Yaşadıklarımız bazen bizi bambaşka biri yapar.Küçük bir olay,bir yanlış veya belkide kalp kırıklıkları.Kırıklıklar sadece insanın içinde mi zannedersiniz? Kırıklıklar,o insana değer veren diğer insanlarda oluşmaz mı sanıyorsunuz?Size kimse anlatmadı mı? Kırıklıkların zamanla sembollere dönüştüğünü...
Dünya benim için dönmeyi durdurmuş gibiydi.Yaptığım şey bir güç dalgası ortaya çıkarıp yardım edecek birilerini çağırmaktı. Fakat şimdi gökyüzü mora bulanmış bir halde iken ve iki ordu hızla birbirine yaklaşırken gücümün sınırlarını zorlandığıma emindim.Kişi sayısı inanılmaz fazla olduğundan dolayı belirli bir kitleye güç yönlendirmek zordu ve askerlerimize zarar gelebilirdi.Bu yüzden gücümü toprağa yönlendirdim.Toprağın altında dolaştığımı hissediyor,böceklerin telaşlı hareketleri ve patırtıları kulaklarıma yansıyordu.Ellerim ile balkonun kenarlarına tutundum.Bir kez daha büyük bir güç dalgası gönderirken vücudumun gerilmesi ile haykırdım.Aşağıda her şey karışıp insanların bedenleri karışırken toprak mor bir ışıkla yarılmaya başlamıştı.Gücü doğru yöne yönlendirmeye çalışırken hızla tükeniyordum. Askerlerin çığlıkları yankılanıp bedenleri birer kül tanesine dönerken toprak çatlamaya devam ediyordu.Aradan sızan mor ışk çığlıklara yansıyordu. Ellerim balkonun kenarını kavramaktan beyazlamıştı.Aşağıdan gelen çığlıkların şiddeti artarken başımı aşağı çevirdim.Bazı askerler gözlerinden kan çıkarak yere düştüklerinde gelenin kim olduğunu anladım. Nymph elindeki iki silahı çevirerek ortadaki boşluk alana rahat tavırlar ile yürüyordu.Kendisine gelen askerlere attığı tek bir bakış bile adamların gözlerinden veya burunlarından kan gelerek ölmesine sebep oluyordu.Açıklık alana geldiğinde durdu.Yüzü bana bakıyordu ve o uzaklıktan bile altın rengi gözlerinin ışıltı ile parladığı belli oluyordu.Tek elini yumruk yapıp havaya kaldırdı. Çığlığı ise tüm alanda duyulmuştur."Her şey kraliçe için!" Elini indirip ağzına götürmesini izledim.Heryeri inletecek bir ıslık çaldığında ağaçların arasından teker teker insanlar atlamaya başladı.Hepsi teker teker yere atlıyor silahlarını hazırlıyorlardı. Nihayetinde Nymph'ın arkasında kocaman bir ordu oluşmuştu.Elini öne uzattı ve bağırdı "Tek biri canlı kalmayacak!" Ordusu haykırarak askerlerin üzerine koşmaya başladığında altın rengi inoformalı Işık krallığı askerleride hücuma geçmişti.Nymph ışık hızı ile hareket ediyor,iki silahı da aynı anda kullanıyordu.Ordusu ise en önde koşup katliama katılırken ordunun geri kalan kısmı ise uzaktan parlak hançerler atıyorlardı.Hançerlerin tek biri bile hedeften şaşmazken bende gücümün son damlasına kadar kullanıyordum.Hızla askerleri yok etsek bile yeterli değildi.Şöyle bir aşağı bakıp hızlı bir hareket ile ayağımı balkonun çıkıntılarından birine attım.Boris ne yapacağımı anlamış olmalıydı ki yanıma koşuşunu duymuştum.Fakat o daha müdahale edemeden ellerim ile balkonun kenarına tırmanıp kendimi aşağı bıraktım.Yere düşmeden saniyeler önce etrafıma bir kalkan örülmüştü bile.Yere hiç bir şey olmadan indiğimde başımı yukarı kaldırdım.Yapabilecek olsam teşekkür edecektim fakat Boris'in çoktan gözden kaybolduğunu fark ettim.Zorlanmama rağmen kılıcıma uzandım.Kılıcımı çekip havaya kaldırdım ve belkide son gücümle Aithne'ye mesaj gönderdim.Güç dalgası yavaş yavaş etrafa yayıldığında düşman ordusunun Rarutası bize doğru yürümeye başlamıştı.