Akşam olmuştu. Uçma dersi almaktan sıkılmıştım. Akşam yemeği yemek üzere bütün şeytanlar beraber içeri girdik. Bunların arkadaş grubu aynı meleklerin arkadaş grubuna benziyordu. Samanta, Anafiel gibi kralın baş şeytanıydı. Piamon ise Hagios gibi kralın korumasıydı. Alastor, Rahdar gibi bana rehberlik ediyordu. Kasadya, Dina gibi sessiz biriydi. Samael, Mordad gibi gökyüzünü koruyordu. Evi, Cassiel gibi bir savaşçıydı. Lucifer ile Samanta'nın aynı Rahdar ve Cassiel gibi bir ilişkileri vardı. Azazel ile Mamon'un arkadaşlığı Eros ve Tarot gibiydi. Herşey ordan uyarlanmış gibi hissettiriyordu. Ve Alastor. Alastor aynı benim gibiydi. Cennette benim gördüğüm muameleyi görüyordu. Ama herşey cenneti anımsatıyordu. En garip olaylardan biri ise cehennemin sarayı cennetin sarayının karanlık sersiyonu gibi bir şeydi. Ve burada Alastor'un odası ile cennetteki benim odam aynı yerde bulunuyordu. Bu kadar tesadüf çok fazla. Cehennemdekiler eminim cennet ile olan bu benzerlikleri bilseler şaşırırlardı.
En arkadaki masada oturmuş yemek yerken gözüm bileğimdeki bilekliği takıldı. İstesem şuan bile burdan gidebilirdim.ama gitmiyordum. Gidemiyordum. Birşey burda kalmam gerektiğini söylüyordu. Burada kalmam gerekiyormuş gibi hissettiriyordu. Sanki kalırsam herşey daha iyi olacak ama şimdi gidersem çok pişman olacakmışım gibi hissediyordum. Yine yapmam gerekeni değil, içimden geçeni yapıyordum umarım başım yanmaz.
Bugün fazladan altın mücevher kullanmıştım ki kimse bilekliği fark etmesin. Şuana kadar kimse hafızamın yerine geldiğinden şüphelenmemişti. Çok da konuşmamıştım zaten. Yanlışlıkla ağzımdan birşey kaçırıp yakalanmak istemiyordum.
"Eee Bahram, niye bu kadar sessizsin?" Diye sordu Mamon." Adımı duyunca ana geri dönmüştüm.
"Konuyla alakalı çok bir bilgim yok." Dedim. Zindanda Captain diye bir arkadaşları varmış ondan bahsediyorlardı. Captain'i tanımıyorum diye çok yorum yapamıyordum.
"Haklısın. Captain bizim arkadaşımız, ve neredeyse 5 yıldır mahzende işkence görüyor." Dedi Dijle. Tamara elindeki kaşığı sertçe masaya bıraktı. Masa hafiften sallanınca hepimizin bakışları onun üzerindeydi.
"Afedersiniz." Dedi. Sesi kısık çıkmıştı.
"Onu seviyor mu?" Diye sordum Pandora'ya. Pandora bana döndü.
"Captain zindana girmeden önce Tamara'ya onu sevdiğini söyledi. Ellerinde kelepçe vardı, elini tutamadı. Tamara'nın boynundan öptü. 'kokunu hep arayacağım Tamara' dedi. Tamara ise ona onu sevdiğini söyleyemedi." Diyerek açıklama yaptı. Daha sonra tekrar Tamara'ya bakarak sözlerine devam etti.
"Daha sonra Tamara zindan görevlisi oldu. Ama Captain ile konuşmasına izin verilmedi. Diğer muhafızlar orada o yüzden duruyor. Tamara eğer birini serbest bırakmaya kalkarsa direk idam edilecek. O yüzden Captain ile konuşmuyor. Zavallı Captain, kesin Tamara'nın onu sevmediğini o yüzden onunla konuşmak istemediğini sanıyordur." Dedi. Tamara ile Captain'in aşk hikayesi gerçekten üzücüydü. Üstelik bu kadar zaman geçmesine rağmen Tamara'nın hala Captain'i sevmesi çok güzeldi.
"Ben bi meleğim Pandora." Dedim. Pandora sanki saçmalıyor muşum gibi güldü.
