İçeriğe geç

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 16 · 6 dk okuma

Gökkuşağı Koruyucuları

Bölüm 16

İçimizdeki Canavarlar

Herkesin içinde bir canavar yatmaktadır aslında.Kimileri buna karanlık taraf der kimileri ise doğrudan canavar olarak adlandırır.İşin aslı içimizdeki canavarların birileri tarafından yaratılmış olmasıdır.Birileri yada olaylar...

Bilincim yerine geldiğinde ilk hissettiğim şey acıydı.Yattığım yerden doğrulmaya çalışırken hâlâ kapalı olan gözlerimi açacak halim bile yoktu.Başımın arkasındaki acı kolumdaki zonklamaya karışırken gözleri açtım.Öylece bir duvara yaslanmış bir şekilde duruyordum ve kimin beni buraya getirdiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu.Yerden güç alarak ayağa kalktım ve rastgele yürümeye başladım.Amacım yürürken zihnimi toplamaktı. Bayılmadan önce yaşadıklarımı hatırlamam ile adımlarımı hızlandırdım. Bir sis dalgasının içine girdiğimde yerdeki molozlar sayesinde anlamıştım generalin odasına gittiğimi.Molozlar beni kapıya ulaştırdığında kapıyı hafifçe ittirerek içeri girdim.Basit bir sandalyenin üstüne oturmuş Boris ben odaya girmeden geleceğimi anlamış olmalıydı ki gözleri benim olduğum tarafa hızla çevrilmişti.Elleri saçlarında gözleri kıpkırmızı Boris kesinlikle benden iyi görünmüyordu.Tabii bunun sebebi generalin hiç durmadan konuşması ve Boris'i suçlaması olabilirdi.

"Önce yanımıza deliden farksız birini getiriyorsun arkasından onun yüzünden saray birbirine karışıyor!Zaten senin tekin olan birini buraya getireceğini düşünmem büyük aptallık." Durup biraz nefeslenen general hızlı bir şekilde Boris'e dönüp konuştuğunda onun gözleri hâlâ bendeydi."Kraliçeye düşman krallıktan birini sağ kolu yapmaması gerektiğini söylemiştim!" İçimde aniden yükselen öfke ile aralık kapıya tekmeyi geçirdim.Kapı ardına kadar açılıp duvara gülle gibi inerken yüzüme alaycı bir ifade kondurmam zor olmamıştı.Molozların üstünden atlayarak Boris'in karşısındaki sandalyeye rahat bir tavırla ile kurulduktan sonra konuştum "Ah General Balder sizin sorununuz bu sanırım.Sizi koca bir ordudan kurtarıyorum ama duvarınızın minik bir kısmının yıkılmasına dolaylı olarak sebep verdiğim için suçlu oluyorum.Nede olsa tekinsiz biriyim öylemi?Peki ozaman hakkını verelim" Elimde oluşan elektrik topunu minik bir hareket ile generalin çok yakınına sürükledikten sonra duvara çarptım.Duvarın yıkılmamış bölümünden biri daha dışarı doğru çökerken "Bir daha General" dedim "Bir daha biri ile ilgili konuşmadan önce kapıyı kontrol etmeyi unutma birde kimsesiz ülkeni kimin kurtardığını" Yüzüme bir gülümseme yerleştirip odadan çıkarken duvara yapıştırdığım o elektrik topunu neden generalin suratına çarpmadığımı merak ediyordum.Arkamdan gelen ayak sesleri ile durduğumda kolumdaki zonklama yüzünden dişlerimi sıkmam gerekmişti. Gelenin Boris olduğunu bildiğimden önüme döndüm.Gözleri yorgunluktan bitmiş haldeki Boris bana baktıkça telaşlanıyor gibiydi.Uzun uzun gözlerimin içine bakmasından rahatsız olup "Ne var" diye terslediğimde konuştu "Bunu söylemekten hoşlanmıyorum ve sende duymaktan hoşlanmıyorsun biliyorum fakat gözlerine gene bir şey olmuş." Sinirden bir kahkaha atıp daha ne olabilir diye düşünürken elimi yerdeki cam kırıklarından birine attım.Nasıl olsa şaşırmam diyerek yerden aldığım kırık cam parçasına bakarken söyleyecek sözüm yoktu çünkü gerçekten gözlerim garip gözüküyordu.En son baktığımda soluk mor olan gözlerim gene ilk günki gibi bakıyordu. Deli gibi ve aşırı parlak.İnsanı korkutacak kadar. Tepkimi belli etmemeye çalışarak elimdeki cam parçasını yere attım.Derin bir nefes alıp Boris'e baktıktan sonra "Bir süre yalnız kalmam gerekiyor" diyerek arkamı dönüp oradan uzaklaşmaya başladım.Koridorları geçip ormana açılan arka kapıya geldiğimde ormanın içine ilerledim. Kimsenin beni göremeyeceği bir noktaya geldiğime emin olduğumda bacaklarımdaki hançerleri elime alıp tek gözümü kapattım.Arka arkaya sertçe ağaca saplanan hançerlerden çıkarmak istiyordum öfkemi.Aslında böyle bir olaya bu kadar sinirlenmeyeceğim farkındaydım fakat öfkem bin dağı parçalayabilir gibi hissediyordum.Ağaçların arasından gelen haşırtı ile duraksadım.Ağacın yanından geçen gölgeyi görmem ile hançeri fırlatmak bir oldu,hançer gölgenin arkasındaki ağaçlardan birne saplanırken gölge ağacın arkasından çıkmıştı."Bu kadar öfke sana fazla değilmi elektrik canavarı?" Boris'in alaycı sesi sabrımı daha çok zorlarken gözlerimi ondan ayırmadan kolumun içindeki hançerlerden birini çıkarıp yaslandığı ağaca fırlattım.Başının hemen üstüne saplanan hançere şaşkınlıkla bakarken "Sen ciddisin" diye fısıldadı.Kendimi çimenlerin üzerine bıraktım.Herşey fazlasıyla üst üste geliyor gibi hissediyordum.Öfke ile karışık kısık bir kahkaha attıktan sonra "Ne garip değil mi?" dedim. "Kraliçesi olmayan bir krallık ve krallığın muhafızı ismini bile bilmediğimiz düşman krallıktan.Sözde kraliçe olan bende kardeş katiliyim"

