İstemediğiniz bir şeyi yaparken daima mutsuz ve huzursuz hissedersiniz. Birazcık da sinirli olursunuz çünkü bunu yapmayı istemiyorsunuz. Bu yüzden hayatınızda insanlara hayır demeyi öğrenmelisiniz. Çünkü hayır diyemezseniz hep istemediğiniz şeyleri yapmak zorunda kalırsınız ve mutsuz olursunuz. Ama kralların isteğine hayır denilemezdi. İtiraz da edilemezdi. Bu yüzden Anafiel'e sessiz kalmak düşmüştü. İçi içini de kemirse, istemese de, mutsuz da olsa bunu yapmak zorundaydı. Bahram'ın iyiliği için.
Tarot ile birlikte merdivenlerden çıkmış koridorda ilerliyorlardı. Tarot, Anafiel'in istemeye istemeye buna mecbur kalmasına üzülüyordu, ama bir yandan da bunu yapması gerektiği için onunla gelmişti. Çünkü Tarot iyi bilirdi ki Anafiel dik başlı bir kızdı ve kralın dediği yerine kendi istediğini yapmak gibi bir şey yapabilirdi. Bu yüzden Tarot yanında olmak istemişti. Gerçi Tarot her zaman Anafiel'in yanında olmak istiyordu ve sanırım bu sadece bir bahaneydi.
Bahram'ın odasının önüne geldiklerinde Anafiel ilk olarak saygısızlık olmasın diye hafifçe kapıyı tıktıkladı. Eğer Bahram uyanıksa pat diye girmiş gibi olmayacaktı ve eğer Bahram uyuyorsa onu uyandırmamış olcaktı. İkisi de gelebilecek herhangi bir sesi endişe ile beklerken hiçbir ses gelmeyince Anafiel kapıyı araladı. İkisinin de kalp atışları sessiz odada duyulacakmış gibi hızlıydı. Anafiel elindeki iksir şişesi ile Bahram'a yaklaştı.
"Affet beni dostum, bunu senin iyiliğin için yapıyorum." Diye mırıldanarak şişenin kapağını açtı. Ama uzun bir süre boyunca iksir tozunu üzerine serpmeden bekledi.
"Anafiel hızlı ol hadi biri uyanmadan bitirelim şu işi." Dedi. Anafiel ne kadar kabul etmek istemese de Tarot haklıydı. Anafiel iksir tozunu Bahram'ın üzerinde gezdirmeye başladı. İksir şişesi boşalınca kapağını geri kapattı. Ve böylelikle Anafiel Bahram'ın ilk aykını elinden almış oldu. Tarot Anafiel'in elinden tuttu.
"Hadi çıkalım." Hızlıca odadan çıkıp kapıyı kapattılar. Bahram uyanınca Pandora'yı hatırlamayacaktı bile. Ama bunu şuan ne Bahram biliyordu ne de Pandora.
****
"Günaydın." Eheres gözünü daha açmamışken gelen sesi çözememişti. Sırtındaki sert zemini hissetti. Dün gece Amelinda'nın isteği üzerine beraber ormanda ağaç kabuğuna yaslanarak uyumuşlardı. Eheres Amelinda'nın sesi olmadığına emin olduğu sesle gözlerini açıp hızlıca karşısındaki kişiye kılıcını çekti.
"Gerçekten bu romantizmi hiç bölmek istemiyordum. Ama yakalanıcar gibisiniz." Eheres zaten en istemediği kişiye yakalanmıştı ve içinde yakalanmış olmanın verdiği korku vardı. Eğer Amelinda ile sevgili oldukları öğrenilirse ikisini de yaşatmazlardı.
"Kılıcını indirir misin melek? Arkadaş olduğumuzu sanıyordum." Dedi Piamon sırıtarak. Eheres omzunda uyuyan Amelinda'ya baktı bir süre. Hiç uyandırmak istemiyordu ama Piamon haklıydı. Bu saatte periler buraya gelebilirdi.
"Yenge güzelmiş." Dedi Piamon alay ederek. Eheres sinirle kılıcını yere atıp Piamon'a döndü.
"Senin belanı s...."
"Noluyor ya?" Amelinda yerinde huzursuzca kıpırdanınca Eheres sustu. Piamon'u boşvererek Amelinda'nın saçlarını okşadı.
"Güzelim sabah oldu uyan hadi." Piamon kahkaha attı.
"Güzelim diyor şaka gibi. Nereden geliyor bu kibarlık." Eheres sinirle yine Piamon'a döndü.
"Bana bak anlaşma yaptık demem gebertirim seni kes sesini." Piamon eliyle ağzını kapatarak gülüşünü bastırdı.
Amelinda başını Eheres'in omzundan kaldırıp Eheres'e baktı.
"Hayatımda hiç bu kadar huzurlu uyuduğum hatırlamıyorum." Dedi. Hala Piamon'u fark etmemişti. Eheres de Amelinda'nın saçlarına bir öpücük kondurdu.
"Seninle geçirdiğim bir saniyenin bile huzursuz geçme imkanı yok." Daha sonra Piamon'a baktı.
"Şu dengesiz burada olmasa tabi." Amelinda kaşlarını çatarak Piamon'a baktı ve korkuyla geri çekildi.
"Şşşttt bir şey yok."
"Bir şeytan var burada nasıl bir şey yok." Dedi Amelinda korkuyla. Eheres ayağa kalkıp onu da elinden tutarak ayağa kaldırdı.
"Ateşkesteyiz unuttun mu zarar veremez sana." Dedi. Piamon elini indirip Eheres'e baktı.
"Sana zarar veremem ona değil." Dedi Amelinda'ya bakarak. Eheres bir adım öne çıktı.
"Sen o küçük aklınla ben varken Amelinda'ya zarar verebileceğini mi sanıyorsun şeytan bozuntusu." Piamon yalancıktan üzülmüş gibi yapıp dudağını büzdü.
"Bozuntusu ne biçim kelime ya senin gibi yakışıklı bir meleği yakışıyor mu hiç." Dedi ve başını biraz yana yatırarak Amelinda'ya baktı.
"Meleklerin neredeyse hepsi sana aşık. Sen gitmişsin o kadar güzel kızın içinde bir periye mi aşık oldun gerçekten. Sen inanılmazsın." Dedi Eheres'e ve yine gülmeye başladı.
Eheres, Piamon'un gitmeyeceğini ve saçma sapan konuşmaktan vazgeçmeyeceğini anlamıştı. Amelinda'ya yaklaşıp ellerini Amelinda'nın omuzlarına koydu.
"Sen evine git artık. Biri görürse başın yanıcak." Amelinda bir Piamon'a bir Eheres'e baktı.
"Öldürürler ikimizi de." Dedi korkuyla. Eheres Amelinda'ya sıkı sıkı sarıldı.
"Öyle birşey olmayacak çünkü bu şeytan kimseye hiçbir şey demeyecek." Dedi kesin bir sesle. Piamon kaşlarını kaldırıp 'alla alla' dermiş gibi bir bakış attı. Eheres Amelinda'nın boynundan öpüp ona sıkı sıkı sarıldı.
"Hoşçakal sevgilim." Dedi Amelinda.
"Hoşçakal." Amelinda Piamon'un yanından geçerken korku dolu gözleri Piamon'un üstündeydi. Piamon da yanından geçerken Amelinda'yı birkaç kez süzdü.
"Kendine cici bak yenge." Diyerek dalga geçti. Eheres Amelinda gözden kaybolana kadar arkasından baktı.
"Gebertirim lan seni." Eheres birden uçarak Piamon'un boğazını tutup ağaç kabuğuna yapıştırdı.
"Hey hey sakin yapıyorsun oğlum." Piamon şaşkınlığını gizlemeyerek boğazını tutan ellerin sahibine baktı.
"Sevgilimle abuk subuk konuşmayacaksın." Dedi Eheres ve Piamon'un boynunu bıraktı. Piamon birkaç kere derin nefesler alarak nefesini düzene sokmaya çalıştı. Nefesi düzene girince ise kahkaha attı.
