İçeriğe geç

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 8 · 7 dk okuma

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 8

Düşüncelerin Fısıltıları

Sorular...İnsan hayatının zehir olmasını sağlayan sorular.Her an her saniye düşünürüz ve içimizi kemiren sorular düşüncelerin fısıltılarına dönüşür...

Elimdeki haritaya bakarak ilerliyordum,ne kadardır yürüdüğümüzü kestiremiyordum ama yol boyunca Boris tek kelime etmemişti.Zihninde beni suçluyor olmalıydı.Ona göre masum olan orman halkından iki canlıyı öldürmüştüm.Yürüdüğümüz orman yolu boyunca bunu düşünüyordum,ben gerçekten masum varlıkları mı öldürdüm yoksa hak etmişler miydi?.Yeni benliğim sırf o cansusların yüzünden Douglas'ın öldüğünü söylüyor,onlara zerre kadar acımıyordu.Fakat geride bırakmaya çalıştığım benliğim yere yığılıp ağlayacak kadar kötü durumdaydı, üstelik orman halkının beni sevmesine rağmen onlardan birini öldürdüğüm için kendine çok kızgındı.Gerçi mantıklı düşünülürse orman halkı onların cansus olduğunu öğrendiğinde zaten öldüreceklerdi ama suçluluk duygusu kolay bir şey değildi.Düşünceler içimde büyürken haritaya doğru düzgün bakamıyordum.Boris'e bırakmadan haritayı incelemeye başlamış sonuç olarak diğer kardeşim ormanın içinde olduğundan ve biz hâlâ ormanda olduğumuzdan çığlıklar ormanının daha da içine girmiştim.Haritaya göre ormanın adı çığlıklar ormaydı.Belli bir süre yürüdükten sonra karlı bir bölgeye giriş yaptık.Bu diyar ile ilgili çok az şey biliyordum ve diyarın bana göre garip yönleri olacağını kendime sürekli hatırlatıyordum fakat bizim geldiğimiz ormandan sonra kar yağan soğuk bir bölüme geçmek ve ormanın hâlâ aynı olması değişik gelmemiş değildi.Boris'in sessizliği bozulmadığından ve artık sıkıcı olmaya başladığından konuşmaya başlamak için ağzımı açtım ama Boris konuşmaya başladı"Onları öldürmemen gerektiğini düşünmüyordum,orman halkı zaten onları öldürecekti.Kendini suçlu hissetme"Olduğum yerde durup kaldım.Arkamı döndüğümde onun da durduğunu gördüm.Bir anlık hareket ile ne yaptığımı düşünmeden yanına gidip ona sıkıca sarıldım.Bunu neden yaptığıma ben bile şaşırırken Boris sadece kollarını bana doladı.Bembeyaz bir manzaranın ortasında sadece biz vardık.Kar taneleri üzerimize düşüyordu.Ormandan çıt çıkmıyordu, herşey durmuş gibi.Ona sarılmanın iyi geleceğini beklemiyordum ama sıcaklığı her tarafımı sarıp içimi ısıttı.Aklımdaki düşünceler teker teker kayboldu ve geriye sadece o an kaldı.Boris yavaşça geri çekilip gülümsedi.Günler sonra ilk defa sahteliğin yakınından bile geçmeyecek şekilde ben de gülümsedim, gerçekten içimden gelerek.Yan yana yürümeye başladığımda konuştum,kederden uzak sakin bir huzurla"Neden"dedim"Neden sana sarıldığımda sanki daha önce kaybettiğim bir şeyi bulmuş gibi hissettim,neden içim ısındı?"Boris hafifçe güldü"Zamanı geldiğinde, elektrik canavarı öğreneceksin"Bu konu üzerine bir şey söylemeden başka bir konuya geçtim"Biraz duralım,mola vermeye ihtiyacımız var"Açıklık bir alanda durmak istemiştim çünkü ormanın içinde açık bir alanda olmaktan daha az güvende hissediyordum.Üstelik buranın manzarası çok güzeldi.Göz alabildiğine açıklık ve kar,ileride tek tük ağaçlar gözüküyordu ve iki yanımız ormanın derinlerine açılıyordu.