Bir insanın üzüntüsü önce öfkeye dönüşür.Ardından iyiden iyiye büyüyen kalp kırıklıkları birleşerek öfkeyi yüceltir.Bunun sonucu ise kişinin gerçekleri görmesidir.Ve gerçekleri gören bir insan her şeyden daha tehlikelidir...
Karışımda duran kişiye bakıyordum.Düşmanın kölesi olan kardeşime,bir tanıdık olan ama aslında bir yabancıya.Ellerinde bıçakları ile dikilip gülümserken prensini yenemeyeceğimi söylüyordu."Çünkü" dedi ve kibirle sırıttı "Beni öldüremezsin"İçimdeki ateş büyüyordu ve durdurulması güç bir hâle geliyordu.Gözüm kardeşimi göremeyecek kadar kararmıştı.Tek amacın o pisliği öldürmekti,bana yada bir başkasına ne olacağı umrumda değildi.İkiz kılıçlarımı çektim.Vahşi bir şekilde gülümserken konuştum "Seni ezip geçeceğim ve seni öldürmem için bana yalvaracaksın" Cevabını dinlemeden öne atıldım.Bir kılıcımı savurup kolunu kestiğimde diğer kılıcımı bana gelen bıçağı savurmak için savurdum.Bıçak ağaca sağlandığında gülümsedim "Iskaladın" ona doğru yavaşça yürüyüp yere çöktüm.Düştüğü yerde hâlâ gülümsüyordu.Acıma yoktu,o düşmanın savaşçısıydı.Diğer kardeşlerimi korumak için gerekirse birini feda edecektim.Yeşil saçlarını kavrayıp "İşte ona hizmet etmenin bedeli" başını sertçe duvara çarptığımda başından kanlar akmasına rağmen kahkaha atıp konuştu "Kızıl saçlı kardeşinin bizde esirken ne söylediğini duymak istermisin? Ya da çığlıklarını mı demeliyim?" Duyduklarım öfkemin taşmasına neden olurken gökyüzünün mora bulandığını anlamam için gökyüzüne bakmama gerek yoktu.Boğazımdan bir insana ait olmayan bir çığlık çıktığında hain kardeşimin yüzünde ilk kez korku gördüğüme emindim.Her yer çatırdarken Aithne'ın kılıcının süslü kabzasını avucumun içine aldım."Bu Aithne için" kılıcın kabzasını kafasına doğru vurduğumda yüzüme sıçrayan kanın sıcaklığı karşısında buz kestim.Baygın beden çalıların arasına yığıldında cızırtılar sustu.Öyleki çevredeki ve içimdeki hayat son bulmuş gibiydi, herşey sessiz herşey ölü.Dizlerimin üzerine çöktüm,titreyen ellerimi yüzüme götürüp kardeşimin kanını silmeye çalıştım.Yaptığım hem doğru hem yanlış geliyordu.Aithne'ı kırbaçlanırken onu bir başka kardeşinin sessizce izlediği görüntüsü aklımdan çıkmıyordu.Öz kardeşimin düşmanım olan birine hizmet etmesi ve beni öldürmeye çalışması içimi sızlatmaya devam ederken Aithne'ı olanları keyifle izlediği için baygın yatan kardeşimin işini bitirmek aklımdan geçmiyor değildi.Fakat genede göz yaşlarım çimenlere düşerken içimde anlatamayacağım kadar büyük bir sızı vardı.Göz yaşlarıma hıçkırıklarım eşlik etmeye başladığında sırtımda bir el hissettim.Arkama dönecek mecalim yoktu ve ölümün benim için iyi bir son olabileceğini belkide bunu hak ettiğimi düşündüğümden bekledim.Ölümün soğuk kucaklaması yerine birinin kollarını belime doladığını hissettiğimde Boris'in geldiğini anladım.Ona gitmesini söylememe rağmen buraya geldiği için kızacak durumda değildim."Aklından geçen neredeyse her şeyi anlayabildiğimden konuşmana gerek yok"Sıcak sesi içime hayat enerjisi üflemişti sanki.Sesizce içimden konuşmaya başladım
"Ben kötü biriyim Boris ikimize de bunu yapma lütfen benden uzak dur"
"İstesende olmaz Persophone,hem sen hayatımda gördüğüm en iyi insan olabilirsin.Bir daha bana böyle şeyler söyleme."