"Ne gülüyon lan?" Piamon gülüşünü bastırmadan konuştu.
"Bende bir an kimseye söyleme dicen sandım. Sen mal gibi sevgilimle konuşma diyorsun." Deyip kahkaha attı.
Piamon bir süre kendi kendine güldükten sonra gülüşünü durdurup Eheres'e döndü.
"Tamam ya seninle iki erkek iki arkadaş gibi konuşalım şöyle." Dedi. Ve bunu derken ciddiydi gerçekten Eheres ile arkadaş gibi konuşmak istiyordu ama alaycı kişiliği yüzünden bunu gerçekten istediğini Eheres'e anlatamamıştı.
"Sende erkek gibi konuşacak haysiyet yok." Piamon göz devirerek kolunu Eheres'in omzuna attı.
"Napayım o zaman kız gibi mi konuşalım." Dedi. Eheres kolunu sertçe ittirdi.
"Seni adam yerine koyup konuşacak kadar düşmedim henüz." Piamon dediğine göz devirip cevap verme gereği duymadı. Belki konuyu değiştirirse Eheres ona cevap verdi diye düşünerek Eheres'in arkasından ilerledi.
"Dina biliyor mu?" Tam da Piamon'un tahmin ettiği gibi Eheres normal bir şekilde cevapladı.
"Senden başka kimse bilmiyor şuan." Dedi. Piamon sırıttı.
"Vay şimdi ben senin sırdaşın mı oldum." Dedi. Eheres kaşlarını çatarak arkasından gelen Piamon'a baktı.
"Sen sevgili olduğumuzu söylemeyecek misiniz?" Piamon güldü.
"Yanlız cümleyi öyle kurunca benimle sevgiliymişsin gibi oldu." Diyerek Eheres'i kızdırmaya çalıştı. Eheres göz devirdi.
"Bi boş boş konuşma da soruma cevap ver." Piamon kaşlarını kaldırdı.
"Söylemeyeceğim." Dedi. Eheres ne kadar söylemeyeceği için rahatlamış olsa da bunu Piamon'a belli etmedi.
"Niye? Senin bundan çıkarın ne?" Dedi. Piamon sırıtarak Eheres'e yaklaştı.
"Yani şuanda bi çıkarım yok. Sadece bu kadar imkansız bir aşk ilk defa görüyorum ve böylesine bir aşka saygı duymaya karar verdim." Dedi.
"Hani sen aşka inanmıyordun?"
"Artık inanıyorum."
"Nasıl inandın."
"İnandırdı." Dedi Piamon. Gözlerini kaçırıp başka yere baktı. Piamon her zaman aşk denen ve inanmadığı bu duygunun biri için herşeyi yapabilecek olması olduğunu düşünmüştü. Ve birgün böyle birşey hissederse aşık olduğuna emin olacaktı. Ve o gün savaşta o kız için kendi hayatını riske attığında gerçekten aşık olduğnu anlamıştı.
Eheres, Piamon'un gerçekten birine aşık olduğuna inanamıyordu. Piamon aşktan anlamazdı.
"Senin aşk anlayışın sadece yatakta geçerli şeytan. Eminim o kızla da yatınca bütün duyguların bitecek." Dedi. Piamon aşkının bu kadar küçümsenmesine bozulmuştu. Ve bozulduğunu belli etmemek için dalgaya vurmaya karar verdi.
"Kız olduğunu söylemedim." Dedi Eheres'e göz kırparak.
"Bana bak boş boş konuşma yemin ediyorum öldürürüm seni." Piamon gülerek ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı.
"tamam tamam şakaydı sadece. Sarışın bir çıtır." Dedi. Eğer Eheres sarışın çıtır diye bahsettiği kızın Dina olduğunu bilseydi şuanda Piamon'u ikinci kez öldürmeye çalışırdı.
"Ne dedin sen?" Dedi Eheres. Piamon bir an ağzmndan mı kaçırdım diye düşündü ama söylemediğine emindi.
"Ne dedim?"
"Sarışın bir çıtır dedin." Piamon başını salladı.
"Evet sarışın bir çıtır dedim."
"Şeytanlarda sarıyın kız yok ki Piamon."
"Şeytan olduğunu söylemedim." Eheres kaşlarını çatarak Piamon'a yaklaştı. Piamon meleklerden birine aşık olmuştu.
"Hangisi?" Diye sordu. Piamon da bir adım atıp Eheres'e yaklaştı.
"Belki bende senin gibi bir periye aşık oldum." Eheres göz devirdi.
"Boş yapma da söyle hangisi?" Diye sordu ikinci kez. Piamon kollarını göğsünde billeştirdi.
"Kendin bul." Dedi. Eheres tekrar Piamon'a göz devirip meleklerden aklına gelen bütün sarışınları saymaya başladı.
"Anafiel mi?"
"Ne alaka ya."
"Leliel mi?"
"O kimdi ya." Piamon birazcık düşünda.
"He gece meleği."
"Michel mi?"
"Olabilirdi ama değil." Eheres biraz daha düşündü. Aklına başka biri gelmiyordu.
"Ariel mi?"
"O kızı doğru düzgün görmedim bile." Dedi Piamon. Eheres sinirle konuştu.
"Söylesene o zaman kim?" Piamon kaşlarını kaldırdı.
" Olmaz sen bulacaksın." Eheres sinirle derin bir nefes alıp verdi.
"Bizde başka sarışın kız yok. Kalbin koruyucu Angel kaldı sadece sen onu görmedin bile." Piamon hala Dina'yı saymamasına şaşırmıştı.
"Yanlız birini saymadın ve ben hala nasıl saymadığını düşünüyorum." Eheres biraz daha düşündü.
"Bizden biri değil mi?" Piemon göz devirdi.
"Hayır sizden biri işte. Böyle senin yanına yakışan biri hatta bak ipucu da verdim. Zindanda kaldı benimle." Eheres Dina'dan bahsettiğini anlamıştı.
"Saçma sapan konuşma." Piamon güldü.
"Nedenmiş?"
"Ondan sana yar olmaz boşuna uğraşma. O kadar masum bir kızı senin gibi iğrenç bir adamın eline bırakır mıyım ben?" Dedi. Piamon sırıttı.
"Evet bırakırsın."
"Boş yapma. Dina sana bir beden küçük o senin kirli zihniyetine yakışmıyor."
"Ama yanıma yakışıyor."
"Piamon Dina'yı unut. Ondan sana yar olmaz dedim."
"O peri kızından da sana yar olmaz Eheres ama aşıksın gördüğüm kadarıyla. Sen herkese kalın bir duvar gibi davran o kızın yanında küçük çocuk gibi masum ve neşeli ol. İkinizin de ölme ihtimalini bile bile sevgili ol. Sonra Dina sana birkaç beden küçük de. Oldu canım. O kız da sana birkaç beden fazla büyük Eheres başına büyük bila alıyorsun ama sana vazgeç demedim değil mi? Sende Dina ile arama girmeyeceksin anladın mı?" Eheres Piamon'u ilk defa bu kadar ciddi konuşurken görmüştü. Herşeyi alaya vuran Piamon şuanda baya ciddi görünüyordu. Piamon bile ilk defa içinden geçenleri söyleyip dalgaya vurmadığı için kendine şaşkındı.
"Tamam biraz haklı olabilirsin." Dedi Eheres. Sonuçta genel olarak baktığında kendi ilişkisi Piamon'un aşkından daha imkansız ve yasadışıydı.
"Ama eğer Dina'yı üzersen veya onu kullanmaya felan çalışırsan yemin ediyorum yaşatmam seni." Diyerek uyardı Piamon'u. Piamon kendini toparlayıp yine alaya vurdu.
"Korkma korkma abi adayı. İyi davranacağım kardeşine." Dedi. Eheres'in Dina'yı abi gibi koruması hoşuna gitmişti aksi halde kıskanabilirdi. Eheres bir süre hiçbir şey demeden gizli bahçenin içinde yavaş yavaş cennetin olduğu yere doğru yürümeye devam etti. Yavaş yavaş yürümesinin nedeni ise belki Piamon ona birşeyler söylerdi diyeydi.
