Yaşadığımız olaylar ruhumuzun eksik parçalarını tamamlar yada eksiltir,zamanla ruhun eksik parçaları o kadar artar ki insan bu açıklığı kapatmak için kendine yeni bir benlik oluşturur...
Bilincim yerine geldiğinde hissettiğim acıdan dolayı gözlerimi açamazken son olaylar zihnime düşmeye başlamıştı.Nyhmph adını hatırladığımda gözlerimi hızla açtım.Gözlerimi açmanın acısı bile bedenimin titremeye başlamasına neden olmuştu fakat kendimi zorlayarak doğruldum.Çevreye göz attığımda minik bir odanın içerisinde olduğumu gördüm.Penceresinden deniz gözüken sevimli bir odayı ve sadeydi.Büyük uğraşlar sonucu yataktan kalktığımda odadan çıkmak üzereyken aynadaki yansımam gözüme çarptı.Yüzüm beyazın ötesi bir renk iken,mor saçlarım kafamın üzerindeki bir kuş yuvasından farksızdı.Aynanın başından ayrılacakken asıl gerçeği görmemle ağızım bir karış açıldı.Gözlerimin,normalde kömür siyahı olan gözlerimin rengi açık mora dönüşmüş haldeydi.Korkarak aynaya bir adım attım ve gözlerime yakından baktım.Pembe ile morun bir karışımı gibi duran gözlerim daha çok pembeye benziyordu fakat anlayamadığım kadar parlaktı.Geriye çekildim ve yatağın yanında duran ayakkabıları ayağıma geçirip odadan çıktım.Dar bir koridordan geçip merdivenleri birer ikişer inerken kulağıma müzik sesleri geliyordu.Merdivenlerin sonuna gelip geniş alana çıktığımda görüntü karşısında adeta büyülenmiştim.Ortada ve kenarlarda duran insanlar bir şeyler içiyor,kahkaha atarak konuşuyorlardı.Sol tarafta uzunca bir tezgahın üzerinde müzikle ritim tutarak içecek hazırlayan biri vardı.Sağ tarafta ise dışarı açılan kocaman denize açılan bir pencere ve pencerenin öteki tarafında kumların üzerinde dans eden insanlar bulunuyordu.Omzumda hissettiğim el ile hızla arkama döndüm.Karşımda ise Aithne ve Boris'i ,onların arkasında ise bir sandalyenin üzerinden atlayarak gelen Nymph'ı gördüm.Boris'e döndüğümde alelacele konuşmaya başladım "Boris gözlerime bir şey olmuş sen bilirsin ne olmuş?" Gözlerimi açarak Boris'e eğildiğimde gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmıştı.Aynı şekilde bana doğru eğilerek kısık sesle konuştu "Ben bilmem elektrik canavarı ama bu renk sana yakışmış" Etrafta insanların olduğunu bilmesem gidip ona sarılmak gibi bir hata yapacaktım fakat kendimi tutarak hızla geri çekildim.Yüzümü Aithne'a dönerek soran gözlerle ile baktığımda dikkatle gözlerimi inceliyordu.Yüzündeki bilmiyorum ifadesini gördüğümde Nymph kederli bir ses ile konuşmaya başladı "Zehir,sana gelen şu ok.Okta zehir vardı.Normalde her hangi birini hatta bir hükümdarı bile öldürebilecek kuvvetli bir zehirdir ama sanırım sende sadece bu arıza kalmış." Başını önüne eğip konuşmaya devam etti "Daha erken davranamadığın için üzgünüm seni kurtarmam gerekirdi." Ona yaptıklarımdan sonra gelen pişmanlıktan dolayımı yoksa hâlâ ajan olduğunu düşündüğümden mi bilmem cevap vermedim."Burası neresi ve ne zaman geldik açıklayın"Sesimin beklediğimden soğuk çıkması ortamdaki gerilimi artırırken Boris sırıttı."Burası elektrik canavarı Nymph'ın mekanı.Sanırım kardeşin senden daha eğlenceli" Sırıtarak yüzüme bakmaya devam eden