İçeriğe geç

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 6 · 7 dk okuma

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 6

Ölüm Dansı

Hayatta ölüm her an yanınızdadır.Sizin en çok gülüp mutlu olduğunuz, işte artık gerçekten mutluyum dediğiniz yada artık beni hiç bir şey durduramaz dediğiniz anda aradığınız bir şey vardır;ölüm...

Göz kapaklarım birbirine yapışıyordu, hafifçe gözlerimi açmaya çalıştım.Gözlerimi aralığımda kendimi bir kulübede buldum.Daha sonra anılar beynime doldu.En son karnıma bir hançer sağlandığını hatırladığım da hızla doğrulmaya çalıştım ama karnımdaki acı beni durdurdu.Başımı eğip karnıma baktığımda hançerin karnımda olmadığını ve belimin sarılı olduğunu gördüm.Kendimi incelerken adım seslerini duydum ve gözlerimi kapatıp uyuyor taklidi yapmaya başladım."Boşuna uyuyor taklidi yapma elektrik canavarı,benimle tanışmak istemiyor musun yoksa?"alaylı ses karşısında gözlerimi tekrar açtım.Yanı başımda ki koltukta onu gördüm.Açık gözleri beni izliyordu.Siyah saçlarının bir kısmı kaşlarına dökülüyordu."Pek iyi bir karşılaşma olmadığını farkındayım ama kendimi bazı şeylerden korumam gerekiyor ve buraya pek kimse gelmez o yüzden seni tehdit sandım"Aklım tamamen durmuş olmalı ki hiç bir cevap vermeden boş boş karşımdaki surata bakıyordum.Sonunda sinirim beni ele geçirdi ve konuşmak aklıma geldi."Sen bana bıçak fırlattın,beni bıçakladın! Nasıl bu kadar rahat olabilirsin?"

"Teknik olarak bıçak değil hançerdi ve hançerlermiş oldun"

