İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 5 · 12 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 5

Cehennemden çıkmak zordur

Yeni bir gün daha Alastor'un odasında başlamıştı. Alastor benden önce uyanmış masada oturmuş kitap okuyordu.

"Uyandın mı?" Diye sordu bana bakmadan. Bakmadan uyandığımı nasıl anladı bilmiyorum ama sorgulamayacağım.

"Evet. Günaydın Alastor, ne okuyorsun?" Alastor elindeki kitaba bakıp bana döndü.

"Bi çizgi roman." Yataktan kalkıp Alastor'un yanına oturdum.

"Galibal çizgi roman okumayı seviyorsun." Dedim kenarda duran çizgi roman kitaplarını göstererek.

"Evet. Ama kitap okumayı sevmem, sadece çizgi romanlara özel bir ilgim var." Kitabın kapağını kapatıp bana döndü.

"Sever misin okumayı?" Diye sordu. Başımı sallayarak cevapladım.

"Çok severim. En çok şiir kitapları ve tarih kitapları okurum." Alastor yüzünü buruşturmuştu.

"Kalın kalın sayfalarca yazılmış sıkıcı tarih kitaplarını nasıl okuyorsun." Uzun cümlesine karşı gülümseyerek karşılık verdim.

"Herkes yaşadığı yerin nasıl bu hale geldiğini bilmeli. Zamanında ne savaşlar yapılmış, hangi krallar neler yaparak tarihe kazınmış, senin yaşadığın yeri kimler yönetmiş, nasıl şuanki halini almış, önceden nasılmış, bunlar kültür kazandıran şeyler bunları bilmek insanı geleceğe taşır." Dedim. Alastor'un yüzü düştü. Bir eliyle kalemle oynuyorken yere bakarak konuştu.

"İnsanı geleceğe geçmişini bilmek mi taşır dersin?" Başımı onaylayarak salladım.

"Geçmişi bilmeden geleceği yazamazsın Alastor." Başını kaldırıp bana baktı.

"Sen şuan geçmişini bilmiyorsun."

"Bir gelecek de yazamıyorum zaten. Bu yüzden geçmişini bilmek önemli." Alastor benimle aynı fikirde değildi.

"Bence geçmişi unutup yeniden başlamalısın." Dedi. Kendisi demek ki bunu yapmıştı. Geçmişi bir kenara bırakıp yeniden başlamıştı.

"Hayır Alastor. Geçmişi hatırlaya hatırlaya geleceğini şekillendirmelesin."

"Yanılıyorsun Bahram."

"Geçimini bilmeden bir geleceğin olamaz."

"Asıl geçmişe takılıp kalırsan bir geleceğin olamaz." Tam konuşmaya başlayacaktım ki Alastor izin vermedi.

"Elini yüzünü yıka Bahram. İnip kahvaltı yapalım." Bastıra bastıra söylemişti bunları. Daha fazla uzatmadan ayağa kalktım. Anlaşılan Alastor'un onu derinden yaralayan bir geçmişi vardı.

Elimi yüzümü yıkayıp odaya geçtim.

"Seninle benzer yanlarımız var biliyor musun Bahram?" Ben elimi yüzümü yıkayıp gelene kadar üstünü değiştirmişti. Aynanın karşısında son hazırlıklarını yaparak bana döndü.

"Ne gibi?" Diye sordum. Alastor sırıtarak cevap verdi.

"Boyumuz aynı, yaşımız aynı, taht varisiyiz, fiziğimizde aynı, ikimizin de bir kehaneti var." Alastor bunları söylerken neden bu kadar mutluydu bilmiyorum ama sormayacağım.

"Bunları neden anlatıyorsun?" Alastor işaret parmağı ile yatağı gösterdi. Arkamı dönüp yatağa baktığımda yatakta kıyafetler vardı.

"Bence sana tam olacaklar." Dedi. Bir süre kıyafetleri bakıp Alastor'a döndüm.

"Şeytan kıyafeti mi giyeceğim?" Alastor kahkaha attı.

"Yok canım ne münasebet." O benimle dalga geçerken ben şeytan kıyafeti giymek zorunda olduğumu anlamıştım. Alastor ciddileşti.

