Cennet savaşa tamamen hazırlanmış güneşin batmasıyla birlikte cehennemin ordularını bekliyorlardı. Neyseki başta kral Asmodeo olmak üzere cehennemin ordusu cennete giriş yapmıştı. Kral Asmodeo cennetin savaşa hazırlandığını görünce sinirlenmişti. Nasıl haberleri olmuştu ki? Bozulduğunu fark ettirmeden cennetin kralı Logos'a baktı.
"Yenilgiye hazır mısın kral Logos." Dedi şeytanice gülümseyerek.
"Çok hızlı heveslenme çabuk üzülürsün." Dedi kral. Ama kraliçe Madan o kadar ümitli değildi. Çünkü kralın oğlu Alastor savaştaydı ve onun da kehanetinde zafer vardı. Kendi melekleri ise anlaşılan hala cehennemdeydi.
"Saldırın." Kral Asmodeo'nun emri gelir gelmez şeytanlar ve melekler birbirine girmişti. Cehennemin kralı kendine rakip olarak cennetin kralı Logos'u almıştı. Kraliçe Lilith'nin rakibi ise kraliçe Madan'dı. Adaletli bir savaştı. Ama küçük bir sorun vardı. Kralın baş yardımcısı Piamon cennetin tarafındaydı. Kral bu duruma fazla bozulmuştu ve bunun düzelmesini istiyordu.
"Lucifer, Piamon." Dedi kral kısaca. Lucifer kralın ne demek istediğini anlamıştı.
Lucifer Piamon'un karşısına geçip kılıcını çekti. Kılıç çekmek direk öldürmek üzerine bir tehdit ti Piamon bu yüzden kılıcını indirmişti ama en yakın arkadaşı ona kılıç çekmeyi seçmişti.
"Böyle mi olduk şimdi?" Dedi Piamon. Lucifer direk savunmasızken saldırdı Piamon'a Piamon hafif bir sıyrık ile geri çekilerek atlattı. Kılıcını çekti. Lucifer ona düşmanıymış gibi saldırıyordu. Piamon hamlelerine zar zor karşı koyuyordu. O an aklına ölümü müjdeleyen kabuslar aklına geldi. Bir an ayağını sağlam basamadı ve yere düştü. Lucifer, Piamon'un üstüne çıkarak hareketlerini kısıtladı ve bıçağı boğazına dayadı.
"Nasıl yapabilirsin lan!" Diye bağırdı Lucifer. Piamon şimdi anlamıştı. Lucifer ona sinirliydi.
"Özür dilerim ama yapmam lazımdı. Kabuslar gerçekmiş Lucifer." Lucifer'ın yüzünü korku kaplamıştı.
"Olamaz." Dedi sessizce. Piamon Lucifer'dün gelebilecek her hamleyi izliyordu. O ise kılıcını biraz geri çekti. Kılıcın soğuk dokusu Piamon'un boynundan uzaklaşınca Piamon az da olsa rahatlamıştı.
"Neymiş anlamı?" Dedi Lucifer. Hala kılıcı atakta tutuyordu.
"Öleceğim." Dedi. Lucifer kılıcını indirdi.
"Saçmalama ölmene izin vermem." Dedi. Ama bu Piamon'un içini hiç rahatlatmamıştı.
"Piamon kral dedi ki eğer bizim tarafa geri geçersen seni bağışlarmış. Lütfen vazgeç. Cennet seni ölümden kurtaramaz." Dedi. Piamon böyle birşey bekliyordu zaten çünkü cehennemi özlemişti.
"Kabul etmeyeceksin umarım." Dedi Eheres. Bir yandan iblislerle savaşırken bir yandan da Piamon'daydı gözü. Piamon şeytanice sırıttı.
"Üzgünüm melek, şeytanlara güvenmemeniz gerektiğini söylemiştim." Dedi. Lucifer sırıtarak Piamon'un üstünden kalktı ve Piamon'a elini uzattı. Piamon, Lucifer'ın elini tutup ayağa kalktı.
"Piamon taraf değiştirdi." Diye bağırdı Lucifer. Melekler hayal kırıklığı ve sinirle karşılamıştı bunu şeytanlar ise baya memnundu bu durumdan.
Tam bu sırada Alastor'un gücü heryeri kaplamıştı. Yaptığı sihir ile yüzlerce meleği aynı anda öldürmüştü ve gökyüzü sihirin etkisiyle kırmızıya dönmüştü.
"Captain vazgeç." Dedi Tamara. Captain sesin nerden geldiğine baktı. Tamara yukarıdan Captain'in yanına indi.
"Cennet sana göre değil vazgeç. Sen bir şeytansın burda yaşayamazsın." Dedi Tamara. Captain kılıcını yere attı ama Tamara hala sıkı sıkı tutuyordu. Captain, Tamara'nın kılıcı tutan eline baktı.
"Tamara yapamam, o adamın yanına geri dönemem anlamıyorsun. Kral bu sefer bana yapmadığını bırakmayacak ben bir 5 yılı daha kaldıramam." Dedi. Gözü iki de bir Tamara'nın kılıç tutan eline kayıyordu. Tamara Captain'e yaklaştı.
"Captain eğer cennetten vazgeçersen kral seni affedeceğine yemin etti. Ama eğer vezgecmezsen ikimizi de öldürecek." Captain beyninden vurulmuşa döndü. Eğer cennete ihanet etmezse Tamara ölecekti ve Captain bunu asla kabul edemezdi.
"Tamam. Cehenemin tarafına geçiyorum. Yeniden, eski günlerde olduğu gibi." Dedi. Tamara sıkı sıkı Captain'e sarıldı. Sonra krala doğru döndü.