"Dina'ya olan hislerinin basit bir arzulama olmayıp aşk olduğuna nasıl bu kadar eminsin?" Diye sordu Eheres. Piamon sırıttı.
"Bak melek, siz doğarız gereği fedakarsınız ama biz doğamız gereği benciliz. Kimse için kendimizi tehlikeye atmayız. Ama bana kalırsa aşk denen bu şey biri için canını bile verebilmektir. Ve ben Dina'ya aşık olduğmu savaş günü onun için canımı tehlikeye attığımda fark ettim. Sonuçta düşmandık ve karşı karşıya savaşıyorduk ölseydi kaybedecek hiçbir şeyim yoktu ama ben o gün onu kaybetmek istemedim. O dakikaya kadar bende basit bir arzulama olduğunu düşünüyordum ama onu öptüğümde çok farklı hissettim." Eheres kaşlarını çakıp şaşkınlıkla Piamon'a döndü.
"Dina'yı mı öptün." Piamon sırıttı.
"Huyum kurusun, istediğimi almak gibi bir özelliğim var." Dedi. Eheres içinde Piamon'u boğma isteğine karşı koydu.
Piemon ilk defa duygularını çok fazla açtığını belli ederek konuyu değiştirdi.
"Sen bu peri kızıyla nasıl tanıştın?" Diye sorarak konuyu kapattı. Eheres yüzünde oluşan tebessüme engel olamamıştı ve Piamon da bunu fark etmişti.
"O gün bir görevdeydim iki yıl önce. Gizli bahçede cennete ait kayıp birşeyi arıyorduk. Dağılma kararı almıştık ve herkes bir bölüme bakacaktı. Bana perilerin bölümüne, gölün azıcık ilerisine gitmem söylenildi. O zamanlar kılıç yerine ok kullanırdım yayı germiş yavaş adımlarla ilerliyordum. Periler bizim düşmanımız olduğu için dikkatli olmaya çalışıyordum. Bir hareketlilik fark edince oku fırlatmamla birini vurmam bir oldu." Eheres sanki o güne yeniden hatırlamış gibi dalmış gitmişti. Piamon da ilk defa bölmeyerek merakla dinledi.
"Kimi vurduğumu öğrenmek için biraz daha ilerleyip çalıların arkasına bakınca bacağından vurulduğu için düştüğü yerden kalkamayan kızıl saçlı periyi gördüm. Eteği genelde perilerin giydiği kıyafetlere göre fazla kısa olduğu için kıyafeti yırtılmamıştı ama bacağı yaralıydı. Onu orda bırakıp gidebilirdim ama melek içgüdüm en azından onu böyle bırakmaya el vermedi. Çalıların arkasından çıkıp yanına geldim. Başını kaldırıp yüzüme baktığında mavi gözlerini gördüm. Nedense söylemem gereken şeyi unutum gözlerine kitlendim istemsizce gözleri acıdan dolayı doluydu ve savunmasız olduğu için korkarak bakıyordu. Yanında kimse yoktu, etrafta sakindi, yanlızdı yani. Yanına diz çöktüğünde geri çekilmeye çalıştı ama bacağın acıdığı için yapamadı. Koluyla yüzünü kapatıp geri çekildi. Bilmiyorum işte ya o fazla savunmasız görünüyordu o an." Dedi. Piamon çok uzun süre sustuğunu hissetmişti.
"Ben olsaydım güzellikmiş dinlemezdim çoktan öldürmüştüm kızı. Melek olmanın ayrıcalıkları mı desek buna." Dedi. Eheres ona saçmalama der gibi bir bakış attı. Ve anlatmaya devam etti.
"Oku yere bırakıp kolunu bileğinden yakalayarak yüzüne baktım. İyi misin diye sorduğumda bacağını gösterdi sadece. Gerçekten ilk defa ok kullandığıma bin pişman olmuştum. Bacağındaki oku sihirle çıkarıp iyileştirdim. O ise pür dikkat beni izliyordu ve benim elim ayağım birbirne dolanmıştı. Gerçekten beni beğenen ve bana aşık olan çok kız vardı ama onun sadece birkaç dakika izlemesi içimde duvar ördüğüm kalbimin duvarını çatlatmıştı. İşim bittikten sonra elimi uzatıp Eheres dedim kendime tanıttım ama elimi sıkmadı. Kendi kendine ayağa kalkıp havada yükseldi. Ama gitmedi. Uçarak yanına geldiğimde bana neden yardım ediyorsun sen melek değilmisin değimşti. Bende melek olmam bir periye yardım etmeme engel değil demiştim. Sonra elini uzatarak adını söylemişti ve elini sıkmıştım. Arkasını dönüp giderken sana bir iyilik borcum olsun deyip gitti. O günden beri Amelinda'yı düşünmeden geçirdiğim bir saniye bile yok. O kadar güzel kız vardı meleklerde beni ise bir heri kızı etkilemişti. Ben onu bacağından vurmuştum o ise beni kalbimden vurmuştu." Anlattığı olay bitmesine rağmen hala gülümsüyordu. Piamon'un ise bu baya hoşuna gitmişti.
"Bari sonra sana olan iyilik borcunu tuttu mu?" Eheres çocuksu bir edayla gülümsedi.
"Anlatayım mı?"
"Anlat." Daha sonra tekrar sert kişiliğine büründü.
"Ama aramızda kalacak."
"Tamam söz veriyorum."
"Ya söylersen." Dedi Eheres şüpheyle. Piamon söylemeyecekti. Çünkü ilk defa biri kendisini ciddiye alıp güvenerek sırrını paylaşıyordu ve bu onu iyi hissettirmişti.
"Sende benim Dina'ya aşık olduğumu söylersin. Zaten şeytanlardan biri öğrense cehennemde mükemmel alay konusu olurum." Dedi. Eheres ikna olmuştu.
"Tamam o zaman anlatıyorum. Cennetteki mahkumlardan biri kaçmıştı ve onu bulmamız gerekiyordu. Görev için gökyüzünde Mordad gizli bahçede ise Cassiel ile ben görevliydik. Cassiel gizli bahçeye fazla hakim olduğu için cehennem bölgesiyle vampirlerin bölgesini kendisi araştırdı bana da perilerin bölgesiyle ormanın olduğu bölgeye bakmamı istedi ve böylelikle ayrıldık...
Eheres ok kullanmayı Amelinda'yı vurduğu günden itibaren bıraktığı için elinde kılıcıyla heryeri didik didik arıyordu. Amelinda'yı vurduğu günün üzerinden 4 ay geçmişti ama hala aklındaydı onn mavi gözleri, masum bakışları, kızıl saçları ve zarif ses tonu. Eheres aklındaki düşünceleri uzaklaştırmaya çalışarak işine odaklandı. Amacı mahkumu yakalamaktı Amelinda'yı düşünmek değil. Üstelik o bir periydi ve periler ile melekler düşmandı. O kızı düşünmeyi bırakmalıydı hemen.
Düşünceleri ile boğuşurken beklemediği bir yerden kılıç darbesi aldı. Sol kolunu sıyıran kılıç darbesini hisseder hissetmez ona saldıran kişiyi gördü. Tam ikinci saldırı için hazırlanırken Eheres hemen ona karşı koydu. Sol kolu sızlıyordu ama çok da önemli bir yara değildi.
Karşısındaki kişide kendiside geri adım atmıyor pes etmeden savaşıyordu. İkisi de çok yorulmuştu ama Eheres kan kaybettiği için bu yorgunluğu daha fazla hissediyordu. Cassiel'in bir an önce işini bitirip yanına gelmesini umarak elinden geldiği kadar dayanmaya çalışıyordu ama küçük bir sıyrık deyip hafife aldığı yara onu tahmin ettiğinden daha fazla yıpratmıştı. Çok da hafif bir sıyrık değilmiş anlaşılan çünkü Eheres'in kıyafetinin sol kısmının çoğunluğu kan olmuştu. Karşısındaki düşman da bunun fazlasıyla farkında olduğu için sadece Eheres'i yormaya odaklı savaşıyordu. Çünkü biraz daha kan kaybederse başının döneceğini ve istese de istemese de kaybedeceğini biliyordu. Eheres iki adım sedeleyince düşman ikinci adımını atıp omzuna saplayıp çıkarmıştı kılıcını.
