Niye gelmiştik bu hayata? Amaçsızca yaşamaya mı yoksa hayaller oluşturup bunları gerçekleştirmeye mi?Biz bu hayata aranıp bulunmayanı, gözle görülmeyeni bulmaya gelmiştik: insanlığımızı ve kendimizi...
Kâbus görüyordum.Douglas vardı kâbusumda, yaşıyordu.Çimenlerin üzerinde şakalaşıyorduk.Kocaman gülümsüyordu bana.Sonra siliniyordu gülümsemesi birden, gözleri donuklaşıyordu.Kanıyordu Douglas.Çok kanıyordu.
Nefes nefese uyandım.Yaşadıklarım rüyada bile unutulmuyordu.Ölmüştü değil mi? Gerçekti o yaşananlar.Douglas'ın ölümü,benim hayatımda bir karıncaya bile zarar vermeyen birinin bir varlığı vahşice ve zevk alarak öldürmesi...İçimde hiç hissetmediğim bir his vardı.Ben değildim sanki.Douglas'a bunu yapanı öldürmüş olsam bile onu yaptıran kişiyi de öldürmek istiyordum.Hatta sadece onu değil bütün insanlığı.Ne faydası vardı ki şu insanoğlunun?Tek yaptığı gittiği her yeri mahvetmekti.Ellerimi başıma bastırdım.Sanki beynimdeki düşünceler susup tekrar ben olacakmış gibi.Duygudan tamamen yoksun ve bolca ölüm içeren yeni beni kabul ettim.Ve kendi kendime fısıldadım "Bundan sonra sevdiklerimin bir kılına dahi zarar verecek herkes ölü sayılır."
"Vay, uyanmışsın.Nasıl oldun"En son yanım da Boris olduğu için onun kulübesine geri döndüğümü biliyordum.O yüzden uyandığımda etrafa bakmamıştım.Başımı aşırı yavaş bir şekilde kaldırıp rahat bir şekilde duvara yaşlanmış şekilde olan Boris'i gördüm.Gözlerimi dikip bakmaya başladım.Nasıl bu kadar rahat olabilirdi?En ufak bir üzülme belirtisi yoktu yüzünde.Oda yapamamıştı,daha önceden gelip beni uyarmamış vaktimizin daraldığı söylememişti.Kaşlarını çattı"Bana öyle bakma,korkmaya başlıyorum"Alayla söylediği kelimeler beni sinir etmişti.Yerimden kalktım ve hızlı bir hareket ile duvarda duran hançerlerden birini çekip öne atıldım.Hançer Boris'in boğazına dayandığında tek kaşı havalandı.Yavaşça başımı yana eğdim."Bilmem,belkide korkmalısın.Sence seni öldüreyim mi?"Çocuksu bir şekilde kıkırdadım ve hançeri boğazına daha sert yasladım.Bir kaç damla kan gördüğümde konuşmama devam ettim"Sonuçta bir bakıma kardeşim dediğim kişinin ölümünden sorumlusun üstelik bir yeteneğin de yok"Sırıtarak yüzüne baktığım sırada aniden belimi kavradı ve ben daha ne olduğunu anlamadan sırtım duvara çarptı.Şimdi hançer benim boğazıma değiyordu."Peki, varmıymış işe yarayan tarafımız?"Hançeri indirdi.Soğuk bir ses ile konuşmaya başladım "Madem muhafız olmuşsun tek yeteneğin bu mu?"Burun kıvırdım"Hiç gücün yok mu yani, güçsüz muhafız"Alaycı konuşmalarım karşısında rahat hareketlerle geçip koltuğa oturdu.Yüzünde ki kocaman gülümseme yüzünden onu öldürmek istiyordum.Bir şey söyleyecek düşüncesi ile susuyordum ama birden dikkatimi bir şey çekti,etraf kararmaya başlamıştı.