdan çekmeden kulağıma fısıldadı.

"İşte bana bu kadar aşık oldun prens Bahram. Masum kızı oynadığım için bana değil kendine kızacak kadar. Sadece kendin bile fark etmedin. Basit birisin öyle ki seni tavlamak sadece bir haftamı aldı." Diye küçümseyerek konuştu. Haklıydı. Ben ona fark edemeyecek kadar çok aşık olmuştum.

"Alın prensinizi." Dedi Pandora ve boğazımdan kılıcı çekti.

"Ne yapıyorsun sen?" Diye sordu kral sertçe.

"Onlara prenslerini veriyorum." Dedi Pandora. Artık meleklerin tarafındaydım ve Alastor da bizim elimizdeydi. Eheres konuştu.

"Şimdi buradan çıkıp gideceğiz ve siz bizi rahat bırakacaksınız. Yoksa prensiniz ölür." Alastor'un yanına geldim.

"Alastor iyi misin?" Alastor gülümsedi.

"İyiyim canım görende beni ölesiye dövüp boğazıma kılıç dayadılar sanacak." Dedi. Omzuna vurdum.

"Dalga geçmeyi kes." Alastor kılıca döndü.

"Oğlum senin bu arkadaşın beni gerçekten öldürmez değil mi?" Omuz silktim.

"Bilmiyorum tam olarak tanıyamadım hiçbirini." Dedim. Tam bu sırada kralın odasının kapıları sertçe açıldı. İçeriye genç kahin Rafael ayak bastı.

"Üzgünüm melek Bahram. Bugün senin zafer günün değil." Mor bir ışınla havaya yükseldi. Hepimize sihirin rüzgarı vuruyordu. Bir süre sonra hepimiz bilincimiz teker teker kaybettik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.