"Kralım Captain cehennemin tarafına geçti." Diye bağırdı mutlulukla. Artık ikisi de özgürdü.
Melekler ve şeytanlar arasındaki savaş hız kesmeden devam ediyordu. Binlerce melek ve şeytan ölmüştü ame kimse geri adım atmıyordu. Herkes yorulmuştu ama kimse cıtını çıkarmadan devam ediyordu. Birden bir yağmur damlası Piamon'un yüzüne düştü. Piamon avucunu açıp yağmurun yağdığında emin olmak ister gibi bir damla daha düşmasini bekledi. O sırada Piamon'un eline bir yağmur damlası daha düştü. Piamon başını gökyüzüne çevirdi ve yağmur hızla yağmaya başladı. Bütün kanı temizlemek ister gibi yağıyordu. Piamon kabuslarını anımsadı. O an geliyordu. Piamon'un son anlarıydı.
*****
Saatler sonra:
Sidelya, Rafael'in yanındaydı. Rafael ona sürekli ihanet ediyordu, iki yüzlü şeytanın tekiydi ama Sidelya sürekli kendini onun yanında buluyordu.
"Bana öyle bakma." Dedi Rafael. Sidelya göz devirdi. İkisi de yerde bağdaş kurmuş karşı karşıya oturuyordu.
"Sinirliyim sana Rafael. Yine ihanet yine ihanet çıkıp sonra bana yine, bana güven, diyeceksin." Rafael bu sefer Sidelya'ya hak vermişti. Her defasında aynı hataları yapıyordu ama Sidelya'nın onu terk etmesini de istemiyordu. Sidelya ise bu kadar hatası olan biriyle vakit geçirmek istemiyordu ama sürekli kendini Rafael'in yanında buluyordu.
"Sidelya biliyorum bana artık güvenmiyorsun ama bana son kez güvenmeni istiyorum. Sonra sen yoluna ben yoluma eğer istersen. Ama bana son kez yardımcı ol." Dedi. Sidelya bunu yapmayacaktı. Kendine söz vermişti, bir kere daha Rafael'e kanamazdı.
"Beni kandırmana izin vermeyeceğim Rafael." Dedi. Rafael parmaklıklara dokundu.
"Hayır Sidelya söz veriyorum bu sefer seni kandırmayacağım. Ama bana inanmalısın." Dedi. Sidelya sinirlenmişti.
"Sana hala nasıl inanabilirim Rafael. Daha ne kadar beni kandırman lazım." Rafael derin bir nefes alıp sakin bir ses tonuyla konuştu.
"Bak Sidelya şuan dışarıda gökler arasında bir savaş var. Benim seninle ilk tanıştığım gün ki kehanetimi hatılrıyor musun?" Dedi. Sidelya, Rafael'i ilk gizli bahçede gördüğü günü hatırladı.
"Savaş gökler arasında olmamalı yer yüzündekiler arasında olmalı demiştin." Dedi. Rafael başını onaylayarak salladı.
"Evet bak hatırlıyorsun." Sidelya derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Gidecekti. Ama Rafael onun gitmesini engellemek zorundaydı. Rafael'i çıkarabilecek tek kişi Sidelya'ydı.
"Sidelya beni dinle." Sidelya durdu.
"Rafael senin ne olduğun bile belli değil. İlk cehenneme rüya yorumcusu olarak girmişsin, sonra kahin olduğunu öğrenmişler, ben ise seni büyücü bir kahin olarak tanıdım. Nesin sen Rafael? Kimsin?" Dedi. Rafael derin bir nefes alıp herşeyi Sidelya'ya anlatmaya karar verdi.
"Anlatacağım. Ama nolur otur ve dinle." Sidelya oturup Rafael'i dinlemeye başladı.
"Bak Sidelya benim annem tıpkı senin gibi sihirli güçleri olmayan bir kahindi. Geleceği görebilirdi ama hep rüyalarında görürdü. Anlam vermesi aylar sürerdi. Babam ise benim gibi bir büyücüydü. Bütün özelliklerini büyücülerden almış bencil bir insandı. Önemsediği tek şey ise annem ben ve kız kardeşimdi. Büyücüler insanlara kolay kolay değer vermezler çünkü her zaman kendilerini düşünürler. Ben ise annem gibi geleceği görebiliyordum. Ayrıca babam gibi de büyücüydüm. Büyücülerin kahiniyim. Kız kardeşim ise tıpkı annem gibi bir kahindi. Ama o nadiren kehanetler görürdü bu yüzden odaklanması gerek çok şey yoktu ve rüya yorumculuğu yaptı. Bu sayede annemin kehanetlerini açıklığa kavuşturmak daha kolay olmuştu. Ben ise bir yandan ustamdan büyü ve kahinlik üzerine eğitim alırken bir yazdan da kız kardeşimden rüya yorumculuğu için ders alıyordum. Cehenneme ilk gittiğimde Alastor'un kehaneti bende olduğu için mecburen gittim. Tıpkı senin cennete gitme sebebin Bahram olduğu gibi. Ve kahinliğimden faydalanmak istemesinler diye kendimi rüya yorumcusu olarak tanıttım ve uzun bir süre kral ve kraliçenin rüyalarını yorumladım. Daha sonra ise kehanet kitabım deşifre oldu ve herkes kahin olduğumu öğrendi. Kral cehennemde kalırsam istediğim herşeyi bana vereceğini söylediğinde kabul ettim."
"Yani seni cehennemde zorla tutmuyorlar mı?" Rafael başını olumsuz anlamda salladı ve anlatmaya devam etti.