Ellerimi yüzüme kapattım ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu ve daha Işık krallığının halkı ile bile tanışmamıştım. Elim istemsiz bir şekilde boynumdaki kolyeye gitti.Teyzemin hediye ettiği kolye yalnızca mor bir taştan ibaretti.Zor anlarında beni hatırlaman için demişti teyzem.Oysaki şimdi adımı bile hatırlamıyor olmalıydı.Boris'in yanıma geldiğini çimenlerin hışırtısından anlamıştım."Elinde tuttuğun şey ne?" Ellerimi yüzümden çektikten sonra hayretle konuştum

"Yani buna mı takıldın şimdi?"Zaten ciddi anları bozacağını ilk günden tahmin etmeliydim.Beni hançerlediğinde bile umursamaz davranan birinden ne bekleyecektim ki.Sinirlensem de elimi kolyeden çekerek kolyeyi açıkta bıraktım."Al rahat et" sinirle eklemeyi unutmamıştım.Kolyeyi dikkatle inceleyen Boris'in bakışları kararıp kaşları çatıldığında ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. "Boris" elini kaldırıp beni susturdu taşı daha yakından inceliyordu. Sonunda gözleri bana döndü.Mavileri alev almış gibi görünüyordu."Sen bana bunu nasıl söylemezsin" Bağırırım karşısında afallamıştım fakat geri adım atmadım "Neyi söylemem gerektiğini doğru düzgün söylermisin lütfen" Hızlı bir hareket ile kolyeyi boynumdan söktü.Acıyan boğazım yüzünden bir küfür savunurken kolyem ellerinin arasında sallanıyordu.

"Bu taş" diye gürledi "Bu krallık için çok önemli bir şey şuan bu taşı ele geçirmek için gelen yüzlerce ordu olabilir çünkü sen kahrolası bir sinyal verdin!" Sesimi yükselterek konuştum "Neler olduğunu doğru düzgün anlatacakmısın yoksa bağırmaya devam mı edeceksin?" Derin bir nefes alan Boris'in gözlerinin yanındaki damarlar görünüyordu.Kenidi tutuyor olmalıydı.Ama haklı olsa bile bu tavırları ile sinir katsayımı artırmak dışında bir işe yaramıyordu.

"Işık krallığının taşı bu yüzyıllardır bu taşı arıyorlardı. Tanrıça ile birlikte taş kaybolduğunda krallığın enerjisi kırıldı ve dışarıdan saldırılara açık hâle geldi.Ama sen güclerini kullanırken bu taştan destek alarak bütün diyara taşın burada olduğunu söylemiş oldun.Dolayısıyla zaten saldırılara açık olan krallığına bir düzine ordu gelmemesi için dua etmekten başka şansın yok"

"Niye başka bir krallığın taşının peşinde olsunlar ki?"

