Gökçen’den
Gözlerimi açtım, yanımdaki kim diye baktım. Serhat Bey benim yanımda uyumuş. Bizimkiler dışında kimseyle temas etmeyi pek sevmem ama Serhat Bey’den asla rahatsız olmadım.
Aksine, bugüne kadar uyuduğum en huzurlu uykuydu. Telefonu bulup saate baktım, saat 09.00 olduğunu gördüm.
O sırada Serhat Bey de uyandı. Beni uyanmış görünce yataktan kalkmadan doğrulup,
“Günaydın biriciğim. Nasıl oldun, daha iyi misin?” diye sordu.
Ben de,
“Teşekkür ederim Serhat Bey, çok iyiyim. Uyumak iyi geldi.” dedim.
O da hemen kalkıp,
“Teşekkür etme birtanem. Sen benim kızımsın, senin için her şeyi yaparım. Sen iyi ol yeter.” dedi ve gelip yanağımdan öptü.
“Hadi yüzünü yıka, kahvaltı yapmaya inelim. Ben çok acıktım.” dedi.
Ben de yataktan kalkıp “Tamam.” deyip banyoya giderek işlerimi hallettim ve çıktım.
Birlikte kahvaltıya indik. Herkes hisseder gibi bakışlarını bize çevirdi. Serpil Hanım hemen,
“Kızım iyi misin? Nasıl oldun annecim?” diye sordu.
Ben,
“İyiyim Serpil Hanım, uyumak iyi geldi.” dedim.
“İyi ol annecim. Hadi hemen kahvaltı yapmaya başlayalım, acıkmışsındır.” diyerek beni yanına çağırdı. Gidip oturdum.
Biyo takımı bana değişik bakıyordu. İki gündür laf söyleyen bu insanlar bugün benim için korkmuş olamazdı herhalde… Saçma olurdu. Nefret ettikleri birine bir şey olacak diye niye korksunlar ki?
Serhat Bey’in “Afiyet olsun.” demesiyle herkes kahvaltıya başladı. Ben ise hiç aç hissetmiyordum, bir şey yemek yerine sadece çay içtim. Bunu fark eden Serpil Hanım,
“Kızım neden yemiyorsun? İstediğin bir şey varsa Sultan ablaya söyleteyim, yapsın.” dedi.
Ben,
“Hayır Serpil Hanım, her şey var zaten masada. Sadece aç hissetmiyorum.” dedim.
Serhat Bey,
“Olmaz öyle şey kızım, bir şey yemelisin.” dedi.
Zorla da olsa biraz patates kızartması, domates ve salatalık yedim. Serpil Hanım sürekli önüme bir şeyler koyuyor, “Onu ye kızım, bunu da ye kızım.” diyordu. Kırılmasın diye azar azar aldım.
Kahvaltıdan sonra hep birlikte salona geçtik. Bugün pazardı ve herkes evdeydi. Biyo takımı bazısı sohbet ediyor, bazısı telefona bakıyordu. Serhat Bey tabletten işleriyle ilgileniyor, Serpil Hanım moda dergisi okuyordu.
Ben ise boş boş oturuyordum. Bugün kesin bizimkileri arayıp konuşacaktım. Onlar da benim aramamı bekliyorlardır. En yakın zamanda bir buluşma ayarlasam iyi olur… Çok özledim hepsini. Aslında bugün buluşsak iyi olurdu ama sabah olanlardan sonra biraz olsun yorgunluk var.
Serpil Hanım’a bir şey dank etmiş gibi yüzüme döndü.
“Kızım, sen bir anda fenalaştın. Biz sormayı akıl edemedik. Bir hastalığın mı var?”
Yalan desem olmazdı, söylesem telaşlandıracaktım. En iyisi açık konuşmaktı.
“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum Serpil Hanım. Ayrıca bir anda olan bir şey değildi… Fazla sinirlenince vücudumun verdiği bir tepkiydi.” dedim.