"Büyücü olduğumu ise ilk öğrenen kişi sendin. Çünkü başka bir şeytan öğrenseydi krala anlatırdı. Şeytanlar en az büyücüler kadar güvenilmezler. Ve kral öğrenirse beni asla bırakmazdı. Ben ise kız kardeşime söz verdim. Gideceğim, ama geri döneceğim dedim. Şimdi sözümü tutma zamanım geldi. Artık evime dönmem gerekiyor Sidelya. Ama bu şekilde yapamam." Sidelya, Rafael'in anlattıklarına inanmıştı çünkü yalan gibi görünmüyordu.
"Annen ile baban hala hayatta mı Rafael?" Dedi Sidelya. Rafael eski günleri hatırlamamaya çalışarak konuştu.
"Onları yıllardır görmüyorum Sidelya. Neredeler bilmiyorum. Sadece kız kardeşim ve ben kaldık." Dedi. Sidelya derin bir nefes aldı. Son bir kere daha Rafael'e inanmayı seçti. Rafael daha sonra ise artık Rafael hayatında olmayacaktı ve yoluna bakacaktı. Onu unutacaktı.
"Tamam benden ne istediğini söyle Rafael." Rafael gülümsedi. Heyecanla anlatmaya başladı.
"Beni burdan çıkarman lazım güzel kahinim." Dedi. Sidelya demirlikleri baktı.
"İyi de bunu nasıl yapacağım. Benim senin gibi sihirli güçlerim yok ki." Dedi. Rafael ayağa kalktı.
"Odamızda benim dolabımda en üst rafta kehanet kitabım var kitabın arasında büyücü asam var. Onu al sana büyüyü söyleyeceğim." Dedi. Sidelya başını sallayarak ayağa kalktı ve hızla zindandan çıktı.
Yukarı çıkıp odaya girdi. Rafael'in dolabını açıp kehanet kitabını komple aldı. Birkaç önemli bildiği eşyayı daha alıp kendi önemli eşyalarını da aldı ve bir çantanın içine koydu. Hızlıca odadan çıkıp tekrar zindana indi. Kimseye görünmeden geçmeyi başarmıştı. Tekrar Rafael'in yanına yaklaşıp asayı aldı.
"Ne yapmam gerekiyor?" Diye sordu. Rafael kitabı işaret etti.
"İçinde mavi bir kağıtta yok etme büyüsü var." Dedi. Sidelya hızlıca kitabı kurcalayıp yok etme büyüsünün olduğu mavi sayfayı aradı. En son aradığını buldu.
"İçinden büyüyü oku ve asayı parmaklıklar değdir." Sidelya Rafael'in dediğini yaptı ve parmaklıklar mor tozlar halinde yere döküldü. Rafael çıkıp asayı Sidelya'nın elinden aldı.
"Son bir şey yapacağım senin için." Dedi. Sihirle bir kağıt kalem alıp Bahram'ı özgür bırakmak için kaçtığını ve bir daha geri dönmeyeceklerini yazan bir mektup bıraktı.
"Bahram'ı serbest mi bırakacağız." Dedi Sidelya. Rafael başını salladı.
"Kehanetlere saygım var Sidelya. Bu savaşın bitmesi gerek ve bitirebilecek tek kişi Bahram. Çünkü melekler uzlaşma yoluna girmeye daha müsaitlerdir. Bahram Alastor'a zarar verebilecek güce sahip kral bunu göze alamaz." Dedi. Asayla bir portal açtı.
"Gel bakalım güzel kahinim." Diyerek Sidelya'ya elini uzattı. Sidelya tereddüt etmeden Rafael'in elini tuttu. Umarım yanlış bir şey yapmıyorumdur diye geçirdi içinden.
Rafael'in açtığı portal ikisini de cehenneme getirmişti. Cehennem bomboştu sadece Bahram'ın başındaki 8 iblis vardı. Rafael sihirle eline bir kılıç aldı.
"Bende savaşacağım." Dedi Sidelya. Rafael sırıtarak Sidelya'ya döndü.
"Sen kılıç kullanmasını nerden bileceksin kızım." Dedi. Sidelya Rafael'in elindeki kılıcı aldı.
"Sadece izle ve gör." Sidelya birden içeri daldı. Rafael şaşkınlıkla arkasından bakakalmıştı. Hızlıca eline bir kılıç alarak Sidelya'ya yardım etti.
Bütün iblisleri etkisiz hale getirince derin bir nefes aldılar.
"Sen çılgınsın. Ama çok iyiydin." Dedi Rafael. Sidelya gülümsedi.
"Sana demiştim." Bahram bir Sidelya'ya bir Rafael'e bakıyordu. Sidelya, Bahram'ı çözdü. Bahram tam gidecekken Rafael onu durdurdu.
"Prens Bahram. Sana söylemek gerekn birşey var." Bahram durdu. Merakle gözlerle Rafael'e döndü.
"Seni dinliyorum Rafael." Dedi. Rafael derin bir nefes alıp elindeki kitabın sayfalarını çevirdi. Aradığı sayfayı açınca Bahram'a gösterdi ama Behram okuduğundan hiçbir şey anlamamıştı.
"Bu da nedir?" Dedi. Rafael açıkladı.
"Cennete gittiğinizde savaşmanın. Aksine savaşı durdurun. Bu benim gördüğüm bir kehanettir. Ve eğer gökler arasında savaş olursa meleklerde şeytanlar da kaybedecektir. Savaş gökler ve yeryüzü arasında olacak. Eğer cennet ile cehennem arasındaki savaşı durduramazsanız hepinizin sonu olur." Dedi. Bahram'ın kafası karışmıştı.