"Rahatsız olmayacaksan üstünü benim yanımda çıkar. Yaralarını bu kontrol edim." Daha önce kimsenin yanında üstümü çıkarmamıştım, ama Alastor erkek olduğuna göre sorun olacağını zannetmiyorum.

İlk olarak üzerimdeki mücevherleri çıkardım. Alastor bu sırada beni izliyordu. Başımdaki tacı da çıkarıp Alastor'un yatağının üzerine bıraktım. Alastor taca dikkat kesilmişti.

"Bir sorun mu var?" Diye sordum. Alastor hayır manasında başını salladı. Son olarak üstümdeki kıyafeti de çıkarınce Alastor bana yaklaştı. Yaralarıma tek tek ilgilenip hepsini yeniden sardı. Tam bu sırada odanın kapısı çalınmadan açıldı. İçeriye giren kişi ise Pandora'ydı. Gözleri direk gözlerime ilişti. Beni baştan aşağı süzdü daha sonra Alastor'a baktı.

"Yanlış bir zamanda mı geldim?" Diye sordu. Ama cümleler ağzından zor çıkıyor gibiydi. Galiba şuanda çok yanlış anlaşılıyorduk. Alastor telaşla açıklama yapmaya başladı.

"Hayır hayır yanlış anladın. Bahram'ın yaralarına bakıyordum." Dedi. Pandora nedense rahatlamış gibiydi. İçeri girip kapıyı kapattı.

"Sen Alastor'un odasına hep böyle pat küt dalar mısın?" Diye sordum hafifçe sırıtarak. Pandora saçlarını geriye savundu, ama rüzgarını ben bile hissettim.

"Genelde evet." Dedi.

"Genelde derken." Pandora Alastor'a baktı. Bir süre bakıştılar daha sonra bana döndü ve konuştu. Konuşmak için Alastor'dan izin almış gibiydi.

"Alastor daha yeni özgür oldu. Bunca zamandır odasındaydı kral kehanetinden dolayı başına birşey gelmesin diye onu saklıyordu. Şimdi çıktı ve en yakın arkadaşı benim. Odama girerken kapıyı çalmana gerek yok dedi." Diyerek açıklama yaptı.

Birden bire dengemi kaybettim ve başım dönmeye başladı. Heryer yine beyaz olmuştu. Pencereden dışarıyı izliyordum. Sonra... Sonra... Baş dönmem biraz daha şiddetlendi, bayılacak gibi hissediyordum. Bir ses duydum kulaklarımda.

"Artık özgürsün Bahram." Daha sonra etraf yeniden siyah ve yeşilin hakim olduğu bu odaya döndü. Yatakta oturuyordum ve başdönmem geçmişti.

"İyi misin?" Diye sordu Pandora. Elinde ki bir bardak suyu bana uzattı. Suyu içip ayağa kalktım.

"İyiyim, biraz başım döndü sadece." Alastor bir bana bir Pandora'ya baktı. Ayağa kalktığım için istemsizce Pandora ile fazla yakın bir mesafede olmuştuk ama o geri çekilmemişti. Pandora'nın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Gözlerimi Alastor'dan alıp benden sadece 10-15 santim kısa olan kısa çevirdim. Pandora'nın gözü sürekli vücuduma kayıyordu. Gözlerime baktı o da uzun uzun. Şeytan olamayacak kadar masum bakışların nasıl bu kadar kötü bir ruha sahip olabileceğini aklım kesmiyordu. Pandora gözlerini gözlerimden ayırıp dudaklarıma baktı. Gözleri yeniden boynuma daha sonra vücuduma kaydı. Başımı yana eğip yüzüne baktığımda tekrar gözlerime baktı.

"Yaralarıma mı bakıyorsun?" Diye sordum. Pandora kurnaz bir şekilde gülümsedi.

"Hayır kaslarına bakıyorum." Yalan yok bu cümlesi beni biraz utandırmıştı ama belli etmedim. İstemsizce gülerek dudaklarımı yaladım ve yere baktım. Alastor çok eğleniyor gibi görünüyordu.

Yatağın üzerindeki kıyafetleri alıp bir Alastor'a bir Pandora'ya baktım.

