Hayatta bazı şeyler bilinir ve bazıları ise sonradan öğrenilirdi.İşte tam bu noktada hayatım ikiye ayrılmıştı yaşadıklarım bilinenler kısmına girerken yaşayacaklarımı sonradan öğrenilenler kısmına koyacaktım.Fakat ben bile sonradan öğreneceklerimin bu kadar değişik olacağını tahmin etmemiştim...Yüzüme aldığım küçük darbeler beni uykudan uyanmaya zorlarken homurdanarak yana döndüm, karnıma değen şeylerin yatak çarşafım değil de pütürlü taşlar olduğunu hissettiğimde gözlerimi zorlayarak açtım.Ve güneş ışığı beni selamlarken son yaşadığım anlar beynime dolmaya başladı."O hain garip adam bana ne yaptıysa inşallah çukura düşer"Dediğim esnada karşımdaki Douglas'ın nasılsa her şeyi gördüğü fikri onun bakışıyla beynimi terk etti.Bende aklımı çalıştırıp nabız yoklamaya karar verdim ve sordum"Bana ne oldu"bana bakmaya devam ederken ellerini saçlarıma koydu ve incikmek istemediği bir kuş muşum gibi saçlarımı okşamaya başladı."Gökyüzünü seyrediyordun mor kafa,seni o halinle bırakıp yiyecek almaya gittim fakat sen geldiğimde yerdeydin"Deyince bir şey sormamak için kendimi tuttuğum zamanın sonuna geldim ve konuştum "Nasıl yani bağırarak bir kıza koşup deli gibi onu sarstıktan sonra 'Nata sen misin' diye rezil olmadım mı"Douglas'ın gözlerinin an ve an nasıl değişip bana nasıl korkuyla baktığını gördüm.Daha fazla bana bakamadan ayağa kalktı ve beni de kaldırdı,çevreme baktığımda hâlâ festival alanında olduğumuzu gördüm.Güneş doğmak üzereydi ve bu da birazdan festival alanının yükseği ne ateş kurulacağını gösteriyordu.Festival sonlanmadan önce festivalin ziyaretçileri ve ev sahipleri büyük bir ateşin etrafında toplanır, ateş sönene kadar şarkı söyleyip dans ederlerdi.Bu gelenek hem festivalin hüznünü ortaya çıkarırken hemde İris'e olan sevgileri ve halkın yardımını iletmek için yapılan bir gelenekti.Hâlâ ayakta dikildiğim sırada Douglas'ın kolumdan çekişini hissettim."Başını yere düşerken sert çarpmış olmalısın olmayan şeyler söylüyorsun,bu böyle olmayacak şehre gidip açık bir hastane bulmalıyız."Şapşal çocuğun dediklerini sindirmeye çalışırken akıllı bir plan kurdum,bu yaşadığıma bir anlam veremiyordum ben Douglas'ı bir şeylere ikna etmeye çalıştıkça benim için endişelenecekti ve buna gerek yoktu; diğer taraftan üç ihtimal vardı.İlki bunlar gerçekti,ki bu ihtimali gözüm tutmuyordu,İkinci ihtimal bunlar yaşadığım uykusuzlukla ilgiliydi, üçüncü ihtimal ise maalesef aklıma en yatandı ve bu beni korkutuyordu o ihtimal ise; bunların gerçek olup Douglas'ın bu olaya dahil olmaması için hafızasının silinmesiydi.Ve içimden bir ses de rüyamla alakalı olduğunu söylüyordu.Saniyeler içerisinde düşündüğüm şeylerden sonra üçüncü ihtimali olmuş sayarak planı kurdum:festival yandı diye zaten üzgündüm ve ateş keyfini kaçırmak istemiyordum bu yüzden doktora gitmeme gerek yoktu ayrıca bu sadece bir şakaydı ve başımın acımasından başka sorunum yoktu.Bunları düşünüp hemen uygulamaya geçtim ve aklımdan geçen tüm senaryoyu bir çırpıda ortaya döktüm.Douglas rahatlarken planımın işe yaradığını anladım çünkü festival ateşine doğru yürümeye başlamıştı.Peşinden gittiğim esna da konuştu "Bunu unuttum sanmma Ay festivalini çok sevdiğini ve ziyan oldu diye üzüldüğünü biliyorum ama en kısa zaman da o doktara gidilecek!"Sessizlik yeniden çevremi ve bizi sararken belki de ilk defa festival umrumda Yaşadığım rüya ile nasıl bir bağlantısı olacağını düşünürken birden aklıma delice bir fikir geldi ve umarım öyle değildir diye dua ederken bunu düşündüm.Ya bu yaşadığım olayın Tanrıça İris ile alakası olabilir miydi?Sonra kendi kendime kızarken buldum kendimi.Ben bunları düşündüğüm sırada çoktan alana geldiğimizi fark ettim ve Douglas'ın zaten benim için endişelendiğini ve daha fazla bunu pekiştirmemem gerektiğini hissedip konuyu şimdilik kapattım ve festivalin son kısmını değerlendirmeye karar verdim.Ateşin başına geçip yan yana oturduk.