Çaktırmadan pencereden dışarı baktım.Dışarıda güneş parlıyor iç ısıtıyordu ama içerisi karardıkça kararıyordu.Karanlık küçük kulübenin içine dolarken Boris hâlâ sırıtıyordu.Sonra birden anladım."Hey!kes şunu önümü göremiyorum.Bak takılıp düşersem sen görürsün."Anladığımı belirten yarı kızgın yarı şaşkın kelimelerimi kibirli bir şekilde dinledikten sonra aniden karanlık çekildi, güneş tekrardan kulübenin içine doğdu."Ben"diyerek konuşmaya başladı."Tanrıçanın özel olarak görevlendirilen karanlık muhafızıyım.Aslında düşman krallığın üyesiydim fakat Tanrıça'nın muhafızı olmayı kabul ettim.Nedenini sormanı tercih etmiyorum elektrik canavarı."Soğuk tavrımı bırakmaya niyetim yoktu çünkü ben bunu kabullenmiştim fakat beğenen ifademi saklamaya çalışıyordum.Bir işe yarayacak olmasına sevinmiştim.Sonra aklıma bir şey takıldı."Ne dedin sen demin elektrik canavarı mı?"Zihnime kayıp görüntüler düşüyordu.Yaptığım o dans, elektrik duvarı ve Douglas'ın üzerinde yazan 'n' harfi.Rüyamda gördüğüm o sahne.Parçalar birleşmiş.Uzun zamandır gerçek gözümün önündeydi ben nasıl görmemiştim? Boris'in ısrarla bana elektrik canavarı demesi.Nata bendim.Kardeşlerin koruyucusu,lideri,en büyüğü.Şimşeklerin ve elektriğin kontrolünü sağlayan."Aptal muhafız!Her şeyi biliyordun değil mi?Nata'nın ben olduğumu.O yüzden elektrik canavarı diyordun.Senin bildiklerin benim işime ne zaman yarayacak?Senin bana bunları anlatıp koruman gerekiyordu!"
"Sakin ol elektrik canavarı, bunları anlayacak kadar zeki olduğunu düşünüyordum.Bak anladın işte.Şimdi sana Nata mı diyeyim yoksa Persophone mi?"Yok bu adam beni delirtecekti.
"Tartışmanızı bölmek istmem ama ben de buradayım"Başımı çevirip baktığım da Sorcha'yı gördüm.En son benden onu almamı istemişti.Boris'e döndüm"Ne kadarını biliyor?"yavaşça başını salladı "Tamamını biliyor,her şeyi anlattım"Sorcha yanıma gelip bana sarıldı ve üzgün bir ses ile konuşmaya başladı "Kaybın için üzgünüm"Neden olduğunu bilmediğim bir şekilde sarılması bana işlemiyordu.Geriye çekildim.Sıkılarak konuşmaya çalıştım "Şimdi ne yapıyoruz"Boris sıkıntılı bir nefes verdi ve soruma cevap verdi "Diğer kardeşlerini bulmamız lazım ama ondan önce orman halkı senin şerefine bir parti düzenliyor ona katılmalısın, büyük ihtimalle istemeyeceksin ama en azından bir kaç dakika kalman lazım.Orman krallığı senin en yakın dostundu."Orman krallığı diye bir şey den haberim bile yoktu ama bu bana biraz ironik Ormanı hep sevmiştim,tek başıma geziler yapmıştım.Normalde olsa krallıklarla uğraşacak halim olmadığını söyleyip gitmeyeceğim derdim ama orman krallığı benim için özel bir yere sahipti."Tamam,gidelim ama önce bir yere uğramam lazım.Peşimden gelmeyin."Kulübenin dış kapısına doğru yürüyüp dışarı çıktım.Eve gidecektim, festivalden beri üzerimi değiştirmemiştim.Tabii bu aslında bir bahaneydi ben evime veda etmek Kötü tarafımı kabul etmiş olmama rağmen o tarafım bile son bir kez veda et diyordu.Buraya ilk geldiğim gün Sorcha'nın evinden geldiğimden uzun bir yol olduğunu zannetmiştim,fakat ormanın içinden geçen minik bir matika sayesinde evime giden yola çıkmıştım.Bugün günlerden hangi gündü bilmiyordum ama teyzemin evde olmamasını dileyerek anahtarımı çıkarıp eve girdim.Evin içine ürkekçe bir adım attığımda hissettiğim bir şey beni durdurdu.Sanki ben burada hiç yaşamamışım gibi hissettiriyordu.İçeri girip kapıyı kapattım.Parmak uçlarımda yürüyerek yavaşça salona başımı uzattım.