... "Şimdi gitmelisiniz kızlar sizi almaya geliyorlar, Nata kızları sana emanet ediyorum"
"Ama anne..."
"Gidin, hemen! "
"Anne! ,ANNE!"
Bağırarak yataktan fırladım, kan ter içinde kalan zavallı vücudum titriyordu. Uzun zamandır aynı rüyayı görüyordum, hatta bu rüyayı kendimi hatırladığım zamanlardan beri gördüğümü rahatlıkla söylerim. Aslında alışmış olmam gerekirdi ama her sabah aynı şekilde tepki gösteriyordum. Kim olduğunu bile bilmediğim Nata ve annesi artık aklımdan çıkmalıydı! Bu rüyayı göreceğim korkusuna uyumaktan çekiniyordum. Daha fazla düşünmemek için gerindim, yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım. Bugün canımı sıkmayacaktım, en sevdiğim güne Nata turp suyu sıkamayacaktı!Odamın perdelerini açtım ve güzel manzaranın ruhuma dolmasına izin verdim. İki sokak öteden gözüken deniz manzarasını iki katlı müstakil evler süslüyordu ayrıca hemen önümde duran kiraz ağacı yapraklarını solunda bulunan yarım taş duvara dökmüştü. Manzarayı biraz izledikten sonra aşağı kata indim ve ev halkının uyumakta olduğunu gördüm. Ev halkı demeye bin şahit isterdi tabii çünkü sevgili ailem teyzem ve sevimsiz kedisi Rosa'dan oluşuyordu. Günün anlam ve önemine karşı bugün bakımlı olacaktım. Banyoya gidip açık mor saçlarımı taradım ve topladım, saçlarım ile uyumlu olsun diyerek mor bir elbise giydikten sonra tekrar odama çıktım. Bu akşam ay festivali vardı, bizim çevrede hep kutlanan bu festival anlamını bilmediğim bir şekilde bana hep huzur vermişti. Bizim inanışımıza göre ay festivali gökkuşağı tanrıçası olan İris 'in kızlarını kaybettiği günmüş. Neden olduğunu bilmiyorum ama o güne ay festivali demişler ve yıl dönümü gibi her yıl kutlamaya başlamışlar. Bu bizim için bir nevi bir gelenek. Tabii ben sanırım en çok ortamı seviyorum; karşılıklı kurulan yemek çadırları ve onların arkasında gözüken dağlar görsel bir şölen bana göre. "Persophone gene neler düşünüyorsun? "kapının olduğu tarafa doğru dönünce teyzemi gördüm. Annem beni dört yaşımda teyzeme bırakıp gitmiş, bir daha geri gelmemişti. Babama gelince ise zaten çoktan ölmüştü. On dört yıldır bana teyzem bakıyor ben de onun evinde yaşıyordum. Bana ailemin eksikliğini hiç hissettirmemişti. Teyzeme kocaman gülümseyerek "Hiç" dedim" Festival için hazırlanacaktım zaman hızlı geçti, hazırlanıp çıkacağım Douglas ile festival başlamadan biraz yürüyeceğiz". Fazla düşünüyordum ve genellikle bu rüyam ile ilgiliydi genelde canımı sıkmazdı fakat şu sıralar sinir bozucu olmaya başlamıştı. Teyzem bunu biliyordu fakat bilmiyormuş gibi davranarak beni korumaya çalışıyordu. Endişeli gözlerle beni süzdükten sonra gülümseyerek "Umarım iyi bir festival geçirirsin" diyerek odamdan ayrıldı. İç çekerek masamın başına oturdum ve festivale uygun hafif bir makyaj yapmaya başladım. İşim bitince "Madem mor giydik devamı gelsin" diyerek dolabımdan mor çantamı aldım. Çantamı koluma taktıktan sonra hazırdım. Kendime şöyle bir baktım; açık mor saçlar, kırmızı dudaklar ve siyah gözler elbisemin içinde güzel gözükmemi sağlıyordu. İncecik belime daha güzel gözüksün diye bir kemer sardım ve odadan çıktım. Teyzemi salonda koltukta otururken buldum gülümseyerek çıktığımı söyledim ve evden ayrıldım. Tek kulağıma kulaklığı takarak Douglas'a çıktığımı söyleyip festival yoluna doğru yürümeye başladım. Douglas benim çocukluk arkadaşımdı aramızda duygusal olarak sadece uzun zamandır arkadaş olmamız vardı. Yani sevgilim değildi ve olamazdı benim gözümde o hep bisikletten düştüğü için ağlayan erkek çocuğu olarak kalacaktı.Bunları düşünerek yürüdüğüm sırada festival yeri uzaktan gözükmüştü bile.Festival çadırlarını görünce çıktığım yokuşun zorluğunu unutarak hızlamıştım fakat saçımdaki eller beni durdurdu,birden panik tüm zerrelerime kadar hücum etti ve beynim çalışmayı durdurdu;saçımı tutan eli kavrayıp aşağıya doğru kıvırdım ve geriye doğru bir tekme savurdum.