İçimden dualar ederken bir kaç askeri savuşturdum. Elinde bıçakla koşan bir tanesinin elini tutup elektrik gönderdim.Adam elimden kurtulup cansız bedeni toprağa düştüğümde zihnimden haykırıyordum. Tam o esnada etrafımızı bir ateş çemberi sardı.Mor ve mavi alevleri olan bir ateş.Geriye kalan sınırlı sayıdaki askeri çemberin içinde tutup bize yaklaştırıyor,Rarutayı ise dışarıda tutuyordu.Nereden geldiğini anlamasam bile Aithne'ın sesi yankılandı "Kraliçe için!" Aithne'ın da belli bir süre dayananileceğinin farkındaydım.Askerlerin arasına dalacağım sırada topraktaki çatlaklara dolan karanlık askerlerin boğazını sardı.Hepsi teker teker yere düşerken kulağımın dibinde bir ses yankılandı "Bensiz iş yapmaman gerektiğini henüz anlamaman ne üzücü" Başımı arkama çevirdiğimde Boris'i görmek beni şaşırtmamıştı.Yorgunda olsam zorla gülümsedim.Ateşler söndüğünde gözüme ilk çarpan şey Rarutanın cansız bedeni oldu.Yerde yatmakta olan Aithne'ı gördüğümde çığlık atarak yanına koştum.Yüzünü ellerimin arasına aldığın Aithne yüzünü buruşturarak konuştu"İki dakika rahat yok ya,şöyle tam biraz dinleneyim dedim ama nerde" sitemli sesi karşısında gülümsedim.Yavaşça gözlerini açtı.Yeşil gözleri üzerimde oyalanırken bir şeyim olup olmadığını kontrol ediyordu.Arkamda kopan gürültüyle hızla ayağa kalktım.Gördüğüm ise Işık krallığı ordusunun önümde dikildiğiydi.Neredeyse hiç biri zarar görmemişti.Ellerini yumruk yapıp göğüslerine bastırdılar ve sesleri her tarafta yankılandı "Kraliçemiz çok yaşa!" Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum bu yüzden konuşamadım."Of aman be anladık kraliçenin çok yaşasın,şimdi saraya gidin ve kraliçenizin az sonra general ile konuşacağını haber verin"Ağaçların arasından atlayarak konuşan Nymph'ın tarzı askerlere bile garip gelsede hafifçe başımı sallayarak ordunun gitmesini sağladım.Arkamda duran Nymph'a dönüp konuştum "Ağaçlardan atlamak sende bir hobi olmalı,genede hareketini beğendiğimi söylemeliyim" Altım rengi gözler ışıldadı "Artık bizden biri olduğuna göre bu küçük sembolümüzü sende kullanabilirsin." Yanıma biraz daha yaklaştı ve elini omzuma koydu.Yüzümde ise bir parça keder asılıyor "Kraliçe için" hafifçe omzumu sıvazlayıp ağaçların arasında kayboldu.Tekrar önüme döndüğümde Boris beni inceliyordu.Hafifçe gülümsediğimde aramızdaki mesafeyi kapattı ve kollarını bedenime doladı."Bir daha bensiz hareket etme" geriye çekilip yüzüne baktım ve güldüm "Bunu bana hançer fırlatan birimi söylüyor?" Beni taklid ederek sözlerimi tekrarladı "Evet ama o hançeri hâlâ yanında taşıyorsun" gözleri ise bacağımı gösteriyordu.Hafifçe dudaklarımı büzerek "Kıyamadım"dedim.Bir nebze doğruydu bu. Yüzünde huzurlu bir gülümseme beliren Boris,bana daha da yaklaşarak fısıldadı"Bende