"İzin verirseniz üstümü giyeceğim." Alastor sırıtarak yanıtladı.

"Ben çıkımde sen üstünü giymeden biraz..." Pandora"yı gözleriyle işaret etti. Bunun üzerine göz devirerek sabır dilenir gibi bir nefes aldım.

"Alastor!" İsmini bastıra bastıra söylemiştim. Alastor teslim olur gibi kapı kolunu tutarak dışarı çıktı. Ardından Pandora da gülümseyerek dışarı çıktı. İstemsizce yüzümde bir tebessüm oldu. Bu kız kalbimin ritmini nasıl bu kadar değiştirebiliyordu.

Üstümü giyip saçlarımı elimle düzelttim. Alastor kıyafeti daha şeytanice gösterebilmek için aksesuar bırakmış masaya. Tabiki de hepsini kullanmadım ama gönlü olsun diye birkaçını kullanmaktan da geri kalmadım. Kıyafet ne kadar beyaz kanatlarıma ve melek görüntüme çok uygun olmasa da yapabileceğimiz bir şey yoktu. Bunun yanında Asaltor haklıymış kıyafetlerin boyu ve bedeni tam olmuştu. Dışarı çıktığımda Alastor ve Pandora kapının önünde bekliyordu.

"Artık yemek yemezsek açlıktan öleceğim." Dedi Alastor. Pandora onun koluna vurdu.

"Abartma." Daha sonra önden yürüdü. Pandora'nın kusursuz bir fiziği vardı. Yürüyüşü de dik ve kendinden emindi. Alastor beni biraz geri çekip kulağıma fısıldadı.

"Pandora ile aranızda bir iletişim var sanki." Dedi. Onaylayarak başımı salladım.

"Evet var dünden önceki gün tanıştık ve o günden bu yana konuşarak bir iletişim kuruyoruz. Sende kuruyorsun fark etmedin mi?" Dedim Asaltor elini alnına vurarak tekrar söze girdi.

"Öyle değil ya." Tam açıklayacaktı ki sözünü kestim.

"Bencede. Öyle değil." Alastor pes edir gibi bir nefes verdi.

Aşağı inip kahvaltı yaptık daha sonra Alastor'un diğer şeytan arkadaşları yanımıza geldi. Bunlardan Piamon, Samanta, Satana, Lucifer Ve Levis'i zaten tanıyordum. Ama diğerleri çok da aşina olduğum tipler değildi. Dün biraz uçuş dersi aldım şeytanlardan aralarında Tamara diye bir kız daha vardı ama o şuan burda değildi. Şeytanlar bana baktılar. İçlerinden bir kız söze girdi.

"Seninle tanışmayı unuttum değil mi ya." Sonra biraz daha yaklaşıp elini uzattı.

"Ben Dijle." Dedi ve elini uzattı. Siyah uzun ve dalgalı saçları, ve kırmızı kedi gözleri vardı. Kedi gözlerinin aksine kedi kulakları da vardı. Hatta bir kuyruğu bile vardı. Sıfır kollu, dar bir kıyafet giyiyordu. Kıyafetinin üzerinde kırmızı işlemeler, ve kollarında da demir takılar bulunuyordu. Alastor bana doğru eğilip kulağıma fısıldadı.

"Dijle bir kedi kadın." Dijle'yi bir kere daha baştan aşağı süzdüm."

"Belli oluyor."

Daha sonra erkek şeytanlardan biri elini uzattı. Kanatları buraya bile zor sığıyor gibiydi ama o çok rahat görünüyordu.

"Ben Mamon." Mamon'un da siyah şekillii saçları ve parlak kırmızı gözleri vardı. Üzerindeki kıyafetin göğüs dekoltesi vardı ve oralardan kıyafetine asılı zincirler bulunuyordu. Omuzlarından el bileklerine kadar dikenler sıralıydı. Ayrıca boynuzları vardı. Tırnaklarında siyah ojeler, parmaklarında ise kalın yüzükler bulunuyordu. Boynunda kalın bir kolye vardı. Göğüs ve boyun kısmında ise büyük dövmeler bulunuyordu. Sanırım dövme şeytanların olayında vardı. Ardından başka bir şeytan elini uzattı.

