İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 17 · 15 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 17

Ev

Kral Logos'un odası açıldı ve içeri Hagios girdi. Kral meraklı bakışlarını Hagios'a çevirdi.

"Kralım sizi görmek isteyen bir şeytan var." Dedi. Kral meraklanmıştı. Şeytan barış ilan edilmesini mi beklemişti bu kadar zamandır ki daha barışın ilan edildiği ilk gündü. Dünkü barış ilanının üzerine bugün bir şeytanın kralı ziyarete gelmesi şaşırtıcıydı. Kral düşüncelerinden sıyrılıp Hagios'a döndü.

"İçeri al." Diye emri verdi. Hagios saygıyla eğilip kapıyı açtı. Siyah düz ve uzun saçları ve koyu yeşil gözleriyle hiç şeytan gibi görünmeyen şeytan kız içeri girip kralın karşısında eğildi. Bu da beklenmeyen birşeydi çünkü şeytanlar cennetin kralının önünde, melekler ise cehennem kralının önünde eğilmezdi.

"Buraya ne için geldin şeytan?" Dile sordu kral.

"Adım Pandora, cehennemin prensesiyim." Diyerek kendini tanıttı. Kral, cehennemin prensesini tanıyordu. Kral Asmodeo herkesten kızı olduğunu saklıyordu ama kral Logos'tan saklayamamıştı.

"Kral Logos buraya prens Bahram'ı görmeye geldim. İzin verirseniz onunla konuşmak istiyorum." Dedi. Kral bir şeytanın bu kadar saygılı olmasına şaşırmıştı. Ayrıca cehennemin prensesi prens Bahram ile ne konuşmak isteyebilirdi ki?

"Prens Bahram ile ne konuşmak istiyorsun cehennemin prensesi?" Diye sordu kral. Cehennemin prensesi nasıl cevap vereceğini bilemedi. Yere bakarak bir süre ne söyleyebiliceğini düşündü. Sadece Bahram'ı görmek sesini duymak onunla konuşmak istiyordu. Ama krala bunu nasıl söyleyebilirdi ki?

"Kral Logos. Benim onunla konuşmak için özel bir sebebim yok. Biliyorsunuz ki Bahram bir ay boyunca cehennemde bizimle kaldı ve ona alıştık. Sadece onu görmek istiyorum." Dedi. Kral başını salladı.

"Anlaşılan birileri fazla alışmış." Dedi kral imayla. Cehennemin prensesi bu imayı anlayınca kızardığını hissetti. Kral Logos ne çabuk fark etmişti Bahram'a olan aşkını.

"Görüşmene izin vereceğim cehenemin prensesi. Ama o şuanda kullandığı gücün yoğunluğu yüzünden yorgun düştü ve odasında dinleniyor. Uyanınca onu buraya getirmelerini isterim." Kız sevinmişti ama dışarıya belli etmemeye çalıştı.

"Adın neydi?" Diye sordu kral.

"Pandora." Dedi cehennemin prensesi. Kral bir süre Pandora'yı süzdü. Daha sonra onunla konuştu.

"Bahram cehennemde seninle mi vakit geçiriyordu?" Diye sordu. Yoksa şeytanlar ve melekler arasında aşk imkansız gibi birşeydi. Bu şeytan kız nasıl oğluna aşık olabilmişti ki? Pandora'nın gözünün önünden o bir ay geçer gibi oldu.

"Bahram, dünyaya ışınlanmıştı yanlışlıkla. Alastor onu insanlardan kurtardığında hafızasını kaybetmişti. Melek olduğunu, cennete ait olduğunu, hiçbir şey hatırlamıyordu." Kral şaşırmıştı çünkü oğlunu şeytanlar kaçırdı sanıyordu. Meğerse Bahram dünyaya düşmüş ve cehenemin prensi Alastor onu kurtarmış.

"Daha sonra onu cehenneme getirdi. İblisler o geldiğinde ona hoşgeldin şovu yaptılar. Daha sonra Bahram kralın huzuruna çıktı. Melek olduğunu Alastor sayesinde kabullenmişti. Kralın önünde diz çökmedi, krala birtek o kafa tutabiliyordu. Kralımız ise Bahram'a özel davranıyordu. Onun öneminin farkındaydı. Merak etmeyin Bahram'ın bir dediği iki olmuyordu, ne isterse yapıyorlardı." Kral Asmodeo'nun oğluna bu kadar özel davranmasından memnun kalmıştı.