Çamtamı karlı zeminin üstüne koyup fermuarını açtım ve içinden yürüyüş pantolonunu çizmeleri ve gömleği çıkardım.Boris'e üstümü değiştirmem gerektiğini söyleyip ağaçlık alanlara yürütecektim ama beni durdurdu"Tek başına oraya gitmeni tavsiye etmiyorum"soran gözlerle baktım"Peki nereye gideyim?"Boris'in yüzünü bir sırıtış kapladı ve konuştu"Bunu ben sağlayabilirim sanırım"etrafımı birden bir karanlık kapladı, yuvarlak bir balona benziyordu.Dışarıdan Boris' in sesini duydum"İşin bittiğinde seslenmen yeterli"Bir kaç saniye hareket edemedim fakat sonra onu bekletmemek için hızlıca üstümü değiştirdim.Çıkardığım elbiseyi ve ayakkabıyı elime aldıktan sonra ne diyeceğimi bilmeyerek seslendim"Boris"ne söyleyeceğimi bilmediğimden sadece seslenmiştim.Bir kaç saniye gibi kısa bir sürede etrafımdaki karanlık kalktı.Boris rahat bir şekilde yerde oturuyordu.Kıyafetlerimi çantama geri koyup hırkayı aldım.Yavaş hareketler ile Boris'in yanına oturup hırkayı ikimizinde omuzlarını kapatacak şekilde yerleştirdim.Bir nevi bir teşekkürdü bu,bir şey söyleyemediğimden bu şekilde teşekkür etmiştim.Gözlerimi kapatıp başımı Boris'in omzuna yasladım.Günler sonra huzur hissediyordum.Boris derin bir nefes alarak konuşmaya başladı "Uyumayacaksan beni dinlemeni rica edeceğim"belli belirsiz başımı salladım ama gözlerimi açmadım.Uyumaya niyetim yoktu,biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulmayı düşünüyordum.Boris konuşmaya başladığında bir masal dinler gibiydim."Bu diyar artık insan diyarı değil,size göre öteki Diyar olarak geçer fakat biz anthrapos mors deriz.Burası hakkında çok az şey biliyorsun,yolu sana ben göstereceğim"Gözlerimi açıp ona baktım"Gösterecek misin"neyi sorduğumu anlamıştı "Göstereceğim"yavaşça başını sallayıp konuşmuştu.Bir kaç saat öncesinde ondan nefret ederken nasıl olur da birden bana huzur vermeye başlamıştı? Bunları şimdi düşünmek istemiyordum sadece anın tadını çıkaracaktım çünkü daha sonrasında ne olacağını bilmiyordum.İçimde hissettiğim bir şeyden dolayı konuştum "Boris bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz,eğer bana bir şey olursa kardeşlerime sahip çıkmanı istiyorum muhafız"Aniden bana döndü, gözleri kararlılıkla parıldıyordu"Öyle bir şey olmayacak elektrik canavarı,buna izin vermem"Derin bir nefes alıp ormanın kokusunu içime çektim.Sonra aniden bir ses duydum,kükreme gibi bir şeydi.Ne kadar uzakta olduğunu seçemedim fakat ürkmüştüm.Başımı bir açıklama yapmasını beklediğim Boris'e döndürdüğümde onu ilk gördüğümden beri görmediğim bir şey gördüm.Gözlerinde bir tedirginlik vardı.Yavaşça ayağa kalktı ve konuştu"Artık gidelim,daha fazla zaman kaybedemeyiz"Ayağa kalkıp karşısına dikildim"O ses neydi, söyle bana muhafız ne oldu?"Sıkılarak konuşmasını dinlemeye başladım"O bu diyarın canavarı, kırmızı gözleri olan derisi taştan bile sert ve korkutucu yaratık"iç çekip konuşmaya devam etti"İnsan derisini çok severler ama orman halkına zarar vermiyorlar,çabucak yola koyulmalıyız kardeşin tehlikede olabilir"Anlattıkları karşısında sessizce ve çabucak çantamı topladım,korkmama rağmen soramadan edemedim"Adı nedir bu yaratığın?"