Boris'i umursamadan Aithne'a döndüm."Aslında doğru söyledi, burası Nymph'ın emri altında ki suikastçıların mekanı.Dolayısıyla Nymph'ın." Söyledikleri Aithne'ın canını sıkmış görünüyordu.Huzursuzca yerinde kıpırdanırken benim şüphelerime sahip olabileceğini düşündüm.Kafamda bir ışığın yanması ile kaşlarımı çatarak Nymph'a döndüm."Eğer yanlış hatırlamıyorsam burası bizim dünyamız değildi." Yavaş adımlarla Nymph'a yürüdüm"Peki ozaman sen ne ara bu kadar çevreye sahip oldun?" Kederli ifadesi yüzündeki yerini korurken başını kaldırdı.Gözlerindeki kibirin ışıltısı bana şüphelerimin doğru olduğunu daha çok düşündürüyordu.Başını sola doğru yatırıp baştan aşağı beni süzdükten sonra altın rengi gözlerini bana dikerek konuşmaya başladı "Kardeşim olsan bile eğer benden şüphelenir ve yoluma taş koyarsan..."Bir adım daha yakınıma geldi ve kulağıma eğilip fısıldadı "İşini bitirmekten çekinmem" Elimi hızlıca bacağıma gidip hançerim Nymph'ın boğazını bulduğunda dudağının kenarı kibirle kıvrıldı."Burada benim sayemde olduğunu unuttun sanırım kardeşim"Dudaklarını büzerek ıslık çaldığında daha ne olduğunu anlamadan boğazıma doğrultulmuş birden fazla kılıç gördüm.Kılıçların uçlarının neredeyse hepsi boğazıma değişiyordu ve yutkunsam bile bir kaza olabilirdi.Buna rağmen hançerimi Nymph'ın boğazına biraz daha bastırıp kanını akıttım hançeri tutan elimi yavaşça aşağı indirdiğimde boğazındaki kılıçlar çekilmişti.Karşımda kibirle sırıtmakta olan kardeşime doğru sadece onun duyacağı şekilde fısıldadım "Eğer bir yanlışını görürsem yada şüphelerimde haklı çıkarsam sana en kötü işkenceleri yaparak seni öldüreceğimden emin olabilirsin"Yüzüme en vahşi gülümsemeyi vererek arkamı döndüm.Boria ile Aithne'ın yanına yaklaşıp Aithne'a fısıldadım "Sen burada bekle ve gözünü ondan ayırma" Aithne sırtına asılı kılıcı çıkarıp beline taktığında başını salladı.Bu hareketin üstüne vakit kaybetmeden Boris'in kolunu tutup geldiğim küçük odaya götürdüm.Hiç itiraz etmesi yada alay etmemesi beni endişelendirirken odaya geçip kapıyı kapattım. Duvara yaslanıp yüzümü incelerken gözleri gözlerimde oyalandığında gözlerimi kaçırdım."Yapma" dedi "Gözlerini benden kaçırma" odada gezen ağır hava boğucu olmaya başlarken başımda hissettiğim dönme yüzünden çaktırmadan bir elimi duvara koydum.Boğazımı temizleyerek "Nymph hakkında ne biliyorsun?" diye sordum.Başını duvara yaslayarak gözlerini tavana dikti ve konuşmaya başladı "Nymph suikastçılar kraliçesi.Ne zamandır burada olduğunu hatırlamayacak kadar uzun zamandır burada.Kardeşin olduğunu biliyor ve diyardaki en tehlikeli güce sahip."Sıkıntıyla iç çektiğinde "Ve" dedim."Ve krallığıma savaş açmak için aşağıda gördüğün orduyu eğitiyor ve savaşa hazırlıyor.Gizemli biri dikkatli olmalıyız" Başımdaki dönme giderek artarken midem bulanmaya başlamıştı.Duyduklarımı zar zor düşünmeye çalışırken minik bir fısıltı duydum."Bir ses duydum" diyerek hançerimi çektim.Boris anlamaz bir şekilde bana bakarken "Katilsin sen!" çığlığı kulağımı yırtacak kadar şiddetliydi.Sesin tanıdıklığı yüreğime oturan bir taş iken anlayamadığım fısıltılar giderek artıyordu.Kulaklarımı