İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 24 · 21 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 24

Cennette ki engel

Sabah Sidelya gözlerini araladığında başında şiddetli bir ağrı vardı. En son dün gece içtiği son içkileri ve Rafael'le dans edişini hatırlıyordu sonrası ise yok gibiydi. Yatakta sağına soluna dönünce Rafael'in yanında uyuduğunu fark etti. Üstünde hiçbir şey yoktu. Sidelya başını diğer tarafa çevirdi. Yatakta doğrulduğunda hafif bir üşüme hissetti. Eğlip üstüne baktığında üstündeki kıyafetlerin olmadığını görmesi ona hayatının şokunu yaşatmıştı. Dün gece neler olmuştu?

Sidelya üstünde sadece kırmızı büstiyer olduğunu fark edince yorganı tekrar üstüne çekti. Dün olanları biraz hatırlamaya çalıytı ama hatırlayamadı. Üstelik başı da çok ağrıyordu. Rafael sanki bütün gece uyumamış gibi gayet huzurlu bir şekilde uyuyordu. Sidelya Rafael'i ilk defa uyurken görüyordu. Gözlerini Rafael'in üstünden ayırmadı. Uyurken çok masum görünüyordu ama Sidelya onu gayet iyi tanıdığı için hiç de masum olmadığını gayet iyi biliyordu. Ama yine de onu böyle fazlasıyla tatlı bulmuştu.

Elini kaldırarak dokunup dokunmama konusunda çok kararsız bir şekilde kalakaldı. Eli havada bir süre düşündükten sonra uyandırmamaya çalışsa iyi olacağını düşündü. Eliyle hafifçe saçlarıne dokundu. Rafael'in saçları fazlasıyla yumuşaktı. Sidelya bir daha Rafael'in saçlarıyla böyle oynama şansı olmayacağını bildiği için elini hemen çekmedi. Rafael de çok derin uyuyordu zaten uyanmadı. Rafael'in saçları gözleri Sidelya'ya eşsiz gibi geliyordu. Ne ara bu kadar aşık olmuştu ona o da bilmiyordu ama bir şikayeti yoktu. Rafael'in yanında olmak onu fazla mutlu ediyordu.

Dakikalarca Rafael'in saçlarıyla oynadı, elini yüzünde gezdirdi. Sanki bir daha göremeyecekmiş gibi her detayını aklına kazımaya çalışıyordu. Sidelya bir anlığına da olsa Rafael'in gerçek kimliğini unutmuş gibiydi. O karşısında bu kadar masum uyurken onun bencil ve duygusuz bir adam olduğuna inanmak istemiyordu. Sidelya eğilip Rafael'in yanağına bir öpücük kondurdu. Ama yaptıklarının hiçbiri Rafael'i uyandırmadı.

Rafael'in odasının kapısı iki kere çalınca Sidelya aniden doğruldu. Kimin geldiğini bilmiyordu ama ikisini bu halde görmesi çok yanlış anlaşılabilirdi. Kapının kolu aşağı indi ama açılmadı. Rafael gece uyurken kapıyı mı kilitlemişti? Sidelya'nın ilk uyandığında aklından geçenler şuan daha bir olmuş gibi gelmişti. Ayağa kalkarak Roselna ile yaptıkları alıyverişte Roselna'nın aldığı elbiselerden mavi olanı alıp üstüne giydi. Banyoya gidip elini yüzünü yıkarayak saçlarını taradı. Önden iki ince tutam önüne bırakıp kenarları da arkadan tutturdu. Odaya döndüğünde kapıya defalarca kez vurulmasına rağmen Rafael hala uyanmamıştı. Sidelya buna şaşırmış olsa da belli etmedi.

Kapıya doğru ilerlediğinde anahtarı göremedi. Sağına soluna bakarken Rafael'in çalışma masasındaki herşeyin yere dökülmüş olduğunu gördü.

"Aklındaki saçma sapan düşünceleri sil Sidelya öyle birşey olmadı." Diyerek kendine tesseli verdi ama kendisi de oratadaki manzarayı görünce öyle birşeyin olmadığı ihtimaline inanmıyordu. Sonunda Rafael'in odasının anahtarını bulunca ilerleyip kapıyı açtı.

İki saattir kapıya vuran kişi Zeus'tu.

"Günaydın Sidelya. Derin uykudan böldüm galiba." Dedi. Sidelya gözlerini kaçırarak cevapladı.

"Hayır sadece anahtarın yerini bulamadım." Zeus kaşlarını çattı.

"Bu manyak kapıyı niye kilitlenmiş ki?" Dedi. Sidelya omuz silkti.

"Bilmiyorum." Zeus başını salladı.

"Eee odaya girmeme izin verecek misin?" Diye sordu. Sidelya başını salladı ama kapıyı tamamen açmadı.

"Ama Rafael uyuyor." Zeus güldü.

"Biliyorum, bende küre açılmayınca onu uyandırmaya odasına kadar geldim. Kıymetimi bilsin." Dedi gülerek.

Zeus odaya girince şok içinde kalakaldı.

"Nolmuş oğlum burada?" Dedi. Şaşkınlıktan Sidelya ile konuştuğunu unutup oğlum dediği için düzeltti.

"Pardon oğlum demeyecektim." Dedi. Sidelya da ne olduğnuu bilmediği için susup cevap vermedi. Zeus sorgularcasına Sidelya'ya baktı.

