İçeriğe geç

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 9 · 6 dk okuma

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 9

İkiz Kılıçlar

İnsan hayatı ikiye ayrılır,ilk kısım ne olduğunu bilmeden amaçsızca yaşamaktır.İkinci kısım ise insanın kendi içindeki gücü keşfettiği andan itibaren başlar...

Şimşekler çakıyordu.Gökyüzü mora bulanmış haldeydi.Ben ise elimdeki kılıçla devasa canavarın karşısında öylece duruyordum.Yerinden kıpırdama zahmetine bile girmemişti."Ne o,korktun mu yoksa.Minik salyangoz"Muhtemelen hayatın boyunca aldığım ve alacağım en büyük risk bu olmuştu.Rarutanın sinirli kükremesi ile birlikte üzerime atılması bir oldu.Kılıcımı rastgele sallarken pençelerden kurtulmaya çalışıyordum.Şimşekler yerlerini yıldırımlara teslim ederken odağımı toplayıp yıldırımları yönlendirmeye çalışıyordum.Bir yıldırımı rarutanın gövdesine isabet ettirdiğimde canavar haykırarak yere yığıldı.Ne yapacağımı bilemeden ikinci büyük riski alarak yanına gittim.Yıldırım yaratığın gövdesinden kuyruğuna kadar uzanan derin bir yarığa neden olmuştu.Gözleri kapalı olsada konuştum "Demek yapabileceğin bu kadardı.Bir daha sevdiklerimden herhangi birine daha en ufacık bir zararın dokunursa o yıldırımlardan birinide kafana yersin"Kılıcımı rahat bir tavırla omzuma yaslayıp ormanın içine yürümeye başladım.Yürürken bir yandan da düşünüyordum.Bu yıldırımlar veya şimşekler tam olarak nasıl ortaya çıkıyordu?Şimdiye kadar öfke ve korku anlarında ortaya çıkmıştı fakat normal zamanlarda da kontrol edilebilmeliydi.Kendi kendime mırıldandım "Boris bunu biliyordur,ona sorarım"Kılıç omzumu ağrıttığından elime alıp sallayarak yürümeye başladım.Gördüğüm rüya benzeri şeyde de bu kılıç vardı ama uyandığımda yanımda duruyordu.Şahin gözlerimin dolmasına sebep oluyordu.Küçükken Douglas ile oyunlar oynardık.Oyunların birinde düşüp dizimi yaraladığım zaman kendisinin bir şahin olduğunu ve benim koruyucum olduğunu söylemişti.Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim.Onu özlüyordum.Ama burada kalmak ve savaşmaktan başka çarem yok gibi gözüküyordu.Zaten gelme demişti,senin işin burada demişti.Yürürken bir anda durdum ve kılıcı sol koluma bastırıp konuştum "Kanım üzerine yemin ederim ki burada ki görevim tamamlanmadıkça, Douglas'ın istediği gibi kraliçe olmadıkça onun yanına gitmeye çalışmayacağım ve onun kanını yerde bırakmayacağım"Kolumu boydan boya kesip kanımı akıttım.Onun için yapacaktım.Bir süre olduğum yerde kaldıktan sonra ağaçların arasından konuşmalar duydum."Kendisi böyle istedi biliyorsun,otur artık şuraya başım döndü"

"Yaşadığını hissettim ama onu bırakmamam gerekliydi,tek başıma olsam bırakmazdım!"