Serhat Bey,
“Hep böyle mi oluyor kızım? Bunun bir yolu yok mu?” diye sordu.
Biyo takımı hepsi bizi dinlemeye başladı. Hatta 4 numara Yavuz konuşmaya başladı.
“Bu kişiden kişiye değişir baba. En önemlisi, hastalığın ne olduğudur. Ona göre tedbir alınır.” dedi. Ardından bana dönüp,
“Yani Gökçen de hasta. Panik yapmayın hemen. Kendisi ne olduğunu biliyor ama bize söylemiyor. Sahi, neyin var ve böyle durumlarda ne yapıyorsun?”
Konuşurken bildiğin doktor-hasta gibi mesafeliydi. Çok da umurumda; sanki gelip bana abilik yap dedim.
“Önemli bir şey değil. Tekrar söylüyorum, bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Sabahki olayda tedbirsiz davrandım. Yanımda ilaç ve iğne bulundurmam gerekirdi, unutmuştum.” dedim.
Biyo takımı söylediklerime pek inanmamış gibiydi. Serpil Hanım ve Serhat Bey de üzgündü ama daha fazla soru sormadılar. Gerçekten tedbirsiz davranmıştım. Normalde yanıma almadan asla çıkmam ama sabah unutmuştum.
Serpil Hanım konuyu değiştirmek istedi, iyi de yaptı. Daha fazla konuşmak istemiyorum.
“Kızım sen benimle bir şey konuşmak istiyordun. Arada kaynadı.” dedi gülerek.
Ben de aklıma gelmiş gibi dönüp, herkesin dinlediğini bilerek konuştum:
“Evet Serpil Hanım… Benim için bir sürü kıyafet almışsınız, teşekkür ederim. Sizi kırmak istemem ama aldığınız kıyafetler bana göre değil.” dedim.
Serpil Hanım biraz üzüldü ama gerçekti. Sevmediğim halde sırf onu üzmeyeyim diye giyemezdim.
“Neden kızım? Hepsi çok güzel kıyafetler. Neden beğenmedin?” diye sordu.
“Kıyafetler güzel, ona lafım yok ama benim tarzıma uygun değil.” dedim.
2 numara Mert hemen atladı:
“Tabii tarzına uygun olmaz. Annemin aldıkları kapalıdır. Git kendine açık saçık kıyafetler al.” diye alay etti.
Ben onu tamamen yok sayıp devam ettim:
“Serpil Hanım, aldığınız kıyafetler bana göre açık, kısa, süslü ve abartılı. Ben sade, kısa olmayan, süslü olmayan, rahat ve bol kıyafetler tercih ederim. Sizi üzmek istemezdim.” dedim.
Serpil Hanım gülümsedi:
“Anladım kızım, söylediğin iyi oldu. Odanındaki kıyafetleri çıkarır, yerine senin tarzına uygun olanları alırız.”
Ben,
“Teşekkür ederim. Sadece kıyafetleri almanız yeterli. Ben alışveriş yapmayı da sevmem, genelde her şeyi sipariş veririm. Bir de kıyafetleri aldırırken makyaj malzemeleri de aldırırsanız sevinirim.” dedim.
“Tamam kızım, sen nasıl istersen.” dedi.
Biyo takımı bana uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Göz devirdim, önüme döndüm.
Çok geçmeden telefonum çaldı. Baktım, Umut arıyordu. Bu saate kadar dayanması bile mucizeydi.
Herkes yine bana baktı. Ben de Serpil Hanım ve Serhat Bey’e dönüp,
“Müsaadenizle, telefonda konuşabilir miyim?” diye sordum.
Serhat Bey,
“Rahatına bak kızım, burası senin de evin.” dedi.
Hemen kalkıp bahçeye çıktım. Uzun bir masa vardı, gidip oturdum.
Hava oldukça sıcaktı, tek gölge yer masanın olduğu yerdi. Oturdum ve telefonu açtım.
Umut’un sesi geldi.
Son