Douglas'ın 'katilsin sen' çığlığı doldururken başımdaki acı yüzünden haykırarak dizlerimin üzerine çöktüm.Ellerim ile kulaklarımı kapatıp çığlığı duymamaya çalışırken Boris'in yüzü ile Douglas'ın yüzü birbirine karışıyordu."Hayır" sözcükler boğazımdan sessiz bir çığlık olarak çıkıyordu"Hayır sen öldün, yaşamıyorsun"Görüntüler birbirine girerken bir el kulaklarımı kapatan ellerimi indirip beni sarstı "Bana bak Persophone bana bak!" Güçlükle gözlerimi Boris'in gözlerine kitlediğimde anlayamadığım fısıltılar "öldür" diyorlardı "Kendi içindeki parçanı öldür" Seslere odaklanmamaya çalışarak Boris'e bakmaya devam ettiğimde Boris'in yüzümde oyalanan gözleri gözlerimi buldu ve bir küfür savurdu.Elimden tutup kaldırırken ne dediğini anlamayacak kadar kötü durumdaydım.Kafamın içindeki sesler susmuyor,benim içimdeki beni öldürmem gerektiğini söylüyorlardı.Gözlerim tekrar aşağı indiğimizi fark edecek kadar etrafta gezindiğinde kalabalığın arasından bana koşan Sorcha'yı gördüm."Katil!" Douglas'ın sesi bir kez daha bağırdığında ellerimi saçlarıma geçirerek haykırdım.Boris'in yardımı ile bir masaya oturduğumda çığlıklar ve fısıltılar devam ediyordu.Yanıma gelenlerin görüntüleri gidip gelirken Douglas'ın yüzü tamamen görüş açıma girmişti.Her yeri kanlar içindeydi ve gözleri kıpkırmızıydı."Bunun bir bedeli olmalı Persophone benim için bir can"Acıyla konuşan Douglas'ın yüzünde bekleyen bir ifade vardı.Başımı salladım."Yapacağım"kendi sesim bile bana rüya gelirken birden kılıcımı çektiğimi gördüm.Sanki bedenim benden habersiz hareket ediyordu.Kılıcı boğazına dayandığım kişi ise Borisdi.Kafamın içindeki haykırışlara benimkide karıştığında beynim ve kalbim yapmamam için alarm verse bile bir yanım yapmamı söylüyordu.Douglas'ın canına karşı bir can.Başımın dönmesi hafiflerken tüm benliğim yaşadığım şeye teslim oldu ve gülerek konuşmaya başladım"Dolaylı olarak Douglas'ı senin öldürdüğünü söylemiştim.Bundan dolayı onun canına karşılık alınacak can seninki" Boris'in yüz ifadesi kedere bulansa bile itiraz etmiyordu.Kılıcı indireceğim sırada bir ses işittim "Persophone yapma!" Başımı çevirip baktığımda Sorcha'yı gördüm.Başını iki yana sallıyordu.Başımı sağa eğerek ona bakarken kim olduğumu bile zor hatırlıyordum.Sorcha ise beni geri döndürmek için haykırdı "Douglas bunu istemezdi!" Onun kanlar içindeki bedeni ve haykırışı zihnimi doldururken kılıcı fırlatım.Bir kızın haykırışı zihnimi temizlerken ana dönsem bile artık çok geçti.Göğsünün ortasındaki kılıç ile duvarın dibine yığılan Sorcha'yı gördüğümde hızla ona doğru koştum."Hayır, hayır Sorcha özür dilerim,özür dilerim yapma" Yüznü ellerimin arasına aldığım Sorcha'nın ılık göz yaşları ellerimi ıslanırken konuştu"Senin suçun değildi, ağlama sen mükemmelsin" Başı önüne düştüğünde hıçkırmaya başladım.Kılıcı güzel bedeninden çıkarıp cansız bedene sarılırken ağlamaya devam ediyordum.Başımın arkasına gelen darbeden sakınmaya ihtiyaç duymadım.Bedenim Sorcha'nınkinin yanına yığılırken ölmeyi diledim.
Ruhumun kırık parçaları yeni benliğimi oluştururken eski benden geriye kalan sadece ruhumun kırıntılarıydı.















