İçeriğe geç

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 13 · 7 dk okuma

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 13

Kraliçenin Doğuşu

Hayat,bir günü bir gününe tutmayan yaşam.Yaptığımız hatalar sonucu kırık cam parçalarından ibaret kalan hayat...

Biri var rüyamda.Yerde boylu boyunca uzanan biri.Etrafı kan gölüne dönmüş,üzerinde sinekler uçuşan biri.Yavaş adımlarla yaklaşıyorum yanına,attığım adımlarımın kan gölünde çıkardığı ses midemi bulandırıyor.Hafifçe yere eğiliyorum yerde yatanın yüzünü görmek için.Önüme gelen saçlarımı çekip yüze baktığımda dehşetin dalgaları bedenime vuruyor.Acımı bir hıçkırık boğazımdan yükseldiğinde bir adım sendeliyorum.Kardeşimin yüzü kandan kıpkırmızı olmuş,gözleri ise simsiyah bedeninden ise hâlâ kan akıyor. Kuru dudakları aralandığında çıkan sesi ise artık bu dünyaya ait olmadığını gösteriyor."Sen..." soluk dudaklar konuşmaya uğraşırken kanlı parmak beni gösteriyor "Sen...bir katilsin,beni sen öldürdün" Ellerimi saçlarıma geçiriyorum başımı iki yana sallıyorum ama konuşmaya devam ediyor"Katilsin,katilsin,katilsin,katilsin..." ellerimi kulaklarıma bastırıp başımı çeviriyorum dudaklarımdan istemsiz bir haykırış kopuyor.Yüzümü çevirdiğim yerde en yakın arkadaşım kanlar içinde yatıyor,sırtı delik deşik halde.Başını kaldırıp fısıldıyor"Sen katilsin senin yüzünden ölüyüm" "Hayır" diyorum ama sesim duyulmuyor.Fısıltı giderek haykırışa geçiyor.Ellerimi kulaklarıma iyice bastırıp yüzümü yere çeviriyorum.Yerdeki kan gölü arasında iki çift göz bana bakıyor,mor ile pembe karışımı dehşet verici gözler...Mor şaçları gördüğümde hıçkırığım boğazımda takılıyor.Yansımamın yüzünde dehşet verici bir sırıtış var.Deli ve vahşi. Sonra fısıldıyor bana "Sen bir ucubesin,katilsin istenmeyen her şeysin.Sen artık bensin" Çığlığım yansımamın gülüşüne karışırken gazap çanları benim için yas notalarını süslüyor.