"İyi de ben bunu nasıl yapacağım?" Dedi. Rafael kendin emin bir şekilde tam cevaplayacakken başka birinin sesi duyuldu.
"Güçlerimizi billeştirebiliriz." Dedi o ses. Bahram dönüp cama baktı.
"Alastor." Alastor ile Bahram sıkı sıkı sarıldılar.
"İyi misin?" Diye sordu Bahram. Alastor başını salladı.
"Pandora iyi mi?"
"Evet o da hala iyi." Dedi. Bahram Alastor'a bir kere daha sarıldı.
"Peki savaş ne durumda?" Diye sordu Bahram. Alastor en son savaştan ayrılırken ki ortamı hatırladı.
"Cennet te cehennemde çok kayıp verdi. Ama savaş hız kesmeden devam ediyor başlayalı üç saat oldu." Rafael'in aklına o an birşey gelmişti.
"Piamon." Dedi birden. Herkesin bakışları Rafael'e dönmüştü.
"Evet Piamon cehennemin tarafına geçti." Dedi Alastor. Rafael dışarıya baktı.
"Hayır ondan bahsetmiyorum. Piamon'un gördüğü kabuslar gerçekti. Piamon bu savaşta ölecek. Üç saat mi oldu savaş başlayalı." Alastor başını onaylarayarak salladı.
"Gökyüzü kırmızı mı?"
"Evet."
"Yağmur yağıyor mu?"
"Evet."
"Sen buraya gelirken Captain Samandiriel ile mi savaşıyordu."
"Evet."
"Yarım saat." Dedi Rafael. Herkes ne olduğunu anlamamıştı.
"Ne yarım saat?" Dedi Alastor.
"Yarım saat sonra Piamon ölmüş olacak." Dedi. Alastor Baham'a baktı.
"Bahram beni dinle. Gücümüzü billeştirip savaşı durduralım." Dedi.
Alastor elini Bahram'a uzattı. Bahram tam elini tutacakken Sidelya aralarına girdi ve Bahram'ı geri çekti.
"Hayır bu bir tuzak Alastor seni kandırmaya çalışıyor." Dedi. Rafael şaşkınlıkla olan biteni izlerken Bahram şoka uğramıştı.
"Nerden çıkarıyorsun bunu Sidelya. Geri çekilir misin?" Dedi Alastor endişe ile. Ama Sidelya çekilmedi.
"Hayır bileğindeki bileklikler biliyorum kontrol bilekliği onlar kral senin gücünü kullanıyor. Bahram ile gücünüzü billeştirince kral onun gücünü de kullanacak ve mutlak güce sahip olup cenneti yenecek." Dedi.
"Öyle birşey yok saçmalama." Dedi Alastor. Bahram Alastor'un bileğindeki bileklikler baktı. Sidelya haklıydı. Kral daha önce de Alastor'un gücünü kullanırken Alastor'un bileğinde bu bileklikler vardı. Alastor yine Bahram'a ihanet etmişti. Bahram bir kere daha Alastor tarafından kandırılmıştı. Bu sefer sinirlerine hakim olmayacaktı. Bahram kaçıncı ihanetini yaşadığını bile bilmiyordu ama aklını kaçırmış gibi hissediyordu.
"Rafael ile Sidelya. Siz gidin ve yapmanız gerekeni yapın. Alastor'un gücünü kral da kullanıyor bana karşı zayıf şuan onunla ben ilgileneceğim." Dedi. Bahram'ın gözü dönmüştü. Rafael'in ise şuan bu umrunda değildi. Tek birşey söyledi.
"Bahram onu öldürürsen dünyanın dengesini bozarsın sakın böyle birşey yapma." Diyerek uyardı ve portal açarak savaş alanına gittiler.
Tam Piamon'un kabuslarının en son kısmına gelmişlerdi. Dina'ya zarar vermeye çalışan bir şeytanı etkisis hale getirmişti Piamon.
"Bunu neden yaptın?" Dedi dine dehşet dolu bir sesle. Piamon gülümsedi.
"Beni aşka inandırdığın için." Dedi. Tam burada Captain'in samandiriel ile savaşması gerekiyordu. Rafael Sidelya ile kendini görünmez yaptı.
"Captain ile Samandiriel'i görebiliyor musun Sidelya?" Dedi Rafael. Sidelya parmağı ile bir noktayı işaret etti.
Rafael ile Sidelya, Captain ile Samandiriel'in savaştığı yere geldiler.
"Şimdi burada bir şeytan Captain'e zarar vermeye çalışacak ilk onu durduracağız." Diyerek açıklama yaptı Rafael.
"Cehennemin tarafına geçmeni üzüldüm." Dedi Samandiriel. Çok sert kılıç darbeleri kullanıyordu.
"Sana bir şey söylemem lazım." Dedi Captain. Hamle yapmadı. O hamle yapmayınca Samandiriel de hamle yapmadı.
"Eğer ben cehennemin tarafına geçmeseydim. Kral onu öldürecekti. Şimdi ise özgürce aşkımızı yaşayacağız. Benim nefes alabildiğin tek yer Tamara'nın yanı." Dedi. Samandiriel kılıcını geri çekip havalandı.
"Umarım pişman olmazsın Captain. O kıza iyi bak." Dedi ve ordan ayrıldı. Tam bi sırada Captain'e planlanan saldırı gerçekleşti ve Rafael bir sihiri ile Captain'in kurtardı. Sidelya'nın elinden tutarak koştu.
"Noldu?" Dedi Sidelya.
"Captain ile Piamon aynı anda ölmüştü." Dedi. Koşarak Piamon'un yanına geldiler. Piamon'un boğazına o anda kılıç dayandı. Dina bağırdı.
