İçeriğe geç

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 10

İntikam Ateşi

Hayatta bazı anlarda insan sadece tek bir şey düşünebilir yada hissedebilir.Beyni işlevsiz hâldedir ve sadece tek bir şeyi düşünecek kadar çalışır durumdadır.İşte o onların çoğunda isanlar öfkeye teslim olur...

Kalbim ve aklım gümbürderken şato benzeri yapıya geldiğimizde çevreme bakacak halim kesinlikle yoktu.Tek düşündüğüm Aithne'ın ne durumda olduğuydu.Kapıya doğru hızla yürürken içimde yükselen öfkeye engel olmadım.Kolumun içinden çıkardığım iki hançeri kapıda duran muhafızlara fırlattığımda Boris arkamda duruyordu.Hiç birşeyi,kimseyi umursamadan kapıyı çarparak açtım.Tahtın önünde zincirlenmiş duran kardeşimi görmek beni dönülemez bir noktaya getirdi.Artık sadece intikamdan dolayı değil,zevkten ötürü öldürmek istiyordum.Bunu yapan herkesi,bu işin içinde olan herkesi yavaş yavaş öldürmek istiyordum.Acı çektirerek.Sırtımdaki kılıçları çekip elime aldım ve gerçeklikten uzak bir gülümseme ve ölümcül bir tınıyla konuştum "Ölümünüz geldi" Kardeşimin zincirlendiği yerin arkasındaki tahta konuşan kişi ise gayet rahattı "Hiç bu kadar değişik saçlar görmemiştim, söylesene prenses ömrü hayatında kaç kişi böyle bir saç görmüştür" Oyun diye geçirdim aklımdan oyun oynuyor, stratejik davranmalısın Kılıçlarımı yavaş yavaş döndürürken kendinden emin bir ifade ile konuştum fakat bir yandan da dudaklarımı sarkıtıyordum "Bence iki kez.Birincisi beni gördüklerinde,ikinciside onları öldürdüğümde" Derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim ama bu sefer sesim buz gibi çıkıyordu."Kızı bırak ya da öl, seçim senin" Kılıçlarımı kaldırdım ve dövüş pozisyonu aldım.Adını bilmediğim kişi konuşmaya başlamadan ben konuştum "Vazgeçtim,seçim benim.Sen artık bir ölüsün" İlk işim Aithne'ın zincirlerini kırmak oldu.Kardeşimin baygın bir hâlde vücudun bir külçe gibi yere düşüşünü gördüğümde boğazımdan vahşi bir çığlık koptu ve aklımı yitirdim.Bana doğru atılan bir muhafızın karnına kılıcı geçirip kılıcı çevirdiğimde yüksek sesli bir kahkaha attım ve bağırdım"İlki öldü bile!"Arkamdan gelen ikinci muhafız bacağıma derin bir yarık açtığında haykırarak ona döndüm ve kılıcımı savurdum.Kesik başın yere düşüş sesi benim kahkaham ile karıştığında baştan uca kanla kaplıydım.Boris arkamda kendisine gelen iki muhafız ile dövüşürken elimi kaldırdım.Yavaş hareketler ile daireler çizip bir küre oluşturdum.Elimdeki elektrik topunu elinde bir kılıçla bana koşan bir muhafıza yolladığımda kanının kaynayıp elektriğin onun kanını emdiğini hissettim.Benimle konuşan tahtaki adama yürürken beni durduran Aithne'ın kısık sesi oldu "Yapma, değmez seninde canını acıtırlar"Tekrar yürümeye başladığımda Aithne'ın sesi yükseldi "Yapma"cevap vermeden yürümeye devam ettiğimde tiz bir çığlık her yerde yankılandı.Ve her yer yanmaya başladı.Mor kızıl alevler her yeri kul etmek istercesine parlıyordu.Boris'in bağırışı ile kendime gelip Aithne'ı yerden kaldırdıktan sonra bağırdım "Boris buradan çıkmalıyız, çabuk!"Alevler etrafımızda dans etmeye devam ederken Boris üzerimizi karanlığı ile kapladı ve birden kendimizi ormanın içinde bulduk.Nerede olduğumuz, nasıl geldiğimiz umrumda değildi.Ellerimi Aithne'ın omzuna koyup bir yerinde bir şey varmı diye bakıyordum.Arkasına geçeceğim sırada beni engelleyince kaşlarımı çattım ve arkasına geçtim.Gördüklerim zihnimdeki tüm sesleri susturken boğazıma Aithne'ın çığlıkları sıkıştı.Sırtı boydan boya izlerle kaplıydı ve kıyafetinin arkası kan içindeydi.Kırbaç yaralarından hâlâ kan fışkırıyordu.Dünya'yı yakmamak için sebepler aramaya başladığımda Aithne bana yaklaşıp kollarını boynuma doladı "Sakin ol,ben iyiyim.Buradayım"Onu incitmekten korkar gibi yavaş sarıldım.Üzerimize sessizliğin ağırlığı çökerken Aithne üzerimizdeki perdeyi kaldırmak için konuştu "Umarım kılıcımı unutmamışsındır,o prens bana kılıçla ilgili bir şeyler anlattı" Geriye çekilip yüzünü süzdüm."Boris Aithne'ı alıp götür sonra buraya gel kardeşimi bulmaya gideceğiz"Sesim hiç ummadığım kadar sert çıkmıştı.Kimsenin itiraz etmemesi için arkamı dönüp ormanın içine yürümeye başladım.