"Biliyorum Bahram." Gülümseyerek baktım ona.
"Tamara'ya ve size küçük bir iyilik yapabilirim." Pandora'nın gözleri parlamıştı.
"İyide bunu nasıl yapacaksın?"
"Kral bana fazla değer veriyor gördüğüm kadarıyla. Bir ricada bulunmak kırmaz diye düşünüyorum." Pandora birden ayağa kalktı.
"Yürü Alastor. Hadi yapalım bunu Bahram." Gülümseyerek ayağa kalktım. Alastor kafası karışık gibi görünüyordu ama sorgulamadan ayağa kalktı. Diğer şeytanlar şaşkın şaşkın bize bakıyordu.
"Napıyorsunuz siz?" Dedi Lucifer. Pandora heyecanla anlattı.
"Bahram, Captain ile konuşabilelim diye kraldan ricada bulunacakmış." İlk Tamara olmak üzere hepsi aynı anda ayağa kalktı.
"Ciddi misin sen?" Dedi Levis. Anladığım kadarıyla Levis, Captain'in en yakın arkadaşıydı. Sürekli onu soruyordu, ayrıca Tamara ile arası da iyiydi.
"Evet. Hadi gidelim de gece olmadan arkadaşınızın yanına gidelim bi tanışalım. Bakalım kimmiş bu Captain." Diyerek yolu işaret ettim.
Lucifer ve Satana önden giderek rehberlik yaptı. En arkadan Alastor, Pandora ve ben geliyorduk. Pandora da çok heyecanlıydı. Anlaşılan onunda Captain ile arası çok iyiydi. Onu böyle heyecanlı görmek garip bir şekilde hoşuma gitmişti. Pandora benim ona gülerek baktığımı hissetmiş gibi bana baktı. Bir süre gözlerimin içine bakıp konuştu.
"Niye öyle bakıyorsun?" Gülümseyerek yeri baktım. Bu sırada kralın kapısının öhüne gelmiştik. Lucifer ile Satana içeri girip kralla görüşmek istediğimizi krala haber verdi bizde kapıda bekledik. Pandora hala cevap vermemi bekleyerek bana bakıyordu. Gülümsememi bastırmaya çalışarak Pandora'ya baktım.
"Seni bu kadar heyecanlandırabilmek hoşuma gitti." Dedim. Tam bu sırada kapı açıldı ve önden içeri girdim. Pandora'nın bakışlarını hala üzerimde hissediyordum. Alastor yanımdan yürüdü.
"Onu tanıyorum. İzin vermeyecek." Dedi ümitsiz bir sesle. Ama ben kendimden çok emindim.
"İzin verecek. Güven bana." Dedim.
Kralın karşısına geçtim. Bütün şeytanlar önünde eğilirken ben eğilmedim.
"Neden eğilmiyorsun Bahram. Bana saygın yok mu?" Diye sordu. Bütün şeytanlar dikkatle bizi dinliyordu.
"Size saygım sonsuz, ama daha öncede söylediğim gibi. Benim kralım değilsiniz." Dedim. Kral sırıtarak bana baktı.
"Seninle ne yapacağız Bahram." Ellerimi arkada billeştirdim.
"Orasını ben bilemem." Hep hazır cevap olmam neden hoşuna gidiyordu bilmiyorum.
"Söyle bakalım buraya ne için geldin?" Diye sordu. Beklediğim soru buydu. Gözlerim Pandora'ya kaydı. Çok umutlu görünüyordu. Daha sonra Alastor'a baktım o ise endişeliydi. Son olarak Tamara ile Levis'e baktım. Hiçbirini hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum. Melekler yardımcım olsun.
"Yaklaşık 5 yıl önce zindana attığınız Captain diye bir şeytan var. Sizden isteğim bu odada gördüğünüz şeytanlarla birlikte onu ziyaret etmemize izin vermeniz." Kral düşünceli bir şekilde sustu. Bütün şeytanlara teker teker baktı. En çok da kendi oğlu Alastor'a.
"Peki neden o şeytan?" Diye sordu. Şüpheleri vardı.
"Çünkü adı yanımda çok geçti. Burada kalıp burdan birini tanıyamamak biraz sinir bozucu." Dedim. Hiç tereddüt etmeden, kendimden emin bir şekilde konuşuyordum.