"Bahram cehennemde en çok Alastor ile vakit geçiriyordu. Onunla yan yana yatıyorlardı, aynı odada kalıyorlardı, yemeğe beraber yiyorduk, beraber eğleniyorduk, akşama kadar üçümüz ayrılmıyorduk ama akşam olunca Bahram Alastor'un odasına gidiyordu yine. İlk Alastor teklif etti Bahram benimle aynı odada kalsın dedi krala, Bahram da kabul etti. Onun kıyafetlerini giyiyordu, takılarını takıyordu kardeş gibiler." Dedi. Anlatırken Pandora farketmeden gülümsüyordu. Abisinin sevdiği adam ile bu kadar iyi anlaşması hoşuna gidiyordu. Kral Pandora'ya baktı bir süre. Biraz onun duyguları hakkında konuşmak istedi.

"Bahram'ı gerçekten seviyor musun?" Diye sordu kral. Pandora'nın kalbi hızlanmaya başlamıştı.

"Evet seviyorum." Dedi kendinden emin bir şekilde. Kral ikinci sorusunu sordu.

"Neden Bahram'a aşık oldun peki?" Diye sordu. Pandora bir süre düşündü.

"Kral Logos, Bahram kusursuz biri. Ve ben onu bir sebepten dolayı değil sayamayacağım onlarca sebepten dolayı seviyorum." Dedi. Kral bir süre düşündü.

"Peki Bahram'ın bir şeytana aşık olması mümkün mü sencece?" Pandora soruyu çok saçma bulmuştu ama sonradan kral Logos'un Bahram ile Pandora arasındaki ilişkiyi bilmediğini fark etti.

"Kral Logos biz oğlunuzla sevgiliyiz." Kral şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti. Gözlerini açmış şaşkınlıkla Pandora'ya bakıyordu.

"Anladım." Dedi kısaca kral. Hala oğlunun nasıl böyle birşey yapabileceğini düşünüyordu.

"Manu, Lazai, Rahdar, Cassiel." Dedi Hagios. Saydığı melekler içeri girdiler.

"Sidelya'nın izini bulduk büyücülerin orda gidin ve onu cennete giri getirin." Diyerek emir verdi kral. Hepsi eğilerek dışarı çıkıp görevlerini yerine getirmek üzerine gizli bahçeye gittiler.

"Cehennemin prensesi Pandora." Dedi kral. Pandora başını krala çevirdi.

"Hagios sana eşlik edecek diğer meleklerin yanına git onlarla tanış Bahram uyanınca haber göndereceğim sana." Dedi. Pandora başını onaylarayarak salladı.

"Ona ben eşlik ederim." Dedi sarı saçlara sahip melek. Elini Pandora'ya uzattı.

"Ben Anafiel, baş meleğim ayrıca Bahram'ın çocukluk arkadaşıyım. Madem onun sevgilisisin önce benim tanışmaya hakkım vardı." Dedi. Pandora ona gülümsedi.

Tam kapıdan çıkacakken Pandora durdu.

"Kral Logos sizden birşey isteyebilir miyim?" Kral gülümseyerek başını salladı.

"Elbette." Pandora bir süre düşünüp çekinerek konuştu.

"Bahram cehennemin prensesi kral Asmodeo'nun kızı olduğumu bilmiyor. Onun yanında bana böyle hitap etmeseniz olur mu?" Dedi. Kral gülümsedi ama ciddi bir şekilde konuştu.

"Elbette dediğini yaparım. Ama sana benden bir tavsiye. İlişki de birşey saklamak ikiniz arasına duvar örer. Ona bunu söylemelisin." Dedi. Pandora gülümsedi.

"Haklısınız. Söyleyeceğim." Dedi ve odadan çıktı. Kral Logos oğlunun ilişkisini yanlış bulmuştu. Ama karışma hakkı yoktu. Sadece onu bu konuda uyaracaktı. Çünkü ne kadar barış ilan etmiş olsalar da şeytanlar tehlikeliydi.