Şapşal çocuk hâlâ susuyordu ve gerilmeme neden oluyordu zaten kafam çok karışıktı.Rahatlamak amacıyla bağdaş kurduğum sırada Douglas beni göğsüne yasladı ve kollarını etrafıma sardı.Sessizliği bozmak için dayanamayıp konuştum"Benden hoşlanıyor olamazsın değil mi?(!)"Alayla söylediklerim karşısında sessiz kalması aklıma yeni bir şüphe daha eklerken onun sıkıntıyla söylediği evet kelimesini sonradan öğrenilenler kısmına yazmaya karar verdim.Aceleyle doğrulup ona baktığımda "Senin için endişeleniyorum,biliyorum sen benim çocukluk arkadaşımsın ama bu söylediğim şey...neyse unut bunu biz hâlâ arkadaşız"demesi yüzünden bugün hayatımın en kötü günü olduğunu hissettim.Ben konuşmamıştım ama sessizliğimi yanlış anlamasın diye ona her zaman arkadaş kalacağamızı başka türlüsünün imkanı olamayacağını söyledim ve bu konuyu aklımdan çıkardım.Güneş doğdupta ateş söndüğünde eve gitmek için ayağa kalktık fakat beni bir şey durdurdu: sönmüş ateşin başında kollarını kendine sarmış öne geriye sallanarak oturan bir kızdı beni durduran.İncecik kollarını minicik bedenine sarmıştı.Mavi saçlarını gördüğümde benim gibi doğuştan olup olmadığını sorguladım.Yanına yaklaştığımda başını kaldırıp bana baktı.Mavi gözleri dolu dolu olmuştu."Merhaba"dedim."Festival bitti neden buradasın?"ayağa kalktı ve festival çıkışına yürümeye başladı arkasından bağırarak yanına gittim."Hey sen tanışalım mı?ben Persophone"Havaya kaldığım elimi tutup nazikçe sıktı.Kibarlık olsun diye yaptığı bu harekete rağmen korktuğunu bu yüzden gitmek istediğini anlayabiliyordum.Ürkek halinden çıkarak özgüvenli bir sesle konuştu;"Festivalin bittiğini söylediğin için teşekkür ederim bu arada adım Sorcha.Tanıştığımıza memnun oldum Persophone,şimdi gitmem gerek"Arkasını dönüp yeniden yürümeye başladığında arkasından gidip gitmemem gerektiğini düşünüyorum ki duraksadı sanki aklına takılan birşey var gibiydi.Bir an kararsız kaldıktan sonra bana döndü ve ağzından çıkan sözcüklere şaşıp kalmak dışında bir şey yapamadım."Şey bana deli demeyeceksen bir şey sormalıyım,bu akşam bir gökkuşağı gördün mü kimse görmediğini söylüyor ama ben gördüm.Duyduklarımın şaşkınlığını üzerimden atamazken aklımın bir tarafı Douglas'ın nerede olduğunu sorguluyordu.Ben bu iki konuyu birden düşünürken Sorcha zaten bunu söylememesi gerektiğini düşünüp utanmış olmalı ki ben konuşmayınca daha çok utanıp arkasını döndü ve gitti.Bunun üzerine arkasından gitmek yerine zaten sabah oldu diyerek en yakın kütüphanenin yolunu tuttum.Bu yaşadığımız şeylerin Tanrıça İris ile alakalı olduğu düşündüğümden kütüphaneye gittiğimde beni sevmemesine rağmen selam verdim ancak karşılık alamadığımda minik bilgisayarların olduğu üst kata çıktım.Buraya sürekli gelirdim çünkü rahatlatıcı bir ortamı vardı,yaşlı kütüphaneciye rağmen.Ne olmuş yani küçükken kadının en sevdiği kitabı yaktıysam?,bilerek yapmadık ya.Zihnimi oyalamaya çalışmama rağmen büyük an gelmişti,bilgisayarın başındaydım.Yavaşça bilgisayarı açıp tarayıcıya korkmama rağmen"Tanrıça İris "yazdım.Sayfayı aşağı doğru kaydırırken çıkan salakça haberler işime yaramıyordu ama sayfanın en sonundaki site fareyi aşağı doğru kaldıran parmağımı durdurmamı sağladı.Site başlığını ise farkında olmadan sesli okudum: "Tanrıça İris ve Gökkuşağı Koruyucuları "Kütüphanede olduğumu umursamadan siteye girip yüksek sesle okumaya başladım böylece okuduklarım daha çok beynime kazındı;"Eski zamanın insanları İris'in kızlarını Dünya'ya gönderdikten ve kızları belli bir yaşa geldikten sonra kızlarını kaybetmesinin yıl dönümünde sadece onların göreceği bir işaret bırakır.Eski düşüncelere göre Tanrıça gökkuşağı ile bağlantılı olduğundan bu işaretin gökkuşağı olacağını tahmin ederler.Ayrıca kızlarını ayırt edebilmek için kızlarının saçlarını gökkuşağında bulunan renklerden seçer,kızlarının bir gün bir araya gelip gökkuşağı koruyucuları olacağına inanılır."Okuduklarım yüzünden başım dönüyordu, masaya iyice tutundum.Aklımda tek bir soru vardı ve bu soru beni deli ediyordu:"ben tanrıçanın kızı mıyım?"
...Bilinenler ve sonradan öğrenilenler,işte hayatımın özeti...