Hapisaneden kaçan bu mahkumu zaten 4 kişi iş birliği yaparak yakalamıştı şimdi ise Eheres tek başına onunla savaşırken üstelik bu kadar kan kaybederken rakibini etkisiz hale getirmekte güçlük çekiyordu. Ama hala iyi bir savaşçı olan Eheres akıllıca davranıp kılıcıyla dizini hedef alınca rakibini yere düşürdü. Eğildiği yerden kalkıp tam rakibini tamamen etkisiz hale getirecekti ki ayağa kalktığı anda aniden gelen baş dönmesi yüzünden dizinin üstüne çöktü. Rakibi tam ayağa kalkacakken Eheres'in görmediği biri kaçan adamın boğazını keserek onu öldürdü.
"Azıcık geriye yaslan." Tam hatırlayamadığı bir kız sesi işitti. Baş dönmesi biraz azalmış gibi hissediyordu ama çok kan kaybettiği için kendini toparlamakta güçlük çekiyordu. Neyseki meleklerin kan kaybından ölme gibi bir ihtimalleri yoktu ama savaş anında kan kaybından bayılmaları zaten ölmek ile aynı şey sayılırdı.
Yanına gelen kızı tan ayırt edemese de kırmızı ve uzun saçları tanıdık gelmişti Eheres'e.
"Biraz fazla acıtacak." Dedi kız ve Eheres'in yaralarının olduğu yere birşey sürdü. Gerçekten hem acıtıp hem yakan bu şey artık neyin nesiyse kolundaki yaraları sadece izi kalacak kadar iyileştirmeyi başarmıştı. Eheres'in baş dönmesi hafifleyince ona gülümseyerek bakan peri kızını gördü.
"Bir görev için gizli bahçedeydim. Kılıç sesleri duyunca merak edip bakayım dedim ve dua et seni hemen hatırladım melek. Yoksa hiçbir meleği kurtarmak gibi iyi huylarım yok." Dedi. Eheres'in baş dönmesi tamamen geçmişti ama yaslandığı ağaçtan doğrulmadı.
"Beni nasıl hatırladın?" Diye sordu. Amelinde flörtöz bir şekilde gülümseyerek Eheres'e yaklaştı.
"Böyle bir yakışıklılık nasıl unutulabilir ki?" Dedi. Eheres acayip büyülenmiş gibi kıza bakarken Amelinda ayağa kalktı.
"Şaka yapıyorum çok takılma. İyilik borcum vardı sana. Beni ilk bacağımdan vurup sonra kurtardın sana söz vermiştim şimdi ise sözümü tutup tamamen senden kurtulmaya kararlıyım bir melekle başımı yakamam." Dedi. Eheres ayağa kalktığında kız ikisi arasındaki boy farkından dolayı ona yukarıdan bakmak zorunda kalmıştı.
"Sende beni o gün kalbimden vurdun Amelinda, kurtarabilecek misin?" Amelinda karşısındaki melekten etkilenir gibi oldu ama o bir melekti. Eğer bir melekten hoşlandığı öğrenilirse idam edilirdi. Ve ne kadar yakışıklı olsada idam edilmeye değmezdi.
"Eheres periler herkes ile flört ederek konuşmayı severler." Dedi Amelinda. Sonra Eheres'e yaklaştı.
"Çok hoş ve yakışlı bir çocuksun. Peri olsaydın keşke." Dedi. Daha sonra Amelinda tam gidecekken Eheres onu bir daha görmeme ihtimalini düşünerek onu durdurdu.
"Amelinda." Amelinda durup Eheres'e baktı. Eheres ördüğü bütün duvarları ilk görüşte yıkan bu kızı hemen bırakamazdı.
"Melekler düşman diye düşman olmak zorunda değiliz. Birbirimizin hayatını kurtardık arkadaş olabiliriz." Dedi. Amelinda bunun mümkün olup olmadığına emin olamadı bir süre, ama karşısındaki melek haklı olabilirdi.
"Beni ilk vurduğun gün çalıların önünde bir göl vardı hatırlıyor musun?" Diye sordu Amelinda. Eheres bir saniye bile aklından çıkmayan o yeri düşündü.
"Evet."
"Canın ne zaman beni görmek isterse gece 12'der sonra oraya gel. Orada olacağım." Dedi ve gitti. Eheres o gün kafasına koymuştu. Her gece gidecekti o gölün oraya...
"Ondan sonra hergün gittim oraya. Amelinda da ilk başta bazın gelip bazen gelmemezlik yaptı. Ama daha sonra o da hergün gelmeye başladı. Bir süre sonra birbirimize karşı olan duygularımızı itirfa ettik ve gizli gizli ilişki yaşamaya başladık. Bir yıldan uzun bir süredir böyleyiz işte." Piamon duyduklarından gerçekten etkilenmiş gibiydi. Cennetin önüne geldiklerinde Piamon gülümsedi.
"Bana güvendiğin için teşekkür ederim. Ciddiye alınmam genelde." Diyerek itiraf etti. Eheres Piamon'un itirafı üzerine bir süre ne diyeceğini bilemedi. Ama sert kişiliğini tekrar ortaya koydu.
"Eğer birinden duyarsam Dina'ya aşık olduğunu ilk cehennemdekiler duyar haberin olsun." Piemon sırıttı.
"Tamam tamam. Aramızda. Ama bence Dina'ya söylemelisin çünkü o sana güveniyor ve senin de ona güvendiğini düşünüyor ona söyle kimseye söylemez zaten, eğer kendisi öğrenirse herşey daha kötü olur." Diyerek göz kırptı ve kanatlanıp cehenneme doğru uçtu.
Eheres, Piamon'a hak verdi. Dina onun kız kardeşi gibiydi en güvendiği kişiydi ve bilmeye hakkı vardı. Hızlıca Dina'nın odasına girip kapıyı çaldı.
"Girebilirsin." Dedi Dina her zamanki masum ses tonuyla. Eheres içeri girdiğinde Dina yatağının üstünde oturmuş kitap okuyordu.
"Birşey mi oldu?" Diye sordu Dina gülümseyerek. Eheres kapıyı kapatıp yanına yatağa oturdu.
"Vaktin varsa konuşabilir miyiz? Sana anlatmak istediğim birşey var." Dedi Eheres. Dina biraz şaşırmıştı ama belli etmedi. Eheres sert bir kişiliğe sahip olduğu için genelde Dina'ya bile çok şey anlatmaz hep dinler ve teselli verirdi. Bu yüzden Dina, Eheres'in birşeyler anlatıcak olmasına sevinmişti.
"Evet vaktim çok anlatabilirsin." Dedi. Eheres, bir süre düşünüp konuşmaya başladı.
"Dina ben bir kıza aşık oldum." Dedi. Dina mutlulukla ellerini çırptı.
"Şükür ya, hayatın boyunca o buzdan kalbini kimse eritemez sanıyordum. Hangisine aşık oldun? Seni sevenlerden biri mi? Bizimkilerden biri mi? Çok heyecan yaptım ya." Diyerek heyecanla konuştu. Normalde çok konuşan biri değildi Dina ama uzun zamandır Eheres'in onu beğenen bu kadar kız varken kimseyle çıkmamasına sinir oluyordu ve Eheres ilk defa birine aşık olmuştu.
"Dina boşuna sevinme."
"Niye ya hakkım değil mi?"
"O bir peri." Dina'nın yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu. Ellerini indirip Eheres'e baktı.
"Ne demek bir peri?" Dedi şaşkınlıkla. Eheres bu tepkiyi alacağını gayet iyi biliyordu. Hatta birazdan saçmalama ile başlayan cümlelerin geleceğini de biliyordu.