"Adları raruta"Söyledikleri karşısında aniden gülmeye başladım,Boris ise bana delirmişim gibi bakıyordu.Kendimi zorla durdurduktan sonra "Özür dilerim"dedim"Anlattıkların karşısında,ne bileyim... böyle bir isim bana bahçeden bulduğun bir salyangoza değişik bir isim vermeye çalışmak gibi geldi"Boris hâlâ bana gözlerini fal taşı gibi açarak bakıyordu"Onunla umarım karşılaşmazsın elektrik canavarı,yoksa kendisine salyangoz dediğin için sana biraz kızabilir"Hafifçe öksürdüm ve ciddiyete geri döndüm.Boris benden haritayı istediğinde itiraz etmeden kabul ettim.Ormanın derinliklerine girip yürümeye başladık.Fakat sonra her şey bir anda oldu.Önce bir haşırtı duydum,sonra boğazıma dayanan soğuk bir metal hissettim.Bir kılıcın ucu olduğunu tahmin ediyordum ve oldukça keskindi.Olduğum yerde hareketsiz kaldığımda kulağımın dibine fısıldadı kılıcı tutan el"Bana doğru döneceksin,ama sessiz ol bizi bulmasını istemezsin."Yavaşça sese doğru döndüm kılıç hâlâ boğazımdaydı.Kılıcı tutan kişiyi gördüğümde nefesim kesildi.Kıpkırmızı saçlar ve yeşil gözler.Bu yüz içimi acıtıyordu.Sol gözünün kenarından aşağı doğru inen üç kanlı iz vardı.Belliki yakın zamanda olmuştu.Tek eliyle kılıcı boğazıma tutuyordu.Hareket edemediğimden arkaya doğru seslendim"Bu o mu? Söyle bana muhafız"Ardından Boris'in sesini duydum yabancıya söylüyor olmalıydı"Kılıcı indir,o senin kardeşin"O cansuslar kardeşimin öğrendiğini söylemişlerdi.Ondan dolayı olmalı ki kılıç yavaşça aşağı indi.Nasıl bir giriş yapmam gerektiğini bilmiyordum bundan dolayı önce adımı söylemeye karar verdim "Ben Persophone"tereddütle elimi uzattım.Kılıçlı karşılaşmadan sonra biraz garip bir başlangıç olmasına rağmen elime uzanıp "Adım Aithne"dedi.Yanına gidip elimi yaranın olduğu yere değdirdim"Bu nasıl oldu?"sesim sandığımdan hüzünlü çıkmıştı.Aithne aniden bir şey hatırlamış gibi "Gitmemiz gerek"dedi "Beni bulmaya gelecek"Hiçbir şey anlamıyordum ancak Boris gidelim elektrik canavarı diyince sorgulamadan yürümeye başladım.Aithne aklı başında bir şekilde daha fazlasını sonra konuşuruz Persophone,önce açıklık bir alana gidelim"Boris en önden gidiyordu.Aithne'ı geride bırakıp Boris'e yaklaştım"Raruta mı,o mu yapmış?"kafasını sallayarak doğruladı"Rarutalar bölgesi buraya yakındır,yani buralarda bir kaç rarutaya denk gelmen olası"Geldiğimiz açıklık alana geri döndüğümüzde gördüğüm manzara karşısında Boris'in kolunu tuttum.Gökyüzünün tamamı kuşlar ile dolmuştu.Kaçıyorlardı, çığlık çığlığa kaçıyorlardı.Aniden onu gördüm,Raruta'yı.Çok uzakta ağaçların arkasından bile gözüken kırmızı gözleri vardı.Devasa bir cüssesi,kabuklu dikenleri andıran bir sırtı vardı.Aithne kılıcını çekti.Ufacık bir ses çıktı.Ve Raruta'nın kafası bizim olduğumuz tarafa çevrildi.Ağzını açıp dünyayı yırtarcasına kükreyerek bize doğru gelmeye başladığında koşmaya başladık.Nasıl o kadar hızlı hareket ettiğini bilmesemde nefesini ensemde hissettiğimde haykırdım "Boris! Aithne'ı alıp uzaklaş buradan,hemen!"