"Buna mı takıldın yani deli adam!"Hızla ayağa kalktım.Ama verdiğim karar doğru olmayacak ki sargımın üstünde kırmızı lekeler belirmeye ve büyümeye başladı.Yaptığım karşısında Boris ayağa fırlayıp beni yuvarlak masanın karşısındaki sandalyeye oturttu.Sinirle bana bakarken somurttum."Bence beni hançerleyen bir adamın yanında durmak iyi fikir değil"Tekrar ayağa kalkmaya çalıştığım da omuzlarından bastırarak beni geri oturtu ve başını eğip kulağıma yaklaştırdı."Öğrenmek istediğin şeyler var değil mi?"Sorusu benim duraksamama neden olmuştu, yavaşça geri çekilip"Sana çay yapıp geliyorum, geldiğimde istediklerini sana vereceğim sen de bunu benim yaptığım kabalığın telafisi olarak görürsün elektrik canavarı"Masanın karşısındaki mutfağa açıldığını düşündüğüm kapıdan girip gözden kaybolduğunda kendi kendime homurdandım "elektrik canavarı ne acaba"Kulübe ile iyi bir tanışmamız olmasa bile merakıma yenilip incelemeye başladım.Küçük ama tatlı bir yerdi burası yuvarlak bir masa iki sandalye vardı ortada.Arkasında ise bir uzun ve bir tane de tekli koltuk yan yana duruyordu.Tabii bir de mutfağa açılan bir kapı vardı.Daha detaylı incelediğimde gözlerime inanamadım.Koltuğun arkasındaki duvarda üç tane büyük taşlarla işlemeli kılıç vardı.Tekli koltuğun yanındaki küçük yuvarlak sehpanın üzerinde bana saplanan hançer duruyordu,hemde sehpaya saplı bir şekilde.Uzun koltuğun yanındaki büyük cam kapılı dolabı ise daha yeni görüyordum.İçindeki hançerleri görünce yutkundum.Yaklaşık yirmi tane hançerle bakışıyordum.Birbirinden güzel hançerlere yakından gidip bakamıyordum ama ışıltılarını görebiliyordum.İç çekip önüme döndüm.Boris'e hissettirmemeye çalışıyordum ama onu ilk gördüğümden beri kalbimde bir sızı vardı.Sanki daha önceden çok sevdiğim birini kaybetmişim gibi... Henüz bilmiyordum ama onunla ilgili hislerim pek tekin biri olmadığını söylüyordu.Önümde bir bardak gördüğümde başımı kaldırdım ve geldiğini gördüm.Yanımda duran sandalyeyi çekip karşıma oturdu.Soran bakışlarını gördüğümde konuşmam gerektiğini hissettim ve konuşmaya başladım."Buraya bir internet sitesinden dolayı geldim.Site gökkuşağı koruyucuları ile ilgiliydi.Bazı bilgiler yer alıyordu ama ihtiyacım olan her şeyi bulamadım.Bu yüzden sitenin sonunda yazan adrese Boris'i bulmaya geldim.O da sen oluyorsun,şimdi anlatmanı istiyorum.Belli başlı sorularım var ama bilmiyormuş gibi davranıp her şeyi senin anlatmanı istiyorum."Ellerini masanın üstünde birleştirdi ve onu gördüğüm ilk andan beri takındığı alaycı tavrından çıkarak konuşmaya başladı."Eski zamanlarda gökkuşağı tanrıçası İris ve dört kızı huzur içinde yaşarlardı.İris'in bağlı olduğu ve kendisinin yönettiği bir krallık vardı: ışık krallığı.Işık gökkuşağının temelidir ondan dolayı İris krallığın başındaydı.Tanrıça bu kadar büyük bir krallığa sahip olmasının yanında kendisi kadar güzel dört kızı iyi ve kötü bütün yaratıkların onları kıskanmasına neden oluyordu.Aynı zamanda ışık krallığı insan ve diğer krallıkları yönettiginden iki diyarın varlıkları da onları kıskanıyordu.Diğer yandan kızlar tam büyümediğinden yetenekleri belli değildi.Sadece kızların en büyüğü Nate'nin gücünün elektrik olduğunu biliyorduk.Nihayi sona gelecek olursak, Tanrıça bir gün arkadaşları ileyken diyarın en kötü üç varlığı kızları çalmaya geldi.Tanrıça son anda orada oldu ve kızları boşluktan yararlanıp kaçtı.Tanrıça boynundaki kolyesini kullanarak kızlarını taşların içine saklayıp Dünyaya gönderdi.Daha sonra kızlarını tanımak için kızlarının saçlarına gökkuşağının renklerinden verdi.Tanrıça'nın kolyesi ışık krallığına güç veriyordu ama o kolyesi deki tüm gücü kızlarını korumak için kullanınca ışık krallığı çöktü ve iki diyarında dengesi sarsıldı".

Bu adam ne diyordu böyle?Boris susarak benim tepkimi gözlüyordu,bende soru sorabileceğim bir an geldiğini anlayıp konuşmaya başladım"Peki Nata kim oluyor?Ve diğer iki kişiyi nasıl bulacağım.Birde sen kimsin? Bunları nereden bilebiliyorsun?"Sorular hoşuna gitmiş olacak ki alaycı ifadesini yeniden kazandı.Konuşmaya başladığında gülmemek için kendini zor tutuyor gibiydi."Kendimi tanıtayım hanımefendi ben Boris, Tanrıça İris'in en güvenilir muhafızıyım ve sen sormadan söyleyeyim tanrıça beni sizi bulmam için buraya gönderdi.Nata konusuna gelince onu günlerinizi keşif ettiğinizde anlayacaksınız.Kardeşlerini bulman için ise muhtemelen bir yolculuğa çıkmamız gerekecek."

Aklımda daha bir sürü soru vardı ama nedense birden hepsi uçup girmişti.Zaten daha duyacaklarınımı kaldırırmıydım emin değildim.Önümdeki çaya uzandım ve bir yudum içtim.Şimdi ne söyleyip ne yapmam gerektiğini bilmiyordum çünkü sorularım tükenmişti.Boris'e teşekkür etmek için ağzımı açtığım sırada telefonumun sesini duydum.Elimi çantama atıp telefonumu çıkardım ve kimin aradığına baktım.Arayanın Sorcha olduğunu gördüğümde Boris'e döndüm ve telefonu gösterdim.Başını eğip mutfağa geçtiğinde iyiki ayrılmadan Sorcha'nın telefonunu almışım diyerek telefonu açtım.