"Bunu neden yapmalıyım?" Geriye yaslandı.
"Çünkü yapmamanız için de bir sebebiniz yok." Kral Asmodeo bir süre düşündü.
"Peki. Görüşebilirsiniz. Ama kısa sürmesini istiyorum." Dedi. Herkes çok sevinmişti ama belli etmemeye çalışıyorlardı.
Çıkışa doğru ilerledim. Diğer şeytanlar arkamdan kralın önünde diz çöktüler. Tam çıkışa ulaşmıştım ki arkamı döndüm.
"Kral Asmodeo." Kral bana döndü.
"Seni dinliyorum Prens Bahram."
"O şeytan neden zindana atıldı? Suçu nedir?" Diye sordum. Kral yine sinirlenmiş gibi konuştu.
"Görevine sadık kalmadı. Bana ihanet etti."
"Ne kadar daha zindanda kalacak?" Kral sırıttı.
"Orası bana kalmış Bahram. Canım ne kadar isterse." Dedi. Tamara sinirlenmiş gibiydi. Bu sefer gülen taraf bendim.
"Şunu unutmamanı dilerim kral Asmodeo. Eğer ileride bir gün benden birşey isteyecek olursan senden o şeytanı serbest bırakması isteyeceğim. Bu yüzden eğer bir gün bana işin düşerse. O şeytanı serbest bırak." Dedim. Kral başını sallayarak sırıttı.
"O gün gelince bu isteyini aklımda bulunduracağım prens Bahram." Dışarı çıktık ve kapılar ardımızdan kapandı. Azazel kahkaha attı.
"Wow. Mükemmeldin dostum." Dedi koluma vurarak.
"Teşekkür ederim prens Bahram. İleride bu kıyağıno utunmayacağız emin ol." Dedi Tamara. Alastor'a baktım. Neden bilmiyorum ama ondan bir takdir istemiştim. Yaptığım her eylemi takdir ediyordu Alastor. Ama şuanda sinirli gibiydi.
"Eee gitmiyor muyuz Captain'in yanına." Dedi Piamon ve önden ilerledi. Bütün şeytanlar zindana doğru ilerlerken geride kalan Alastor'un yanına gittim.
"Hey Alastor. İyi misin?" Alastor omuzan dokunduğum elimi ittirdi.
"Bahram. Önden yürü ve beni rahat bırak." Dedi. Çok sinirli olduğu için dediğini yapıp öne geçtim. Pandora Alastor'a bakıp bana döndü. Fısıldayarak konuştu.
"Nolmuş?" Bende fısıldayarak karşılık verdim.
"Bilmiyorum çok sinirli ama." Pandora bir kere daha Alastor'a baktı.
"Akşam odada onunla konuşurum." Dedim. Onaylayarak başını salladı.
Zindana vardığımızda Tamara'nın heyecanını hepimiz hissediyorduk.
"Prens Bahram görüşme talebinde bulunmuş." Dedi Muhafızlardan biri." Öne çıktım.
"Evet." Muhafız bize şeytanın zindanına kadar eşlik etti.
"Bu prens Bahram. Seninle konuşmak istedi Captain." Dedi Muhafız. Captain heryeri yaralıydı. Zar zor sırıtarak konuştu.
"Memnun oldum Bahram. Captain bende. Hayırdır bir melek niye beni ziyarete geldi." Dedi alayla. Alaylı konuşmasına gülümseyerek karşılık verdim.
"Sana birilerini getirdim Captain. Seninle tanışmak güzeldi ama eminim çok sevineceksin." Captain şeytanice bir kahkaha attı. Kahkahası bütün zindanda yankılandı.
"Beni hiçbir şey mutlu edemez melek Bahram. Ne halde oldumu görmüyor musun prens. İçim ayrı dışım ayrı harabe. Benim için kimse iyi birşey yapamaz melek. Sende çok uğraşma ve beni yanlızlığım ile baş başa bırak." Dedi. Hayata karşı olan hevesi o kadar kırılmıştı ki konuştukça kalbim kırılıyormuş gibi hissettim. Kenara çekildim ve diğerleri kocaman zindanın önüne geçtiler. Captain onları görünce şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi.