"Bildiğimiz peri işte. Kırmızı uzun saçları ve mavi gözleri olan uzun, ince porselen bebek gibi bir peri kızı." Dedi. Dina hala duyduklarının şokunu yaşıyordu.
"Saçmalama. Eheres inanmıyorum o kadar cennette sana aşık olan melek varken gidip bir periye nasıl aşık olursun?" Dedi. Eheres derin bir nefes aldı.
"Biliyorum saçma ama Amelinda ile birbirimizi seviyoruz. Cehennem ile cennet arasında anlaşma olduysa perilerle niye olamıyor." Dina eliyle saçlarını geriye attı.
"Eheres saçmalama aynı şey değil periler şeytanlardan da vampirlerden de daha büyük düşmanımız." Eheres'in içini bir kere daha sıkıntı kaplanmıştı. Bunları zaten biliyordu ama birileri tekrar tekrar hatırlatınca içi daralıyordu.
"Biliyorum ama seviyorum." Dedi Eheres. Dina geriye yaslandı.
"Ne demek seviyorum ya saçmalama peri o peri. Eheres melekler aşkına bırak o kızı." Dedi. Şimdi de vazgeçirmeye çalışıyordu tam tahmin ettiği gibi.
"Bırakamam Dina. Çok aşığım bir yıl bırakamadım şimdi de bırakamam."
"Bir yıl ne demek ya. Eheres sen delirdin mi? İkinizi de öldürürler hiç mi düşünmüyorsun bunu." Eheres gözlerini sımsıkı yumup tekrar açtı.
"Biliyorum Dina. Ama ölümü göze alabilecek kadar çok seviyorum o kızı." Dina biraz daha sakin olma kararı aldı. Sonuçta aşık olacağı kişiyi insan kendi seçemiyordu. Bu yüzden Eheres'e kızıp bağırmanın hiçbir anlamı yoktu. Ama perilerle anlaşma yapılması imkansızdı.
"Eheres periler ile anlaşma olması imkansız. Gerçeklerin er yada geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Ve unutma iki kişinin bildiği sır, sır değildir. Başka bilen biri var mı?" Eheres içinden Piamon'a küfür etmeye başladı.
"Piamon da biliyor." Dina gözlerini fal taşı gibi açtı.
"O şeytan nerden biliyor be." Dedi. Eheres biraz çekindi anlatmaya ama üsten anlattı.
"Dün Amelinda ile beraber uyuduk gizli bahçede. Sabah da Piamon'un orda ne işi varsa ikimizi bastı." Dedi. Yıllarca kendisi de aşık olunca bu kadar yumuşak bir adam olacağını tahmin edemezdi ama olmuytu işte. Amelinda onun sert kişiliğini yıkmıştı. Buz gibi kalbini pamuk gibi yapmıştı.
Eheres daha fazla birşey söylemek istemedi. Sadece Dina'nın bilmesini istediği için anlatmıştı ve artık biliyordu. Fazla çekindiğini hissedince ayağa kalktı.
"Ben seni çok rahatsız ettim. Odama geçip dinleneceğim biraz." Diyerek hızlıca odadan çıktı. Ne kadar anlattıkları mantığa aykırı olsada Dina, Eheres'in üstüne gitmemeye karar verdi. Zaten bu aralar cennette kimse mantıklı şeyler yapmıyordu. Kitabı çekmeceye koyarak oflayıp ayağa kalktı. Banyoya girip bir duş almanın iyi geleceğini düşünerek banyoya girdi.
****
Sözler tutulmak içindir. Ve Sidelya verdiği son sözü tutmaya hazırdı.
Kaç gündür hiçber şey yiyemiyor, uyuyamıyor, hayattan keyif alamıyordu. Her saniye Rafael'i düşünüyor gözleri her yerde onun mor ve büyüleyici gözlerini arıyordu. Daha fazla onsuz kalmaya dayanamayacağını hissettiğinde ise aklına gelen ilk şeyi yapmaya karar verdi. Bir gün Rafael onu bıraktığında Rafael'i bulacağına söz vermişti. Şimdi ise sözünü tutma sırasıydı.
Gizli bahçeye girip Rafael'in sihir yaptığı ağaçların önüne geldi. Büyücüler buradan ışınlanabiliyordu ama Sidelya bir büyücü olmadığı için bu ormanın sonuna kadar yürümek zorundaydı. Orman ne kadar büyüktü kaç gün gidecekti bilmiyordu. Ama sonunda göreceği manzaradan memnun olacaktı. Ormana girip hızlı hızlı yürümeye başladı. Ne derlermiş, aşka giden yolda çekilen çile kutsaldır.
****
Aradan geçen 3 gün 16 saat Sidelya'yı fazlasıyla yıpratmıştı. Bu ormanın bu kadar uzun olduğunu fark etmemişti. Sonunda ağaçlara vuran ışınları görünce çok az kaldığını fark etti. Koşarak ışıkların vurduğu yere doğru ilerledi ve sonunda büyücüler diyarını bulmuştu. Hangisi Rafael'in evi bilmiyordu ama orasını bulmak kolaydı. Önemli olan kısmı atlatmıştı, burada kime sorsa Rafael'in evini bilirdi.
Yavaş adımlarla ilerleyip meydana vardığında sadece bir kişiyi görebildi. Çenesine gelen kısa ve siyah saçlı muhtemelen yaşı çok genç olan güzel bir kız vardı. Yanına yaklaştı.
"Merhaba birşey sorabilir miyim?" Kız asasını indirip gülümseyerek Sidelya'ya baktı.
"Elbette nasıl yardımcı olabilirim." Sidelya etrafına baktı.
"Rafael'in evini biliyor musun?" Kız kaşlarını çatarak bir süre düşündü.
"Evet de sen Rafael'i ne yapacaksın? Üstelik büyücüye de pek benzemiyorsun." Dedi. Bu kıza açıklama yapmasam büyükleriyle uğraşmak zorunda kalacağımı anlamıştı. Kız da karyısındaki yabancıya direk en güçlü büyücünün evini söyleyerek riske girmek istememişti.
"Ben büyücü değilim, bir kahinim ve acilen Rafael'i görmem gerekiyor." Kız ikna olmuş gibi başını salladı. Doğru bir şey yaptığını umarak kahine ileriyi gösterdi.
"Orası Rafael'in evi. Ama sen çok kötü görünüyorsun biraz dinlenmek ister misin?" Diyerek Sidelya'ya su uzattı. Sidelya suyu reddetti.
"Rafael'i görünce iyi olacağım merak etme. Kaç yaşındasın sen?" Diye sordu genç kıza.
"15." Diye cevapladı kız onu. Sidelya ona gülümseyerek Rafael'in evinin yolunu tuttu.
*****
Rafael sandalyesinde oturmuş büyü kitabı okuyordu. Roselna ise biraz işi olduğunu söyleyerek evden çıkmıştı. Rafael normalde neşe dolu biriyken evine geri döndüğünden beri Zeus ve Roselna'dan başka kimseyle konuşmuyor, evden bir adım dışarı atmıyordu. Aklı fikri Sidelya'daydı. Ama Rafael onunla tekrar karşılaşmak istemiyordu. Bir kere onu kendi lanet hayatına bulaştırıp kirli işlerine alet etmişti zaten. Daha fazla onun kalbini de güvenini de kırmaya hakkı yoktu. Ama Rafael bunu isterken bilmediği birşey vardı.
Sidelya bütün cesaretini toplayıp ne açıklama yapacağını düşünme gereği duymadan kapıyı çaldı. Rafael büyü kitabını kapatıp Roselna'nın geldiğini düşünerek kapıya ulaştı. Kapıyı açtığında ise gördüğü kişinin Roselna ile uzaktan yakından alakası yoktu. Sidelya genç kahinin şaşkın bakışlarını görünce ne diyeceğini bilemedi.
"Sidelya!" Rafael'in o anki şaşkınlıkla ağzından sadece bu kelime çıkabilmişti. Sidelya'nın burada olmaması gerekiyordu, niye gelmişti ki?