İtirazlardan kaçmak bir bahaneydi,esas bir yerlere zarar vermemek için yürümeye başlamıştım.Ormanın derinliklerine indiğimde duyduğum ses olduğum yerde kalmama sebep oldu.Başımı gökyüzüne kaldırdığımda göğü yarıp geçen bir şahin gördüm.Bir an için şahinin bana baktığına yemin edecek kadar emindim.Tüylerinden biri yüzüme düştüğünde avucuma sakladım.Ellerimle yüzümü kapattım.Yapamıyordum.Kimseyi koruyamıyor,benden istenen gibi kraliçe olamıyordum.Ruh hâlim bile dengesizdi.Douglas beni görseydi hayal kırıklığına uğrardı diye düşünürken omzumda bir el hissettim.Arkamı dönmeden gelenin Boris olduğunu kokusundan almıştım: ateş ve yağmur kokusu.Yüzümü ona dönmeden avucumun içindeki tüye bakarak konuştum "Sence ben iyi bir kraliçemiyim? Yoksa herkesi tehlikeye atıp hiçbir şey yapmayan bir beceriksiz mi?"Kollarını bana dolayan Boris'in sesi yumuşak anlayışıydı."Hayatımın sonuna kadar senin emrinde olacağım kadar iyi bir kraliçesin, ayrıca Douglas seni görse gurur duyardı."Yüzümü ona döndüm ve hiç yapmamam gereken bir şey yaptım.Dudaklarımı Boris'in dudakları ile buluşturdum. Yaptığım şeyi fark edip hızla geri çekildiğimde telaşla "Özür dilerim"dedim"Neden böyle oluyor bilmiyorum ama sadece...Seninleyken iyi hissediyorum"Benim telaşımın aksine Boris'in yüzünde büyük bir sırıtış vardı "Bir dahaki ne prenses"deyip yanıma yaklaştı "Daha uzun sürmesini diliyorum"Konuyu kapatmak için "Aithne'ın durumu nasıl ne söylemişler ona?" Dedim."Durumu iyi.Aithne prensin ona içinde intikam ateşi olduğunu söylemiş yani ulu bir ateş, hiç bir şekilde sönmeyen.Ayrıca Sizin ikiz kılıçlar olduğunuzuda söylemiş.İkiz kılıçlar bu dünyada çok az bulunur yani birbirinizi tamamlıyorsunuz ve biriniz ölürse diğeri de ölür.Ayrıca Kılıçlarınızın başına bir şey gelecek olursa bağınız kopar ve ikinizde ölürsünüz"Duyduklarım beynimin çalışma kapasitesini aşıyordu ancak sorgulamamaya karar verdim.Düşüncelerimden çıkmanın sebebi yüzümü sıyırıp arkamdaki ağaca saplanan bir ok oldu.Ben daha ne olduğunu anlamadan etrafı kaplayan sis yüzünden hiçbir şey görünmezken kılıcımı elime aldım.Karanlıkta duyularım fena sayılmazdı bu nedenle elinde hançer ile bana yaklaşan adamın kolunu kestiğimde acı çığlığı ormanı inletmişti.Bana doğru gelen darbelerden kaçarken bacağımdaki hançeri çıkarıp bana doğru gelen başka birine doğru savurdum.Yere düşün bedenin sesini duymak hedefimi ıskalamadığımı söylüyordu.Sis yavaş yavaş dağılırken yakındaki adım sesleri uzaklaştı ve sis perdesi kalktı.Nefes nefese etrafıma bakarken Boris'i görememek beni bir panikten başkasına sürüklüyordu.Bir adım atıp oradan uzaklaşacağım sırada ağacın üstünden yere inen kişi durmama sebep oldu.Sihaylar içindeki kişinin kapüşonu yüzünü saklıyordu.Eline iki tane uzun hançer alıp konuşmaya başladı "Birini mi kaybettin prenses?Aramak için önce beni öldürmesin"Bu gün yaşadıklarım üstüme gelirken kılıcımı çekip "tamam"dedim sinirimi ondan çıkaracaktım "gel bakalım" İki hançer hızla yanımdan uçarken kılıçla ikisini de yere çaldım.Kendi etrafımda dönüp kılıcı savurduğumda çevik bir hamle ile benden kaçan yabancı tekme atmayı denedi.Tek elimle ayağını havada yakalayıp onu yere çaldığımda inanılmaz bir hızla ayağa kalkıp iki yumru savurdu.Yumruklardan bir karnıma gelirken diğerinden son anda sakındım.Yabancı adeta kükreyerek "Prensin odasını nasıl ateşe verirsiniz!"diye bağırıp öne atıldığında kılıcımı ölümcül olmayan bir yara açmak için kullandım.Bacağı boyadan boya yarılan savaşçı yere düştüğünde gülümsedim "Hadi sana bir kaç numara göstereyim"Elimde çoktan oluşan elektrik topunu yabancıya gönderirken son anda eğilen yabancının arkasındaki ağaçta koca bir delik oluşmuştu.Ayağa kalkıp zıplayarak bir tekme attı ve yere düşmeme sebep oldu.Bu sefer gülümseyen oydu.Kolundan çıkardığı iki hançeri bana doğru tutarken ölümcül bir şekilde gülümsedi "Artık öleceğine göre yüzümü görebilirsin"Hançerini elinden bırakmadan kapüşonunu yavaşça indirdi ve yüzünü ortaya çıkardı.O anda kalbimdeki sızı inanılmaz bir hâl almıştı.Elimi kalbimin üstüne bastırma isteği duyarken kardeşime bakıyordum.Düşmanımın kölesine.Beni öldürmeye çalışan yeşil saçlı kardeşime.Ayağa kalkıp karşısına dikildim."Seni öldürmem gerekse bile o prenside öldüreceğim"

Öfkenin dizginlenemediği zamanlar, insanın içinde ateşlere sebep olur.Su ile sönmeyen sonu gelmeyen ateşlere.

İnkitam ateşlerine...

İntikamımın ateşi benim ölümüm olacaktı.

Bölüm sonu

17 yorum