İçeriğe geç

Gökçen Gerçek Ailem

Bölüm 9 · 6 dk okuma

Gökçen Gerçek Ailem

Bölüm 9

7. Bölüm

Gökçen’den

Gözlerimi açtım. “Neredeyim ben?” dedim kendi kendime. Sonra dün olanlar birer birer aklıma geldi.

Yataktan doğrulup telefonumu aramaya başladım. “Nerede ya bu nalet telefon?” Aha buldum! Yastığın altına koymuşum.

Hemen saate baktım; daha 07.00. “Acaba saat kaçta kahvaltı yapılıyor?” diye düşündüm. Bilmediğim ve Serpil Hanım’a da sormadığım için hazırlanıp aşağı inmeye karar verdim.

Önce banyoya gidip işlerimi hallettim. Sonra hemen yatağı toplamaya başladım. Güzelce topladıktan sonra giyinme odasına geçtim. Bir an önce pijama takımından kurtulmak istiyorum.

Koca giyinme odasında benim giyebileceğim bir kıyafet yok… Şaka gibi. Kıyafet var hem de hepsi marka ama benim tarzım değil. Ben rahat, bol, açık olmayan ve kısa olmayan kıyafetler giymeyi severim. Elbise, etek ya da şort giymeyi de sevmem — belki ara sıra o kadar.

Yine çok konuştum sabah sabah. Dolabı biraz daha kurcaladım ve buldum! Ay gerçekten buldum! Bir tane bol gri tişört ve siyah eşofman. Hemen onları giydim.

Makyaj masasının önüne geçtim. Yuh… Ben makyaj yapmam ki özel günler dışında. Bu kadar malzeme ne? Neyse, hemen yüzüme nemlendirici sürdüm.

Kendime aynada baktım. Saçımı da hemen topuz yaptım; açık saçla dolaşmayı sevmiyorum. Aslında saçlarımın önüme gelmesini sevmiyorum. Bu yüzden ya yukarıdan topuz yaparım ya da bol örgü.

Hazır olduğuma emin olunca telefonumu aldım. Kapıdan çıkıyordum ki aklıma hırka almadığım geldi. Tekrar giyinme odasına gidip bebek mavisi, uzun, yazlık bir hırka aldım. Giyip odadan çıktım.

Merdivenlere doğru yürümeye başladım. Yavaş yavaş indim. Üç kat inene kadar kırk kere durup dinlendim ama başardım.

Konakta üçüncü kat ve salon dışında hiçbir yeri bilmiyorum. Direkt salona yürüdüm. İçeri girdiğimde Serhat Bey, Serpil Hanım ve 1 numara Cihan dışında kimse yoktu. Beni ilk fark eden Serhat Bey oldu.

“Günaydın kızım.” Bugün baya mutlu gözüküyordu

. Ben de “Günaydın.” dedim herkese hitaben.

Serpil Hanım, “Günaydın kızım da neden bu kadar erken kalktın? Bugün pazar.” dedi.

“Erken kalkmaya alışığım Serpil Hanım. Çok yorgun olmadığım her zaman bu saatlerde kalkarım, şaşmaz.” dedim ve boş koltuğa oturdum.

Serhat Bey, “Görüyor musun Serpil’im, kızımız bana çekmiş, aynı babası.” dedi.

Serpil Hanım eşine dönüp, “Yanılıyorsun Serhat, kızımız aynı ben.” dedi.

İkisi tartışmaya başladılar. “Yok bana benziyor, yok tıpatıp ben.” derken artık gına geldi. Konuştum:

“Aslında tartışmanıza gerek yok. Ben ikinize de benziyorum. Hatta baya baya benziyorum.”

Hafifçe güldüm. Serhat Bey ve Serpil Hanım konuşmamla tartışmayı kesti. Söylediklerim hoşlarına gitmişti, genişçe gülümsediler.

Serpil Hanım, “Kızımız doğru söylüyor Serhat. İkimize de çok benziyor.” dedi mutlulukla.