İçeride teyzemi görmemek beni rahatlamıştı fakat odama çıkarken gördüklerim yüzünden kalbimde bir acı hissetmeye başlamıştım."Nasıl...bu nasıl olabilir" dudaklarım titriyordu.Duvarda bir sürü tablo vardı tablolar yerindeydi ama içinde ben yoktum.Teyzemle yada Douglas'la olan resimlerimlerimde benim yerimde koca bir boşluk vardı.Sanki hiç yaşamamış gibi...Güçlükle odama çıktığımda boğazımdan bir hıçkırık kaçtı.Ve bir damla gözyaşı yanağımdan tahta zemine düştü.Odam,bir zamanlar hayaller kurduğum küçüklüğümün olduğu odam şimdi benden hiçbir iz yoktu şimdi.Duvarlarımdaki yıldızlar yoktu, çalışma masam,ellerimle yaptığım resimler.Baş ucumda duran Douglas ile resmim.Hiçbiri yoktu hiç var olmamış biri gibi.Dizlerimin üstüne düştüm.Gözyaşlarım durmadan akıyor tahta zemini ıslatıyordu."Bu olacaktı bunu biliyordun.Yapma güçlü olmalısın"kendi kendime konuşup sakinleşmeye çalıştım, gözyaşlarınmı elimin tersiyle silip ayağa kalktım ve burnumu çekerek odamdan çıktım.Teyzemin odasına girdiğimde dolaba doğru ilerleyip kapağı araladım."Biraz büyük olacak ama idare edeceksin artık"Yalnız olduğumu hissetmemek için kendi kendime konuşuyordum.Dolaptan rahat edebileceğim bir yürüyüş pantolonu,bir kemer ve bir beyaz gömlek aldım.Dolabın içinde bulduğum büyük siyah sırt çantasına rastgele Kıyafetleri koyup fermuarını çektim.Çantayı bir kenara fırlatıp elbise seçmeye koyuldum.Elbiselerin içinden siyah bir tanesini aldım ve banyoya giderek hemen üzerimi değiştirdim.Bu elbise nasıl olduysa tam olmuştu.Ne olur ne olmaz diye yırtmaçlı,rahat hareket edilen bir elbise seçmiştim ama bir o kadar şıktı.Siyah elbise dizlerimin biraz altında bitiyordu,belinde siyah inciler vardı ve yakası kalp şeklinde geliyordu.Dekoltesi olmayışı güzeldi.Sade ama zarif bir elbiseydi.Çıkardığım mor elbiseyi yerde bırakıp teyzemin odasına çantayı almaya geri gittim.Tek koluma asıp hızla aşağı indim, ayakkabılıktan rahat bir spor ayakkabı alıp ayağıma geçirdim ve çantama bir adet uzun yürüyüş botu attım.Yolculuğumuzun nerede olacağını bilmiyordum bu nedenle rahat kıyafetler ve sıcak tutan bir bot almıştım.Ayrıca bir tane de hırka eklemeyi unutmamıştım.Çıkardığım ayakkabılarıda olduğu gibi bırakıp kapıyı açıp kendimi dışarı attım.Arkamdan kapıyı bile kapatmıştım.Hızlı adımlarla patikadan yürüyüp kulübeye vardığımda kapıyı açmadan durdum.Derin bir nefes alıp içeri girdim.Boris hazırlanmış bir şekilde koltukta oturuyordu.Siyah bir ceket giymişti,omuzlarında sarı işlemeler vardı.İyi görünüyordu.Sorcha'yı göremeyince tek kaşımı kaldırdım."Merak etme uyuyor, yolculuğa gelmemesi için sıkı sıkıya tembihledim."Anladım dercesine başımı salladım ve konuşmaya başladım "Partiden sonra direkt yola çıkalım alacağın bir şey varsa al"Ayağa kalkıp yanıma geldi ve çantasını gösterdi "O kadar da değil akıllıyımdır ben"gözünü kırptı ve kulübeden çıktı.Bende kapıyı kapatıp Boris'in yanında durdum.Yürümediğini gördüğümde başımı yana eğdim ve alaycı bir dille konuşmaya başladım "Ne o ulu muhafız, yürümeyi mi unuttun?"Beni taklit ederk güldü ve konuştu "Hayır hanımefendi elimi tutmanı bekliyorum malum yürümemize gerek yok"
"Ozaman yanına niye çanta aldın sevgili muhafız?"