"Bilmiyorum sehroştum hatırlamıyorum hiçbir şey." Dedi Sidelya. Zeus yere baktı.

"Biri felan mı saldırdı akşam acaba." Sidelya'nın aklına hiç böyle daha az fesat birşey gelmemişti.

Zeus Rafael'in yatağının kenarına oturup Rafael'i dürttü.

"Rafael uyan hadi." Rafael yerinde biraz kıhırdandı ama kalkmadı.

"Rafalk kalksana." Dedi Zeus yüksek sesle.

"Sıktır git Zeus."

"Şşşttt kız var yanımda." Dedi Zeus.

Rafael yorganla başını örttü.

"O zaman küfür ettirme de git başımdan uykum var diyorum sana." Zeus sinirle dişlerinin arasından konuştu.

"Bende işimiz var diyorum kalk ya." Rafael yorganı başından indirip yatakta doğruldu.

"Ya yüz kere dedim ki sana ben uyanmamışsam beni uyandırma." Dedi Rafael şikayet eder gibi.

"Banane uyuma sende bu kadar evi gelince naptın oğlum uyumadın mı bütün gece?" Dedi Zeus. Rafael gözlerini Zeus'un üzerinden ayırarak Sidelya'ya baktı.

"Pek uyuyamadım." Sidelya'nın aklında dolananları Rafael bir bilseydi...

"Uyusaydın o zaman." Dedi Zeus. Daha sonra ayağa kalktı.

"Bana bak iki dakika içinde geri döneceğim kalkmış ol." Diyerek odadan çıkıp kapıyı kapattı. Rafael oflayarak yorganı yeniden omuzlarına kadar çekip gözlerini kapattı.

"Rafael." Dedi Sidelya çekingen bir sesle.

"Efendim." Dedi Rafael gözlerini açmadan. Sidelya Rafael'in yanına yaklaşıp omzuna vurdu.

"Ya kalksana." Dedi. Rafael yorganı üstünden atarak ayağa kalktı. Sidelya Rafael'in üstünde birşey olmadığını hatırlayınca vücuduna bakmamak için zor tuttu kendini.

"Kalktım noldu şimdi?" Dedi Rafael. Dağılmış saçları ve uykulu gözleriyle çok tatlı görünmüştü Sidelya'nın gözünde.

"Buranın hali ne?" Diye sordu çalışma masasında yere düşen herşeyi göstererek. Rafael oraya bakıp sırıttı.

"Bilmem nolmuş? Sana sormak lazım." Dedi. Sidelya Rafael'in omzuna vurdu bir kere daha.

"Ya saçma sapan konuşma da ne olduğunu anlat." Dedi. Rafael asasını eline aldı.

"Senin yüzünden oldu." Sidelya kafasındaki düşünceleri tekrar düşünüp lütfen olmasın diye geçirdi içinden.

"Sen ve ben.." cümlenin devamını getiremedi. Rafael sırıttı.

"Eeee nolmuy senle bana." Sidelya yerde ki Rafael'in beyaz gömleğini ve kendi siyah crobunu gösterdi.

"Bana öyle bireşl olmadı de." Dedi Sidelya. Rafael kıyafetlere bakıp sırıttı. Doğruyu söyleyebilirdi ama canı biraz eğlence istemişti.

"Nasıl birşey olmadı?" Diye sordu. Sidelya göz devirdi.

"Rafael anladın işte." Rafael gülüşünü bastırmaya çalıştı.

"Hayır anlamadım." Dedi. Sidelya Rafael'in koluna vurdu.

"Rafael gıcık mısın?" Dedi. Rafael sırıttı.

"Sana istediğin şeyi söylemeyi çok isterdim sevgili Sidelya ama maalesef." Dedi. Sidelya birkaç kez gözlerini hızlı hızlı kırptı.

"Nasıl yani senle ben... Dün gece... Hayır ya bu olmuş olamaz." Dedi. Rafael Sidelya'ya baktı.

"niye ya? Gayet güzeldi dün gece. Üstelik hayatımın en güzel dakikalarını yaşattın bana." Dedi sırıtarak. Sidelya Rafael'i itti.

"Boş yapma." Rafael tekrardan Sidelya'ya yaklaştı.

"Üstelik kırmızı seni çok ateşli gösteriyordu." Dedi elini köprücük kemiğinde gezdirerek.

Sidelya derin bir nefes alıp arkasındaki çalışma masasına baktı.

"Keşke orada neler olduğunu hatırlayabilsen sevgili Sidelya. Büyük kayıp." Dedi alay eder gibi. Sidelya arkasını dönüp tam birşey söyleyecekti ki Rafael söylemesine engel oldu.

"Ben bi duşa giricem." Diyerek banyoya doğru ilerledi. Aralık kapıdan başını çevirip Sidelya'ya baktı.

"Gelmek ister misin?" Sidelya Rafael'in yastıklarından birini alıp ona fırlattı. Rafael nızlıca banyonun kapısını kapatıp içerden kilitledi.

Sidelya aşağı inince Roselna yanına geldi.

"Abim nerede?" Diye sordu. Sidelya gülümsedi.

"Duşa girdi." Zeus kapıdan içeri girdi.

"Kızım sen varya..." Sidelya'yı görünce susup cümlesinin devamını getirmedi. Roselna ile birbirine bakıp güldüler.

"Rafael kalktı mı Sidelya?" Sedilya başını salladı.