Serhat Bey de, “Haklısın Serpil’im. Kızımız ikimize de çok benziyor. Canım kızım.” dedi.

Onlar bana böyle davrandıkça, bana “kızım” dedikçe “Acaba gerçekten aile olabilir miyiz?” diye düşündüm.

Belki de her şeyi akışına bıraksam daha güzel olur. Ama geçmişte yaşadıklarını unutmak kolay değil.

Koskoca 17 yıl… Ben onların ne yaşadığını bilmiyorum, onlar da benim ne yaşadığımı bilmiyor. Belki zamanla bir aile oluruz, kim bilir?

Düşüncelerimden beni çıkaran biyo takımının salona gelmesiydi. İkizler aynı anda:

“Günaydın canım ailem!”

Bana göz devirmeyi de unutmadılar, bir de bu ergenlerle uğraşamam. Benle dertleri ne onu da anlamadım.

5 numara Ilgaz da: “Günaydın yakışıklı beyler ve kraliçem.” dedi. Bana küçümser bir bakış attı. Diğerleri günaydın deyip bana bakmadan oturdular. Herkes kendi arasında konuşuyordu.

Ben de aklıma geleni yapıp Serpil Hanım’a kıyafet konusunu açayım dedim.

“Serpil Hanım, sizinle bir şey konuşacaktım.”

Benim sesimle salondaki herkes konuşmayı kesti. Serpil Hanım, “Tabii kızım, konuşalım. Seni dinliyorum.” dedi.

“Giyinme odasındaki kıyafetler hakkında konuşmak istiyorum.” dedim.

Biyo takımı bana alay eder gibi bakıyordu. Alt tarafı bir şey söyledim, bu ne tavır?

3 numara Barış, “Anne, prenses hanıma az gelmiş kıyafet odası. Sen en iyisi en üst katı kızın için ayarla, ancak yeter.” dedi.

Allah’ım… Gerçekten benim söylediklerimden bu sonucu mu çıkardılar?

İkizlerden Atakan da konuştu:

“Koskoca giyinme odası nereye yetmedi? Bu şımarıklık!”

Kimseyi duymadım. Sadece Atakan’ın gözlerinin içine baktım ve öyle konuştum; beni tanımıyorlar, böyle atıp tutmaya hakları yok. Sessiz kalacak da değilim.

“Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz? Şımarık olduğumu söyledin. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Benim hakkımda ne biliyorsunuz? Benim 17 yıl içinde ne yaşadığım hakkında en ufak bir fikriniz var mı? Yok. Olamaz da. Ben sizin öfkenize, kininize kurban değilim. Başkalarına olan öfkenizi ona kusun, bana değil.”

Ben sürekli bunlarla mı uğraşacağım? Beni tanımadan ön yargılı yaklaşıyorlar. En nefret ettiğim şey… Ve bana denk geldi; hem de 7 tane. Bunlarla ben nasıl kardeşim ya, inanamıyorum.

Kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum ama olmuyor. Onların yüzlerini gördükçe daha da sinirleniyorum.

Yazar’dan

Gökçen, Atakan’ın söylediklerinden sonra gözlerindeki acıyı saklayamadı. Salondaki herkes buna şahit oldu. Biyo takımı, Gökçen’in bu yaşına kadar çok güzel ve mutlu bir hayat yaşadığını düşünüyordu ama gerçekler hiç de öyle değildi. Biyo takımı ileride çok pişman olacaktı.

Peki pişman olmaları Gökçen için ne ifade edecekti? Onu zaman gösterecekti. Gökçen, biyo takımını affetse bile kalbindeki kırık parçaları her zaman taşıyacaktı.

Gökçen konuşmayı bitirdi, kendini rahatlatmaya çalıştı ama başaramadı. Atakan, söylediklerinden pişman olacak gibi olsa da “Kesin yalan söylüyor.” diye düşünmeye devam etti.