****

Sidelya'nın bulunduğu zindan cehennemdekinden daha büyüktü ama umrunda değildi. O hala ihanetin gözyaşlarını taşıyordu yüzünde. Teni ölüm korkusuyla buz gibi olmuştu. Ölüme yaklaştıkça korkuyu iliklerine kadar hissediyordu. Eli ayağı titriyordu ve hala Rafael'in bunu yapmamış olmasını umuyordu. Lütfen bunlar da Rafael'in bir planı olsun beni ölüme terk etmesin diye yalvarıyordu içinden. Ama Rafael zindana adımını bile atmamıştı. Sidelya'nın tahminlerine göre saat sabahın 4'dü veya 5'i olmalıydı. Gece boyunca Rafael'i beklemişti bir saniye bile uyumamıştı ama uyku umrunda değildi. Zaten bu gün sonsuz bir uykuya yatacaktı.

"Güzel kahinim." Duyduğu sesle irkilip yerinden sıçradı. O kadar dalmıştı ki Rafael'in yanına geldiğini fark etmemişti. Başını kaldırıp Rafael'e baktığı anda yine gözlerinin dolduğunu hissetti. Gece boyunca o kadar ağlamıştı ki gözleri acıyordu.

"Gözlerin kıpkırmızı olmuş. Boşuna yıpratıyorsun kedinini." Dedi Rafael. Sidelya sinirle bağırdı.

"Kes sesini." Sesi bütün zindanda yankılanmıştı.

"Şşşşttt burda yukarıdakiler duyacak." Dedi. Sidelya sinirle ayağa kalktı.

"Umrumda mı sence gerizekalı." Diye bir kere daha bağırdı.

"Hiç yakışıyor mu senin ağzına böyle kelimeler." Dedi Rafael. Gayet ciddiydi. Sidelya'yı böyle görünce içi acımıştı ama onu bu hale kendisi getirmişti. Şimdi ise şahaeserini izliyordu. Ona bu korkuyu ve bu acıyı yaşattığı için kendini asla affetmeyecekti ama başka çaresi yoktu.

"Rafael defol git başımdan. Ölmeden önce görmek istediğim son insan bile sen değilsin." Dedi. Rafael gitmedi.

"Sidelya sen beni zindandan kurtardın. Elbette bunun bir bedeli olacak. Ama bunu yakında anlayacaksın. Bana karşı sinirin tamamen geçince, içine özlem duygusu dolunca anlayacaksın, ve o zaman bana verdiğin sözü tutacaksın ve beni bulmaya geleceksin." Dedi. Sidelya parmaklıklar sertçe vurarak bağırdı.

"Rafael sen mal mısın? Yarın beni öldürecekler. Sen benim idam emrini verdin seni durdurabilecek hiçbir büyücü yok sen gerizekalı mısın? Yakında anlayacaksın ne demek salak ölürken mi anlayacağım?" Dedi. Rafael parmaklıkları yok etti. Sidelya'ya sıkı sıkı sarıldı.

"Bırak beni ya bırak." Gözyaşları gözlerinden akmaya başlamıştı ve Sidelya artık onlara karşı koyamıyordu.

Rafael sıkı sıkı sarıldı Sidelya'ya. Sidelya artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ve Rafael'in elinden kurtulmaya çalışmıyordu. Rafael ona sıkı sıkı sarılıp koksunu içine çekti çünkü bu güzel kahini son görüşü olacaktı. Kollarını Sidelya'dan ayırıp parmaklıkları yeniden oluşturdu.

"Hoşçakal güzel kahinim." Dedi Rafael. Ve Sidelya'nın ağladığını daha fazla görmemek için dışarı çıktı. Sevdiği kadının gözyaşlarını görmek ve hiçbir şey yapamamak ona acı veriyordu ve daha fazla bu manzaraya katlanamıyordu. Hızlıca zindahdan çıkıp odasına girdi. Sidelya dizlerinin üzerine çöküp hıçkıra hıçkıra ağladı. Rafael ona asla affı olmayacak bir ihanet etmişti. Ve Sidelya yıldızlardan dilediği mutluluğa asla ulaşamadan ölecekti.

****

Sabahın ilk ışıklarıydı. Artık zamanı gelmişti. Sidelya yanında iki tane büyücü ile zindandan çıkarıldı. İdam edileceği alanda binlerce büyücü vardı. Bunlardan biri ona dolu gözlerle bakan Roselna'ydı. Ama Rafael orada değildi. Rafael Sidelya'nın idam emrini verip idam edildiği anı izlemeyi tercih etmişti. Sidelya duygusuz bir ifadeyle dümdüz önüne bakıyordu. Elleri ve kolları bağlandı. Öğrendiği kadarıyla burada idam elleri ve kolları bağlayıp kılıçla boğızı kesiyorlardı.