"Üf be melek ne yaptın sen böyle." Diyerek sırıtarak ayağa kalktı. Her kıpırdadığında biryerlere ağrıyor gibiydi. Ayağa kalkıp heryerini kıtlatarak kendine gelmeye çalıştı.
"Başım çatlıyor be." Diyerek şikayet etti. Bütün şeytanlar gülmüştü.
"Gülmeyin lan komik mi? Gelin size de kral bi el atsın bakalım böyle gülebiliyor musunuz?" Captain konuşurken kendi bile sırıtıyordu. Piamon azıcık öne çıktı.
"Valla bana el atabilir. Gerçi senin direk ırzına geçmiş oğlum adam bu halin ne? Berbart görünüyorsun." Captain parlaklıklara bir dirseğini dayadı.
"Eyvallah kardeşim ne güzel teselli veriyorsun sen öyle." Piamon sırıttı.
"Tabi oğlum."
"Eeee kanka tören ne zaman?" Diye sordu Azazel. Captain yüzünü buruşturdu.
"Ne töreni lan?"
"Cenaze töreni." Bütün şeytanlar kahkaha attı.
"Geçin dalganızı." Morali bozulmuş gibi göz devirdi.
"Ne zaman seni bırakacağını sorduk krala." Dedi Mamon. Captain baya umutlu gözlerle ciddi bir şekilde Mamon'a baktı.
"Ne dedi?"
"Seni asla bırakmazmış." Yine kahkaha ile gülmeye başladılar. Bir arkadaşım zindana düşse böyle espiriler yapmazdım. Buraya gelirken ağlarlar, üzülürler, duygusal konuşmalar olur diye düşünmüştüm. Bunlar espiri yapıp gülüyor. Şeytanlar gerçekten çok tuhaf.
"Captain. Sana makyaj mı yapsak ya böyle çok kötü görünüyorsun." Diyerek dalga geçti Samanta.
"Valla burdan bi kurtulsam makyaj yapmana bile izin veririm." Dedi. Bunun üzerine Belia konuştu.
"Düşünsene Captain'in dudağında kırmızı ruj üstünde de gloss var." Tekrar gülmeye başladılar.
"İyi misin gerçekten?" Diye sordu Mira. Captain sıkkınlıkla bi nefes verdi.
"Size diyorum ki benim olduğum ortamlara ve Mira ile Kasadya'yı sokmayın." Kasadya kaşlarını çattı.
"Ben ne yaptım be?"
"Kızım sorun da bu ya hiçbir şey yapmıyorsun. Hiç sevmem sessiz sakin kızları." Kasadya göz devirdi.
"Hııı senin için şaklabanlık yapardım." Captain sırıttı.
"Yapsana ya. Düşüncesi bile çok komik." Kasadya göz devirdi.
"Bi sus ya ben niye geldim ki seni görmeye." Captain küstahça sırıttı.
"Çünkü beni çok özledin." Kasadya alayla güldü.
"Sorma ya ölüyorum senin için." Herkes kasadya'ya sessiz sakin diyordu ama bence Belia daha sakindi. Captain Mira'ya dönüp onu baştan aşağı süzdü.
"Büyümüşsün be kızım." Dedi. Mira gülümsedi. Captain hüzünlü bir gülümseme ile devam etti.
"Ben içeri girdiğimde 11 yaşındaydın. Sen daha çocukken her gün seninle oynardım. Sen tam bir genç kız olmuşsun. Ama ben bir saniye bile yanında değildim." Dedi. Captain'in gözleri arkada dolandı.
"Levis." Levis gözlerini ayırmadığı Captain'e yaklaştı.
"Oğlum hiç mi özlemedin lan beni millet dalga geçiyor sen benim en yakın arkadaşımsın en arkada duruyorsun." Dedi. Levis acı bir şekilde gülümseyerek yaklaştı Captain'e.
"Manyak. Bir karizmamız, bir havamız var değil mi? Birazdan kendimi tutamayacağım ağlayacağım bütün karizma gidecek diye korkuyorum. Duygusal adamım ben biliyorsun." Dedi Levis. Gerçekten dokunsak ağlayacak gibiydi.