"Hayır Piamon." Lucifer direk oraya dönmüştü. Tam bu sırada Rafael eliyle bir kılıç yaptı.
"İyi nişancı mısındır?" Dedi Sidelya'ya.
"Evet." Rafael kılıcını Sidelya'ya verdi ve Sidelya aynı anda kılıcı Piamon'un arkasındaki varlığın boynuna sapladı. Ama varlığın elindeki kılıç Piamon'un boynunu hafiften sıyırmıştı. Dina ne kadar düşmanı olsa da Piamon'un yarasını kontrol etti.
"Piamon beni duyabiliyor musun?" Piamon kan öksürerek konuştu.
"Evet." Lucifer, Dina'yı geriye doğru sihirle iterek Piamon'un yanına geldi.
"Sen bir meleksin, neden ona yardım ediyorsun ki?" Dedi Dina'ya. Dina ayağa kalkıp kılıcını hamle yapmaya hazırladı.
"Çünkü melekler değer verdiğinde düşman olarak görmezler." Dedi. Lucifer meleğe baktı bir süre.
"Onunla ben ilgileneceğim. Buradan uzaklaş." Dedi. Dina da dediğini yaptı.
Rafael ile Sidelya bir portal daha açıp gizli bahçede bir ağacın önüne geldi. Cassiel'in ona anlattığı şeyi hatırladı.
"Bunda ne yapacağız?" Dedi Sidelya. Rafael iki ağaca baktı.
"Bir büyü öğrenmiştim yeni. Kullanma zamanı." Dedi. Rafael asayı eline alıp büyüyü yaptı ve iki ağaç arasına bir geçit açıldı.
"Hazır mısın sevgili kahinim." Rafael elini bir kere daha Sidelya'ya uzattı ve Sidelya bir kere daha tereddüt etmeden elini tuttu. Sidelya Rafael nereye giderse peşinden gidiyordu çünkü yıllarca hep bilmediği yerlere kaçmak zorunda kalmıştı ve hep tek başınaydı. Şimdi ise yanında güvendiği biri vardı.
Büyücülerin diyarına gelince Sidelya gözlerine inanamadı. Gökyüzü pembeydi. Herşey ışıl ışıl ve fazla hayal dışıydı.
"Beğendin mi?" Diye sordu Rafael. Sidelya gülümsedi.
"Bayıldım." Tam bu sırada bir kız büyücü koşarak onlara doğru geldi.
"Rafael." Sıkı sıkı Rafael'e sarıldı. Sidelya buna fazlasıyla bozulmuştu. Lila rengi uzun saçlara ve mor gözlere sahip büyücü kız fazlasıyla güzeldi. Ve Rafael'i nerden tanıyordu da ona böyle sıkı sıkı sarılmıştı. Kız Rafael'in kollarından ayrılıp Sidelya'ya döndü.
"Hoşgeldin. Adın ne?" Diye sordu neşeyle. Bir Rafael'e bakıp bir kıza baktım.
"Sidelya. Senin?" Kız memnuniyetle gülümsedi.
"Roselna." Kızın yanında kendimi fazla yabani gibi hissetmiştim. O bu kadar cana yakın ve güler yüzlüyken benim kıza mal gibi bakmam dışında pek bir sorun yok gibiydi. Kız ilgiyle beni süzüyordu, ben ise nedensizce çok gerilmiştim.
"Daha önce hiç böyle bir büyücü görmemiştim." Dedi kız hayranlıkla. Rafael sırıttı.
"O bir büyücü değil çünkü." Kız şaşkınlıkla Sidelya'ya döndü.
"Kahinim ben." Dedi Sidelya. Kız bir süre daha şaşırmış gibi durmaya devam etti. Burada büyücü olamamak bu kadar mı garip karşılanıyordu?
"Olsun bende büyücü değilim." Dedi kız tekrar gülümseyerek. Rafael azıcık uzağımıza geçmiş bizi izliyordu. Sürekli gözüm ona kayıyordu ama karşımda ki kıza ayıp olmasın diye çok uzun süre bakmamaya özen gösteriyordum.
"Nasıl yani? Burda hep büyücüler kalmıyor mu?" Kız gülümseyerek bana yaklaştı.
"Evet ama ben Rafael sayesinde girdim buraya. Bir istisnayım yani." Dedi Rafael'e bakıp gülümseyerek. Kız ile Rafael'in fazla uzun bakışıp gülüşmesi Sidelya'nın acayip sinirlerini bozmuştu. Ciddi ciddi Rafael'i kıskanıyordu şuan.
"Rafael benim hayatımda ki en değerli kişi. Onsuz bir hayat düşünemiyorum bile. Kendim bildim bileli onunlayım, ve Rafael mükemmel biri." Dedi. Rafael'i anlatırken gözlerinin içi parlıyordu. Sidelya göz devirdi. Rafael ise bu manzarayı hayranlıkla izliyordu. Güzel kahinin onu kıskandığını fark etmişti ve bu çok hoşuna gidiyordu.
"Büyücü değilsen burda ne işin var? Neden kendi türün ile beraber olmak yerine Rafael ile buraya kadar geldin?" Dedi Sidelya. Kız gülümsedi.
"Rafael olmadıktan sonra gittiğim hiçbir yerin anlamı yok." Dedi. Sidelya sinirle gülerek Rafael'e döndü.
"Bakıyorum da Rafael kızların kalbini nasıl çalacağını iyi biliyor." Dedi. Rafael kahkaha attı.
"Sen beni mi kıskanıyorsun?" Dedi Sidelya'ya. Sidelya ise omuz silkip reddetti.