Ellerimi ve kollarımı bir tahtaya bağladılar. Sırtım ve bütün vücudum tahtaha değiyordu. Sidelya'nın önünde genç bir erkek büyücü elinde ise keskin bir kılıç vardı. Birazdan Sidelya'nın boğazını kesecek olan kılıç... Sidelya o anı gözünde canlandırmaya çalıştıkça tüyleri ürperiyordu. Ama birazdan bu gerçekten yaşanacaktı. Sidelya'nın kendini ölüme hazırlaması lazımdı.

Rafael canlı canlı olanı biteni izlemeyecekti. Bu yüzden odasında ki sihirli küreden yanında arkadaşlarıyla ölüm anını izliyordu.

"O kızı seviyor musun Rafael?" Diye sordu kızlardan biri.

"Onu çok seviyorum. Deli gibi aşığım o kıza." Dedi Rafael gözünü bir Saniye bile küreden ayırmayarak. Bunun üzerine erkek kahinlerden biri konuştu.

"O zaman niye ölüm emrini verdin?" Diye sordu. Rafael ona döndü.

"Yakında anlayacaksın." Dedi. Hepsi Rafael'in ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı ama sorgulamadımar daha fazla.

Bir zil sesi duyuldu kulaklara. Bu idam anının geldiğinin habercisiydi. Büyücü kılıcı kaldırarak geri çekildi. Kılıcı kaldırdı ve tam kahin kızın boynunu hesapladı.

"Durun." Kılıcı tam indireceği sırada çok güçlü olan erkek büyücülerden biri onu durdurdu. Sidelya korkuyla kapattığı gözlerini açıp idamı durduran adama baktı. Mavi saçlara ve saçlarıyla uyumlu mavi gözlere sahip olan büyücü hızlı adımlarla Sidelya'ya yaklaştı. Sidelya'nın üzerindeki ipleri çözdü.

"İdam emrini kaldırıyorum. Rafael'den korkup reddetmeye çalışan olursa onun idam emrini veririm. Rafel sorarsa da Zeus emri kaldırdı dersiniz, şimdi dağılın." Sidelya karşısındaki büyücünün kim olduğunu bilmiyordu ama herkesin ondan korktuğu barizdi. Kalabalık hızlıca dağılırken Zeus, Sidelya'nın elini tutarak oradan uzaklaştı.

Bir evin kapısını sihirle açıp Sidelya'nın elini bırakmadan içeri soktu onu. İçeri girip kapıyı sihirle kapattı.

"İyi misin cennetin kahini?" Dedi büyücü. Sidelya başını onaylarayarak salladı.

"Ben Zeus. En güçlü büyücülerden biriyim." Diyerek elini uzattı.

"Bende Sidelya, dediğin gibi cennetin kahiniyim." Zeus ile Sidelya el sıkıştılar. Daha sonra Zeus, Sidelya'ya bir sandalye çekti.

"Gel otur." Sidelya sendalyeye oturunca Zeus da karşısına oturdu.

"Teşekkür ederim." Zeus gülümsedi.

"Rica ederim. Benim için büyük zevk." Dedi. Sidelya çok gergin hissediyordu. Rafael onun insanlara olan bütün güvenin kırmıştı. Sidelya zaten sürekli kaçarak yaşayan ve kimseye güvenmeyen biriydi. İlk güvendiği Rafael tarafından da ihanete uğrayınca herkesin yanında kendini tedirgin hissetmeye başlamıştı.

"Neyin var?" Diye sordu Zeus. Sidelya daldığını fark edince bakışlarını yine Zeus'a çevirdi.

"Kendimi öleceğime o kadar inandırmıştım ki hala onun şokundayım." Dedi Sidelya. Artık ölmeyecekti. Bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu ama ölmeyeceğine göre ilk fırsatta buradan kurtulacaktı.

"Birşeyler yiyelim." Dedi Zeus ve ayağa kalktı. Elinde bir çantayla geri döndü.

"Bunlar sana ait sanırım." Çanta gerçekten Sidelya'ya aitti. Sidelya çantayı eline aldı.

"Teşekkür ederim." Dedi yine.

"Bütün gün teşekkür ederim ve rica edelim konuşmaları ile mi bitireceğiz." Dedi Zeus gülerek.

"Bütün gün burada mı kalacağım." Zeus ellerini masaya yasladı.