"Duygusal olduğunu biliyordum da adam olduğnuu yeni öğrendim." Diyerek kahkaha attı Captain.
"Pisliksin." Dedi Levis. Demirlirlerin arasından koluna vurdu. Captain acıyla kıvrandı.
"Oğlum vurmayın valla ya her yerim çok kötü ağrıyor." Dedi gülerek. Levis'in bakışları ciddileşti.
"Çok derin değildi değil mi yaran?" Diye sordu. Captain başını salladı.
"Hayır değildi." Bir iki saniye sadece susarak bakıştılar. Daha sonra Levis çok ciddi şekilde konuştu.
"Oğlum mahvolmuşsun lan." Levis'in gözleri doluydu. Gerçekten dokunsak ağlayacak gibiydi. Captain hüzünle arkadaşını dinliyordu.
"Seni hiç böyle görmemiştim Captain. Bir süra görevi çıktık beraber. Bir sürü yara aldık ama hep yanındayım. Çocukluğundan beri düştüğün bütün anlara şahit oldum ama bunlar... Bunlar çok kötü oğlum. Bu yaraların hiçbirinde yanında değildim. Sana geçeceğini söyleyemedim, hiçbirinde ayağa ben kaldırmadım, hiçbir yaranı ben sarmadım. Sen çok kötü görünüyorsin oğlum. Ben seni hiç bu kadar kötü görmedim." Levis'in konuşması herkesi üzmüştü. Şuan kimse gülmüyordu. Mira, Dijle ve Kasadya'nın gözleri dolmuştu.
"Sus lan. Şurada hepimiz oturup ağlayacağız birazdan." Dedi Captain. Gülmeye çalışıyordu ama onunda gözleri doluydu.
"Oğlum nasıl susacağım lan. Her gün aynı yerde yatıp aynı yerde kalktık, aynı sofraya oturduk, aynı yemekleri yedik, aynı görevlere çıktık, aynı antermanlardan geçtik, aynı zorlukları yaşadık. Sensiz bir saatim bile geçmiyordu şimdi ise 5 dakika bile göremiyorum lan. Sensiz 5 yıl çok zor geçiyor oğlum. Ben hergün aynı yerlerde yatıyor, kalkıyorum, yine aynı yemekler, aynı sofra ama sen yoksun." Captain gözünden düşen bir damla yaşı hızlıca silerek konuştu.
"Evet. Haklısın Levis. Ben çok yara alıyordum. Her zaman yaralıydım ben. O kadar alıştım ki yara alıp yaralarla yaşamaya. Sen olsan hepsini sarardın. Bu yaraları taşımak da gerçekten çok zordu. Hiçbirinde yanımda olmak isteyip olamayacağını bilmek yaralardan daha çok canımı acıtıyordu.
"İblisler." Hepimiz sağa döndük. Cehennemin genç kahini yanımızdaydı. Samael saatine baktı.
"Zamanı mı durdurdun?" Genç kahin gülümsedi.
"Zeki şeytanları severim." Sanata Kahine yaklaştı.
"Neden burdasın? Ve bunu neden yaptın Rafael?" Rafael gülümsedi.
"Arkadaşınızla daha çok vakit geçirin istedim, bu birinci nedenim. Burda birini görmem gerekiyordu, bu da ikinci sebebim. Neden yanınıza geldiğime gelirsek..." Rafael bir sihir yapıp parmaklıkları yok etti.
"Bu iyiliğimi unutmayın. İleride lazım olur." Diyerek gitti. Levis direk Captain'e sarıldı.
"Yavaş oğlum acıyor." Dedi Captain gülerek. Bütün şeytanlar teker teker Captain'e sarıldı. Ama Tamara Captain'e görülmemişti bile. Duvarın oraya geçmiş saklanıyordu.
Zindandan çıkıp Tamara'nın yanına gittim.
"Tamara iyi misin?" Tamara hızlıca göz yaşlarını sildi.
"Sorun nedir?" Diye sordum. Tamara derin bir nefes aldı.
"Beni görünce ne yapacak bilmiyorum. Onunla konuşmam yasaklandı, ya kral öğrenirse." Elimi Tamara'nın omzuna koydum.