"Evet duşa girdi." Dedi. Roselna Sidelya'nın elini tutarak odasına çıkardı.

"Bak şimdi napayım biliyor musun? Sende benim odamda duş al. Güzel güzel giyin bende o sırada kahcaltı hazırlayayım beraber kahvaltı yapalım." Dedi gülümseyerek.

"Zeus ile aranızda ne var?" Diye sordu Sidelya. Roselna sanki bu sorunun gelmesinden korkuyor gibi bir süre donup kaldı.

"Abime birşey söylemeyeceksin söz mü?" Dedi. Sidelya başını salladı.

"Söz." Dedi. Roselna çekinerek konuştu.

"Zeus ile flört gibi birşeiz ama abim çok kıskançtır duyarsa ikimizi de öldürür." Dedi. Sonra elini Sidelya'nın omzuna koydu.

"Senin abimle aranda ne var?" Sidelya hüzünle gülümseyerek yere baktı.

"Hiçbir şey yok. Ben Rafael'i seviyorum o da seviyor gibi davranıyor." Roselna heyecanla yerinde zıplayarak ellerini çırptı

"E ne güzel işte abim de seni seviyor." Dedi Roselna.

Ama Sidelya buna asla ikna olmamıştı. Çünkü Rafael her zaman Sidelya'dan kolaylıkla vazgeçebilmişti. Sidelya ise her defasında Rafael'e gelmişti. Sidelya Rafael'e aşıktı, Rafael ise seviyor gibi davranıyordu.

"Hayır Roselna ben Rafael'i seviyorum, Rafael ise beni seviyormuş gibi davranıyor. Sevmekle, seviyor gibi davranmak arasında dağlar kadar fark var." Dedi. Roselna Sidelya'nın ne demek istediğini şimdi anlamıştı. Diyecek birşey bulamayınca banyodan çıkarak Sidelya'yı yanlız bıraktı.

****

Odamda oturup bütün sıkıcı geçen günlerden birini daha yaşıyordum. Canım çıkıp gezmek, diğer meleklerle takılmak veya eğlenceli birşeyler yapmak istemiyordu. İçimde bir boşluk hissi vardı, birşeyler eksik gibiydi. Sanki biri içimden bir şeyi alıp götürmüştü. Çok büyük bir boşluk hissediyordum ama ne olduğunu bir türlü bulamıyordum. Kapalı olan camım sihirle açılınca aniden yataktan kalkıp saldırı moduna geçtiğim anda içeri Azazel, Captain ve Lucifer'ın girdiğini görünce rahatladım.

"Naber Bahram?" Dedi Lucifer. Gülümseyerek cevap verdim.

"İyi sen?" Dedim. Lucifer başını salladı.

"Birazdan daha iyi olacaksın." Dedi Azazel.

"Burası çok sıkıcı değil mi Bahram? Ne yapıyorsun oğlum burada tek başına?" Dedi Captain. Biraz haklı gibiydi. Gerçekten çok sıkılıyorum ama Rahdar birazdan gelip beni alacaktı.

"Biraz." Diye cevap verdim. Azazel kolunu omzuma attı.

"Gel seninle şöyle birkaç dakika cehennemde eğlenelim sonra geri dönersin." Dedi Azazel. Babam beni cehenneme gitmemem konusunda özellikle uyarmıştı ama birkaç dakika gidip gelmem sorun olmaz diye düşündüm.

"Eeee geliyor musun?" Dedi Captain. Azazel sırıttı.

"Aferin lan, yok decin diye korkuyorduk iyi alıştık sana." Dedi.

Daha sonra pencerenin önüne geçti.

"O zaman yarışa var mısınız?" Diye sordu Lucifer.

"Ne de olsa kaybedeceksin." Dedi Azazel iddialı bir şekilde.

"Bahram sen küçüksün diye torpil geçelim hadi önden başla." Diye benimle dalga geçti Captain.

"Benim gücümle kapışmanız büyük hata. Ama sen çok istiyorsan önden başlayabilirsin." Dedim Captain'e. Azazel kanatlarını açtı.

"O zaman aynı anda hazır mısınız?" Hepimiz yan yana geçtik.

"3, 2, 1, başla." Hepimiz kanatlanarak hızla cehenneme doğru uçtuk.

"Kazandım." Diye bağırdım cehennem sarayının önüne gelir gelmez. Ardımdan Lucifer ve Azazel bir saniye farkla indiler ama Lucifer Azazel'den önce gelmişti.

"Noldu dostum." Dedi Lucifer alayla. Azazel derin nefes alarak bana baktı.

"Şaka Maka bir yana bu çocuğa uçmayı biz öğrettik birinci bu oldu lan." Dedi kahkaha atarak. Bunun üzerine bir kahkaha da ben attım.

"Beni yaşım sizden küçük diye fazla hafife aldınız." Dedim. Captain aşağı indiğinde en çok o yorulmuş gibi görünüyordu.

"Oğlum vicdansız mısınız lan siz? Benim daha yaralarım iyileşmedi o kadar hızlı uçulur mu?" Captain'in söylediğine biraz üzülmüştüm. Haklıydı sonuçta o kadar yarası varken birde onu yarışa sokmuştuk. Ama diğer şeytanlar benim gibi üzülmüşe benzemiyorlardı.

"Bize ne ya." Dedi Azazel. Captain de onlarla sırıttı.

"Hadi içeri geçelim." Dedi Lucifer.