"Beni seviyormusun yoksa muhafız?"
"Hemde çok prenses ,hemde çok.
"Beni neden seviyorsun Boris?"
"Çünkü,eğer Ay gökteki yıldızları sevmeyi bıraksaydı,yıldızlar sönüp giderdi.Sen benim için Aysın." Söyledikleri karşısında başımı çevirip yüzüne baktım.Kendimde konuşacak gücü bulduğumdan konuştum "Bende muhafız,neden bilmiyorum ama bende seni seviyorum" Kollarımı boynuna doladığımda ciğerime dolan nefes bana minik bir umut ışığı sağladı.Boris bana sıkı sıkı sarılırken duyduğum sesler yüzünden geri çekilip ayağa kalktım.Yerde duran kılıcımı aldığımda gelenleri gördüm.İki atlı üzerinde elinde ok olan iki adam prensin önünde duruyordu.Arkalarında gördüğüm şey yüzünden kılıcımı daha sıkı tuttum.Bana saldıran raruta ağaçların arasından gözüküyor,gelenleri korumak için etrafı gözlüyordu.Olduğum yerde ayaklarım zemine yapışmış gibi kalırken Boris önüme geçip sert bir sesle konuşmaya başladı "Neden geldin prens,yoksa köleni almaya mı?" Kardeşime köle demesi umrumda değildi aklım sadece bana bakan rarutaya odaklıydı.Kırmızı gözleri beni incelerken gülümsediğine yemin edebilirdim.Yayların gerildiğini duyduğumda başımı muhafızlara çevirdim."Bizimle geliyorsunuz,isteyerek ya da istemeyerek beni ilgilendirmez" prensin alayla söylediklerinden sonra rarutanın kükremesi içimi titretirken belli etmemeye çalışarak kılıcımı elimde çevirdim ve Boris'in yanına geçtim."Sabah ki dövüş sana yetmedi sanırım prens bozuntusu"Prensin hafifçe gülüp başını eğmesi ile birlikte okçu muhafızlar oklarını fırlattılar.Bir oku kılıcım ile savururken diğerini savurmaya vaktim yoktu.Okun bedenime saplanmasını beklerken gözlerim kapalıydı.Fakat gelen çat sesi ile birlikte gözlerimi açtım ve onu gördüm.Aithne elinde bir hançer tutuyordu, diğer eli ise boştu ve ileri uzatılmıştı.Arkama döndüğümde ise bana saplanmış olması gereken okun ağaçta bir hançer tarafından tutsak edilmiş olduğunu gördüm.Aithne'a tekrar döndüğümde kocaman gülümsedi "İkinci ölümünüz de geldi".Yüreğimde kabaran gurur duygusunu bastırırken aynı şekilde gülümsedim.