"Ben Belia." Belia'nın yüzü hayattan bıkmış gibiydi. Kahverengi saçları, ve koyu yeşil gözleri vardı. Yeşil göz şaytanlarda nadir bulunan bir şeydi anlaşılan. Üzerinde siyah, yeşil işlemeli bir elbise, boynunda yeşil bir zümrüt kolya bulunuyordu. Alnının tam ortasında saç diplerine sabitlenmiş kırmızı bir taş vardı. Ve aşık saçlarının iki yanında yeşil tokalar bulunuyordu. Sonra ise başka bir şeytanla tanıştım.

"Ben Azazel." Diyerek elini uzattı. Tam bu sırada Alastor bir kere daha kulağıma fısıldadı.

"Delinin tekidir." Azazelin omuzlarına kadar uzun wolf kesim saçları vardı. Saçlarını altından altınsarısı bir demir işleme geçiyordu. Bunun yanında başında koyu sarı bir taç bulunuyordu. Çoğu şeytanda olduğu gibi kırmızı ve parlak gözleri sahipti. Çok gösterişli ve şahşalı olmayan kıyafetleri vardı. Daha sonra ise yanımıza gelen son kız şeytanla tanıştım.

"Ben Mira." Mira çok küçük duruyordu. Siyah, uzun, düz ve kahküllü saçları vardı. Parlak kırmızı gözleri ve boynuzları vardı. Yine göğüs dekolteli bir elbise giymişti Mira da. Şeytanların çoğunda bir de bu bulunuyordu. Ama Mira'nın hiç dövmesi yoktu. Ellerinden dirseklerinin bitişine kadar uzanan siyah eldivenler giymişti. Alastor kulağıma doğru eğildi.

"Bu kız şeytanların en küçüğü. Henüz 16 yaşında." Dedi. Küçük gösterdiği zaten belli oluyordu.

Biz kahvaltımızı yaparken onlarda yanımızda oturup sohbet ettiler. Daha sonra Azazel bana döndü.

"Bugün de uçuş dersi alacak mısın?" Diye sordu. Alastor'a bakıp olumlu bir yanıt aradım. Başını onaylayarak salladığında Azazel'i yanıtladım.

"Evet." Azazel gülümseyerek yaklaştı.

"Yukarda seninle uğraşim mi biraz." Dedi şeytanice sırıtarak. Benim yerime Alastor konuştu.

"Bahram ile uğraşma zaten uçmayı bilmiyor." Dedi sert bir şekilde. Azazel bunun üzerine kahkaha attı.

"Şaka gibisin Alastor. Ama çok gerçeksin." Masaya sertçe iki tabak bırakıldığında dönüp kim olduklarına baktık. Lucifer ve Piamon masamıza katılmıştı.

"Bekleyin Satana da geliyor." Dedi Lucifer. Satana ile bir ilişkileri varmış gibi geliyordu. Zaten burda bir çok erkek iblisin de Satana'ya asıldığına şahit olmuştum. Farklı ve güzel bir şeytandı Satana. Satana masaya siyah, mavi işlemeli kısa bir elbiseyde oturdu.

"Özlediniz mi beni?" Mamon, Satana'ya karşılık verdi.

"Gelirsin diye tövbe bile etmiştik ama..." Lucifer elini Satana'nın bacağına koydu ama sanırım bunu gören sadece Alastor ile ben olmuştuk.

"Çıkıyor musunuz?" Diye sordum. Lucifer ve Satana. Yakalanmış gibi ilk birbirlerine baktılar sonra da bize.

"Kral duymasın. Sakın kimseye birşey demeyin." Dijle sinirle konuştu.

"Hey! Bizi ne zaman söylemeyi düyünüyordun?" Ayağa kalkmıştı. Piamon onu belinden tutup yeniden yerine oturmasını sağladı.

"Pençelerini içeri sok küçük kedi." Dedi Piamon. Dijle'nin sinirlendiğini fark edince biraz daha sataştı.

"Üstelik o pençeleri çok kullanmak istiyorsan bu gece odama gel. Onları rahatça kullanabilirsin." Diyerek göz kırptı. Dijle tiksinerek baktı Piamon'a

"Sapıksın Piamon." Piamon sırıttı.