"Alo Sorcha merhaba ne oldu"

"Persophone çok çok kötü bir şey oldu,annem,annem"

Hızla ayağa kalktım.Ağlama sesi hiç iyi değildi

"Ne oldu Sorcha çabuk söyle"

"Sen ses kayıdı atmayınca şüphelendim ve annem eve geldiğinde ona bir arkadaşımın kaybolduğunu söyledim ama ama annem beni tanımadı!Sen kimsin çabuk evimden çık diye bağırdı ve beni evden çıkardı.Persophone ne olur bir şey yap beni al buradan!"

Ağzımı açıp konuşacağım sırada aramanın bittiğini duyuran sesi duydum.Muhtemelen Sorcha'nın telefonu kapanmıştı.Aklımı felaket senaryoları doluyordu.Birde bununla kalsa iyi gene hızla ayağa kalktığımdan yaram kanıyordu.Hiç umursamadım gidip Sorcha'yı almalıydım ve neler olduğunu öğrenmeliydim.Kulübeden çıkmak için yürüyüp kapıya yanaştığım sırada dolaptaki hançerler gözüme çarptı.Dolaba yürüyüp cam kapısını açtım.İçinden birine uzanırken aklıma bir şey takıldı.Gözlerim sehpaya kaydı.Dolabı kapayıp sehpaya yanaştım ve üzerinde duran hançeri çekip çıkardım.Ay festivalinden kalan kıyafetlerim hâlâ duruyordu.Bende belimdeki kemeri değerlendirmeye karar verdim.Kemeri çıkardım ve sıkıca bacağımın açık kalan kısmına doladım, hançeri ise kemerin olduğu yere geçirip kemeri kılıf gibi kullanmaya başladım.Kapıya yöneldiğim sırada Boris'in sesini duydum."Elektrik canavarı sana söylemeyi unuttuğum bir şey var oda sen gerçekleri öğrendikten belli bir süre sonra tanrıçanın kızı kimliğin ortaya çıktığından insanların dünyasından silinirsin ve diğer diyara ait olmaya başlarsın yani insanların olmadığı varlıkların görüldüğü ortamda."Kocaman sırıtarak ekledi"Bu halinle ormandan geçen yaralı tanrıçanın kızı olarak sana bol şans."Ters ters bakmaya başladım"Harika birde yaratık çıktı başıma!"Artık gerçekten şaşırmıyordum bu yüzden homurdanarak ne yapacağımı düşünecektim ki telefonum çalmaya başladı.Arayan kişinin kim olduğunu gördüğümde kaşlarım çatıldı.Arayan Douglas'dı ama bu işte bir terslik vardı.Teknik olarak Douglas'ın aklından silinmiş ve bir yabancı olmuştum.Öyleyse neden arıyordu?Daha fazla düşünmeden telefonu açtım ve karşı tarafın konuşmasını bekledim.Duyduğum ses karşısında ise korku tüm içimi sardı."Tanrıçanın kızı,gel gör yaptığını.Yada arkadaşını mı demeliyim?"Telefon elinden düşüp parçalara ayrıldığında hareket edemez hâle gelmiştim.O ses ay festivalinde duyduğum çatallı sesti.Ama önemli olan o değil Douglas'a ne olduğuydu.Peki neredeydi nereye gitmeliydim?ne yapmalıydım.Hayatımda ilk defa plan yapamıyordum.Boris'e döndüm"Sen bilirsin nerede o çabuk yanına gitmeliyim lütfen ne istersen vereceğim"Karşısında kötü gözükmek istemediğim için ağlamıyordum ama kendimi zor tutuyordum.Boris'ten bir şeyler yapmasını beklerken koltuğun arkasında ki duvara ilerledi ve bir tane kılıç aldı.Bir şey yapmasını bana yol göstermesini bekliyordum ama o sadece elimi tutup konuşmuştu "Bu ilk seferin olacak gözlerini kapamalısın"İlk defa sadece ona bıraktım ve gözlerimi kapadım.Yaklaşık bir saniyeden az bir zamanda ayağımın yerden kesilip tekrar yerle buluştuğunu hissettim.Gözlerimi açtığım da garip bir yerde olduğumuzu gördüm.Yuvarlak arena gibi bir yerdeydik ve etrafımızda yıkık, yarım taş sütunlar döşeliydi.Bir tür ışınlanma geçirdiğimizi anladığımda önüme döndüm ve o manzarayı gördüm.