"Yo istiyorsan git Rafael'in evinde kal. Yan yana sarılarak uyursunuz." Sidelya göz devirdi.

"Dalga geçmez misin? O lanit büyücü kahinin adını duymak istemiyorum." Dedi. Zeus başını salladı.

"Peki." Dedi.

"Sidelya bu gece bir sorun olmazsa burda kal. Yarın seni cennete teslim edeceğim. Ait olduğun yere." Dedi. Daha sonra devam etti.

"Ama ben bir erkekle aynı evde baş başa kalmam diyorsan senni için eve kız çağırabilirim." Dedi. Sidelya başını salladı.

"Fark etmez. İki seçenek de benim için sorun olmaz." dedi.

"O zaman buradaki son gününün tadını çıkar sevgili kahin." Dedi.

****

Yumuşak bir zeminin üzerinde duruyordum. Başım deli gibi ağrıyordu.

"Offff." Diye mırıldanarak yavaş yavaş gözlerimi araladım. 1 aydır gördüğüm sihay tavan yerine beyaz tüller vardı. Başımı yana çevirdim.

"İyi misin oğlm?" Annemin sesiydi. Cehennemde değildim, cennetteydim, evimdeydim, odamdaydım, ailem yanındaydı.

"İyiyim anne." Dedim. Annem saçlarımı okşuyordu. O kadar özlemiştim ki bu anı.

"Anne savaş bitti değil mi?" Diye sordum. Annem başını salladı.

"Bitti."

"Barış sağlandı değil mi?" Dedim bu sefer. Annem yine onayladı.

"Evet sağlandı." Bahram gülümsedi.

"Başardım." Annem alnımdan öptü.

"Başardın." Yatağımda doğruldum.

"Cehennemden kimse buraya geldi mi?" Diye sordum. Gelmesini istediğim kişi Pandora'ydı. Aslında Alastor'un da gelip özür dilemesini bekliyordum ama bunu kabul etmek istemiyordum.

"Evet. Seni görmeye geldi. Ama önce baban seninle konuşmak istiyor." Dedi. Yataktan annemle beraber kalktık.

"Tamam sen babamın yanına geç, bende hazırlanıp geleyim." Dedim. Annem başını sallayarak odamdan çıktı. Üzerimdeki şeytan kıyafetlerine dokunulmamıştı. Aynı şekilde mücevherlerime de dokunmamışlardı. Alastor'dan bana kalan iki şey vardı, biri bunlar biri de ihanet.

Düşüncelerin hepsini kafamdan uzaklaştırmaya çalışarak banyoya girdim. Beyaz ve sarı rengini görmeyi bile özlemiştim. Elimi yüzümü yıkayıp bir duş alarak banyodan çıktım. Özlediğim beyaz kıyafetlerimi ve altın mücevherlerimi üzerime geçirip saçlarımı kurutup düzelterek dışarı çıktım. Merdivenlerden ayağı indim ama babamın odasının yerini hatırlayamadım. Cehennem de bile kral Asmodeo'nun odasının yerini ezberlemiştim babam duysa reddederdi beni. Sonra aklıma cehennemdeki sarayla aynı olduğu geldi ve burdan yola çıkarak babamın odasına girdim.

"Gelebilir miyim?" Dedim kapının önünden. Babam başıyla onayladı.

"Nasılsın prens?" Dedi babam. Sesinde sitemli bir tavır vardı.

"Biraz başım ağrıyor ama iyiyim." Dedim. Odada Dina, Rahdar, Cassiel, Eheres, Hagios ve Samandiriel gibi tandığım melekler vardı.

"Eeee cehennemde ki günlerin nasıl geçti?" Diye sordu babam alay eder gibi.

"Baba niye tatile gitmişim gibi davranıyorsun?" Dedim. Babam imayla gülümsedi.

"Yok canım ne tatili. Kız bakmaya gitmişsin bulmuşsun." Dedi. Kim söylemişti şimdi Pandora ile sevgili olduğumuzu. Bütün melekleri teker teker göz gezdirerek kimin söylediğini anlamaya çalıştım ama hiçbiri bilmiyordu ki sevgili olduğumuzu.

"Boyuna onlara bakma, öğrenemeyeceğimi sanman hataydı." Dedi. Pes ederek derin bir nefes verdim.

"Tamam evet Pandora ile sevgiliyiz."