"Tamara o seni çok seviyor, ve sende onu çok seviyorsun. Kral bize izin verdi sende oradaydın seninde artık iznin var. Eğer kral sorun edecek olursa izin alırken Tamara da o oradaydı ve siz ona da izin verdiniz derim olur biter. Cesaretini topla çık karşısına seviyorum seni de. Emin ol uşan onun buna çok ihtiyacı var." Tamara göz yaşlarını sildi ve boynuma sarıldı.
"Teşekkür ederim Prens Bahram. Bu kıyağını asla unutmayacağım." Dedi.
Oraya geri döndüm. Şeytanlar baya üzücü konuşmaya başlamıştı. Captain, onlara yaralarını gösteriyor ve nasıl olduğunu anlatıyordu. Ama konuşurken bile zorlanıyor gibiydi. Sanki anlattığı her olayı tekrar yaşıyor gibiydi. Captain'i ilk gördüğümden beri ellerinin titrediğini fark ettim. Sanırım elleri titrekti. Ya da sonradan böyle olmuştu.
Kenara çekildim ve Tamara içeri girdi.
"Captain." Herkes kenara çekildi çünkü herkesin uzun zamandır beklediği bir karşılaşmaydı bu. Captain Tamara'nın sesini duyunca şok etkisine girmiş gibi zindanın girişine döndü. Daha sonra Tamara'yı gördü. Tamara'nın gözleri doluydu. Koşarak Captain'in boynuna sarıldı. Captain, Tamara'nın kokusunu uzun uzun içine çekti. Gözünden bir damla yaş aktı ama umrunda olmadı bu sefer. Captain, Tamara'ya gerçekten aşıktı. Ondan başka kimseyi umursayacak kadar seviyordu onu.
"Tamara." Dedi kısık bir sesle. Ellerini tutuyordu.
"Captain." Bir kere daha sıkı sıkı sarıldı ona. Daha sonra kollarını ayırdı.
"Captain çok özür dilerim. En çok duymayı hakettiğin cümleyi 5 yıl önce söylediğim için özür dilerim. Seni seviyorum Captain. Seni çok seviyor..." Captain bir elini sertçe duvara vurdu.
"Sus. Nolur sus. Yalvarırım sus." Captain gözünden akan yaşlara engel olmayarak gerçekten yalvarır gibi konuşuyordu Tamara ile. Captain, Tamara'nın ellerini tuttu.
"Sensiz burda 5 yıl geçirmek zaten çok zordu lütfen... Lütfen söyleme. Daha da zorlaştırma Tamara." Tamara hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
"Hep buradaydın sen. Sen hep buralarda gezdir Tamara. Önümden defalarca geçip gittin. Ama bir kere bile yüzüme bakmadın. Diğer şeytanlarla alaycı ve kışkırtıcı bir ses tonuyla konuşurken benim yanıma uğramadın bile. Bir kere bile benimle konuşmadın, bir kere yüzüme bakmadın. Ben hep özlemimi senin başka şeytanlara cilve yapmanı dinleyerek geçirdim." Artık Captain da ciddi ciddi ağlıyordu.
"Özür dilerim." Diyerek dizlerinin üzerine çöktü Tamara. Captain'in önünde diz çökmüş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kız şeytanların ağlamasını geçtim erkek bile ağlayacak gibi acıyarak bakıyordu onlara. Mira dışarı çıktı. Belia, Kasadya, Dijle, Mira'nın arkasından çıktı. Evil kızlardan ağlamayan tek şeytandı. Anlaşılan daha fazla bu manzarayı izleyemeyeceğini düşünerek o da dışarı çıktı. Lucifer de zindandan ayrıldı. O çıkınca Satana da arkasından çıktı. Azazel ve Mamon ise aynı anda ayrıldılar zindandan. Hepsi bu manzarayı daha fazla görüp zayıf yönünü ortaya çıkarmamak için çıkıyordu. En son çıkan şeytan ise Samael oldu.
Captain zindanın tavanına bakıp gözyaşlarını sildi. Önünde diz çöküp ağlayan Tamara'ya baktı. Bir bileğini tuttu.
"Ayağa kalk." Tamara olumsuz anlamda başını salladı.
"Tamara zorlaştırıyorsun her şeyi lütfen ayağa kalk." Tamara kalkmadı. Captain'in sol gözünden bir damla yaş daha aktı.