Sadece Atakan değil, diğerleri de öyle düşünüyordu. “En yakın zamanda herkes gerçek yüzünü görecek.” diye içlerinden geçirdiler. Sadece Cihan anlamaya çalıştı; ne olursa olsun kardeşleri gibi düşünmeden de edemedi.

Serhat Bey ve Serpil Hanım oğullarına çok sinirli ve kızgındı. Kızları ise üzgün ve mahcuptu. Herkes Ece gibi olmazdı. Kötü insanlar olduğu kadar iyi insanlar da vardı ama oğullarına söz geçiremiyorlardı. En ufak bir kavga geri dönülmez olurdu.

Gökçen’in öfkesi kat be kat artıyordu. Derin nefes almak fayda etmiyordu. Burnundan kan gelmeye başladı ama o fark etmedi. İlk fark eden Atahan oldu.

Abilerine bakıp Gökçen’i gösterdi: “Abi, Gökçen kan.”

Herkes Gökçen’e baktı. En soğukkanlı olan 4 numara Yavuz mesleğinden dolayı hemen yanına gidip yardım edecekti ki Gökçen bağırdı:

“Dokunma bana! Sakın!”

Kimse ne olduğunu anlamadı. Gökçen burnunun kanadığını yeni fark etti. Hemen hırkasının cebinden peçete çıkarıp kanı durdurmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Burnu daha fazla kanamaya başladı.

Yavuz, “Gökçen, ben doktorum. Bırak yardım edeyim.” dedi ama Gökçen hiçbir şekilde izin vermedi.

Serhat Bey ve Serpil Hanım olanlara inanamıyordu.

Gökçen tekrar bağırdı:

“İstemiyorum! Sizden hiçbir yardım istemiyorum!”

Serpil Hanım kendine gelip kızına yaklaştı.

“Kızım, ben geleyim yanına. Hadi annecim, bak burnun çok kötü kanıyor.” dedi ağlayarak.

Gökçen Serpil Hanım’a baktı:

“Sadece siz… Ama başka kimseyi istemiyorum.”

Sonra Serhat Bey’e korkuyla bakıp:

“Bir de siz gelin…” dedi.

Serhat Bey hemen kızının yanına geldi. “Geldim babacım. Sakin ol, bak annenle yanındayız.” dedi.

Korkutmamak için yavaşça sarıldı.

Serpil Hanım, Sultan Teyze’den ilk yardım çantasını istedi. Sultan Teyze hemen getirip verdi. Serpil Hanım kızının canı yanmasın diye dikkatlice müdahale etti ve kan sonunda durdu.

Gökçen de sakinleşti. Serhat Bey’in kollarının arasında mayıştı. Sessizce:

“Uykum geldi…” dedi küçücük bir çocuk gibi.

Serhat Bey kızını daha rahat tutacak bir pozisyona getirdi. Gökçen bir şeyler mırıldanıp uyumaya devam etti. Şimdiye kadar uyuduğu en huzurlu uykuydu.

Serpil Hanım eşine baktı:

“Serhat, hadi kızımı odasına çıkar. Rahat rahat uyusun.”

Serhat Bey de aynı fikirdendi. Kızını kucağına aldı, yavaşça odasına çıkardı. Biyo takımı hiçbir şey diyemedi. “Az önce ne oldu öyle?” diye düşünmekten başka çareleri yoktu.

Serhat Bey kızın odasına geldi. Kapıyı sessizce açtı. Gökçen’i yatağına yatırdı. Gitmeden uzun uzun öpmeyi ihmal etmedi.

Tam çıkarken Gökçen fısıldadı:

“Gitme… korkuyorum…”

Serhat Bey kızının yanına uzanıp saçını okşamaya başladı. Gökçen hissetmiş gibi ona sarıldı ve güvenli uykusun

a devam etti. Serhat Bey de kızına sarıldı. Bir süre sonra o da uykuya teslim oldu.

Baba-kız huzurla uyumaya devam ettiler.

Son.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.