Diyarın kraliçesi ve varisi

Mutlak güç sahibi olan

Üç dünyayı birbirine bağlayacak anahtar

Ya yıkım olacak ya nefes olacak olan

İmparatorları diz çöktüren kraliçe

Kardeş katili ve kardeş kurtaran

Bir madalyonun ikinci yüzü

İçinde iyi ile kötüyü taşıyan

Uyanma vakti

Kehanet gerçekleştiğinde

Nerede olduğuna dikkat etmelisin

İyi ile kötü karıştığında tarafını seçmen gerekecek

Ordular ölüme yürüdüğünüde

Bedel ağır olduğunda

Kader ağları ellerinin altında olacak

Diyarın kraliçesi ve kardeş katili

Savaş yakında kapında olacak

Diyarın kraliçesi ve varisi

Uyanma vakti

Çığlık atarak uyandığımda saçlarım terden suratıma yapışmış haldeydi.Başımdaki ağrı nedeni ile yüzümü buruşturduğum sırada odamın kapısı çarparak açıldı.Boris içeri daldığında ellerimi kulaklarıma bastırdım .Boris yatağımın yanına gelip gözlerimin içine baktığımda ellerimi yavaşça kulağımdan indirdim.İkimizde birbirimize bakıyor fakat söyleyecek bir şey bulamıyorduk .Boris bir süre daha gözlerime baktıktan sonra gözlerimde gördüğü her ne ise rahatlamış gibi nefsini verdi.Elini uzatıp ben kendine çektiğinde itiraz etmeden kollarımı boynuna doladım.İstemsiz dolan gözlerimden akan sıcak yaşlar sırtını ıslatırken konuştu "Bir daha ikinci kez düşünme" soğuk çıkan sesine karşı yavaşça geri çekilip yüzüne baktığımda acı çekiyor olduğunu gördüm."Neden bahsettiğini anlamıyorum" Kaşlarımı çatarak sorduğum sorular karşısında dudaklarına yerleşen gülümsemenin mutluluğun köşesinden bile geçmediğine emindim."Eğer gerçekten benim suçlu olduğumu düşünüyorsan..." Gözlerimin dolduğunu ve yandığını hissettim.Gözümden düşen bir damla yaşı baş parmağı ile silerken "Sen beni sevmesen de ,benden nefret etsende herzaman seni seveceğim ve seni bulacağım" dedi.Belkide ilk defa gerçekten içimden gelerek "Seni seviyorum" dedim. Gözlerinin içine bakmaya devam ederek "Seni seviyorum Boris ve gökteki yıldızlar parlamaya devam ettiği sürece seveceğim,seni hep seveceğim" sözlerimi tamamladım.O gün gördüğüm ikinci rahatlama ifadesi ile bana sarıldığında içim bir nebze rahatlamış gibiydi."Özür dilerim" elimde olmadan söyleme ihtiyacı duyduğum sözler ile geri çekildiğinde gözlerimi inceliyordu."Yapma" dedim "Gözlerimin içine bakma ,uğursuzmuşum gibi hissediyorum" sesim kısık çıkmıştı.Başımı eğdiğimde çenemi kavrayıp gözlerinin içine bakmamı sağladı."Bunu yapmamanı söylemiştim ayrıca bu renk sana yakıştı" cılız bir gülümseme ile cevap verdiğimde "Neler oldu" diye sordum.Boris'in yüzündeki sıkıntı artarken istemeyerekde olsa konuştu"Nymph'ın seni zehirleyen benim krallığından olduğu için ayaklanma başlattı ve krallığım geride durmayarak Işık krallığına Savaş açtı."Sıkıntıyla elleri ile gözlerini kapatırken aniden ellerini tuttum.Soran gözler bana çevrildiğinde "Krallığına gidip yardım edebilirsin" dedim "Bu beni üzmez". Kaşlarını çatarak soğuk bir ses ile "Hayır" dedi."Senin için yaşamak benim görevim,Üstelik..." Elleri ile saçıma gelen bir kaç tutamı geriye çekip yüzümü ellerinin arasına aldı "Sanırım artık daha fazlası".Kalbim dokunuşu karşısında hızlanırken huzur içimi doldurdu.Yapmamam gereken bir hamle olmasına rağmen hafifçe öne eğilip dudaklarımı dudaklarına bastırdım.Geri çekildiğimde hüzünlü bir sesle "Senin yanındayken kendimi iyi hissediyorum" dedim.Eskidende ona aynı sözleri söylemiştim.Artık çok eski gibi gelen bir zaman...Boris ise söylediklerimi hatırlamış gibi konuştu "Bir dahakine daha uzun olsun prenses" Prenses kelimesini duymam ile gördüğüm rüya zihnime düştü.Uzatmadan konuya girdim "Boris ben rüyamda bir şarkı duydum sanırım bu diyarda buna Kehanet deniyor" Bir solukta her şeyi anlattıktan sonra lafım bittiğinde Boris ayaklandı ve konuştu "Hazırlan elektrik canavarı Işık krallığına gidiyoruz" Oda dan çıktığında acele ile ayağa kalkıp çizmelerimi ayağıma geçirdim.Douglas'ın hatıra bıraktığı kılıcı sırtıma bağlarken bacağıma kırmızı taşlı hançeri yerleştirdim.Zaten uyandığımda tanıdık gelen bir odada olduğumu bildiğimden odadan çıktığımda adımlarım aşağı kata yöneldi. İnsanların arasından hiçbir şey söylemeden geçip giderken Boris'in nerede bilmememe rağmen adımlarım durduğunda karşımda sırtına kılıcını bağlamış Aithne ve yanında Boris duruyordu.Nymph'ın neden gelmediğini sorma gereği duymamıştım çünkü içimdeki şüpheler hâlâ devam ediyordu.Aithne' hüzünlü gözlerini bana çevirdiğinde gözlerinin içine bakamadım. Nihayetinde Boris' in sıkıntılı bir ses ile "Elimi tutunda gidelim" demesi içinde bulunduğumuz duruma rağmen beni güldürmüştü .Boris'in elini tuttuğumda yer ayağımın altından bir kaç saniyeliğine kaydı.Ayaklarımın altında tekrar yeri hissettiğimde şöyle bir etrafıma baktım.Sağımdaki Aithne ağzı bir karış açık saraya bakarken benimde durumum ondan farklı değildi. Saray bütün görüş acıma girecek kadar büyüktü.