sana" Yaklaşmasından dolayı kalbim hızlanırken dudaklarını benimkilere bastırdı.Kısa bir süre sonra geri çekildiğinde ilk defa benden önce davranmıştı. Gözlerimi ona diktiğimde kaşlarını çatarak konuştu "Artık gözlerini benden kaçırmıyorsun" Hem bir soruydu hem bir cevap. Gözlerimi daha da açarak yanıtladım sorusunu "Çünkü gözlerimi beğendiğini söylüyorsun" Yüzünde dünyanın en güzel gülümsemesi oluşurken "Evet söylüyorum"demişti.Hâlâ yakın duyduğumuzdan yüzünü ellerimin arasına aldım.Elleri belime gidip beni kendine çektiğinde "Bu diyarda birbirini seven iki kişinin bağlanması gerekir" dedi.Elleri saçlarımın arasında dolaşırken konuştu "Bunun için iki kişininde kollarında birer kesik açması ve sonrasında kollarını birbirine bastırması gerekir.Bu iki kişininde birbirine bağlandığını gösterir" Gözlerinin içine baktım ve konuştum "Yapmak mı istiyorsun?" Cevap ise basitti "Evet" Ellerimi yavaşça yüzünden indirdim ve bacağımdaki hançeri çıkardım.Kesiği açmak için koluna uzandığımda duraksadım ve konuştum"Bunu kaç kez yapabiliyorsun?"
"Sadece bir kez" duraksayarak konuşmaya devam ettim "Bunu benimle yapmak istediğinden emin misin?"
"Son nefesime kadar eminim" hâlâ duraksadığımı gördüğünde kibarca elimdeki hançeri aldı ve kolunu boydan boya kesti.Kanı yere damlarken koluma uzandığında içimdeki korkuları bir kenara attım ve kesiği açmasına izin verdim.Nazik hareketler ile kolunu benimkinin üzerine bastırığında içime taze bir nefes çekmişim gibi hissetmiştim. Üzerimde ki bütün sıkıntılar kalkmış, serin rüzgarlar ciğerime doluyordu. Gölgeler içimde dans ettiğinde gözlerim Boris'in gözlerindeydi. Belli bir süre sonra kolunu çekip bana sarıldığında içime dolan şeyler sebebi ile pekte konuşacak durumda değildim."Artık benimsin,bende senin" Ilık göz yaşlarım yanaklarımdan aşağı süzülürken başımı salladım.Aniden duyduğumuz gürültü ile hızla başımı kaldırdım.Etrafıma bakarken Rarutanın ile çıkaramayacağı bir ses duyuyordum.Aniden gözüm yukarıda ki balkona takıldı.Manzarayı gördüğümde ise ellerimle ağzımı kapadım.Balkon,odanın yarısına varacak kadar yıkılmıştı.Yani sarayın bir kısmı yoktu.Boris ile aynı anda Sarayın içerisine yöneldiğimizde kalbim gümbürdüyordu.Merdivenleri uçarcasına çıkıp odaya vardığımızda kapının önünde şaşkınlık ile duran Generali gördük.Odaya baktığımda ise adeta şok olmuştum.Rarutanın üç katı büyüklüğünde zümrüt yeşili bir ejderha odanın tamamını kaplıyor,boynuzları odanın tavanını deliyordu. Derin derin nefes alan ejderha hırıltılı bir ses ile konuştuğunda hâlâ şok içerisindeydim.
"Madalyonun ikinci yüzü kaybetmemen gerekir yolunu,çok yakında Savaş kapında.Ya tarafını seçeceksin yada öleceksin ya kırıklık olacaksın ya sembol..." Bir süre beni süzdükten sonra arkasını dönen yaratığın kuyruğu bedenime çarptığında duvara çarparak yere düştüm.Etraf yavaşça kararırken zihnimde hâlâ hırıltılı bir ses vardı
"Madalyonun ikinci yüzü ,Savaş kapını çaldığında
Madalyonun ilk yüzünü orada olduğuna dikkat et
Madalyonu ikinci yüzü zümrüt ejderha seni avlamaya geliyor...