İnleyen birinin yere düşme sesini ve saçlarımdaki ellerin yokluğunu hissetiğimde geriye döndüm ve beynim çalışmaya yeniden başladı,yerde Douglas'ı görmeyi beklemediğimden ne yapacağımı bilemedim.Douglas bu halime bakıp gülünce bağırmaya başladım" Ödümü kopardın Douglas! ne yapıyorsun insan gibi yanımdan yürüsene" Şapşal çocuk yerdeki konumunu bozmadan düşünceli bir ifade ile bana baktı ve konuştu"Takmıyorum diyorsun ama aslında bu aralar o rüyayı kafana çok takmaya başladın değilmi?Başka zamanlarda da sana şaka yapmıştım ama sen beni öldürmeye kalkışmamıştın" Dediğinde "Öldürmeye çalışmadım "Diye bağırdım ve rüya konusunu daha fazla açmasını önlemek için hiçbir şey demeden kalkması için elimi uzattım.Bir şey demediğimi görünce elimi tutarak ayağa kalktı ve kömür rengi gözlerini aşağı eğerek benimle yürümeye başladı,beni iyi tanırdı büyüzden şimdi bir şey der ve beni sıkarsa festivalde canımı sıktığından dolayı ondan intikam alacaktım ve bunu biliyordu.Gerçi önemsediği için de olabirdi bu ara bana ekstra ilgi göstermesi dikkatimden kaçmamıştı ve eğer düşündüğüm şey is ebenden karşılık bulamayacağını fark etmeliydi.Suskunluğumdan rahatsız olan Douglas konuşmaya başladı"Düşündüm de acaba bu festival tanrıçanın kızlarını geri bulmak için düzenlediği bir şey olabilir mi?Belki onlar için bir işaret verir" Onunla aynı görüşte olmadığımı belirtecektim ki gökyüzünün tamamını kaplayan bir gökkuşağı gördüm ve kendimi tutamadan "çok güzel" diyerek bağırdım.Douglas bana şaşkınlıkla bakarken ne gördün der gibi bana bakıyordu."Gökkuşağı şapşal çocuk yukarı baksana!" Diyerek onu azarladım ve bunu dediğime bin pişman oldum çünkü onca yıldır görmediğim bir olay gerçekleşti;Douglas'ın gözleri doldu ve konuştu "Ah hayır olamaz,Persophone sana ne oldu.O-orada hiç bir şey yok mor şaç"duyduklarımın şokuyla ne diğeceğimi bilemezken Douglas'ın soran gözleri ve yanağındaki yaşı gördüğümde toparlamak amaçlı söylediklerim kendiliğinden döküldü"Douglas saçmalamasana dalga geçiyorum seninle deminden beri somurtuyorsun azıcık gül diye dedim sen ağlamaya başladın"Gurur yapmasını sağladığımdan burnunu sertçe çekerek önden uzaklaştı.Yaşadığım şeyleri kaldırmak için yiyecek çadırlarına yürüyüp kendime bir tabak sıcak tavuk çorbası koydum.Favorim oydu.Douglas tekrar yanıma geldiğinde her şey düzeldi derken kalabalık arasında birini gördüm,bir kız.Yeşil gözlü sarı saçlı bir kız,ama o an ölüp yeniden doğduğumu hissettim kalbim açıdı hatta yere yığılmamak için zor duruyordum,elimdeki çorba kasesi yere düşüp tok bir ses çıkardığında resmen uyandım ve Douglas'ın tavırını umursamadan kıza doğru koştum;omuzlarını tutarak kızı sarstığımda kız hayatının şokunu yaşıyordu.Hayatımda bağırmadığım kadar çok bağırdım" Nata sen misin,eğer sensen beni nereden tanıyorusn ve eğer değilsen Nata nerede çabuk söyle!"Birden yüzü hastalıklı bir gülüşe bulandı etraf karardı ve Dünya resmen dönmeye başladı.Kızın suratı yavaş,yavaş bir erkeğin suratına döndü ve çatallı sesiyle bağırır gibi fısıldadı"Buldum seni" Ben daha ne olduğunu bile anlamadan hızla elini daha doğrusu pençesini alnıma batırarak beni bir karanlığa hapsederken yere düştüğümü hissettim.Son hatırladığım çatallı sesiyle bana söylediği sözdü;
"Bu sefer tanrıça seni benden koruyamayacak!"













