"Zaten bir kere hafızasını kaybetmişken bir kere daha hafızasını silmek sence de tehlikeli değil mi?" Kraliçe Madan oğlu hakkında üç gündür içinde sakladığı bu düşünceyi sonunda krala açıklamıştı. Kral derin bir nefes aldı.
"Doğru olan bu. Üstelik sadece Pandora'ya ait olan kısmı sileceğiz hepsini değil. Güven bana böylesi daha iyi olacak." Kraliçe Madan onayladı. İçi hala rahat değildi ama o da en doğrusunun bu olduğu konusunda hemfikirdi. Bu sefer ise aklına takılan ikinci şey hakkında konuştu.
"Bahram'ın psikolojisinden endişeliyim. Çok şey yaşadı, birde 18 yıl hiçbir sorun yaşamamışken neredeyse 1 buçuk aydır başına bir sürü şey gelmişti. Üstelik 5 gün bile kalmaması gereken cehennemde 1 ay kalmıştı ve bu Bahram'ı kötü etkilemiş gibi görünüyordu. Kraliçe Madan Bahram'ın sonunun tarih kitaplarında anlatıldığı gibi olmasından çok endişeleniyordu.
"Onun psikolojisi iyi değil Logos. Ya diğer melek veya şeytanlar gibi..." Kral Logos cümlesini tamamlamasına izin vermedi.
"Bahram güçlü bir melek güzelim. Öyle birşey olmayacak, bunu da atlatacak tamam mı? Sen şimdi bu kadar düşünme bunları." Dilerek karısını rahatlatmaya çalıştı. Kraliçe de daha sakin olması gerektiğini düşünerek derin bir nefes alıp sustu. Ve etraf tamamen sessizliğe büründü.
****
Gecenin karanlığı bile uykuya yardımcı olamıyordu. Niye birden bire uyumakta güçlük çekmiştim ki ben şimdi? Ne güzel sabaha kadar herkes mışıl mışıl uyurken ben yatakta bir o tarafa bi bu tarafa dönüyordum ama uyku tutmuyordu. Sinirle yataktan kalktım. Bu aralar çok gereksiz bir gerginlik ve sinir vardı üzerimde. Nasıl kurtulacağım konusunda ise kararsızdım.
odamdan çıkıp gizlice koridorda ilerledim. En son gizlice odamdan çıktığımda bir daha dönememiştim ama bu sefer öyle olmayacaktı. Ağır ağır adımlarla merdivenlerden indim. Burası her zaman böyle sessiz sakindi, üstelik ayın ışığı sayesinde cehennem gibi kapkaranlık değildi. Herşeyi cehennemle kıyaslamayı bırakmalıydım sanırım.
İyi de niye çıkmıştım ben odamdan? Niye durduk yere zemin katta sağıma soluma bakınıyordum? Offff! Ellerimle saçlarımı karıştırıp nedenini asla anlayamadığım şekilde aklıma ilk gelen yere doğru ilerledim. Kalbe. Bu sefer Angel'ı korkutmamak için kapıyı hafifçe tıktıklalarak onun açmasını bekledim. Angel kılıçla kapıyı açıp beni görünce kılıcını indirdi.
"Gelebilir miyim?" Diye sordum kibar bir ses tonuyla. Angel gülümsedi.
"Elbette." Kapıyı sonuna kadar açtı ve pırıl pırıl parlayan kalp bir kere daha gözümü kamaştırdı. Angel kapıyı kapatıp yanıma geldi. İkimizde kalbin yanına oturduk. Uzun bir süre ikimizde konuşmadık. Ben kalbi izliyordum o da beni, neyseki Angel sonunda sessizliği böldü.
"Ziyaretinizin özel bir nedeni var mı prens Bahram?" Başımı hayır anlamında salladım. Ne için gelmiştim ben buraya?
"En son yanıma uğradığınızda cennetten kaybolmuştunuz." Dedi. Gözlerimi kalpten ayırıp Angel'e baktım. Aklıma ilk Bahram bahçesine girdiğim gece geldi. Sinirle gülümsedim.
"Doğru ama bu sefer öyle olmayacak." Dedim. Angel elleriyle saçlarını geri atıp konuşmaya devam etti.
"Cehennemden dönmenize sevindim."
"Bende."
"Umarım iyisinizdir." Dedi sorar gibi.
"İyi gibiyim." Dedim. Emin değil gibi bir süre düşündüm.
"Biraz konuşup anlatmak isterseniz sizi dinleyecek bol bol vaktim var." Dedi. Anlatmalı mıydım? Cehennemde nasıl arkadaşlıklar kurup nasıl eğlendiğimden söz etmelimiydim acaba?