Üstündeki sarı,altın rengi karışımı kabartmalar yıldızlardan ve güneşlerden oluşuyordu. Sarayın camları bal rengi olduğundan biri sarayın üzerine bal kavanozu düşürmüş gibi duruyordu.Ön kapının önünde duran iki asker sarayın kapısını geçmemiz için açarken biz hâlâ saraya bakmaya devam ediyorduk.Boris uyarı anlamında hafifçe öksünce hareketlerin saraya doğru yürümeye başladık.Kapıdaki askerler tedbir anlarımda kim olduğumuzu sorunca ani bir karar ile Boris cevap veremeden kemdimi göstererek konuştum "Diyarın kraliçesi ve varisi geldi"Ne tepki vermeleri gerekli olduğunu bilmesem bile sarayın iki tarafından yüzlerce askerin çıkmasını beklemediğim kesindi."Emrindeyiz kraliçem!" Ses yeri göğü iletirsen kapılar ardına kadar açıldı ve yankılı ses duyuldu "Işık krallığının genarili Balder sizi bekliyor" Boris,Aithne'ye önden gitmesi için işaret verirken kulağıma eğilip fısıldadı "Cesaretine hayran kaldım elektrik canavarı" geri çekilip sırıttığında gözümü devirip Aithne'ın gittiği yoldan yürümeye başladım.Sarı rengin bürün tonlarını kullanıldığı koridorları detaylı incelememek için kendimi zor tutuyordum.Aithne bir şekilde generalin odasını bulduğunda içeri girmek için bekledik.Boris ise yalnızca bir kez kapıyı tıklatıp içeri dalmıştı bile.Korkak adımlar ile içeriye girdiğimde Boris'in bir koltuğa oturmuş olduğunu gördüm.Karşımda duran kişi nedeniyle konuşmayı Boris'e bırakmaya karar verdim.Genarel Balder gerçekten korkutucu bir adamdı.Her ne kadar sarı saçları ve sarı gözleri aksini söylese bile yüzünde bir kurdu andıran ifade ile beni baştan ayağa süzerken gözleri gözlerimde oyalandı.Başımı etmedim,aksine dahada kaldırarak omuzlarımı dikleştirdim.Balder bana bakmaya devam ederek konuşmaya başladı "Ne o Boris yoksa gene düşman krallıklardan birinimi getirdin?" İğneleyici sesi ve ortamdaki gerilim beni germek yerine harekete geçirdi "General Balder'dı değil mi?" Küstah bir tavırla sorduğum soruya başını salladığında konuşmaya devam ettim"Sanırım size kendimi şöyle tanıtabilirim: Diyarın kraliçesi ve varisi yada madalyonun ikinci yüzü? Tanıdık geldi mi?" Gözlerime yakışacak olan yırtıcı sırıtışı yüzüme kondurken,generalin teni bembeyaz olmuştu.Hızla ayağa kalktığında Aithne kılıcını çekti.Balder boğazına doğrultulmuş kılıcı önemsemeyerek konuştu "Sen kehanette geçen kraliçesi...Onun kızısın" Hafifçe yere eğilip reverans yaptıktan sonra ellerimle kendimi gösterdim" Diyarın kraliçesi ve varisi, madalyonun ikinci yüzü Persophone yada siz Nata olarak biliyor olabilirsiniz" İç çekerek Boris'in karşısındaki bir koltuğa oturdum ve rahat bir tavırla konuşmaya başladım"Düşman krallığının bize savaş açtığını biliyorsunuz herhalde general.Lütfen niyaz bilgi verin." Rahat ve şımarık tavırlarım devam ederken zihnimde bir ses duyduğuma yemin edebilirdim "İyi gidiyorsun elektrik canavarı" Biri bir şey anlamasın diye kafamın içindeki Boris'in sesini bastırdım."Işık krallığının özel silahları ve elli bin kişilik bir ordusu var fakat düşman kuvvetlerinin yaklaşık üç yüz bin askeri var be hepsinin krallığa yürüyeceğini planlıyoruz." Soğuk ve resmi çıkan ses kafamda bir aydınlanmaya sebep olmuş olmalıydı ki oturduğum yerden konuşmaya devam etti.Savaş başladığında ordumuz elinden geldiğince düşman askerini rarutaların bölgesine sürmeli.Bildiğim kadarı ile rarutalar düşman sevmiyorlar.Okçu birliğimiz var ise sarayın en üst bölgesine konumlandırma yapın. General Balder herhangi bir yeteneğiniz varmı?" Boris dahil odadaki herkes dediklerime şaşırırken General kendini çabuk toplayıp konuştu" Umarım buz işinize yarar,varisim" Kafamı olumlu anlamda salladığımda duyduğum borazan sesleri hiç iyi değildi.Generalin odasına dalan bir asker bağırarak düşman ordusunun üstümüze geldiğini söyledi.General adeta kükreyerek "Ordular dışarı çıksın sarayın kapılarını acilen kapatın!" emrini verdiğinde odaya ilk girdiğim anda gözüme çarpan balkona koştum.Gördüklerim içinde ne tür hisler uyandırdı bilmiyordum ama tek istediğim planımın işe yaramasıydı.Boris yanıma geldiğinde ellerinde karanlıklar uçuşuyordu.Dışarısı göz alabildiğine insan kaynıyordu.Atın üzerinde gelen bir grup insan ve geriye kalan binlerce kişi.Arkamdan generalin soğuk sesini işittim"Ne yapmamızı öneriyorsunuz kraliçem?" Beni harekete geçiren bu söz olmuştu.Kısık bir sesle "Başkayalım" dedim.Tek elimi havaya kaldırıp haykırmam ile bütün gökyüzü mora bulandı.Gök gürültüsünün arasında haykırışım vahşi bir savaş çığlığıydı "Tanrıça İris için!"

Verdiğim mesaj ile riskli kumarımın kazananı olduğunu anladım.Sarayın yanlarından çıkan Rarutalar düşmam ordusunun karşısında savaşa hazır bekliyorlardı.Son işittiğim ses ise kafamın içindeydi.

"İİmparatorukları diz çöktüren kraliçe

Kraliçenin Doğuşu"

Ve dünya mora bulandı...

Bölüm sonu

18 yorum