Çünkü cahil elektrik canavarı, ormanlık alanların bir bölgesinden sonra büyü işlemez.Şimdi,gidelim mi?"küstah konuşmasına burun kıvırıp elini tuttum ve gözlerimi kapadım.Ayağımın yerden kesilip tekrar yerle buluştuğunu hissettiğimde gözlerimi açtım ve manzaraya hayran kaldım.Bir sürü ağacın bulunduğu açık bir alandaydık,karşımda iki ağaç ve ışıltılı ışıklar vardı.Bir sürü yuvarlak beyaz masalar ve etrafta dolaşan periler görüyordum.Orman halkı derken aklımda garip yaratıklar vardı fakat etrafta dolaşan periler dışındaki canlılar gayet insana benziyordu, kıyafetleri dışında.Yeşilin bütün tonlarını giymiş gibi gözüküyorlardı, dışarıdan bakıldığında yeşil insanların yürüdüğünü zannedebilirdiniz.Yüzümü asarak Boris'e doğru konuştum"Keşke yeşil giy deseydin"Küçük bir kahkaha atan Boris koluma girip masalardan birine doğru ilerledi.Masaya yaklaştığımızda birden çevredeki bütün topluluk toplanıp önümüzde eğildi.Ne olduğunu anlayamadığımdan tepki vermeden bekliyordum.Eğilenlenlerin arasından bir kadın çıkıp konuşmaya başladı "Orman krallığının selamı sanadır Tanrıçanın kızı,ben krallığın kraliçesi Phusis."Yavaşça süzülerek yanıma gelen kraliçe ile farkında olmadan bir sohbete dalmışım.Görüntüsü insanı büyürlerken konuşması beni içine çekiyordu.Yeşil saçlarının üzerinde bir taç vardı.Gözlerinin biri yeşil biri kahverengiydi ve dudakları pespembeydi.Adeta ormanın renklerini taşıyordu.Kraliçe benimle konuşmasını sonlandırıp Boris'e döndü ve kulağına bir şeyler fısıldayarak gitti.Neler olduğunu anlamayarak Boris'e döndüğümde açıklamaya başladı"Orman krallığının geleneği olduğundan dans etmemizi istiyorlar"İtiraz etmeye hazırlandım ama Boris lafı ağzıma tıkadı"Biliyorum daha yola çıkacağız ama sadece bir tur, onları kırmak istmessin"Tamam anlamında başımı salladım ve elimi tutmasına izin verdim.Bizim için düzenlenen alanın ortasına geldik ve dans pozisyonu aldık.Hafif bir müzik çalıyordu arka planda,sanki ormanın söylediği bir melodi gibi.Dans etmeye başladığımızda Boris'in ne kadar iyi dans ettiğini fark edip konuştum "Vay vay vay.Muhafızımız dans da mı edermiş."Dudağı hafifçe kırıldı başını kulağıma getirdi ve fısıldadı "İzle ve gör"Ani bir hamle ile geri çekilip elimden tuttu ve beni kendi etrafımda döndürüp göğsüne çarpmama neden oldu.Tekrar aynı pozisyona gelip bir süre daha dans ettik.Sonra birbirimizden ayrılarak masamıza yürüdük.Boris kraliçeye partiden ayrılmamız gerektiğini söyleyecekti ancak yanımıza gelen kısa bir orman canlısı bizi durdurdu.