"Ayağa kalk Tamara. Yalvarırım ayağa kalk."
"Özür dilerim."
"Dileme nolursun, seni bu halde görmeye dayanamıyorum lütfen ayağa kalk." Captain, Tamara'nın ellerinden tutup onu ayağa kaldırdı ve ona sıkı sıkı sarıldı. Tamara kesik kesik konuştu.
"Kral." Captain'in gözlerinde korkuyu görmüştüm. Kral ona ne yapmışsa Captain adından bile korkuyordu.
"Kral seninle konuşmama izin vermedi." Dedi Tamara. Captain gözlerini sımsıkı kapatarak ayağını sertçe yere vurdu.
"Anlıyorum. Anlıyorum prensesim. Ağlama olur mu?" Captain, Tamara'nın gözyaşlarını sildi. Bir elini yanağına diğer elini beline yerleştirdi. Tamara'nın iki eli de Captain'in omuzlarıhdaydı. Bir elini ensesinden saçlarına geçirdi. İkisi de birbirinin dudağına bakıyordu ve Captain daha fazla dayanamayarak Tamara'nın dudaklarını öptü. Belinden tuttuğu eliyle onu biraz daha kendine çekti. Uzun uzun öptüler birbirlerini. Sanki bir daha yan yana gelmeleri imkansızmış gibi uzun uzun bırakmadılar birbirlerini. Captain alnını Tamara'nın alnına dayadı.
"Ne zamandan beri bunun hayalini kuruyorum tahmin edemezsin." Dedi Captain sırıtarak. İkisinin de gözleri kapalı alnı birbirine dayalı uzun bir süre durdular.
"Eeee prenses. Sevgilim misin artık?" Diye sordu Captain." Tamara gülümseyerek yanıtladı.
"Evet. Evet öyleyiz." Captain kahkaha atarak tavana baktı.
"Güzel kızım benim." Dedi Tamara'nın saçlarını geriye atarak. Boynuna ufak bir öpücük kondurdu.
"Kokuna bayılıyorum Tamara." Tamara gülümseyerek cilveli cilveli Captain'in saçlarıyla oynuyordu.
"Ben senin herşeyine bayılıyorum Captain. Onu ne yapacağız?" Dedi Tamara. Bütün şeytanlar gülümseyerek izliyordu bu sefer onları.
Pandora birkaç adım atıp yanıma yaklaştı.
"İlerde bir gün sevgilim bana güzel kızım derse ayrılırım." Dedi. Bunun üzerine sessizce kahkaha attım.
"Niye?" Pandora omuz silkti.
"Hiç sevmiyorum şeytanların şu laflarını." Ellerimi arkada billeştirdim.
"Öyle mi? Hangi laflarını?" Diye sordum gülerek.
"Güzel kızım, yaramaz kız, aferin kızıma. Sevgilisi misin babası mı?" Bunun üzerine bir kere daha güldüm.
"Gülmesini herşeye ya." Dedi Pandora. Bu benim bir kere daha gülmeme sebep oldu. Pandora gülerek gözlerimin içine baktı. O ne zaman böyle baksa ben gözlerimi ondan alamıyordum. Neden bilmiyorum ama bu kız bana çok farklı hissettiriyordu. Onun bakışları, gülüşü, sesi, dokunuşu daha önce tanıdığım kimseye benzemiyordu. Evet yıllardır bir odada takılı kalmıştım o yüzden kimseyi tanıyamamıştım. Ama bir kere daha Pandora ile tanışacak olsam o kadar yıl daha beklerdim.
"Sana bunu niye söyledim biliyor musun?" Kaşlarımı kaldırarak ona döndüm.
"Neden sordun?"
"İlerde bana bu laflardan birini kullanma diye." Şaşkınlığını gizleyemeyerek Pandora'ya baktım. Bir iki adım daha bana yaklaşıp dudaklarıma baktı. Benim de gözlerim onun dudaklarına kaymıştı. Elini omzuma koydu, gözlerini dudaklarımdan ayırmıyordu. Bu yakınlık içimde onu ,pme isteği uyandırdı. Bir adım daha yaklaşıp aramızdaki bütün mesafeyi kapattı. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Pandora gözlerini gözlerime sabitledi.