"Çünkü bütün diyar bu krallığının düşmanı ve bu taş eline geçen kimsenin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak türde" Sesindeki soğukluk ve gözlerindeki öfke hem kalbimi kırıyor hemde beni sinirlendiriyordu. Elinde tutuğu kolyeyi çekip alarak ayağa kalktım ve bağırmaya başladım "Herşeyin sorumlusu benmişim gibi davranmayı kes çünkü aptal taşın ne işe yaşadığından haberim yokken en değerli şeyimi sana verecek değildim!" Dolu dolu olan gözlerimden yaşlar akmaması için uğraşırken can yakıcı darbeyi vurdum "Üstelik ne işe yaradığından haberim olsa bile söylemeyebilirdim neticede düşman krallıktan olan sensin" Gözlerindeki öfkenin yok oluşunu beklemeden arkamı döndüm.Saraydan içeri girdiğimde içerideki konuşturmayı fark etmem uzun sürmedi.Askerler oradan oraya koşturularken ne olduğunu anlamak için bir tanesini durdurdum."Burada neler oluyor açıkla lütfen"

"Fısıltılar ormanının kralı taşın sizde olduğunu öğrenmiş halkı ile birlikte krallığımıza saldırmaya geliyorlar kraliçem kendinizi koruyun" Kısa açıklamasının ardından koşarak birliğinin yanına dönen askerin ardından şaşkınlık ile bakıyordum.Generalin odasına çıkacağım esnada arka bahçede Boris'i bıraktığım aklıma geldi.Koşarak saraydan çıkıp ormanın derinliklerine ilerlediğimde Boris son bıraktığım noktada değildi.Etrafıma göz gezdirmeye devam ederken arkamdan bir ses işittim

"Yoksa bunu mu arıyordun sevgili kraliçe?" Arkamı döndüğümde yamyam gibi gözüken bir kadının Boris'in boğazına bastırmış olduğu bıçağı gördüm.Ellerimin titrememesi için uğraşırken düz bir ses ile "Ne istiyorsun" diye sordum.Kadının gözleri vahşi bir pırıltı ile aydınlanırken elimden sarkan kolyeye bakıyordu."Belki onu bize vermen durumunda sevgili muhafızını sana geri verebilirim.Aksi takdirde kolyenin burada olduğuna dair halkıma haber veririm ve muhafızını bir daha göremezsin" Elimdeki kolye ile öylece dururken kadın pütürlü sesi ile yeniden konuştu

"Biraz acele etmen gerekmiyor mu yoksa bukadar sevmiyormusun onu?" Bıçağı biraz daha bastırdığı Boris'in teninden akan kan çimenlere damlarken "Yapma" dedi "O taşı korumalısın" Ne yapacağımı bilmez bir halde deli gibi düşünürken zihnimden bir işaret verip orduyu harekete geçirmeye çalışıyordum.Bir süre daha durduktan sonra nihayet arkamdan gelen ayak sesleri ile yardım geldiğini anladım.Rahatlamanın verdiği güvence ile "Sana bir seçim şansı tanıyorum" dedim."Eğer gitmesine izin verirsen canını bağışlayacaklar" Kadının gözleri öfkeden kararırken bir anlık hareket ile bıçağı Boris'in karnına sapladı.İçimde inanılmaz bir acı hissederken Boris yere yığıldı. Kadının ıslık çalması ile birileri gelip Boris'i apar topar götürürken hiç bir şey yapamıyordum. İçimde beni ona bağlayan bağların kopuyor olduğunu hissederken ellerim öfkeden dolayı titriyordu.Kadın karşımda bir ordu ile sırıtarak dikilirken "Anlaşma reddedildi" demişti. Arkamda duran Işık krallığı ordusu benim hareketimi beklerken elimi kaldırıp düşünmeden işaret verdim.Ama ilk öne atılan ben olmuştum.Kılıcımı çekip kadının üstüne atlarken "Seni öldürmem için dua edeceksin" diye bağırmıştım.Atamadığım çığlıklar boğazımda takılırken kendimi serbest bıraktım.

Olaylar veya insanlar yaratırlar içimizdeki canavarları.

Canavarı salma zamanı...

Bölüm sonu

14 yorum