Aynı madalyonun iki yüzü
Aithne hiç beklemeden elindeki hançeri yanında atın üzerinde duran adama fırlattı.Adam boğazında hançer ile yere düşerken yerde duran ikinci kılıcı Aithne'a fırlatım. Aithne tam zamanında kılıcı yakaladığında Boris ayakkabısının içinden iki hançer çıkardı.Bana baktığında başımı sallayıp öne atıldım.Kolumun içinden hançerimi çıkarıp diğer adama fırlatırken bana gelen oktan son anda kurtulmuştum.İkinci adamda atından yere düştüğünde hiç beklemeden prense atıldım.İkinci bir hançer fırlatırken prens beklemediğim bir hareket ile belindeki kılıcı çekip gönderdiğim hançeri bana geri gönderdi.Kılıcı kaldıracak zamanım olmamıştı fakat bana doğru gelen hançerden son anda kurtulmanın sebebi önümde duran siyah duvardı.Boris duvarını geri çektiğinde yumruğunu prensin yüzüne geçirdiğinde prens kıpırdamadı.Ağızındaki kanı tükürüp yüzünü Boris'e döndüğünde hırıltılı ama alaylı bir ses ile konuştu "Ne oldu Boris,kendi krallığına ihanet etmen yetmedi şimdi de kendi krallığının prensini mi öldüreceksin?" Şaşkınlıkla Boris'e baktığımda kızgın gözlerindeki ölümü görüyordum."Kendi krallığın mı?"Gözlerim dolduğunda Boris sadece bir kere bana baktı.Sonra prense dönüp bir yumruk daha atıp yere düşürdü.Aithne kılıcını yere düşmüş prense çevirdiğinide prensin beklemesi beni şaşırtmıştı.Yerde öylece duruyor Aithne'ın kılıcının boğazını kesmesini bekliyordu.Başımı raruta çevirdim.Oda öylece bekliyor, sadece izliyordu.Kendisine baktığımı hissetmiş gibi kırmızı gözlerini bana çevirdiğinide parçaları birleştirdim.Aithne kılıcını sıkıca tutup prensin başını bedeninden ayıracağı sırada gözümün yeşil saçlı kardeşimin olmadığını girmesiyle beynim alarma geçti.
"Tuzak,Tuzak var!" Bağırmam ile birlikte Aithne'ın bir anlık boşluğu omzuna saplanan bir oka mâl oldu.Çığlığım ormanda yankılanırken ağaçların arasından çıkan muhafızlar bize atılmıştı bile.Bana gelen bir tanesinin boğazını kestiğimde,Boris Aithne'ın baygın bedenini korumaya çalışıyordu.Boris'e yaklaşan ok için atıldığımda ok kalbimin hemen altına saplanmıştı.Acı bedenimin her santimine yayılırken sesim çıkmadı.Yerimde sendeledim fakat yere düşmedim.Oku yerinden çıkarıp yere attığımda Boris'e döndüm.Boris acımı hissetmiş gibi bana döndüğünde yüzündeki çaresizlik acıma acı katıyordu.Aithne'ın başından ayrılıp yanıma geleceği sırada hıçkırarak konuştum "Onu koru" üzerime gelen muhafızın parlayan kılıcı az sonra nefesimi kesecekti.Bedenim felç gibi kasılıp kaldığından gelen kılıçtan sakınamadım.Fakat adamın birden karşımda kasılıp kalması ve gözlerinden kan fışkırarak yere düşmesi beni ölümden kurtaran bir şeydi.Ne olduğunu anlayamadan etrafımızdaki diğer adamlarında gözlerinden yada burunlarından kan fışkırarak yere düşmesi karşısında olduğum yerde daha çok döndüm.Rarutanın gürlemesi etrafı inletirken Boris'de ne olduğunu anlayamıyor gibi çevresine bakıyordu.Raruta hareketlenip bize doğru yaklaşırken yer sallanıyordu.Prens bile ne olduğunu anlayamamış bir şekilde etrafına bakınırken bir ses duyuldu.
"Nymph'ın size sevgilerini sunuyor prensim"
Ağaçların arkasından kapşonlu pelerini olan biri çıktığında bedenim yere yığıldı.Gözlerim kapanmadan önce tek gördüğüm kapşonlu kişinin kapşonunu çıkarmasıydı.Yeşil saçlar görüş alanına girdiğinde gözlerin kararmıştı ama sesini duymuştum.
"Kardeşime yaptıklarının bedeli olmayacak mı sandın prens? Nymph'ın gazabı başlıyor."
hayaller ve gerçekler yaşam boyu birbirinden ayrılması güç bir şey olmuştu.Fakat bu yaşadığımız tamamen gerçekti...
Hayallerimin gerçekleri veya gerçeklerimin hayalleri...