"Beni dünyada insanların içinden kurtardı Alastor. Cehennemin prensi." Diyerek açıklamaya başladım. Aklıma Alastor'un kaç kez bana ihanet ettiği bir kere daha geldi ama çok üstünde durmadım bu sefer.
"Cehenneme geldiğimde şeytanlar bana sanki yıllardır onlardan biriymişim gibi davrandılar. Şakalaştılar, eğlendirdiler, gezdirdiler benimle göreve bile çıktılar." Angel şaşırmış gibi gözlerini kocaman açtı. Çok büyük bir ilgi ve merakla dinlediği için canım daha çok anlatmak istedi.
"Üstelik cehennemde yağmur yağdığını öğrendim. Bunu hiçbir melek bilmezmiş ama yağıyordu işte. Kırmızı kan gibi damlalar düşüyordu, belki de gökyüzü kırmızı olduğu için bana kırmızı gibi geldiler ama yağdığını gördüm. Şeytanlara birlikte ıslanıp eğlendik." Dedim hevesle. Angel ise şaşkınlıkla sordu.
"Gerçekten cehennemde yağmur mu yağıyormuş?" Başımı onaylayarak salladım.
"Ben aşık oldum Angel. Aşk o kadar harika bir duygu ki anlatamam. Cehennemin prensesi Pandora'ya sırımsıklam aşık oldum. Elini tuttum, sarıldım, öptüm hepsi o kadar heyecan vericiydi ki. Şimdi ise babam ondan ayrılmamı istiyor. Oysaki ben hayatımda ilk defa gerçekten mutlu olduğumu hissettim. Ben Pandora'nın yanında gerçekten nefes aldığımı hissediyorum." Dedim. Anlatırken bile kalbimin ritmi değişmişti, nasıl bırakabilirdim ki Pandora'yı.
"Ama o bir şeytan."
"Biliyorum. Ve onu o karanlık kalbine ve kötü ruhuna rağmen seviyorum. Çünkü onun karanlığı benim kalbimi aydınlatabiliyor." Dedim. Bunları söylerken gözlerimin bile parladığına yemin edebilirdim.
"Siz cennetin prensisiniz. Bir hatta tek kral adayısınız. Cennetin kraliçesi bir şeytan olamaz. Siz duygularınız ile hareket ediyorsunuz ama babanız mantığıyla hareket ediyor. Daha 18 yaşında ve hayatı yeni tanımaya başlamış bir meleksiniz. Buna rağmen çoğu şeyi çok erken fark ettiniz. Uğradığınız ihanetler sineye çekilir gibi değil, üstelik sizden çok şey bekliyor herkes biliyorum. Ama doğru olanı yapmak sizin elinizde. Çok üstün bir güce sahipsenez ve bunu en iyi şekilde kullanıcağınıza inancım sonsuz. Üstelik cehennemde 1 ay kalıp böyle sağlam bir şekilde geri dönmek imkansız. Siz bizim yıllardır öğrendiğimiz, bildiğimiz, okuduğumuz tarih kitaplarında yıllardır herkesçe bilinen bir bilgininin doğru olamayacağını da gösterdiniz." Kaşlarım çatılarak ona baktım.
"Neyden bahsediyorsun tam olarak?" Diye sordum. Angel hızlıca cevapladı.
"Bir meleğin cehennemde 5 günden fazla kalması çok kötü sonuçlar doğurabilir. Ama size hiçbir şey olmamış." Dedi. Bu kadar şey okudum ama bu konu hakkında fazla bilgisiz olduğumu fark ettim. Daha önce bu bilgiyi duymuştum ama detaylı bir şekilde bilmiyordum. Hazır elime öğrenme ikmanı geçmişken bunu öğrenmeliydim.
"Tam olarak nasıl sonuçlar doğurduğu hakkında bireyler biliyor musun?" Diye sordum. Angel onaylarayarak başını salladı.
"Bana da anlatabilir misin?" Diye sordum.
"Tabiki de anlatırım." Dedi gülerek. Önüne gelen saçlarını bir kere daha arkaya atıp konuşmaya başladı.