İçeri girdiğimizde ben burada bir ay nasıl kaldım diye sorguladım bir an. Cehennem ne kadar karanlık ve ürkütücüymüş meğer. Yukarıda bir odaya çıkınca Alastor hariç bütün şeytanların burada olduğunu görmüştüm.

"Oha gelmiş melek." Dedi Samantha şaşkınlıkla.

"Heralde kızım." Dedi Azazel. Diğerlerinin yanına geçtim. Captain Tamara'yı öperek yanına geçti. Lucifer de Satana'nın yanına geçti.

"Hazır mısın?" Dedi Piamon. Kaşlarımı çatarak ona döndüm.

"Neye?"

"Eğlenceye." Birden bire yüksek sesle bir müzik başladı. Şeytanlar garip içecekler doldurdular.

"Denemek ister misin?" Dedi Evil. Elinde ki bardağı bana uzatınca uzanıp bardağı aldım.

"Dikkat et yakar." Dedi Azazel sırıtarak.

"Bu nedir?" Diye sordum. Kasadya yanıma geldi.

"Bunlar alkollü içkiler. Biz cehennemde sık sık içeriz, denemek ister misin?" Diye sordu.

Herkesin bakışları üstümdeydi ve elimdeki bu şeyin tadını acayip merak etmiştim. Bardağı dudağıma götürüp bir yudum aldığım anca tadı fazlasıyla güzel olmasına rağmen boğazımı yakan bu garip içecek yüzümü buruşturmama sebep oldu.

"Baya kötü." Dedim gülerek. Samael sırıtarak konuştu.

"İlk kez içtiğin içindir, birde bunu dene." Diyerek başka bir bardak uzattı. O bardağı da alıp içindekinin tadına baktım.

"Offff bu daha acıymış." Kahkaha attılar. İstemsizce benim de gülmeme sebep oldu.

"Bence bunu da denemelisin." Dedi Mamon elindeki içkiyi bana uzatarak. Onu da alıp tadına baktım.

"Bunlar çok acı ya." Dedim şikayet eder gibi.

"Zamanla alışırsın." Dedi Mamon.

Tam Satana bana başka bir bardak uzatmıştı ki birden müzik kesilince hepsi kapıya baktı.

"Noluyor burada?" Dedi Alastor. Beni görünce yanıma yaklaştı. O sırada Alastor'un yanındaki yeşil gözlü kızı fark ettim. Kız da gözlerini gözlerime sabitlemişti.

"Ne var ya? Bahram'ın canı sıkılıyordur diye düşündük buraya getirdik." Dedi Piamon. Alastor yanıma gelip elimdeki bardağı aldı.

"Birde işki mi içirdiniz çocuğa? Siz kafayı mı yediniz Bahram'ın burada olması tehlikeli farkında mısınız?" Dedi diğerlerine kızarak. Benim ise hiçbiri umrumda değildi çünkü gözlerimi Alastor'un yanındaki kızdan alamıyordum.

"Yürü Bahram." Diyerek beni kolumdan tuttu Alastor. Kapıdan çıkınca kolumu bıraktı.

"Nereye?" Diye sordum.

"Odama." Demekle yetindi Alastor. Bir adım yanımda duran kıza baktım.

"Sende mi geliyorsun bizimle?" Diye sordum konu açmak için. Kız gülümseyerek bana baktı.

"Evet." Dedi. O öyle gülünce garip bir şekilde nefes alamadığımı hissettim. Daha diyecek birşey bulamayınca önüme döndüm. Bu kızda gerçekten garip birşeyler vardı.

Alastor'un odasına girdiğimizde Alastor sertçe bana döndü.

"Mal mısın Bahram sen? Ne işin var senin cehennemde?" Dedi. Baya baya beni azarlıyordu şuan.

"Şeytanlar çağırıp bi yarım saat eğleniriz deyince kırmadım." Dedim gayet büyük bir masumlukla. Yaptığım yanlışı haklı çıkarmanın yollarını arıyordum.

"Bahram sen kafayı mı yedin? Şuanda buradan olman ne kadar tehlikeli farkında mısın?" Dedi Alastor. Evet farkındaydım, bir ay cehennemde kaldım diye başıma gelebilecek olanları öğrenmiştim ama buna rağmen gelmiştim. Sanırım Alastor bu sefer gerçekten haklıydı.

"Sen cenette geliyorsun." Dedim sanki hala kendim haklıymışım gibi. Haksız olduğum halde kendimi savunmaya niye devam ediyorum ki ben? Bir melek bunu yapmaz.

"Aynı şey mi Bahram sence?" Dedi Alastor. Haklı ne de olsa o cennete 5 10 dakika kalıp gidiyordu. Ben burada 1 ay kafayı yemek üzereydim.

"Haklısın." Dedim bir meleğin yapması gerektiği gibi hatamı kabul ederek.

Alastor tam birşey diyecekti ki yanında ki kız Alastor'u susturdu.

"Tamam Alastor çok üstüne gitme." Dedi. Alastor da fazla bağırdığını anlamış olacak ki sustu.

"Tamam sustum." Dedi eliyle ağzının fermuarı varmış da onu çekiyormuş gibi yaparak.

"Bana bak, cennete gidiyorsun cehenneme de bir daha ben bile seni çağırsam gelmiyorsun. Hayati tehliken var beni delirtme." Alastor haklıydı başımı onaylayarak sallamakla yetindim bu yüzden. Gözlerim bir kere daha Alastor'un yanındaki kıza kaydığında kızın da bana baktığını gördüm.