"Ben mi suçlu oldum şimdi?!Ben başım çaresine bakardım ki aptal muhafız!"Ağaçların içinden çıkarak tartışmakta olan kardeşime ve muhafızıma baktım."Ne oldu korktunuzmu yoksa?"Sesimle birlikte ikiside bana doğru döndü gözlerinde yaşadığıma dair gelen rahatlamayı görüyordum.Aithne hemen yanıma gelerek bana sarıldığında Boris sol kolumdaki uzun kesiğe bakıyordu."Ne oldu oraya?"Boris'in sesiyle Aithne geriye çekilip beni incelerken sıkılarak "Özel bir durum"dedim.Boris bile olsa ona bundan bahsetmeye niyetim yoktu.En azından Aklıma takılan bir soru üzerine Aithne'a biraz uzaklaşmasını söyledim.Boris kızgın gözler ile bana bakarken onu umursamadan"yaşadığını hissediyorum dedin,bu ne anlama geliyor" diye sordum.Yerdeki kuru yaprakların üzerine oturup kılıç ile toprağı eşelemeye başlamıştım."Tanrıça seni her an takip etmem için bir çeşit tılsım yapmıştı.Siz insanlar muhtemelen bu bağlanmak dersiniz."Bu açıklamayı yaptığı için oldukça kızgın ve rahatsız görünüyordu.Üzerindeki bu hali dağıtmak için alay ile sordum "Madem öyle bir durum var nereden bileyim bunun gerçek olduğunu"hâlâ toprak ile oyalalıyordum,o ise benim onu mutlu etme çabalarımın aksine iyice sıkılmış görünüyordu"Şöyle anlayabilirsin mesela,kolundaki yarayı buraya gelirken açtın.Amacın ise kan yeminiydi ama kime ettiğini ben bile bilemiyorum çünkü kendini iyice kapatmışsın"Bu söylediklerine gerçekten hayret etmiştim hatta biraz sevmiş bile olabilirdim ama bunu belli etmemek için umursamıyormuş gibi davranmaya başladım ve kafamı toprağa daha da gömdüm."Demek sevdin öyle mi?Sana bir sır bende bu yüz ifademi sevdim"Başımı hızla kaldırdığımda sırıtan yüzünü gördüm.Bu sefer yüksek sesle"Harika"dedim"İçimizden de düşünemeyeceğiz artık"Sitemim karşısında hoş kahkahasını duymak yerimden kalkıp ona sarılmama yetmişti.Sıkı sıkıya sarılmamın arkasından "Bu bana ikinci sarılışın oldu, alışmaya başlıyorum" dedi.Rahat bir gülümseme yüzüme yayılırken "Alış"dedim "Alış da daha çok sarılayım"Konuşmamın sonlanmasından sonra gözleri arkamda duran kılıca kaydı ve yüzündeki huzurlu gülümsemenin yerini şaşkınlık aldı."Bunun sende ne işi var?"