"Daha önce tarihte melekler cehennemde 5 günden fazla kalınca garip davranışlar sergiledikleri görülmüş. Olduğu kişiden farklı davranıyorlar, düşünceli zalimleşiyor, tavırları kabalaşıyor ve sürekli cehennemi arıyorlar. Aynı şey şeytanlar cennete kalınca da oluyor. Bunun yüzünden bir çok melek cehennemdeki kötülükle cennetteki iyiliği dengeleyemiyor ve cehenneme bağlandıklarını düşündükleri için cenete uyum sağlayamıyorlar. Çabuk sinirleniyor, çok düşünüyor, fazla uykusuz kalıyor, iştahı kesiliyor ve güçlerini kullanmakta korku yaşıyorlar. Genel olarak ise çoğu bu duygu kalabalığına daha fazla dayanamayıp intihar ediyorlar. Bunun tarihte şeytanlardan da meleklerden de bir sürü örneği bulunmakta." Hayır bunlar bende yoktu. Öyle değil mi? Yoktu. Olamaz. Olmamalı. Hayır bunları düşünmeyi bırakmalıyım.
Tüylerim diken diken olmuştu ve bütün bedenim buz kesmişti. Duyduklarım başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hatta beynime yıldırım çarpılmış gibi hissettiriyordu. Bu özelliklerin çoğunu taşımak mı beni böyle korkutmuştu yoksa ileride sonumun diğer melekler gibi olma korkusu mu bilmiyorum. Hayır. Hiçbir şeyin böyle olmasına, böyle bitmesine izin veremezdim. Ben güçlü bir meleğim ve asla sonum diğer melekler gibi olmayacak.
Birden ayağa kalkınca Angel da benimle birlikte ayağa kalktı.
"Noldu?" Diye sordu merakla.
"Canım dışarı çıkıp biraz hava almak istiyor. Sahbet için teşekkür ederim, seninle konuşmak keyifliydi." Dedim. Angel birşeylerin ters gittiğini anlamış gibi olsa da takılmadı gibi geldi. Kapıyı açtı.
"Rica ederim prensim. Yine beklerim." Dedi. Kapıdan çıkıp hızlıca kendimi bahçeye attım.
Lütfen sonum öyle olmasın. Lütfen sonum öyle olmasın. Lütfen sonum öyle olmasın. Lütfen sonum öyle olmasın. Lütfen sonum öyle olm-
"Bahram?" Arkamdaki sesle aniden yerimden sıçradım. İnsana öyle sinsi sinsi yaklaşılır mı?
"Ne işin var lan senin burda?" Direk omuzlarından tutup geriye iterek istemsizce yüksek sesle konuştum.
"Ya bi sus bağırma, herkesi başımıza toplayacaksın." Dedi Alastor. Evet yanlış duymadınız Alastor cennete buraya gelmişti gecenin bir vakti.
"Ne istiyorsan söyle sonra defol git." Dedim sertçe. Sinirle olmak yoktu, sinirli olmayacaktık. Diye tekrarladım sonra içimden. Ama Alastor bana ihanet etmişti ona sinirli olabilirdim.
"Bahram özür dilemeye geldim. Biliyorum bu ilk değil ama yemin ediyorum babam zorlamasaydı yapmazdım." İçimde yine Alastor'a inanma perileri gelmişti. Ama kaç kere daha ihanete uğramam lazımdı aklımın başıma gelmesi için?
"Alastor sana kaç kere daha inanmalıyım. Üstelik söylediklerin ne kadar yalan ne kadar doğru onu bile bilmiyorken nasıl inanayım sana?" Dedim. Alastor biraz daha yanıma yaklaştı.
"Bahram benimde senin gibi ilk defa beni anlayan bir arkadaşım oldu. O arkadaşa ihanet etmem, yalan söylemem. Yemin ediyorum babam kral diye beni herşeye zorluyor, aynı senin babanın seni Pandora'dan ayrılman için zorlaması gibi." Dedi. O bunu nerden biliyordu? Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Sen bunu nerden biliyorsun?" Diye sordum.
"Çünkü seni merak ediyorum ve senden haber almaya çalışıyorum. Böyle şeyleri de ufak tefek sihir yollarıyla öğreniyorum." Dedi. Bu doğru olabilirdi. İnanmalı mıydım? Bir kere daha ona güvenmeli miydim?
"Bahram yapma lütfen. Bak sen cennetin kralı olacaksın bende cehennemin kralı. Babamla babanın sağlayamadığı herşeyi ikimiz sağlayabiliriz. Üstelik biz en yakın arkadaşız birbirimize ihanet etmeyiz. Ama bunun için beni affetmen lazım. Ben arkadaşlığımızı seviyorum. Lütfen barışalım." Dedi. Haklıydı bu sefer. Bende Alastor ile olan arkadaşlığımı seviyordum ve özlüyordum. Onu affetmek herşeyi biraz daha düzgün bir hale getirebilirdi.
"Haklısın Alastor." Alastor'un yüzünde bir tebessüm oluştu.
"Affettim seni." Dedim gülümseyerek. Alastor umutla sordu.