"Birşey demeyecek misin?" Dedi kız. Bakışlarımı tekrar ona çevirirken kaşlarımı çattım.

"Demem mi gerekiyordu." Dedim gülümseyerek. Kız biraz hayal kırıklığına uğramış gibi yere baktı.

"Yani uzun süre sonra tekrar yan yanayız, bence demen gerekirdi." Dedi çekinerek. Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Alastor'a dönüp tekrar kıza baktım.

"Ben seni ilk defa görüyorum ki daha önceden görseldim böyle bir güzelliği unutmam mümkün değil." Dedim iltifat ederek. Kız şaşırmış gibi bana bakıp sonra Alastor'a döndü.

"Hatırlamıyor." Dedi Alastor birşeyi fark etmiş gibi. Ben yine neyi hatırlamıyordum?

"Neyi?" Diye sorduğumda kız gülerek bana döndü.

"Boşversene haklısın ben kendimi tanıtayım. Pandora ben." Diyerek elini uzattı. Gülerek elini sıktım.

"Bahram bende." Dedim. Kız güldü.

"Biliyorum." Dedi tatlı bir ses tonuyla.

Bu kızla cehennemde tanışmasam asla şeytan olduğuna inanmazdım. O kadar masum ve saf duruyordu ki içinde zerre kötülük yok gibiydi. Onu tek kötü gösteren şey üstündeki şeytan kıyafetleriydi. Bu kadar masum birinin nasıl cehennemde bir şeltan olabileceğine hala şaşırıyordum. Yeşil gözleri, kahverengi uzun saçları fazla masumdu işte bir şeytana göre. Ve fazla etkileyiciydi.

"Romantizminiz bittiyse Bahram cennete dön." Dedi Alastor. Pandora aniden elini elimden çekip gözlerini kaçırırken benim gözlerim hala Pandora'nın üzerindeydi.

"Tamam gidiyorum." Dedim. Alastor ayağa kalkarken yanına yaklaştım.

"Bana bir iyilik yap, bir dahakine cennete gelirken Pandora'yı da getir olur mu?" Dedim. Alastor sırıttı.

"Noluyor ya yeni tanıştınız hemen aşık mı oldun kıza?" Dedi. Biraz imalı gibiydi. Gülerek yere baktım.

"Yokta bi etkilenmedim değil." Dedim. Alastor başını salladı.

"Getiririm tamam." Dedi. Kanatlarını açarak camdan dışarı çıkıp gökyüzünde havalandım.

Buraya geldiğim hızla, sanki biriyle yarışır gibi hızlı hızlı odamın camından içeri girdim. Tam kimse yokluğumu fark etmedi diye sevinecektim ki Anafiel ve Rahdar'ı odamın içinde görünce yapacağım açıklamayı düşündüm.

"Neredeydin sen?" Dedi Anafiel. Cehennemde.

"Biraz dolaymaya çıktım işte, canım sıkıldı odamda." Diyerek yine yalan söyledim. Bu yalan söylemeyi iyi alışkanlık yapmıştım ve acilen bırakmam gerekiyordu.

"Bahram hayatın tehlike de ben olmadan bir yara gitmemeye özen göster lütfen." Dedi Rahdar. Haklıydı. Bu aralar ben hariç herkes haklı galiba.

"Tamam." Demekle yetindim. Rahdar kapıyı açtı.

"Hadi çıkalım." Dedi. Kaşlarımı çattım.

"Nereye." Rahdar gülümsedi.

"Oyun oynamaya."

Bahçeye çıktığımızda bazı meleklerin elinde ok vardı ve sırayla dizilmişlerdi. Bazıları ise karşılarında duruyor birşeyler konuşuyor espiri yapıyorlardı.

"Umarım bu ok tam seni vurur yanlışlıkla." Dedi Hagios Michael'e bakarak. Biz oraya yaklaşırken bu cümlenin ardından konuşma gelmedi.

"Onu nasıl ikna ettiniz bu oyunu oynamaya." Dedi Eros.

"Sanki adam öldürüyoruz." Diyerek onu tersledi Leliel. Eros ona döndü.

"Biz öldürmüyoruz ama elimizden kayabilir." Dedi Leliel'e ok atarak. Leliel atlayarak oktan kurtuldu.

"Sana yüz kere tehlikeli şakalar yapma dedim Eros." Diyerek Eros'u azarladı Samandiriel." Eros sırıtarak ona baktı.

"Sen ne zaman herkesin annesi gibi davranmayı bırakacaksın." Dedi. Samandiriel Eros'a göz devirdi.

"Sen saçma sapan şakalar yapmayı bırakınca." Diyerer son lafı söyledi.

Cassiel arkadan ok ile gelerek Rahdar ile tek kelime konuşmadan Mordad'ın yanına ilerledi. Şaşırarak başımı çevirip Rahdar'a baktığımda dikkatle sevgilisini izlediğini gördüm.

"Neden seninle konuşmadan Mordad'ın yanına gitti?" Diye sordum. Rahdar sinirlenmiş gibi derin bir nefes aldı.

"Tartıştık konuşmuyoruz. Ve Mordad'la olan yakınlıklarını ne kadar kıskandığımı biliyor." Dedi.

Mordad ile Cassiel baya güle eğlene birşeyler konuşurken Uriel bana yaklaştı.