"Anlaştık mı?" Gözlerim bi gözlerine bir dudaklarına kayıyordu. Bütün bedeni vücuduma değiyordu ve bu his içimi çok yüksek bir heyecanla kaplamıştı. Kalbim deli gibi atıyordu. İçimde hala deli gibi onu öpme isteği vardı ve o bu kadar yakınken bu isteğe karşı koymak çok zor oluyordu.
"Anlaştık." Dedim gülümseyerek. Yüzümü biraz daha ona yaklaştırdım. Ama Pandora gülümseyerek benden uzaklaştı. Elini omzumde gezdirerek zindandan çıktı. Çok başdöndürücü bir kızdı Pandora ve ben onun karşısına geçince ne yapacağımı bilemiyordum. Galiba çok hızlı aşık olmuştum.
"Gençler romantizminizi bölmek istemezdim ama zamanı çok uzun bir süre durdurdum ve bu yakında bir sorun olcak. Artık çıkın burdan." Dedi Rafael. Captain, Tamara'nın saçlarına bir öpücük kondurup ona sıkı sıkı sarıldı. Tamara, Captain'in kokusunu uzun uzun içine çekerek boynuna bir öpücük kondurdu. Captain bir iki adım geri gitti.
"Yavrum biraz daha öyle öpmeye devam edersen buradan çıkman çok zor olacak gerçekten." Tamara gülümsedi. Hepimiz mahzenden çıktıntan sonra Rafael parmaklıkları yeniden oluşturdu. Tamara ile Captain son bir kere daha birbirlerine baktılar.
"Bu çok güzel bir hadiyeydi melek Bahram. Bunu unutmayacağımı bil." Dedi Captain gülerek. Daha sonra zindandan dışarı çıktık.
Piamon yürürken yavaş yavaş bana yaklaştı.
"Baksana bana mı öyle geliyor yoksa Pandora ile aranızda birşeyler mi var?" Dedi. Ellerini cebine koyup tam yanımdan yürüdü.
"Sana öyle geliyor maalesef Piamon. Aramızda hiçbir şey yok." Piamon sırıttı.
"Maalesef dediğine göre birşeyler hissediyorsun he prens." Gülümsememe engel olamadım.
"Bilmiyorum emin değilim." Yukarı çıkana kadar Piamon ile konuşmuştuk. Daha sonra ise odalarımıza dağıldık.
Alastor ile artık yan yana yatıyorduk. Alastor direk yatağa girdi.
"Senin neyin var Alastor?" Diye sordum. Alastor derin bir nefes aldı.
"Konuşmak istemiyorum Bahram yat uyu." Yatağa geçip yanına uzandım.
"Belki konuşmak iyi gelir. Arkıt herşeyi içine atmak zorunda değilsin. Ben senin dostunum, benimle paylaşabilirsin." Dedim. Alastor senini biraz daha yükseltip bastıra bastıra konuştu.
"Konuşmak istemiyorum dedim, anlamıyor musun?" Daha fazla üstüne gitmemeye karar verdim. Gözlerimi kapatıp uykunun beni ele geçirmesine izin verdim.
"Girsin." Kralın emrinin üzerine muhafızlar kapıyı açtı. Piamon içeri her zamanki gibi lanetiyle gelir gibi geldi. Kral Piamon'u tanırdı, o ne zaman kralın işine gelecek bir şey bulsa böyle davranırdı. Kendini kutalmış gibi görürdü.
"Söyle bakalım Piamon. Gecenin bu saatinde seni buraya getiren nedir?" Dedi kraliçe Lilith. Piamon kral ve kraliçenin önünde saygıyla eğildi.
"Kralım elimde sizin hoşunuza gidecek bir bilgi ile geldim." Piamon yüzünden şeytani gülümsemesini eksik etmiyordu. Kral beklentiyle Piamon'a baktı.
"Prens Bahram ile ilgili." Kral meraklı gözlerle Piamon'a baktı.
"Seni dinliyorum Piamon." Piamon kralın yanına biraz daha yaklaştı ve bir cümle kurdu.
"Prens Bahram'ın, Pandora'ya karşı duyduğu bir takım hisleri varmış."