"Saçmalama." Dedi. Karşısındaki kız hala ne olup bittiğini tam anlayamamıştı. Rafael'in buraya getirdiği kız neden bu kadar önemliydi?
"Nesin sen?" Diye sordu Sidelya sertçe kıza.
"Şimdi niye sinirlendin ki birden." Dedi. Sidelya derin bir nefes aldı. Rafael hala kahkahasını zar zor bastırıyordu.
"Haklısın kusura bakma." Dedi. Roselna gülümsedi.
"Tamam bakmam." Dedi. Daha sonra Rafael'e dönüp el kol kaş göz hareketleri yaptı. Rafael birşey yok der gibi bir hareket yapınca kız Sidelya'ya geri döndü. Hala kız Rafael'in nesi oluyor anlayamamıştı.
"Rüya yorumcusuyum. Ve niye bu kadar gerginsin bilmiyorum ama Rafael ile ilgiliyse anlatabilirim." Dedi. Rafael'e döndü Sidelya. Hala gülümsüyordu.
"Ben anlamadım ya." Dedi Sidelya. Şimdi kafasındaki taşlar yerine oturmuştu. Rüya yorumcusuydu kız.
"Bir dakika bir dakika. Sen Rafael'in kız kardeşi misin?" Dedi kıza şaşkınlıkla. Kız başını onaylarayarak salladı.
"Sen bilmiyor muydun?" Sidelya başını hayır anlamında sallayıp Rafael'e baktı.
"Niye söylemedin?" Dedi. Rafael gülerek onlara yaklaştı.
"Kendin bul istedim. Bu arada beni kıskanman çok hoşuma gitti, diğer büyücü kızlarla nasıl konuşacağım bilmiyorum." Dedi Rafael sırıtarak. Sidelya Rafael'in koluna bertçe vurdu.
"Konuşmazsın olur biter." Dedi. Rafael bunun üzerine daha yüksek bir kahkaha attı.
"İnanmıyorum sen ciddi ciddi beni kıskanıyorsun." Sidelya kollarını göğsünde billeştirdi.
"Kıskanmıyorum." Aslında deli gibi kıskanmıştı ama bunu Rafael'e belli etmeye hiç de niyetli değildi.
"Siz sevgili misiniz?" Dedi kız imalı imalı sırıtarak.
"Henüz değiliz." Dedi Rafael gülerek. Kız kardeşi bir bana bir Rafael'e baktı.
"Eee burada dikilecek miyiz?" Dedi Roselna. Rafael bana döndü.
"Burası ormana yakın olan kısım, sen birde tam evlerin olduğu yerleri gör." Dedi. Sidelya'nın elinden tutup Roselna ile birlikte meydana doğru yürüdüler.
Evlerin hepsi birkaç katlı ışıl ışıl evlerdı. Rafael'i görenler meydana toplandılar. El sıkışıp sarılıp gülüşe gülüşe sohbet ettiler. Sidelya arkada Rafael'in mutluluğunu izlerken o da mutlu olmuştu. Ama diğer büyücüler Sidelya'nın büyücü olmadığını hemen anlamıştı ve neredeyse onu herkes görmezden geliyordu. Sidelya kendini biraz kötü ve yanlız hissetmişti. Rafael herkes ile buluşması bitince derin bir nefes aldı. Yapacağı şey için cesaretini topladı çünkü bunu yaptıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
"Muhafızlar." Dedi Rafael. Sidelya Rafael'in ne yaptığını izliyordu uzaktan. İki muhafız Rafael'in yanına geldi.
"Neden çağırdı onları?" Diye sordu Sidelya.
"Bilmiyorum." Diyedek cevap vedi Roselna.
Rafael arkasını dönüp Sidelya'ya baktı.
"Yakalayın." Diyerek eliyle Sidelya'yı işaret etti. Muhafızları Sidelya'yı iki kolundan tutarken Sidelya ne olduğunu anlamamıştı.
"Rafael napıyorsun?" Dedi şaşkınlıkla. Rafael şeytanice sırıtarak Sidelya'ya yaklaştı. Bütün büyücüler bunu memnuniyetle izlediler.
"Seninle işim bitti güzel kahinim." Dedi Rafael. Sidelya'nın gözleri dolmuştu.
"Böyle anlaşmamıştık." Dedi sertçe. Rafael ellerini iki yana açtı.
"Seni uyardım. Büyücülere güvenme dedim. Ama sen benimle buralara kadar geldin. Burada büyücü olmayan birini barındırmazlar güzel kahinim." Dedi Rafael. Muhafızlar döndü.
"Zindana atın." Dedi. Erkek büyücülerden biri ekledi.
"Yarın sabah da ilk iş idam edin." Dedi. Sidelya Rafael'in gözlerinin içine hayal kırıklığı ile baktı.
"İnanmıştım sana. Sana güvendim Rafael, herşeye rağmen ben yine sana güvenmeyi seçtim. Ben sana kandım inanmıyorum. Ciddi ciddi seninle birşeyler yaşayabiliriz diye düşündüm. Kahretsin ya! Ben sana aşık oldum Rafael. Sen sana aşık olmamı istedin ve ben sana aşık oldum. Bunu bana nasıl yapabilirsin." Rafael Sidelya'ya yaklaştı.
"Ama ben sana karşı hiçbir şey hissetmedim sevgili kahinim. Ve sana büyücüler kendinden başka kimseye önem vermez dedim. Hoşçakal güzelim." Dedi Rafael. Ve arkasını dönüp gitti. Muhafızlar ise Sidelya'yı yarın sabah idam etmek üzere zindana attılar.
****
"Hiç pişman değilsin değil mi Alastor." Alastor yerden başını kaldırıp Bahram'a baktı.