"Oyunu biliyor musun?" Diye sordu. Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Herkeb birilye eşleşiyor, sonra bu elimizdeki okları Adem ile Havva bahçesinin olduğu yere doğru atıyoruz. Eşleştiğin kişi senin sen de eşleştiğin kişinin okunu bulmaya çalışıyorsun, ilk bulan kazanıyor." Diyerek oyunu anlattı. Basitmiş.

Yay ile oku elime alıp yerleştirmeye çalıştım. Zor gibi görünmüyordu.

"Kim kimle takım şimdi?" Diye sordum. Rahdar'ın gözü direk Cassiel'e kaydı ama Cassiel hala Mordad ile ilgileniyordu.

"Ben Tarot." Dedi direk Eros. Kolunu Tarot'un omzuna atıp oku eline verdi. Tarot oku tekrardan Eros'a verdi.

"Ok atmak senin ustalık alanın benim değil." Dedi imayla. Eros oku tekrar Tarot'a verdi.

"Evet maalesef öyle. İnsan denen duygusuz varlıkları birbirine aşık etmek için o kadar çok ok killandım ki ok kullanmaktan nefret ediyorum. Bu yüzden al şunu elimden sen kullan." Dedi şikayet ederek.

Eros öyle söyleyince insanlar gerçekten de duygusuz mu diye merak etmiştim? Bildiğim kadarıyla böyle değillerdi. İnsanlar hem meleklerden, hem şeytanlardan, hem perilerden, hem vampirlerden, hem de büyücülerden bazı özellikleri alan, dünyada sihirli güçleri olmadan yaşayan ve kısa ömürlü varlıklardı. Zamanla çok şey gelişip asla aynı tarzlarda kalmayıp her yıl yeni şeyler yaparlar. Aynı zamanda bizden daha fazla özel gün kutluyorlar ve bizim kutlamalarımız gibi olmuyor. Öğrendiğim kadarıyla müzikleri bizimkilerin aksine sözleriyle söyleniyor ve kıyafetleri çok sade. Bunlar benim insanlar hakkında duyduğum bazı şeylerdi. Elbette Eros onları hepimizden daha iyi tanıyordu ve bildiğim kadarıyla pek sevmiyordu.

"Ben Mordad ile takım olmak istiyorum." Dedi Cassiel. Tam bu sırada bakışları Rahdar ile birleşti ama Rahdar başını direk yere eğdi.

"Ben Leliel ile olcam." Dedi Uriel. Gülerek birbirlerine sarıldılar.

"Gel Dina geç karışma." Dedi Eheres. Dina gülümseyerek Eheres'in yanına gitti.

"Kaybetmeyeceğimi biliyorum ama eğlence olsun diye oynayacağım. Rahdar benimle takım olmaya ne dersin?" Dedil Rahdar'a bakarak. Rahdar güldü.

"Görücez bakalım o kadar iddialı konuşma derim." Diyerek teklifimi Kabul etti.

Herkes kendi takımında ki kişinin karşısına geçti. İlk tur ok benim elimdeydi. Samandiriel geri sayım yaptı ve aynı anda okları attık. Onlar okları bulmak için yarışırken Eros'a döndüm.

"Söylesene insanları niye sevmiyorsun?" Dedim. Eros, Tarot ile yaptığı oku almama savaşını kaybettiği için oku o atmak zorunda kalmıştı.

"İnsanlar duygusuzlar çünkü. Aşk konusunda şeytanlardan bile daha kötüler." Dedi. Söylerken bile sesinde nefret vardı.

"Aşk şarkıları dinleyince birbirlerine çok sevdiğine inanıyorlar, sürekli ara verelim gibi saçma sapan şeyler yapıyorlar, hiçbir sebep yokken birbirlerini aldatıyorlar. Aşkta çok kötüler. Aşk gibi harika bir duyguyu aralarında iddia konusu yapıyorlar, birbirlerini sadece sevgilisi olsun diye tavlamaya çalışıyorlar insanların neyini sevim ki?" Diyerek insanlar ile ilgili gözlemlerini anlattı.

Eros'a az da olsa hak verdim. İnsanların aşkı bu kadar küçümsemesi bana da garip gelmişti. Sonuçta aşk insana herşeyi yaptıracak kadar güçlü bir duygu ama insanlar aşk ile herşeyi yapmışlar yani.

Oku ilk getiren Anafiel olmuştu. Onların takımı birinci olurken ardından Dina gelmişti.

"Aşkı yaşamak için sadece içten sevmek yetmiyor." Dedi Eheres. İlk defa duygulür hakkında konuştuğu için çoğu kişi şaşırmıştı.

"Vaaaayyy birileri aşık olmuş sanırım." Dedi Eros. Eheres telaşla yayı yere bıraktı.

"Saçma sapan konuşma kimseye aşık olduğum yok." Dedi. Eros pek ikna olmuşa benzemiyordu.

"Hadi hadi itiraf et sarışın mı beyaz mı?" Dedi. Eheres bir süre yere bıraktığı yaya baktı.

"Sana aşık olan kızlardan mı bari onu söyle." Dedi Eros. Tam bu sırada Dina ve Rahdar aynı anda ok ile geri döndüler.

"Bekleseydin herkes geldikten sonra gelseydin Rahdar." Diyerek onu azarladım. Yenilmemize sinirlenmiştim. Rahdar anlam veremeyek bana bakmayı sürdüyordu.