İçindeki kötülüğü çıkaran o manzarayı; Douglas yuvarlağın tam ortasında duruyordu ve bedeninin etrafı kan gölüne dönmüştü.Yüzü karşı tarafa dönük bir şekilde yatıyordu ve sırtını görebiliyordum.Sırtı rastgele uzun yarıklara sahipti artık.Gözüm Douglas'tan başkasını görmüyordu.Yanına doğru koştum ve ona doğru eğildim"Douglas kalk, lütfen beni hatırlama ama genede kalk yapma bana bunu."Yüzünü kendime doğru çevirdiğimde gördüğüm manzara kan dondurucuydu.Gözleri donuk bir şekilde boşluğa bakıyordu ve yüzü kan içindeydi.Vucüdunun tam ortasında ise kanayan kocaman bir 'N' harfi vardı.Bunu görünce daha fazla dayanamadım ve çığlık atmaya başladım bir yandan kalksın diye yalvarıyordum.Artık öldüğünü idrak ettiğimde içimi korkunç bir duygu kapladı.Bunu yapanları öldürme isteği.Başımı yavaşça kaldırdım ve karşımdakileri gördüm beş yaratık.İnsan gibi görülen ama pençeleri olan yaratıklar.En öndeki sürekli bana bakıyor ve sırıtıyordu.En sonunda konuşmaya başladı "Efendimizden mesaj var,bak orada yatıyor"Bu oydu festivalde gördüğüm çatallı sese sahip kişi.Ama bunlar önemli değildi.İçimde daha önceden hiç böyle bir şey hissetmemiştim.Tek elimi yere bastırarak yavaşça ayağa kalktım.Yağmur yağmaya başlamıştı.Boris yanımda durdu ve kılıcını çekti.Bir adım attım, aklım başımda değildi.Yavaşça kendi etrafımda dönüp serçe gibi zıpladım.Zarif dans hareketleri sergiliyordum.Sonra birden durup hançerimi çektim.Ben adeta kükreyerek bağırdımda gök yıkılır gibi gümbürdüyordu."Sakın en öndekini öldürme o benim!"Boris öne atıldığında diğer dördü üzerimize geliyordu.Hayat o an benim için durmuştu.Dans ederek önümdeki kişiye yaklaştım, hançerimi savurdum ve kalbimden vurdum.Devrilen hedefinin yanına gidip hançeri geri aldım.Boris üç kişiyi aynı anda deviriyordu.Yavaş adımlarda Douglas'ı benden alana yürüdüm.Karşısında dans etmeye başladım.Sonra hızlandım ve hançerimi fırlattım.Bacağına saplanan hançer ile düşen kişiye gidip hançeri söktüm ve kalbine sapladım.Geriye çekip tekrar tekrar saplıyordum hançerimi."Böyle mi öldürdün onu!!!"Etrafımda şimşekler çakıyor,yıldırımlar düşüyordu etrafımızda mor bir duvar vardı.Ama ben sadece bağırarak tekrar tekrar hançerliyordum adını bile bilmediğim yaratığı.Son kez saplayıp çıkardığımda ayağa kalkıp dans etmeye devam ettim.Son adımımda kollarımı iki tarafa bırakıp hafifçe eğildim.Sanki teslim olmuş gibi...Son gördüğüm bana çarpan yıldırımla bir sütuna savruluşumdu...

İşte böyledir ölüm en beklenmedik anda gelir.

Ve işte ben, benden Douglas'ı alan ölümle dans etmiştim.

Bölüm sonu

43 yorum