"Olmaz benim görevim seni korumak"

"Bu bir emirdir muhafız!"Boris hızlıca durumu kabullenip Aithne ile ormanın içine daldı.Onlar gözden kaybolurken ,ben koşmayı bırakıp yaratığa döndüm.Raruta da durmuş, kırmızı gözlerini bana dikerek bakıyordu.Hırıltılı bir ses konuşmaya başladı,sanki bir sürü kişi konuşuyormuş gibi yankılı geliyordu sesi"Geleceğin prensesi, Persophone Sorwalin.Bana kızı ver yada öl!"Kız dediği Aithne olmalıydı.Karşımdaki devasa varlıktan korkmama rağmen kararlılıkla ve zorlukla konuşmaya çalıştım çünkü ona doğru çekiliyor gibi hissediyordum.Düşüp bayılmamaya çalışırken ağzımı açtım "Onu sana vermeyeceğim,benimle yüzleşmen lazım"Korkunç bir ses duydum, gülüşe benziyordu sonra hissettiğim pençe darbesi ile yere düştüm ve bilimcimin kapandığını hissettim.

Işıklı uzun bir yoldayım, üzerimde beyaz bir elbise var.Yürüyorum nereye gittiğimi bilmeden.Sonra görüyorum onu,Douglas'ı.Yolun sonundan bana doğru ilerleyip önümde duruyor.Konuşmaya başlıyorum sonra"Ben geldim Douglas, artık tekrar mutlu olabiliriz"Kederle gülümsüyor Douglas, hüznü sesine bulaşıyor"Olmaz Persophone olmaz,buraya gelmenin zamanı değil."Elini uzatıp beni kendine çekiyor ve sarılıyor bana"Seni hep izliyorum,hep izleyeceğim.Seni çok seviyorum Persophone ama burada olamazsın.Seni bekliyorlar,senin için endişeleniyorlar."Göz yaşlarım omzuna akıyor Douglas'ın daha da sarıyor beni kollarıyla"Daha kraliçe olacaksın ve ben seni hep buradan izleyeceğim"Yavaşça çekiliyor sonra ve ben konuşmaya başlıyorum "Beni bırakma"minik bir gülümseme oluşuyor Douglas'ın yüzünde"Seni bıraktığımı kim söyledi?"Kalbime dokunuyor sonra "Ben hep buradayım" Eğilip alnımdan öpüyor "Git Persophone, arkandan gururla izleyeceğim seni.Geleceğin kraliçesi"Sonra bana bir kılıç uzatıyor, üstünde bir şahin figürü var.Burnunu çekerek konuşuyor"Bak bu bizim sembolümüzdü.Beni buna bakarak da hatırlayabilirsin.Söylemiştim herzaman seninle olacağım"Kılıcı elime tutuşturup gidiyor yavaşça sonra son bir kez dönüp hüzünlü gözlerle bakıyor"Benim için Persophone git ve kraliçe olduğunu göster,elveda"Arkasını dönüp gidiyor ve ben elimdeki kılıcı gözyaşlarım ile suluyorum.Sonra kılıcı alıp çıkıyorum beyazlıların içinden.

Uyandığımda elime yakın bir kılıç duruyordu.Şahinli bir kılıç.Kılıcı alıp ayağa kalktığımda Raruta'nın hâlâ orada olduğunu gördüm.Kılıc bana güç veriyordu.Sonra gökyüzü mora bulandı ve yer titremeye başladı.Rarutaya bakarak başımı yana eğdim ve konuştum "Bana ne yapabileceğini göster"Son hamlem ise kılıçla öne atılmaktı.

Düşüncelerin fısıltıları vardır,benim düşüncemin fısıltısı bana bir kraliçe olduğumu söylüyordu...

Bölüm sonu

21 yorum