Sıra ikinci tura geldiğinde oku atanlar bi sefer bulmak üzere sıraya girmişti. Anafiel geri sayım yaptığı an oklar atıldı ve hepimiz hızla uçarak atılan oku bulmaya çıktık. Herkesten önce gelmeye and içmiştim kimsenin beni geçmesine izin vermeyecektim. Alt tarafı eğlence için oynan bir oyun olabilirdi ama acayip hırs yapmıştım. Ağaçlara, bahçelere, çimenlere, beyaz pürüzsüz zemine her yere dikkatle bakıyordum. En sonunda bizim olan oku elime alıp içimdeki Zafer kazanma arzusuyla hızlıca geri döndüm.

Rahdar'ın karşısına geçip oku verdiğimde bana şaşkınlıkla bakıyorlardı.

"Ne oldu?" Diye sorduğumda Samandiriel saate baktı.

"Çok hızlıydın dostum." Dedi Tarot büyük şaşkınlıkla.

"Daha önce kimse bu oyunu bu kadar hızlı bitirmemişti. Doğuştan yeteneklisin Bahram." Dedi Samandiriel.

"İlk defa oynadığına emin miyiz?" Diye sordu Mordad.

"Evet ilk defa oynadım." Mordad tebrik eder gibi baktı.

"Bravo." Dedi. Rahdar'ın ona karşı olan kötü bakışları devam ediyordu ki Cassiel elindeki oku Mordad'ın önüne yere bıraktı.

"Aferin sana." Dedi Mordad hayranlıkla. Rahdar ona dalmamak için kendini zor tutuyor gibiydi. Eheres ikinci olarak oku getirdiğinde gözleri bana kaydı.

"İlk sen mi bitirdin?" Diye sordu. İstemsizce içimdeki egoma engel olamadım.

"Öyle oldu. Bir dahaki sefere." Dedim.

Eros oku yere bıraktı.

"Bu oyunu oynamayı özlemişim ya uzun zamandır oynamıyoruz." Dedi. Daha sonra Eros'un bilekliğinin parladığını fark ettim.

"Bilekliğin parlıyor, özel bir anlamı var mı?" Diye sordum merakla. Eros mızmızlanarak saate baktı.

"Offff ya dünyaya inme zamanım gelmiş." Dedi. Herkes tekrar bir araya toplandığında Eros bilekliğine dokundu.

"Bensiz devam edin." Diyerek gitti.

"Bir ele daha var mısınız?" Dedim kazanmanın verdiği gurur duygusuyla.

"Tamam takımları değiştirelim..."

*****

Akşama kadar bu oyunu oynamıştık. O kadar eğlenceliydi ki hiçbirimiz bırakıp gitmek istememiştik. Her defasında kazanmıştım ve bu daha çok oynamak istememe sebep olmuştu. Şimdi ise odamda geçirdiğim güzel günün sonuna gelmiş masamın başında yarım kalan kitabıma devam ediyordum ama eskisi kadar güzel gelmiyordu. Normalde merakla okuduğum tarih kitapları şuanda çok sıkıcı geliyordu. Kitabın kapağını kapattım ve sandalye de geriye yaslandım.

Bunları bırakmalıydım, beni ben yapan özelliklerimi kaybetmemeliydim ama bu çok zordu. Üstelik bunu ne zaman yapmaya kalkışsam akşam şuanda olduğu gibi şiddetli bir baş ağrısı oluyordu. Şimdi bir kere Pandora'yı görsem, ona sarılsam bütün dertlerimi unuturdum. Ama sadece hayalini kurabiliyordum. Bundan sıkılıp bir karar aldım. Yarın sabah herkes uyurken cehenneme gidip yarım saatliğine de olsa Pandora'yı görecektim. Şimdi ise bir an önce yarın olsun diye dinlenmem gerekiyordu. Her ne kadar zor olsa da yatağa girip uykuya dalmak için çabaladım.

*******

Sabah daha güneş bile doğmaya yeni başlarken cennette herkes derin uykudaydı. Ben hariç. Ben herkesin uyuduğu bu saatte aynada son görüntüme bakıyordum. Çünkü Alastor'u görme bahanesiyle Pandora'yı biraz daha yakından tanımaya gidiyordum.

Camı aralayıp aşağı baktım. Kimse yoktu. Bir kere adam gibi kapıdan çıkıp gitmek nasip olmamıştı prens değilmişim gibi sürekli camdan gizli gizli dışarı çıkma aksiyonu yaşıyorum. Camdan dışarı çıkıp hızlıca cehenneme doğru uçtum. Cennetin hava durumu bugün fazla rüzgarlı olduğu için gökyüzünde uçarken üşümüştüm. Aynı zamanda özene bözene düzenlediğim saçlarım da bozulmuştu.

Cehenneme yaklaştığım da o soğuk ve rüzgarlı hava yerini ılık bir sıcağa bıraktı. Pandora'nın odasının yerini bilmiyordum ve buraya gelirken bu hiç düşünmemiştim. Bir süre sarayın etrafında birkaç tur attıktan sonra diğerlerinin odasını hatırlamaya çalıştım. Bütün odalar kafamda canlanınca geriye zaten yanlızca bir oda kalmıştı. Pandora'nın odasının orası olmasını umarak oraya yaklaştım. Kapalı olan camı sihirle açarak içeri girdim. Oldukça sessiz olmaya çalışıyordum ama pek becerikli olamıyordum galiba. Yoksa içeri adımımı attığım gibi Pandora'nın uyanması imkansızdı.