"Biliyorum." Dedi. Bahram hala konunun nerey geldiğini anlamamıştı.

"Ne kadar güzel değil mi? Sidelya, cehennemin kahini ile kaçsın, Dina kralın baş yardımcısı Piamon ile birşeyler yaşasın, oğlum cennetin prensi de gitsin bir şeytana aşık olsun. Mükemmelsiniz gurur duyuyorum sizinle." Dedi sinirle karışık dalga geçer gibi bir sesle. Ben ise Dina'nın Piamon'a o kadar ahakaret ettikten sonra onunla birşeyler yaşamasına şaşırmıştım.

"Bahram, aşkını istediğin gibi yaşa sana karışmayacağım. Ama dikkatli ol. Şeytanlar ile ne kadar barış içinde olsak da şeytanlara güven olmaz. Ve cehenneme gitmek istersen de Rahdar olmadan gidemezsin ve çok kalamazsın. Senin güvenliğin için yapıyorum anla beni olur mu?"

"Tamam baba." Dedim. Sonuçta adam haklıydı.

"Samandiriel onu misafirine götürür müsün?" Dedi. Samandiriel başını sallayarak bana kapıyı gösterdi.

Beraber dışarıya doğru ilerledik.

"Geri dönmeni sevindik prens Bahram." Dedi Samandiriel. Ona gülümsedim.

"Teşekkür ederim Samandiriel, bende çok sevindim." Samandiriel ile dışarı çıktığım anda Anafiel koşarak bana sarıldı.

"Bir daha bendan sakın bu kadar uzak kalma." Diyerek sırtıma vurdu. Gülümseyerek ona daha sıkı sarıldım.

"Olur kalmam." Dedim. Anafiel benden ayrılarak arkasını işaret etti.

"Bak kim gelmiş." Diyerek geri çekildi. Asıl şimdi cennetteymiy gibi hissediyordum kendimi.

"Pandora." Pandora bana gülümseyen gözlerle bakıyordu. Ona yaklaşarak sıkı sıkı sarıldım. O kadar özlemiştim ki Pandora'yı, saçının her bir telini tek tek öpsem özlemim geçmezdi.

"Şuna bak ya adam bir ay özgürdü hemen sevgilisi oldu ben 23 yıldır özgürüm hala bir sevgilim bile olmadı." Dedi Tarot şikayet eder gibi. Anafiel gülümseyerek ona baktı.

"Belki de gözünün önündekileri göremediğin içindir." Dedi imayla. Tarot gülerek ona baktı.

"Kimi görememiş olabilirim ki?" Anafiel gülerek cevap verdi.

"Bilmem." Eros kolunu Tarot'un omzuna koydu.

"Ya da fazla çirkin olduğun içindir. Azıcık benim gibi yakışıklı, havalı, çekici ve seksi olsaydın seninde sevgilin olurdu." Dedi alayla sırıtarak.

"Dost musun düşman mısın belli değil Eros." Dedi Tarot bozulmuş gibi kollarını göğsünde billeştirerek.

"Belli. Dostum, ama dost acı gerçeği söyler kanka." Dedi. Anafiel kaşlarını çatarak baktı ona.

"Kanka ne be." Dedi anlam veremeyerek.

"Dünya da insanlar en yakın arkadaşlarına kanka diyorlar. Onlardan öğrendim." Dedi Eros.

"Bazı şeytanlar da biliyordur." Dedi.

"Sen dünyaya çok gitme Eros. Arada bi git." Dedi Samandiriel. Eros bozulmuş gibi ona baktı.

"Sen benim bütün heveslerimi kırmak için mi geldin cennete. Hayal gücü meleği değil, hayal bozma meleğisin." Dedi. Herkes Eros'un bu espirisine gülmüştü.

"Arkadaşların çok eğlenceli. Sabahtan beri sen uyanana kadar hepsiyle tanıştım ve o kadar çok eğlendim ki anlatamam." Dedi Pandora. Gülerek ona döndüm.

"Sen bir tek cennettekiler eğlenceli sanıyordun herhalde." Dedim. Sonra Tarot'a döndüm.

"Seni idam mı ettirsem ya?" Dedim. Tarot gözlerini kocaman açarak bana baktı.

"Niye lan naptım ben?" Dedi laf atar gibi.

"Bu gün sevgilimi kıskanan yarın tahtımı da kıskanır. Riskli." Dedim. Melekler kahkaha attı.