İnsana benzemiyordu ama konuşabiliyordu.Bana eğilmemi işaret ettiğinde yavaşça eğildim."Sana ihtiyacın olan bazı bilgiler vereceğim,beni takip et"Küçük tombul elleriyle elimi tuttu.Boris'e döndüm,ne yapacağım der gibi baktım."Tamam,gidelim"Boris'in talimatı üzerine kadın elimi bırakıp hızlı hızlı yürümeye başladı.Işıkların içinden geçip biraz yürüdükten sonra Boris'in kulübesinden bile küçük bir kulübeye gelmiştik.Garip minik kadın bizim için kapıyı açtığında eğilerek içeri girdik.Yalnızca bir salondan oluşan mini bir kulübeydi.Kapıdan geçişi zor olsada içerisi bizim ayakta duracağımız alanı sağlıyordu.Odanın tam ortasında büyükçe bir masa vardı,kadın oturmamız için eliyle işaret etti.Oturduk.Karşımızda kadın ve onun kocası olduğunu düşündüğüm biri vardı.Heyecanla konuşmaya başladı garip kişi "Size anlatmam gereken bazı şeyler var lütfen sözümü kesmeden dinleyin."Bana doğru döndü"Nereden haberin var diye sorma,ama arkadaşının başına gelenleri biliyorum.Bunu yaptıran üç kişi var;Basiliks,Gaki ve Kumo.Bunlar bu diyarın korkulan rüyasıdır yavrum,Basiliks ise onların başıdır.Kardeşlerin tehlikede sen gerçeği öğrendikten beri çok gün geçti ve diğer kardeşlerinden biri yanında olmayan ormanda saklanarak yaşamaya çalışıyor ama onun için gelecekler."Kadın soluk soluğa kalıp nefes alamazken eşi konuşmaya devam etti"Bunu al bu bir harita, bu diyarın haritası kardeşin bu diyarda bir yerlerde sıkışıp kaldı."Bana uzattığı haritayı alıp inceledim.Fazlasıyla karışık gözüküyordu.Çantama koydum ve buz gibi bir ses ile konuştum"Siz bunları nereden biliyorsunuz?"Kadın sıkılarak konuşmaya başladı"Biz aslında Basiliks'in cansusuyduk ama bu baskıya dayanamadık bizi birbirimizle tehtid etti bizde buraya sığındık"Duyduklarım yüzünden içimi bir öfke kapladı ve bugün bütün gün bastırmaya çalıştığım yeni benliğim beni esir aldı.Başımı yana doğru eğip kocaman gülümseyerek konuşmaya başladım "Şimdi size bir teklifim var"Merakla bekleyen gözler karşısında çantamdan Boris'e çaktırmadan aldığım iki hançer çıkarıp sertçe masaya sağladım."Biriniz ölecek, diğeri yaşayacak.Ama şöyle ki seçim sizin"Kıkır kıkır kıkırdadım.Küçük yaratıklar korkuyla birbirine bakıyordu.Erkek olan kadının elini tuttu ve konuştu "Ben asla öyle bir şey yapmam"Kararlı bir ifade ile bana bakıyordu.Gülümsememi daha da büyüttüm "Tamam öyleyse"Masaya sağladığım iki hançeri çekip elime aldım "Güle güle!"İki hançeri de aynı anda fırlattım ve kalplerine isabet etti.İsabet ettirdiğim için gülerek konuştum "Ah ne kadar güzel tam kalbinden vurdum!"Sandalyeyi ittirip ayağa kalktım ve gidip saplanan hançerleri çıkardım ellerine baktığımda güldüm "Ne kadar trajik bir son el ele ölmüşler"Hançerlerden damlayan kan keyfimi yerine getiriyordu.Çantamı aldım bir hançeri içine atarken diğerini kemer yardımıyla bacağıma sıkıştırdım.Boris'in şaşkın bakışlarını umursamsyarak dışarı çıktım.Arkamdan ise bir ses duydum"Yapma bu sen değilsin,eskiden olduğun kişiyi özlüyorum"Arkamı döndüğümde Boris'i gördüm.Alaylı bir şekilde kıkırdayarak konuştum "Dikkat et kendine muhafız,beni daha çok özleyeceğin günler olmasın."Önüme dönüp haritayı açtım ve ormanın işaretli olduğu yere yürümeye başladım.Arkamdan ise Boris geliyordu.
İşte gidiyordum şimdi, kayıp olanı bulmaya...