"Yani hala en yakın arkadaş mıyız?" Bende sorusunu bir kere daha gülerek cevapladım.
"Evet öyleyiz." Alastor ile sıkı sıkı sarıldık. Onunla birlikte takılmayı gerçekten özlemiştim. Oysaki cennete geleli 1 hafta ya olmuştu ya olmamıştı, ama sanki yıllardır Alastor yanımda değilmiş gibi hissediyordum. Şuanda ona sarılmak o kadar güzeldi ki. En yakın arkadaşa sarılmak terapi gibiydi gerçekten.
"Şimdi gitmem lazım hoşçakal Bahram." Dedi Alastor benden ayrılırken.
"Tekrar görüşme dileğiyle alastor." Dedim. Gülerek el salladı ve hızlıca uzaklaştı. Bende odama dönme kararı aldım.
Odama dönüp yatağıma girdim. Yarının bugünden daha güzel geçmesini umuyordum. Aklıma yine Pandora düştü. O kadar özlemiştim ki onu. Şimdiden bu kadar özlemişken ondan ayrılmamı istemek büyük bir kötülüktü. Peki doğru olan gerçekten bu muydu?
****
Eheres gölüm kenarındaki ağaca sırtını yaslamış gökyüzündeki ayın göle yansımasını izliyordu. Burası her zaman Eheres'e çok büyüleyici gelirdi ve ona kalırsa burası gizli bahçenin en güzel yeriydi. Her çiçeğin kendine özgü bir kokusu olduğunu iyi bilirdi Eheres, ama kokusunu en iyi ayırt edebildiği şey kesinlikle Amelinda'nın kızıl saçlarının kokusuydu. Çünkü Eheres hayatında hiçbir zaman böyle bir kokuyla karşılaşmamıştı. Şimdi ise arkasından gelen adım seslerinin ona ait olduğunu yine kokusundan anlamıştı.
Amelinda, Eheres'in yanına gelip kollarını boynuna doladı. Eheres de Amelinda'nın belini sardı. Uzun bir süre sıkı sıkı sarıldılar. Daha sonra Amelinda gülümseyerek Eheres ile konuşmaya başladı.
"Bu göl zamanında burada olmasaydı seni nerede görecektim inan bilmiyorum." Dedi. Eheres'in sert kişiliği sadece Amelinda'nın yanında yok oluyordu. Gülümseyerek Amelinda'ya biraz daha yaklaştı.
"Bu göl kenarı olmasa seni görmek için bütün gezegenleri bile gezebilirdim Amelinda." Dedi. Amelinda cilveli cilveli gülümseyerek Eheres'in saçlarıyla oynadı.
"Gerçekten mi? Mesela seni öldürme ihtimallerine rağmen perilerin diyarına bile gelir miydin?" Dedi. Eheres hiç düşünmeden cevapladı.
"Gelirdim." Dedi. Amelinda gülümsedi.
"Peki beni öldürecek olsalar." Diye sordu. Eheres ise buna da direk cevap verdi.
"Kendi ayaklarımla gelip önlerinde diz çökerdim saçının teline bile dokunmasınlar diye." Eheres bunları söylerken süslü cümleler olsun diye söylemiyordu. Amelinda'nın saçlarının bile kesilmesi yerine kendi boğazının kesilmesini tercih edebilirdi. O öylesine aşık olmuş, öylesine yanmıştı bu peri kızına.
"Bu sefer ben sensiz yaşayamazdım Eheres. Sakın böyle bir şeye kalkışma olur mu?" Dedi. Eheres ona sımsıkı sarıldı bir kere daha ve boynuna bir öpücük kondurdu.
"Yıllarca böyle kalsam hayatımın en verimli dakikalarını geçirmiş olurum biliyor musun Amelinda. Öyle doyamıyorum ben sana." Dedi.
"Sen böyle süslü cümleler kurunca ben yanında çok odun kalıyorum." Dedi Amelinda gülerek. Eheres de güldü.
"Korkma ben odun da olsan severim seni." Dedi. Amelinda onun ellerinden tutarak yaslandığı ağaç kabuğundan ayırdı. Koluna girip omzuna yaslanarak gölün etrafında dolaşmaya başladılar.
"Bir gün cennete geleceğim. Ve gizli gizli buluşmak zorunda kalmayacağız." Dedi Amelinda. Amelinda'nın en büyük hayali cennet ile periler arasında bir anlaşma olmasıydı. Çünkü Eheres'i gördüğü bu birkaç dakika ona yetmiyordu. Her saniye yanında olmak, beraber sarılarak uyumak, beraber yemek yemek istiyordu. Ama periler ile melekler arasındaki bu düşmanlık buna engel oluyordu. Yine de Amelinda bir gün cennete gelebileceğine inanıyordu.