"Uzun hikâye ama şöyle diyebilirim,bir şekilde bunu bana Douglas verdi.Neden soruyorsun?"ciddi yüz ifadesi korunurken bahsettiği şeyler beni tekrar hayrete düşürmüştü."Bu kılıç ışık krallığı'nın kaybettiği ulu kılıç.Eski zamanlarda adına xiphos derlerdi.Üzerindeki yazıların farklı bir ırka ait olduğunu düşündüren şey bu diyardan kimsenin bu yazıları okuyamaması.Sende olmasına çok şaşırdım" duyduklarımı sindiremediğim için işi alaya vurdum "Eh, öyleyse şansımı kullanmış olmalıyım" Boris bana bu iş şaka değil der gibi bakarken gelen haykırma sesi ile her şeyi unutup Aithne'ın en son gittiği yere Gördüklerim karşısında ise bugünün bilemem kaçıncı şokunu yaşarken gururlanmadan edememiştim.Aithne kılıcı ile harikalar yaratıyordu.Önce kılıcı görünmez birinin karnına savurdu, ardından bir darbeden kaçmak için ters takla atıp birine yumruğu geçirdi.Hayali rakiplerinden birinin sonu ise kafasının uçması oldu.En sonunda hızını alamayıp bağırarak kılıcı karşısındaki ağaca fırlattı.Kılıç ağacın tam ortasına isabet ederken Aithne kambur konumuna geçerek ellerini dizlerine koyup nefeslenmeye çalıştı.O kadar ciddi çalışıyordu ki karşısında gerçek insanlar olsaydı hiç şansları yoktu.Boris kulağıma eğilip alayla fısıldadı "Bak kardeşin neler başarıyor,sen ise hâlâ gücünü kontrol edemiyorsun.Ne yazık" Bu hayattaki en kötü huylarımdan biri muhtemelen çok çabuk gaza gelmekti.Bundan dolayı yüzümü Boris'e döndüm.Nefesini duyabileceğim kadar ona yakın olduğumu unutmaya çalışarak "Peki ozaman sevgili muhafız"dedim"Sana neler yapabileceğimi göstereyim"Aithne'yi yalnız bırakıp eski yerimize geçtiğimizde karşılıklı olarak yerlerimiz almıştık.Dövüş pozisyonu aldığımda konuşmaya başladı"Raruta ile karşılaştığın zaman gökyüzünün mor olduğunu gördüm ama tahminimce elektrik canavarı, gücünü kontrol edemiyorsun.Senin için bunu kolaylaştırayım."Vahşi bir sırıtış yüzüne yerleştikten hemen sonra öne atılıp karnıma bir yumruk savurdu.Tam zamanında geri çekildiğimden yumruğu bana isabet etmemişti.Gülümsedim"Demek öyle sert oynayacağız,bana uyar"konuşmamı bitirir bitirmez yüzüne hızlı bir tekme attım.Tekmem isabet etmediği gibi ayağımı yakaladığından bir anda kendimi yerde bulmuştum.Zıplayarak ayağa kalkıp bir tekme daha attım,tekmenin yüze çarptığını görmeden yumruğumu karnına geçirdim.Kendi etrafımda dönüp bir tekme daha attığımda yere düşmüş muhafıza sırıttım.Bir şey söylememe gerek yoktu, konuşmakta yoktu.Elimi uzatmatmama gerek kalmadan yerden kalkıp yüzündeki kanı sildi.Halinden memnun bir şekilde suratıma aşırı süratli bir yumruk indirdi.Patlayan dudağıma takılmadım.Hırslanmıştım artık.Bileğine yapışıp karnına bir yumruk indirdim.Geriye çekilip tekmeyle onu ağaca çarpacağım sırada kafama gelen bir tekme ile kaşim patlarken yere savruldum.Bu kadar darbe sinirimi bozmaya yetmişti.Adeta kükreyerek elimi öne uzattığımda yıldırım Boris'den birkaç adım geriye düştü.Ellerimin etrafında mor alevler dolanırken yumruklarımı arka arkaya Boris'e indirdim.Yere düşen muhafıza elektrik pek etki etmemiş gibiydi.Ne yapabileceğimi anlasın diye kolumun altındaki ve bacağımdaki hançerleri arkasında kalan ağaca ard arda fırlatarak dövüşü sonlandırdım.Ağzının kenarından süzülen kana rağmen suratında memnun bir ifade olan Boris "Aferin"dedi "Senden beklediğim performanslar bunlar işte"Zorlanarak da olsa ayağa kalkarak yanıma geldi.Patlamış kaşınımdan akan kanı kibarca sildikten sonra hırıltılı bir ses ile konuştu"Gücünü sadece öfke anında değil normalde de kullanmayı bilmelisin"Yavaşça başımı salladım,Boris benden uzaklaştığında ağaca yaklaşıp fırlattığım hançerleri çıkardım.Birini dizime bağlarken diğerlerini gömleğimin kollarında ki gizli bölmelere sakladım."Sana fırlattığım hançeri taşıman ne manidar"alayla konuşan Boris'e tatlılıktan uzak olan bir gülümsemeyle karşılık verdim."Ne olur ne olmaz,en azından biri bende"Mutlu gülümsememin solmasına neden olan bir çığlık kulaklarımdan ruhama dolarken çığlığın çaresizliği beni olduğum yere çiviledi.Muhafızın koşarak uzaklaştığını gözlerim görüyor fakat beynim algılamıyordu.Aklım koşmamı haykırırken tek yaptığım öylece durmaktı.Boris geri geldiğinde ağzından çıkan sözler boğuk duyulduğundan bir süre onu duyamadım.Omuzlarımdan tutulup sarılırken aklım çekilen bir paket lastiği gibi serbest kaldı ve Boris'i duymaya başladım "Aithne yok, kılıcı yerde duruyor ve hiçbir iz yok."Panik her tarafımı sarmış durumdaydı.Aklım bir kişiyi daha kaybedemezsin derken ağzım "Nerede olabilir çabuk söylemen lazım"dedi.Boris'in "Yaklaşık iki dakika yürüdükten sonra gittikleri yere direkt gidebiliriz acele et"dediğini zar zor duyuyordum.İçimde tutmaya çalıştığım ikinci benliğim beni çoktan esir almıştı.Ruhsuz bir şekilde Douglas'ın bana emanet ettiği kılıcı ve Aithne'ın çok kıymetlisini sırtıma ikiz kılıç stili ile bağladıktan sonra yürümeye başladım.Ayaklarım kendini bilir gibi yürüyordu fakat aklımda sadece tek bir şey dönüyordu.Bunu yapanları yaşatmayacağım.

İblislerin kaçırdığı prenses zincirleri ile yerde prensin tahtının önünde duruyordu.Prens bekliyordu, asıl hedefi bu kız değildi.Ölümsüz güce sahip olan,ama farkında olmayanı bekliyordu...Mor saçlı prensesi.Gözcülerden biri hareketlendiğinde geldiğini anladı.Gücün enfes kokusu etrafa yayıldığında şatonun kapısı büyük bir gümbürtü ile açıldı.Prensesin arkasında boğazlarında iki hançer olan kanlı bendenler görülüyordu,prenses ise gözlerinde vahşi bir pırıltı ile önce yerdeki kıza ardından prense baktı.Sırtındaki iki kılıcı çekip eline aldığında öldürme arzusuna yenilmiş görünüyordu.Vahşice kocaman gülümsedi ve fısıldadı:

"Ölümünüz geldi"

Bölüm sonu

21 yorum