"Hangimiz değiliz ki." Hala niye bu konuşmanın içinde bulunduğumu sorguluyordum.

Yemekten sonra dışarı çıkıp uçuş çalışacağımız alana geldik. Tanıştığım bütün şeytanlar buradaydı.

"Neyi bekliyoruz?" Diye sordum. Alastor sorumu yanıtladı.

"Samael'in gökyüzünü kontrol etmesini." Kaşlarımı çatarak Alastor'a döndüm.

"Samael mi? O da kim?" Pandora yanıma geldi.

"Samael de bizim arkadaş grubumuzdan. Gökyüzünü o kontrol eder. Tehlikeye girme diye biri olup olmadığına bakıyor şuan. Gelince tanışırsınız." Lafını bitirir bitirmez gökyüzünden bir şeytan indi.

"Cehenneme hoşgeldin Bahram. Ben Samael." Dedi elini uzatarak. Samael'in siyah şekilli saçları vardı. Gözlerinin beyazı yoktu. Gözleri tamamen kırmızıydı. Siyah pantolonun üzerinde altın işlemeler bulunuyordu. Üzerinde ise hiçbir şey yoktu. Sadece sarı zincirler, kırmızı aksesuarlar ve dövmeler vardı. Başında boynuzları, ve büyük kanatları vardı. Daha sonra iki kız şeytan beraber indiler. İkisiyle de tanışmamıştım. Satana şeytanlara yaklaştı.

"Noldu vampirlerin geldiğine dair birşeyler bulabildiniz mi?" Diye sordu. Çok büyük boynuzları olan kız şeytan cevapladı.

"Hayır. Herşey gayet normal görünüyor. Kralın o kahini bir kere daha sorguya çekmesi lazım. Tamara gülümseyerek konuştu.

"O iş bende." İki şeytan yanımıza geldi.

"Prens Bahram sensin değil mi?" Dedi kırmızı saçlı şeytan.

"Evet benim." Elini bana uzattı.

"Bende Kasadya." Kasadya'nın uzun kırmızı saçları vardı. Şeytanlar da nadir bulunan bir saç rengiydi bu. Aynı şekilde kırmızı gözleri vardı. Gözlerinin etrafı siyah farla çevriliydi. Üzerinde uzun diz kapaklarına kadar uzanan kenarları daha uzun bir elbise vardı. Uzun kolluydu. Elbisesi daha çok cadıların elbiselerini andırıyordu. Diğer şeytan elini uzattı.

"Bende Evil." Evil'in omuzlarına kadar uzun siyah saçları ve kırmızı gözleri vardı. Kalp yaka kırmızı elbisesinin bitişi üçgen şeklindeydi. Diz kapaklarına kadar siyah bir botu, dirseklerine kadar uzanan siyah eldivenleri vardı. Omzunda ve baldırında kocaman dövmeler vardı. Aynı şekilde büyük kanatları ve büyük bonuzlara sahipti. Çokkorkunç bir görünümü vardı.

Levis, Tamara'nın yanına geldi.

"Captain ne kadar daha zindanda kalacak biliyor musun?" Diye sordu. Tamara'nın morali bozulmuştu.

"Hayır. Kral onu unutmuş gibi. Artık işkence de görmüyor." Dedi. Alastor'a döndüm.

"Captain de kim?" Sorumu Pandora yanıtladı. Captain, bizim ekipte tanımadığın tek kişi. Kral onu 5 yıl önce zindana attı. Her gün dövüp işkence etti. Hiçbirimiz onunla görüştürmedi. Şimdi ise onu kendi halinde bırakmış ne görüşmemize izin veriyor, ne işkence ediyor ne de çıkarıyor. Öyle kalmış." Dedi.

"Uçuş derslerine başlayalım mı artık." Dedi Azazel kolumu omzuma atarak.

"Bana bakın karışma Azazel." Dedim. Azazel kahkaha atarak havaya yükseldi.