"O zaman seni de idam ettirelim." Dedi Tarot.

"Ben ne alaka?" Dedim kaşlarımı çatarak.

"Bugün şeytanla sevgili olan yarın cehenneme kral olmakta ister." Dedi gülerek.

"Görüyor musun nasıl kıskanç." Dedi Uriel. Herkes gülmeye başlamıştı.

"Hadi ya böyle zaman geçmez eğlenceli birşeyler yapalım." Dedi Lazai. Cassiel, yanına geldi.

"Sen şimdi eğlenceli birşeyler yapacaksın Lazai. Hadi gidiyoruz." Dedi. Lazai göz devirerek yanımızdan ayrıldı.

"Benim yerime de eğlenin." Diye bağırdı akasını dönerek. Leliel de ona karşılık verdi.

"Sen yokken daha çok eğleneceğiz." Uriel onun koluna vurdu.

"Rahat bırak sana çocuğu ya." Dedi. Leliel sırıttı.

"Ne var ya sataşmak çok sarıyor." Uriel kızdı.

"Dana 16 yaşında dingin mi o senin." Dedi.

"Ya şurda küçük diye şaka da mı yapmayalım."

"Yapma Leliel."

"Tamam ya Lazai haklıydı ne yapalım." Diyerek araya girdi Michael. Bir süre herkes ne yapacağını düşündü.

"Buldum." Diye bağırdı Ariel. Daha sonra Bahram bahçesini işaret etti.

"Geçen oraya girdim ve içinde kocaman bir deniz vardı. Bahram bahçesine gidip denize girelim." Dedi. Herkes bu fikri sevmişti.

"Tamam hadi gidelim." Dedim. Pandora'nın elinden tutarak hep beraber yavaş yavaş Bahram bahçesine doğru yürüdük.

Melekler arkada kendi aralarında şakalaşırken Pandora bana döndü.

"Neden adı Bahram bahçesi?" Diye sordu.

"Benim doğduğum gün kendi kendine oluşmuş bir bahçe burası. Herşey yıllardır kimse girmemesini rağmen kendi kendine bakım yapılmış gibi yepyeni duruyor. Babam da bana adadı bu bahçeyi, böylelikle ismi Bahram bahçesi oldu." Dedim. Pandora başını salladı.

"Güzelmiş." Daha sonra gergin bir şekilde sağa sola bakınmaya başladı.

Pandora'nın durduk yere gerilmesi garibime gitmişti.

"Noldu?" Pandora derin bir nefes alıp gözlerimin içine baktı.

"Bahram seninle birşey konuşmam lazım." İyice meraklanmıştım. Adımlarımı yavaşlattım.

"Ne oldu?" Dedim. Pandora derin bir nefes aldı.

"Sen haklıydın?" Kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Hangi konuda?" O kadar çok konuda haklıydım ki şuan ne konuşacağını acayip merak etmiştim.

"Senden birşeyler gizlememiz yanlıştı. Bu yüzden sana söylemek istediğim birşey var." Dedi.

"Seni dinliyorum güzelim." Dedim onu rahatlatmak için. Pandora bir süre kendini diyeceği şeye hazırladı ve derin bir nefes aldı.

"Bahram ben cehennemin prensesiyim. Kral Asmodeo'nun kızıyım yani Alastor'un da kız kardeşiyim." Dedi pat diye. Duyduğum şey karşısında ne tepki vereceğimi dahi bilemedim. Bunca zamandır cehennemin pernsesini mi ayık olmuştum ben? Babam bu yüzden mi bu kadar sinirlenmişti? Şuanda tarih de bir ilki yaşıyorduk. Ciddi ciddi ben, cennetin prensi, cehennemin prensesi ile sevgili olmuştum.

"Birşey demeyecek misin?" Dedi Pandora endişeli ifadeyle. Pandora'yı bu sebepten bırakamazdım ona çok bağlanmıştım. Gülümseyerek ona döndüm, sonuçta artık aramızda bir barış vardı. Ve buna kimse takılmazdı.

"Sorun değil güzelim. Birşey olmaz." Dedim. Pandora yanağıma bir öpücük kondurdu.

"Seni seviyorum prens Bahram." Dedi gülümseyerek.

"Bende seni seviyorum prenses." Dedim göz kırparak. Artık cennet ile cehennem barış içinde yaşayacaktı. Artık evimde, ait olduğum yerdeydim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.