"Sidelya delirdin mi burada ne işin var?" Diye sordu Rafael. Sidelya bir süre ne diyeceğini bilemedi. Sonra kendince en mantıklı açıklamayı yaptı.
"Benden gittikten sonra seni bulacağıma söz vermiştim. Buldum Rafael." Sidelya konuşmakta zorlanıyordu ama bunu Rafael'e belli etmemeye çalıştı. Ama Rafael'in gözünden hiçbir şey kaçmamıştı.
"Sen iyi misin?" Diye sordu. Sidelya başını onaylarayarak salladı.
"Sidelya asla yapmaman gereken birşeyi yaptın. Ben senin ölüm emrini verdim kızım niye geri döndün sen bana." Dedi. Sidelya başını yere eğdi. Rafael haklıydı. O Sidelya'nın ölüm emrini vermişti Sidelya niye tekrar Rafael'in yanına gelmişti ki.
"Çünkü yapamadım. İyi değilim Rafael. Canım hiçbir şey yemek istemiyor uyumak istemiyor eğlenmek istemiyor hiçbir şey yapamıyorum sen olmadan alıştım ben sana." Rafael'in şuanda duymayı en son istediği şeylerdi bunlar. Sidelya'nın kendi hayatına dönmesi gerekiyordu o böyle konuşurken Rafael onu nasıl bırakabilirdi ki?
Sidelya birkaç adım sedeleyince Rafael onu belinden tuttu.
"Sidelya iyi misin?" Dedi telaşla.
"Başım dönüyor." Dedi Sidelya. Rafael gerçekten onun uzun bir süre yemek yemediğini anlamıştı. Sidelya'nın gözleri tamamen karardı ve bilincini kaybetti. Genç kehin kızı sıkı sıkı tuttu.
"Sana inanmıyorum."
****
Rafail masadaki küresinden Zeus ile konuşuyordu. Zeus'a olanı biteni anlattığında Zeus'un şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı.
"Oğlum kız şaka gibi ya. Ne yapmayı düşünüyorsun?" Rafael arkasını dönüp yatağında uyuyan Sidelya'ya baktı.
"Bilmiyorum Zeus. Benim mantıklı düşünmem için gerekli olan beynim Sidelya'yı görünce devreleri yakıyor." Zeus kahkaha attı.
"Senin devreler de yanmak için bahane arıyordu sanki." Rafael sırıtarak yere baktı.
"Dalga geçmesene oğlum. Ben bu kıza nasıl git diyebilirim ki? Şuna baksana ya." Zeus gülümseyerek Rafael'in her hareketini izliyordu. Onu ilk defa birine aşık olduğunu ve böylesine bambaşka birine dönüştüğünü görmek acayip güzel dalga konusu oluyordu Zeus için.
"Gidiyorum ben. Yengeye iyi bak." Dedi Zeus. Rafael utanmış gibi güldü.
"Ya ne yengesi bi dur sende hemen şey yapma." Küreden Zeus'un görüntüsü kaybolunca Rafael sandalyesini Sidelya'ya doğru çevirdi. Evin kapısı bir kere daha çalınca aşağı inip kapıyı açtı.
"Ben geldim naptın evde bensiz." Rafael sırıttı.
"Roselna, Sidelya bana geri döndü." Roselna aniden gelen şok haber üzerine şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı.
"Nasıl? Sen onun ölüm emrini verdiğin halde sana geri mi döndü?" Rafael başını onaylayarak salladı.
"Nerede şimdi?" Rafael merdivenlere baktı.
"Odamda uyuyor. Geldiğinde çok yorgun düşmüştü bünyesi kaldırmadı anlaşılan." Dedi. Roselna elindekileri yere bıraktı.
"Uyandığında bari benim kıyafetlerimden ayarla da üstünü değiştirsin bende yiyecek birşeyler hazırlarım." Roselna, Sidelya'yı çok sevmişti. Niye bilmiyordu ama abisinin de babası gibi bir kahine aşık olması hoşuna gitmişti.
"Şey." Dedi Rafael sonra da sustu. Roselna gözlerini abisine dikti. Rafael ise Sidelya'nın kıyafetlerini kendisinin değiştirdiğini nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.
"Onun kıyafetlerini değiştirdim." Dedi. Roselna gözlerini fal taşı gibi açtı. Rafael cümlenin saçmalığının farkına varıp düzeltti.
"Sihirle. Büyüyle yani." Roselna derin bir nefes verdi.
"Yemin ediyorum geberticektim seni." Dedi gülerek. Daha sonra Roselna odasına geçti. Rafael de merdivenleri ağır ağır çıkarak Sidelya'nın yanına döndü.
Odaya girdiğinde Sidelya gözlerini yeni yeni açıyordu. Rafael gülümsemesini gizleyemeden sandalyesini yatağın yanına çekip sandalyeye oturdu. Sidelya gözlerini açıp kendisini gülerek izleyen Rafael'e baktı.
"Nerdeyim ya ben?" Diye mırıldandı. Rafael dirseklerini dizine yaslayarak Sidelya'yı izlemeye devam etti. Sidelya yatakta doğruldu.
"Noldu bana?" Rafael sandalyede geriye yaslandı.
"Odamdasın sevgili kahin. Bayıldın sadece önemli birşeyin yok nasıl hissediyorsun kendini?" Sidelya elini üstünde gezdirdi Rafael Sidelya'nın elinin gezdiği yerleri izledi.
"Kıyafetlerim. Kıyafetlerimi kim değiştirdi?" Diye sordu Sidelya. Rafael çapkınca sırıttı.
"Bilmem." Sidelya arkasındaki yastığı Rafael'e fırlattı.
"Sen değiştirmemiysindir ve şuanda şaka yaptığını umuyorum Rafael." Rafael Sidelya'ya baktı.
"Umduğunla kalırsın güzel kahin." Sidelya bir yastık daha fırlattı Rafael'e.
"Ama yastıklarımı fırlatma ya. Titiz bir insanım ben." Sidelya sinirle konuştu.
"Başlama titizliğine sen kim oluyorsun da benim kıyafetlerimi değiştiriyorsun ya?" Diye konuştu yüksek sesle.
"Baktın mı?" Rafael ellerini havaya kaldırdı.
"Sence ben öyle birşey yapar mıyım?" Sidelya rahatlamış gibi durdu. Ardından Rafael gülerek ekledi.
"Yaparım." Sidelya son yastığı da Rafael'in kafasına fırlattı.
Ayağa kalkıp Rafael'in yanına geldi.
"Ya sapık mısın sen?" Diyerek omzuna ve başına vurdu. Rafael aniden Sidelya'nın bileklerini yakalayıp kendine çekerek göz göze gelmelerine sebep oldu. Sidelya açlık yüzünden gelen ani baş dönmesiyle dengesini yine kaybeder gibi oldu.
"Başım dönüyor." Rafael yüzünü biraz daha Sidelya'ya yaklaştırdı.
"Heyecandan mı?" Dedi. Sidelya Rafael'e sert bir tokat attı.
"Sapıksın sen." Dedi yine sert bir sesle. Bir kere daha vurmak için elini kaldırdığında Rafael onu yine bileğinden yakalayıp ayağa kalktı. Ayağa kalkınca bedenleri birbirine değdeiği için Sidelya birkaç adım geri atsa da Rafael onun üzerine yürüdü. Sidelya'nın bacakları yatağa değince Rafael hala üzerine yürüdüğü için yatağa düştü. Rafael ayakta aşağıdan Sidelya'ya baktı.
"Korkuyor musun güzel kahinim." Diye sordu fısıldar bir sesle. Sedilya yutkunarak başını hayır anlamında salladı.
Rafael dudaklarını yalayıp gülümseyerek Sidelya'nın üzerine eğildi.
"Bence korkmalısın." Bir dizini yatağa koyarak Sidelya'yı yatırdı ve üzerine eğildi. Bir bileğini hala tutuyordu. Sidelya'nın gözleri Rafael'in dudağına kaydı ama hızlıca toparladı kendini. Rafael bunu görhce gözlerini bir saniye bile ayırmadan Sidelya'nın dudağına baktı.