"Neyin intikamı bu Bahram. Melekliğini unutmuş gibisin." Dedi Alastor. Bahram, ciddi ciddi Alastor'un zayıflığından yararlanıyor hiç acımadan darbeleri üst üste indiriyordu. Alastor'un savaşıcak gücü kalmamıştı ve kral da Alastor'un halinden bihaberdi. Hala onun gücünü kullanmaya devam ediyordu ve bu Alastor'u Bahram'a karşı zayıf kılıyordu.
"Unuttum. Unutturdunuz lan. Melekliğim mi kaldı? Ne hale getirdiniz beni. İhanetlerinizden, yalanlarınızdan, çıkarcılığınızdan sıkıldım. Bak bana." Dedi ve saçından çekerek kafasını kendine çevirdi.
"Bak Alastor üzerimdeki kıyafetler senin kıyafetlerin. Benim üzerimde şeytan kıyafetleri var. Bak bunlar şeytan mücevherleri. Bak meleğe benziyor muyum? Aklımı kaçırdım lan sizin yüzünüzden." Dedi. Alastor dizlerinin üzerin de durarak ayağa kalkmaya çalıştı. Ama Bahram kılıcı boğazına dayayınca hareket etmeyi kesti.
"Bahram gözün dönmüş ne yaptığını bilmiyorsun. İndir kılıcını." Ama Bahram'ın geri çekilmeye niyeti yoktu.
"Kes sesini." Dedi bağırarak. Alastor sustu. Kılıcın soğuk yüzeyini boğazında hissediyordu ve bu onu tedirgin ediyordu.
Bahram kılıcı azıcık daha ittirip derisini hafifçe sıyırdı. Tam bu sırada aklında bir ses döndü "Savaşı durduramazsanız." Bahramın savaşı durdurması gerekiyordu. Kılıcı çekti.
"Dua et durdurmam gereken bir savaş var." Dedi. Alastor elini kanayan boğazına bastırarak geri çekildi.
"Bahram. Artık böyle mi olacağız." Dedi. Bahram sinirle bir nefes aldı.
"Bir kere daha kandırılmayacağım Alastor. Sen benim en yakın arkadaşım değil mişsin, yanılmışım." Dedi. Camdan uçarak çıktı ve hızlıca gizli bahçeye girdi. Alastor ile savaşırken aldığı birmaç yaranın sızlamasını yok saymaya çalışarak koşmaya başladı. Cennetin girişine girdiğinde ise hayatının şokunu yaşadı. Cennet cehennem gibiydi. Gökyüzü kıpkırmızıydı, yağmur yağıyordu, hava soğuktu ve yerler kan gölüne dönmüştü. Binlerce ölü vardı. Bahram ilk kez gördüğü bu manzaraya inanamadı. Savaşan arkadaşlarını izledi, annesi, babası, tanıdığı herkes hala hayattaydı. Şimdi onun sırasıydı. Şimdi Bahram'ın sırasıydı.
Bahram uçarak havaya yükseldi ve babasının ona yıllarca anlattıklarını hatırladı.
"Bahram." Anafiel mutlulukla bağırdı. Bahram dikkatini bozmadı. "Güç senin içinde" güç Bahram'ın içindeydi. Bahram o gücü hissetti. O gücü dıyarı çıkarmak için ellerine ihtiyacı yoktu. Bahram kasırga gibiydi, etrafında ki bütün rüzgarı kendine çekiyordu farketmeden ama o gücünü topluyordu. İçindeki gücü ortaya çıkardı. Ellerini iki yana açtı ve içindeki bütün gücü özgür bıraktı. Bu güç herkesin kılıçlarını savurdu, gökyüzü yeniden mavi oldu ve yağmur dindi. Bahram herşeyi eski haline çevirmişti. Herkesin gözü Bahram'daydı. Bahram kısa bir süre baş dönmesi yaşadı ama havada ki dengesini korudu.
"Savaşı durduruyorum iki tarafta geri çekilecek." Dedi sertçe. Kral Asmodeo sırıttı.
"Savaş açarken seni dinlemediğim halde geri çekileceğimi mi sanıyorsun?" Dedi. Bahram sözünün dinlenmeyeceğinin farkındaydı.
"Dinlemek zorundasınız. Çünkü gökler hepimize ait. Hepimizin kendi özgür alanları var. Neyin tartışması bu. Cennet ile cehennemden biri yok olursa diğerinin de bir anlamı yok. Melekler kaybederse şeytanlar da kaybeder, şeytanlar kaybederse meleklerde kaybeder. Dost olmayı beceremeyecekseniz düşman da olmayacaksınız. Çünkü sizin düşmanlarınız göktekiler değil yerdekiyerdir. Kral olan sizsiniz biraz mantıklı ve uzlaşmacı düşünmelisiniz. Siz birbirinize girerek kendinizi zayıflatıyorsunuz ve en büyük düşmanlarımız perileri ve vampirlere kolay hedef oluyorsunuz. Bunu yapmamız doğru değil, biz onlara karşı birlik olmalıyız çünkü onlar bize karşı birlik olmaya çoktan razılar. Yarın birgün cennete saldırırsalar cehennem, cehenneme saldırırsalar cennet yardım etmeli. Ama birbirimize girmemiz kesinlikle bir çözüm değil." Dedi. Bahram'ın konuşması aslında içten içe herkesi etkilemişti.
"Bu saçmalık biz şeytanlar siz istiyorsunuz diye savaştan çekilecek değiliz." Dedi kraliçe Lilith.