Dağınık saçlarıyla aniden yatakta doğrularak şaşkın bir ifadeyle bana baktı.

"Bahram senin ne işin var burada?" Diye sordu hayretle. Ne bahane uyduracaktım ben ya?

"Alastor'un yanına gelmiştim ama odaları karıştırdım galiba. Kusura bakma." Diyerek kendimce çok mantıklı bulduğum yalanımı söyledim. Pandora eliyle saçını geriye attı. Uykuyu gözlerini tekrar bana çevirdi.

"Önemli değil." Dedi.

Bir süre ne diyeceğimi bilemediğim için ikimizde durup birbirimize baktık. Daha sonra Pandora'ya yaklaşıp yanına oturdum.

"Eee nasılsın görüşmeyeli?" Diye sordum kırk yıllık arkadaşımmış gibi.

"Cehenneme gelmen yasak diye biliyorum." Haklıydı.

"Boşversene." Diyerek her kural denilence içimden geçen o kelimeyi kurdum. Pandora hafifçe gülümseyerek gözlerime bakıyordu. Şuanda gözlerimi kaçırmak istediğim en son şey olabilir.

"Alastor uyuyor. Beni uyandırdığına göre Alastor uyanana kadar burada kalabilirsin." Dedi. Zaten istediğim de bu olduğu için kesinlikle reddetmedim.

"Kendinden bahset biraz. Seni daha yakından tanımak istiyorum." Diyerek itirafta bulundum. Pandora'nın yüzü düşmüş gibi oldu.

"Kaç yaşındasın?" Diye sordum ortaya konu açılsın diye.

"17." Diye cevapladı ama bana sormadı.

"Benim kaç yaşımda olduğumu merak etmiyor musun?" Diye sordum o sormayınca.

"18." Dedi hiç düşünmeden. Nereden bildiğini bilmesem de benim hakkımda nasıl bu kadar fazla şey bildiğini anlamamıştım.

"Nereden biliyorsun bütün bunları?" Diye sordum. Ama sorumdan kaçmak ister gibi cevap vermedi.

"Boşver." Diyerek geçiştirdi. Bunun üzerine yıllardır herkesten duyduğum efsaneyi sorma kararı aldım.

"Pandora kutusu gerçek mi?" Diye sordum. Pandora gülerek göz devirdi.

"Maalesef." Dedi.

"Seni kutuya hapsedebilirler." Dedim duyduğum efsaneden yola çıkarak. Pandora'nın gülüşü kaybolurken uzun uzun gözlerime baktı. Saçma birşey mi söylemiştim diye kendimi sorgularken Pandora hüzünle gülümsedi.

"Biliyorum." Sesi kısık çıkmıştı ama çok oralı olmamaya karar vererek konuşmayı uzatmaya çalıştım.

"Peki ney tam olarak bu efsane?" Diye sordum. Uzun bir açıklama yapacağını biliyordum.

"Güçlerimin yönetildiği bir kutu işte biri kutuyu yönetmeyi öğrenebilirse cehennemin prensesini kutuya tamamen hapsedip bütün güçlerini ele geçirebilir." Kaşlarımı çatarak şaşkınlıkla ona baktım.

"Sen cehennemin prensesi misin?" Dedim. Pandora yine hüzünlü yüz ifadesini takındı.

"Evet."

"Nasıl oluyor Alastor cehennemin prensi."

"Alastor benim abim. Babam yani kral Asmodeo bunu saklıyor."

"İyi de neden?"

"Bilmiyorum." Dedi. Bakışları cama döndü.

Baktığı yere dönüp dışarıya baktım. Cehennemin kırmızı göküyüzünü kırmızı bir sis kaplamıştı. Ayağa kalkıp cama yaklaştım.

"Vay canına sis böyle mi görünüyor?" Dedim şaşkınlığımı gizlemeyerek.

"Vampirlerin orası tamamen sisle kaplı. Ne kadar siyah da olsa orda ki sis daha güzel duruyor." Diyedek yanıma geldi. Elimi yasladığım yerde bir sıcaklık hissedince elime baktım. Pandora'nın eli elimin üzerindeydi. Şaşkınlığını gizleyerek bakışlarımı Pandora'ya çevirdim. Bir süre daha cama baktıktan sonra derin bir nefes alıp bana baktı.

"Bahram cehennemde çok uzun süre kalmamalısın. Şimdi cennete git yarın sabah bir kere daha gel sana anlatmam gereken önemli şeyler var." Dedi. Elini elimin üzerinden çekmesin diye hareket etmeden sordum.

"Ne anlatacaksın?" Diye sordum. Ama Pandora söylememekti ısrarcıydı.

"Yarın dedim. Git şimdi." Dedi.

İkinci kez itiraz etmeyerek tekrardan gökyüzüne yükseldim. Cennete doğru uçarken kafamda Pandora'nın bana ne anlatabileceği ile ilgili binlerce ihtimal dönüyordu. Odama geri girip hiçbir şey olmamış gibi davranmak için masamın başına geçtim. Yeni bir gün başlarken yarını beklemek çok zordu ama beklemek zorundaydım. Tarih kitaplarımdan birini elime alıp okumaya çalıştım. Eski ben geri dönmeliydi yoksa iyice şeytanlaşacaktım. Kitabı alıp okumaya başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.