"Şimdi seni burada öpsem ne yapabilirsin ki?" Diye sordu. Kısık ses tonu Sidelya'yı çok etkiliyordu ama elinden geldiği kadarıyla belli etmemeye çalışıyordu. Sidelya diğer elini kaldırdığın anda Rafael diğer bileğini de yakalayıp ikisini de tek eliyle tuttu.
"Ya şimdi?" Dedi zafer kazanmış gibi gülerek. Gülüşü tekrar ciddileştiğinde, boşta kalan elinin işaret parmağını Sidelya'nın çenesine koyup başını kaldırdı. Eliyle hafifçe boğazını kavrayıp elini yavaş yavaş aşağı indirdi. Eli beline ulaşınca belini kavradı ve durdu. Daha ileri gidebilirdi fakat Sidelya şuanda bunu kaldıracak kadar iyi değildi ve Rafael onu istemeyeceği bir şeye zorlayamazdı.
"Rafael sapık mısın kalk üstümden?" Sidelya bunu söylerken takğla takıla söylemişti ve bu heyecanı Rafael'in güldürmüştü.
Rafael, Sidelya'yı belinden tutup bedenini tamamen kendine yasladı. Daha sonra yüzünü yüzüne yaklaştırdı.
"Sidelya gitmen gerekiyor. Bize ne yaptığını görmüyor musun?" Sidelya hiçbir şey söylemedi. Şuanda gitmeyi değil genç kahinin kendisini öpmesini istiyordu.
"Gitmezsem ne yapacaksın Rafael?" Diye sordu Sidelya. Rafael aralarındaki yakınlığa daha fazla karşı koyamadı ve dudaklarını Sidelya'nın dudağına bastırdı. Bu sırada Sidelya'nın bileklirini bıraktı çünkü kendisine dokunmasını istiyordu ve Sidelya da tam olarak bunu yaptı.
Kollarını Rafael'in boynuna dolayarak bir elini ensesine koyup onu biraz daha kendine çekti. Elini ensesinde ve saçlarında gezdirdi. Ömründe bir anı sonsuza dek kaydedebilseydi Rafael'i kaydedi. Çünkü Rafael'e doyamıyordu. Sidelya elini Rafael'in saçlarından ve ensesinden ayırarak omuzlarını tuttu. Rafael kendini geri çekip gülümseyerek Sidelya'yı izledi. Uzun süren bir bakışmanın ardından Sidelya konuştu.
"Gitmemi mi istiyorsun gerçekten?" Diye sordu hayal kırıklığı ile. Rafael'in gülüşü yavaş yavaş soldu.
"İstemiyorum ama gitmek zorundasın." Dedi Rafael. Sidelya korksa da Rafael'in cevaplamadığı soruyu ikinci kez sordu.
"Peki gitmezsem ne yapacaksın?" Rafael gözlerini Sidelya'ya baktı.
"Kendim göndermek zorunda kalıcam." Dedi.
Yine aralarında uzun uzuya süren bakışma devam etti. Sanki son kez birbirlerine bu kadar bakıyorlar ve birbirlerini hafızalarına kaydetmek istiyorlar gibi ikisi de ayırmadı gözlerini. Rafael bir kere daha Sidelya'yı öptü ama bu diğerinden daha kısa sürdü.
"Bayılıyorum sana." Diye fısıldadı Rafael. Hala kollarını arasında duran Sidelya'yı izliyordu.
"Sidelya."
"Efendim."
"Hazır odamda, yatağımda, altımdayken-" Sidelya cümlesini tammalamasına izin vermeden omzuna dokunduğu eliyle Rafael'in yüzüne sert bir tokat attı. Rafael buna gülerek karşılık verdi.
"Tamam tamam, şakaydı." Sidelya omzuna vurdu.
"Kalk üstümden Rafael." Rafael sırıttı.
"Seni öperken böyle söylemiyordun ama." Sidelya bir kara daha Rafael'in omzuna vurdu.
"Bak seni gebertirim çocuk." Rafael gülerek kaşlarını çattı.
"Çocuk mu?" Sidelya Rafael'i itti.
"Kalkcak mısın üstümden." Rafael Sidelya'yı belinden tutup kendine bastırdı. Yakınlık bir kere daha Sidelya'nın nefesini kesmişti.
"Bak biz böyleyken benim hiç kalkasım yok."
Kapı aniden açılınca Rafael ve Sidelya hızlıca kalkıp doğruldu.
"Zamanlamam çok mu yanlıştı?" Diye sordu şaşkın bir şekilde gülümseyerek Roselna.
"Hayır hayır düşündüğün gibi birşey yok ortada." Dedi Sidelya. Roselna güldü.
"Birşey düşünmüyordum ki." Dedi. Sonra Sidelya'ya baktı.
"Senin yanakların niye kızarmış?" Sidelya Rafael'e bakıp hemen bakışlarını Roselna'ya çevirdi ama mantıklı bir açıklama bulamıyordu. Rafael ise ayakta kollarını göğsünde billeştirerek bir eliyle gülüşünü kapatmaya çalışıyordu ama acayip eğlğniyordu bu durumdan.
"Şey..." Roselna olanını bitenin fazla farkında olduğu için daha fazla Sidelya'yı utandırmamaya karar verdi.
"Kıyafetler yakışmış." Sidelya üstündeki kıyafetlere baktı.
"Senin mi?" Diye sordu. Roselna başını salladı.
"Ama sana da çok güzel olmuşlar. Evde değildim abim seçmiş ama sihirle değiştirmiş korkma yani." Dedi göz kırparak. Sidelya Rafael'in kendisini kızdırmaya çalıştığını anlayınca sinirli bir şekilde ona baktı.
"Neyse ya ben yemekleri hazırladım gelin ikinizde birşeyler yiyin abim de kaç gündür hiçbir şey yiyemiyor." Dedi Roselna. Daha sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı.
"Sen niye yemek yemiyorsun?" Diye sordu Sidelya Rafael'e. Rafael sırıttı.
"Beni düşünmen çok hoşuma gidiyor." Dedi. Sidelya ona göz devirerek ayağa kalkı. Tam odadan çıkacakken arkasından gelen bir yabancı sesiyle olduğu yerde durdu.
"Nereye?" Sidelya arkasını döndüğünde Rafael'in sandalyeyi yerine koyarken kürede biriyle konuştuğunu gördü.
"Yemek yicez." Dedi Rafael. Sidelya küredeki kişiyi gördüğünde onu hemen tanıdı. Kandesini idamdan kurtaran Zeus'du.
"Yemekten sonra yengeyi de..."
"Şşştttt burda."
"He... Şey... Yani Sidelya'yı da al beraber biraz gezelim tozalım eğlenelim." Sidelya kendisinden yenge diye bahsedilmesi hoşuna gitmişti. Rafael küreyi kapatınca Sidelya'nın gülüşünü fark etti ama Rafael rezil olduğunu fark ettiği için gülmedi.
"Noldu çok mu hoşuna gitti." Sidelya cevap vermeden gülümseyerek kapılı açtı ve odadan çıktı. Rafaled arkasından çıkıp kapıyı kapattı.
****
Dina ıslak saçlarını kurutmak için elideki havluyla yatağına oturdu. Eheres ile en son konuşmalarının ardından bir kere bile konuşmamışlardı. Dina çok ağır tepki verdiğini düşünerek pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. Bir şekilde perilerle anlaşma yapma imkanları olsaydı keşke herşey daha kolay olurdu diye düşündü. O bunları düşünürken uzun perdesinin ardından gelen bir ses onu bütün düşüncelerinden uzaklaştırdı. Hareket etmeyi bırakıp dikkatle dinlediğimde bir kere daha ses geldi. Dina korkarak cama baktı.
"Kim var orda?" Diye sordu. Kimseden ses gelmeyince bir kere daha seslendi.