"Eğer periler ile melekler anlaşma imzalarsa evlenir miyiz?" Diye sordu Amelinda. Eheres güledek ona baktı.
"Evleniriz tabi ki de. Seni başkalarına kaptırma niyetinde değilim." Dedi. Amelinda tekrar başını Eheres'in omzuna yasladı.
"Korkma benim kalbim hergün adını zikrederken başkasına kendini kaptırmaz." Dedi. Eheres buna karşılık gülümsemişti. İkisi de huzurla sohbet edip gölü dolaşıp beraber geçirdikleri dakikaların keyfini çıkardılar.
****
Rafail ile Zeus dünyadan ayrılıp tekrar büyücülerin diyarına dönmüşlerdi. Ama Rafael biraz fazla sinirliydi. Hızlıca odasına girip arkasından gelen Zeus'u umuramayarak kapıyı çarptı. Zeus kapıyı açıp çalışma masasına oturmuş Rafael'i görünce bir sandalye çekip karşısına oturdu.
"Noldu oğlum ne güzel eğleniyorduk işte, sen niye durduk yere sinirli sinirli ayrıldın ortamdan?" Diye sordu merakla. Rafael derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"Yu ben bu insanları anlamıyorum." Dedi. Zeus kaşlarını çatarak baktı.
"Niye ki?" Rafael sinirle konuşmaya başladı.
"Maden acı çekiyorlar içinden çeksinler acılarını müzikle uyumlu bir şekilde neden acılarını anlatma gereği duyuyorlar ki? Bizimle aynı durumda olanlar varsa onlar da acı çeksin diye mi?" Zeus dünyaya çok sır gittiği için insanların 'şarkı' diye adlandırdıkları bu müzikleri duymaya fazlasıyla alışkındı. Ama Rafael aşk acısı çektiği için ona biraz fazla dokunmştu sanırım.
"İnsanlar onlara şarkı diyor." Dedi Zeus. Rafael geriye yaslandı.
"Banane ya ne diyorlarsa desinler. Yok kalbim senden vazgeçmeyecek korkma içimde aşkın dinmeyecek bu adam hep seni sevecek. Yok sen orda yoksun. Yok özledim seni içim yangın yeri. Ölümden versen zulümde versen bu can senin, aşkın mahkemesi yok ki suçlu gözlerin, bunları kim yazıyor kim söylüyor ya bir dakika dışarı çıkıcaktım bin dert doldum geldim." Diyerek Zeus'un dünyada sık sık duyduğu bazı şarkıların cümlelerini söylemeye başladı. Zeus hepsinin ona Sidelya'yı hatırlattığını anlamıştı.
"Evet insanlar genelde bu yarkıları dinleyip aşık olduğu başka insanları düşünüp üzülürler." Dedi. Daha sonra imayla sırıtarak devam etti.
"Ve senin aklına da Sidelya geldi öyle değil mi?" Dedi. Rafael gözlerini kaçırdı.
"Alakası yok gelmedi bile." Dedi. Ama Zeus'un buna inanmadığını fark etmişti.
"Zeus hani büyücüler kendinden başka kimseyi düşünmeyen bencil varlıklardı. Ben neden bu kızı düşünmeden bir saniye bile geçiremiyorum." Dedi mutsuz bir sesle. Zeus gülümsedi.
"Çok basit çünkü aşıksın." Rafael Sidelya ile geçirdiği her bir saniyeyi hatırlayıp gülümsedi.
"Haklısın galiba. Peki ben bundan nasıl kurtulucam? Bir daha Sidelya'yı asla görmeyeceğim bile. Birdaha asla mutlu olamalacak mıyım ben?" Dedi. Zeus elini Rafael'in omzuna koydu.
"Rafael kadere inanır mısın?" Rafael Zeus'a bakarak başını onaylarayarak salladı.
"O zaman inanmaya devam et. Eğer Sidelya senin kaderinse elbet seni bulacaktır." Diyerek ayağa kalktı. Rafael içinden bunun gerçekleşmesi için dua ediyordu çünkü Sidelya'yı görmeden yaşamak tahmin ettiğinden zormuş.
"iyi geceler Rafael." Diyerek odanın kapısını açtı.
"Sana da iyi geceler Zeus." Dedi. Zeus odadan çıkıp kendi evine doğru ilerlerken Rafael gökyüzünü izliyordu. O sırada bir yıldız kaydı. Rafael gülümseyerek mırıldandı.
"Sidelyayı diliyorum. Hem mutlu hemde benim olsun."