"Söz veremem." Havaya nasıl yükseleceğimi zaten öğrenmiştim. Önemli olan şey ise havada uzun süre duramıyordum. Bir kaç kez deneme yaptık. Ne zaman kontrolü kaybedip düşecek olsam Alastor beni tuttu. Bazen sırf düşmem için Azazel bana çarparak uçtu. Ama en son Alastor sinirlenmişti.

"Azazel, Bahram'ı rahat bırak dedim sana." Azazel bu sefer gayet ciddi bir şekilde cevap verdi.

"Ne eğer acil bir durumda uçması gerekirse illaki ona birşeyler çarpacak. Alışması lazım." Dedi. Alastor beni yere indirdi.

"Biraz dinlen." Tam dinlenmeye gerek olmadığını söyleyecektim ki biri bizi doğru yaklaşmaya başladı.

"Prens Bahram." Adımı duyunca gelen kişiye dikkat kesildim. Genç bir kahindi. Genç kahin yanıma yaklaşıp konuşmaya başladı.

"Zindanda ki kahin sizinle görüşmek istiyor, kralın haberi var. Lütfen hemen benimle gelin, önemli olduğunu söyledi." Tam Alastor da gelmeye hazırlanmıştı ki kahin onu durdurdu.

"Mümkünse yanlız."

"Mümkün değil." Dedi Alastor sertçe. Alastor'u durdurdum.

"Herşey yolunda tamam mı? Gidip geleceğim. Yanımda sizin kahininiz var bir şey olursa onu sorumlu tutarsınız." Alastor içi rahat etmemiş gibi baktı.

"Sana birşey olduktan sonra kimi sorumlu tuttuğimuzun ne anlamı var." Elimi Alastor'un omzuna koydum.

"Alastor hala cehennemdeyim. Dışarı çıkmayacağım. Biraz daha az telaşlı olmayı dener misin benim için." Alastor çaresizce başını salladı. Ben ise Alastor'u geride bırakıp genç kahini takip ettim.

Zindana vardığımızda kahin acele acele beni bir mahsenin önüne aldı. İçeride başka bir kahin kız vardı. Hızlıca yanıma yaklaştı.

"Prensim." Kim olduğunu bilmediğim kıza baktım. Açık mavi ve gümüş karışık saçları ve mavi gözleri vardı. Bileğindeki bilekliği hızla çıkarıp bana uzattı.

"Beni dinleyin prensim. Sizin babanız ve anneniz cennetin kral ve kraliçesi. Bir meleksiniz cennete aitsiniz ve cennete gitmeniz gerekiyor. Bu bilekliği kolunuza takın herşeyi hatırlayacaksınız." Kahinin uzattığı bilekliği aldım ve bileğime taktım. Tam o anda beynime bir şimşek çakmış gibi oldu. Bütün hafızam yerine gelmişti. Herşeyi hatırlıyordum artık. Kahin yeniden konuşmaya başladı.

"Benim adım Sidelya. Cennetin kahiniyim. Buraya sizin için geldim, şimdi tek yapmanız gereken hazır olduğunuzda bilekliğinize basmak. Bu sizi yeniden cennete ışınlayacaktır." Dedi.

"Peki sen ne yapacaksın Sidelya? Seni zindanda bırakamam, nasıl kurtulacaksın burdan?" Sidelya arkamdaki genç kahine baktı uzun bir süre. Bütün ümidini ona bağlamış gibi baktı. Daha sonra bana döndü.

"Beni burdan çıkaracaklar. Siz burdan bir an önce kurtulmaya bakın." Başımı onaylayarak salladım. Arkamdaki genç kahin omzuma dokundu.

"Satın kimseye birşeyden söz etme. Alastor'a bile. O babasına yaranmak için herşeyi yapabilecek biri. Seni de normalde kaçıracaktı. Ama gelmeye ikna edince bunu yapmaktan vazgeçi. Hiçbiri gerçek dostun değil prens Bahram. Gerçek dostların cennette. Ora dön." Başımı onaylayarak salladım. Daha sonra zindandan dışarı çıktım. Diğerlerinin yanına gitmedim. Bir süre düşünmeye ihtiyacım vardı. Bileğimdeki bilekliği baktım. Neden hala gitmiyordum? Beni burda tutan sebep neydi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.