"Kim var dedim?" Perdenin arkasında uzun birinin gölgesini gördü. Boynuzları büyük kanatları olan biri perdeyi aralarken Dina çoktan ani bir saldırıya hazırlanmıştı ki camdaki kişinin Piamon olduğunu gördü.
"Korkuttum mu?" Diye sordu sakin bir sesle. Dina bu sakin tona alışık olmadığı için onun piamon olduğundan şüphe duydu.
"Aşık mı oldun yoksa bana?" Diye sordu Piamon sırıtarak. Dina sinirle Piamon'a yaklaştı.
"Dengesiz misin ya sen? Niye gece gece gizli gizli odama giriyorsun?" Piamon, Dina'nın dudaklarına bakarak üstüne yürüdü.
"Bilmem neden gece gece odana geliyorum." Dina'nın korkak bakışlarını görünce sırıtarak geri çekildi.
"Öylesine geldim valla. Adam gibi konuşup gideceğim uyku tutmadı." Dedi. Dina göz devirerek arkasını dönüp yatağa oturdu ve havlusunu eline geri aldı.
"Saçların ıslakken çok güzel görünüyorsun." Dedi Dina'yı izlerken. Dina hiçbir şey söylemedi. Şeytanın sözlerinde dürüst olmadığını biliyordu. Dina ayaklarını yataktan aşağa sarkıtarak saçlarını önüne aldı ve sağ tarağını kurutmaya başladı. Piamon Dina'ya yaklaşıp yatağa yanına oturmak yerine hemen ayağının dibine yere oturdu. Dina anlam veremeyerek ona baktı.
"Oturulacak o kadar yer varken niye köye gibi yere oturuyorsun?"
"Ben böyle bir güzelliğin sadece kölesi olabilirdim zaten." Dedi Dina'yı süzerek. Dina beklemediği yerden gelen iltifat karşısında donup kaldı. Bir süre Piamon'a baktı ama bu bakışmanın fazla uzadığını fark ederek bakışlarını kaçırdı.
"Ben ne günah işledim de böyle bir güzelliği sadece uzaktan izlemek zorunda kaldım anlamıyorum ki." Dedi Piamon. Dina saçlarını tekrar öne alıp birazcık daha sağ karafını kurulamaya devam etti.
Piamon ayağa kalkınca Dina'ya aşağıdan bakmak aklına bin türlü fesat düşünce gelmişti. Aklına gelen düşünceleri sırıtarak yere baktı. Dina, Piamon'un aklına sapık sapık düşüncelerin geldiğini fark edince iğrenerek baktı.
"İğrençsin Piamon." Piamon gülüşünü bastırdı.
"Yemin ediyorum düşünceler istemsizce yükleniyor." Ani bir hareketle Dina'nın elinden havluyu aldı.
"Napıyorsun?" Dina'nın arkasına geçerek ıslak saçlarını kibarca arkaya aldı ve yavaş yavaş kurulamaya başladı. Dina, Piamon'un yaptığına şaşırsa da bu küçük jest onun hoşuna gitmişti bu yüzden çıtını çıkarmadı. Piamon, Dina'nın saçlarını arkaya atarak kulağına eğilip fısıldadı.
"Böyle uslu uslu durunca nasıl hoşuma gidiyor bir bilsen." Dina Piamon'un cümlesini gözü kapalı dinlemiş ve gerçekten içi gitmişti. Nedense Piamon'un fısıldayarak konuşması Dina'yı çok derinden etkiliyordu. Her gün böyle fısıldayarak konuşsa ona aşık olabilirdi.
"Hayatımı kurtardın. Böyle şirin isteklerine karşı çıkacak değilim." Piamon kahkaha attı.
"Mükemmelsin." Dina kaşlarını çattı.
"Niye?"
"Sorun da orda ya hiçbir şey olmamasına rağmen mükemmelsin. Ben sürekli gelip sana böyle şirinlikler yapmamı ister misin?" Diye sordu çapkın bir ses tonuyla.
"Abartma hergün senin yüzünü görmeye katlanamam." Dedi Dina. Piamon bozulsa da bozuntuya vermedi.
"Seni ne kadar arzuladığımı bir bilsen." Diyerek yine fısıldadı kulağına. Kadınların dilinden fazlasıyla iyi anlıyordu Piamon. Ve böyle konuşmasının Dina'yı ne kadar etkilediğinin fazlasıyla farkındaydı. Bu yüzden inadına sürekli kulağına fısıldıyordu çünkü Dina'nın kendisine aşık olmasını istiyordu.
"Senin sorunun da bu Piamon. Bir sürü kadını arzularsın sen. Belki de bu yüzden sana aşık olmuyorumdur." Dedi. Piamon güldü, nefesi Dina'nın boynuna değiyordu.
"Benimle bir gece geçirsen hayatın boyunca unutamayacaksın haberin yok." Dina göz devirdi.
"Seninle bir gece geçirmeyeceğim için seni ne kadar kolay unuttuğumu bilemezsin." Piamon havluyu yatağa bıraktı.
"Tarağını versene." Dina gülümseyerek tarağını Piamon'a verdi. Piamon normalde böyle şeyleri biraz itici bulurdu ama Dina'nın saçlarıyla ilgilenmek hoşuna gitmişti.
"Daha önce birinin saçlarını kurutup taradın mı Piamon?" Piamon gayet ciddi olduğu için alaya vurmadan cevapladı bu sefer.
"Hayır. Niye sordun?" Dina gülümsüyordu ama neyseki Piamon onu görmüyordu.
"Senin gibi bir şeytana göre fazla kibarsın." Piamon sadece yattığı kadınlardan iltifat duymaya o kadar alışmıştı ki böyle küçük bir iltifat nedense fazla hoşuna gitmişti.
"Canın acıyor mu?" Diye sordu Piamon diyecek birşey bulamadığı için.
"Hayır." Diye cevap verdi Dina.
"Saçların çok yumuşak." Dedi Piamon elini saçlarında gezdirerek. Yüzünü saçlarına yaklaştırdı.
"Ve çok güzel kokuyor." Derin bir nefes alıp Dina'nın saçlarının kokusunu içine çekti. Dina utanmış gibi başını yere eğdi.
"Örmemi de ister misin?" Dina gülümsedi.
"Ciddi misin?" Piamon eliyle boynuna dokundu.
"Ne ya. Hoşuma gitti örim mi örmeyim mi?" Dina gülümsedi.
"Ör." Piamon bir süre durup hiçbir şey yapmadı. Örmeyi niye teklif etmişti ki.
"Noldu?" Diye sordu Dina.
"Aklıma saç örmeyi bilmediğim geldi." Dina kahkaha attı.
"Gerçekten saç örmeyi bilmediğini nasıl unuttun." Piamon eliyle saçlarını tarıyormuş gibi bir hareket yaptı.
"Senin yanında aklım başımda değil ki?" Dina gülüşünü bastırdı. Kızardığını hissetti. Piamon içinden geçen şeyi yaptı Dina'nın omuzlarına kolunu dolayarak onu kendine çekti. Sırtını kendi göğsünde dayayıp yatağa yaslandı.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" Piamon, Dina'nın başını kendi boynuna yasladı.
"Senin o kadar hayatını kurtardım bir gece beraber uyumayı çok görme bana." Dina şaşkınlığını gizleyememişti.
"Piamon biri görürse..." Piamon sihirle kapıyı kilitledi.
"Lütfen sadece bir gece seninle böyle uyumak istiyorum." Dedi. Dina herşeyi anlamıştı ama nasıl olabileceğini anlalamıyordu.
"Piamon sen..."
"Evet Dina. Ben sana aşık oldum."
Dina sessizlik meleği olmanın hakkını verdi. Piamon'un ona aşık olmasına imkan bile vermemişti. Kendisi ise sadece Piamon'dan etkileniyordu ama onun bu kadar aşık olabileceğini aklının ucundan bile geçirememişti. Piamon, Dina içiSırtını tamamen Piamon'un göğsüne yaslayarak yüzünü boynuna gömdü. Piamon'un sert ve erkeksi kokusu burnuna doluyordu.