"Hayır Bahram haklı. Savaşınca elimize hiçbir şey geçmedi. Dört saattir savaşıyoruz ama ne meleklerin ne de şeytanların eline hiçbir şey geçmedi. Sadece daha fazla ölüm yaşanıyor o kadar." Diyerek Bahram'ı destekleyen ilk isim Samandiriel'di. Her zaman mantıklı olan neyse onu yapmıştı ve şimdi yine onu yapacaktı.
"Saçmalık." Dedi kral.
"Aslında değil." Diyerek konuştu Piamon. Dina ile göz göze geldiler.
"Bence de savaşı durdurmalıyız." Dedi Dina.
"Bende durdurma taraftarıyım. İstesek barış ilan etmek çok zor değil." Dedi Eheres.
Kral Logos oğlunun fikrine saygı duydu. Elini cehennemin kralı Asmodeo'ya uzattı.
"Oğlumun ve meleklerimin fikirlerine saygı duyarım. Barış ilan edelim, cennet ile cehennem arasında bir savaş olmasını yasaklayalım. Tabi sende şeytanlarının fikrine saygı duyuyorsan." Kral Asmodeo bütün şeytanlare göz gezdirdi. Hepsi barış ilan edilmesini istiyor gibiydi. Kraliçesine baktı.
"Ne düşünüyorsun bu konu hakkında?" Dedi. Kraliçe Lilith tek kelime etmeden başını onaylarayarak salladı. Kral Asmodeo kral Logos'un elini sıktı.
"Melekler." Diyerek bağırdı kral Asmodeo. Bütün melekler ona dönmüştü.
"Bundan sonra içinizden herhangi biri cehenneme girerse sorun çıkmayacaktır. Özellikle de sen Bahram. İyi alıştın zaten, ne zaman istersen gel." Dedi. Sırıtarak Bahram'a baktı.
"Bir daha adımımı atmam oraya." Dedi. Kral Logos bu sefer şeytanlara seslendi.
"Şeytanlar, sizde cennete istediğiniz gibi girebilirsiniz." Dedi. Daha sonra Anafiel elinde bir kağıt ile yaklaştı. Kral Logos ve kral Asmodeo kağıdı imzaladılar ve artık cennet ile cehennem arasındaki barış resmileşmiş oldu. Artık melekler cehenneme şeytanlar ise cennete istediği gibi gelebilicekti. Ve zarar vermediği sürece istediği gibi kalabileceklerdi. Eğer kuralı çiğneyen olursa 10 yıl zindan cezası sonunda idam edilecekti.
Bahram'ın hala hafiften başı dönüyordu. Birazdan daha fazla dengesini korumayabilirdi.
"Oğlum." Dedi kral Asmodeo. Sağına soluna bakıp Alastor'u aradı ama bulamadı.
"Bahram, Alastor yanına gelmişti. Nerede?" Dedi. Bahram sırıttı.
"Ceza verdim cehennemde bıraktım onu." Dedi. Kral Asmodeo parmağını şıklattı. Bütün şeytanlar toplandı ve cennetten çıktılar.
Bahram baş dönmesini daha fazla karşı koyamıyordu. Aşağı indi. Annesine, babasına ve Anafiel'e sarıldı.
"İyi misin Bahram?" Diye sordu kraliçe Madan.
"Evet anne iyiyim." Kral Logos oğluna yaklaştı.
"Birşey yapmadılar sana değil mi?" Bahram'ın aklına geçirdiği sinir krizleri ve ihanetler geldi ama atlatabilirdi. Şimdi bunları konuşmanın zamanı değildi.
"Yapmadılar." Dedi. Gözleri sürekli etrafta dolanıyordu. Anafiel elini Bahram'ın omzuna koydu.
"Neyin var?" Dedi. Bahram onu baktı ama çift görmeye başlamıştı.
"Başım dönüyor biraz." Dedi. Cennetin kralı Logos, Bahram'a yaklaştı.
"Neden?" Diye sordu. Bahram zar zor konuşuyordu. Ve algılamakta zorluk çekiyordu.
"Çok enerji harcamış olmalıyım. Daha önce de oldu." Dedi ama tane tane konuşuyordu. Bahram'ın gözleri kararmaya başladı ve bilincini tamamen yitirdi. Kral oğlunu tuttu.
"Şifacılar!" Şifacıları çağırıp oğlunu odasına çıkarmalarını istedi.
Kral Logos oğlu için endişeliydi. Bahram'ın üzerinde şeytan kıyafetleri ve ufak tefek sıyrıklar vardı. Şeytanlar onu bir ayda iyice kendilerine benzetmişlerdi. Hayatı yeni tanıyan Bahram kim bilir nelere şahit olmuştu diye düşünmeden edemiyordu. Üstelik kral Logos oğlu Bahram'ın akıl sağlığı için de endişeliydi. Bir meleğin cehennemde uzun süre kalmasının nelere sebep olabileceğini gayet iyi biliyordu. Ama Bahram bunları atlatabilecek kadar güçlüydü, kral buna inanıyordu. Bahram güç ve zaferle müjdelenmiş bir melekti. Üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktu ama herşeyin bir zamanı vardı.
"Artık herkes evinde, cennet ve cehennem arasında barış var. Melekler cehenneme, şeytanlar ise cennete girebiliyorlar. Peki bu kadar özgürlük iyi mi? Şeytanlar en az büyücüler kadar güvenilmez varlıklar. Cennet onlara güvenecek mi gerçekten? Peki ya perilere ve vampirlere karşı gerçekten birlikte savaşacak takım ruhuna sahipler mi? Birşeyi ileri yüzüne bulaştırmadan yapabilecekler mi?"
"Bu mucize gibi birşey cennet ve cehennem yıllar sonra böyle birşeye kalkıştılar."
"Başaramayacaklar."