İçeriğe geç

Gökçen Gerçek Ailem

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Gökçen Gerçek Ailem

Bölüm 5

3. Bölüm

Yazardan

Karahan Konağı, Karahan Ailesi için sıradan günlerden biriydi. Serpil Hanım, çalışanlardan Sultan Hanım’a mutfakta yardım ediyordu. Kahvaltı hazır olunca salona gidip aileye seslendi:

“Kahvaltı hazır, hadi!”

Salonda yalnızca üç kişi vardı: evin babası Serhat ve evin en küçükleri olan ikizler Atahan ile Atakan.

Serpil ve Serhat’ın 8 çocuğu vardı. Yedi erkek: Cihan, Mert, Barış, Yavuz, Ilgaz ve ikizler Atahan ile Atakan. Bir de kızları vardı: Ece.

Ancak çocukların yalnızca üçü onlarla yaşıyordu. Diğer oğulları Cihan, Mert, Barış, Yavuz ve Ilgaz yurtdışında yaşıyordu. Anne babalarından ayrı yaşamalarının tek nedeni ise Ece’ydi.

Ece… Karahan Ailesi’nin bir zamanlar masum sandığı ama aslında evde kötülük yapmadığı yer bırakmayan kızlarıydı. Üç yaşına kadar melek gibiydi; üç yaşından sonra ise aileyi dağıtan kişi hâline geldi.

En son 10 yaşındayken ağabeylerine büyük bir kötülük yapınca bardağı taşıran son damla olmuş, Cihan tüm kardeşlerini alıp yurtdışına gitmişti.

Atahan ve Atakan da gitmek isterdi ama çok küçüktüler. Serhat ve Serpil, Ece’ye inanıp oğullarını haksız yere suçlamıştı. Yıllar sonra Ece’nin gerçek yüzünü anlasalar da artık çok geçti. Oğullarıyla konuşmaya çalıştılar, defalarca özür dilediler ama olmadı. Onlar gelmedi.

Karahan Ailesi, Ece yüzünden darmadağın olmuştu.

Aradan 7 yıl geçti. Cihan ve kardeşleri Türkiye’ye sadece her sene bir kez gelip ikiz kardeşlerini görüp giderlerdi. Ama Karahan Ailesi için değişmeyen tek şey Ece olmuştu. Hâlâ aynı kötülükteydi; bazen eve gelmez, bazen gelirdi. Serpil ve Serhat artık kızlarını değiştiremeyeceklerini düşünerek kabullenmişlerdi.

Kahvaltı masası sessizdi. Herkes kendi düşüncelerine dalmıştı.

Serpil Hanım tabağına boş boş bakarken Serhat fark etti:

“Serpil’im, iyi misin?”

Serpil irkilip eşine döndü:

“İyiyim hayatım… Sadece aklıma çocuklar geldi. Çok özledim.”

Serhat’ın kalbi sıkıştı ama “arayalım gelsinler” diyemedi. Çünkü biliyordu: onların dönmesini isteyecek yüzleri yoktu.

Masa yine sessizleşti. Sessizliği bozan Atahan oldu:

“Anne, biz de çok özledik abilerimizi. Arayalım mı?”

Atakan hemen ekledi:

“Evet anne! Belki bu sefer gelirler.”

Ama ikizlerin bilmediği bir şey vardı: Serpil ve Serhat’ın oğullarını aramak için bile yüzleri yoktu. Sessiz kaldılar.

Ne diyeceklerini bilemiyor, geçmişin ağırlığında boğuluyorlardı.

Kahvaltı bittikten sonra salona geçtiler. Sessizliği yine ikizler bozdu.

Atakan: “Baba, anne… Abilerimizi arayalım mı?”

Atahan: “Evet! Belki ikna ederiz, gelirler!”

Serhat derin bir nefes aldı.

“İkizler haklı Serpil. Yıllar geçti. Biz buradayız, çocuklarımız orada… Böyle ayrı kalamayız. Ne olursa olsun bir aileyiz.”

Serpil Hanım gözleri dolarak konuştu:

“Tamam… Arayalım. Artık dayanamıyorum. Tüm evlatlarım yanımda olsun…”

Ama sonra korkuyla ekledi:

“Ya kabul etmezlerse? Ya bizi görmek istemiyorlarsa? Ne yaparlarsa haklılar Serhat… Biz bunu hak ettik.”

İkizler annelerine sarıldı. Atakan konuştu:

“Annem, ne yaşanırsa yaşansın biz aileyiz. Abilerimiz size kızgın olabilir ama abimler de sizi özlemiştir. Zamanla her şey düzelir.”

Atahan da annesinin gözyaşlarını silerek:

“Güzel annem ağlama… Abilerimiz gelince her şey düzelecek, tekrar güzel mutlu aile olacağız.”

Serhat eşine ve çocuklarına sarılıp konuştu:

“İkizler haklı karım. Biz Ece’ye inanarak büyük bir hata yaptık. Ama çocuklarımızdan hiç vazgeçmedik. Onların bizi affetmesi için elimizden geleni yapacağız. Hadi, arayın abilerinizi.”

İkizler hemen telefonu aldılar. En büyük kardeşleri Cihan’ı aradılar. Telefon açıldığında herkesin gözleri doldu.

Cihan’ın “Alo?” sesi bile Serpil ve Serhat için yılların özlemi gibiydi.

İkizler aynı anda “Abi.” dediler.

Telefonun diğer ucunda kardeşlerinin sesini duyup içi tuhaf olan Cihan…

Cihan kendine gelip sesi hoparlöre aldı, diğer kardeşleri de duysun istedi.

Cihan: “Aslanlarım, nasılsınız?”

Serpil Hanım ve Serhat sessizce ikizlerle oğullarının konuşmalarını dinledi, ellerinden başka bir şey gelmedi.

Atakan ağlamaklı sesiyle:

“İyiyiz abi ama sizi çok özledik.”

Atahan bu sefer konuştu, kendisi de ikizinden geri kalmaz hâlde:

“Evet abi, hepinizi çok çok özledik. Bu ayrılık bitsin artık.”

Cihan ve diğerleri birbirlerine baktılar. Kardeşlerinin dedikleri bir ok gibi kalplerine saplandı.

Bu sefer Barış konuştu:

“Biz de sizi çok özledik koçum ama olanları da biliyorsunuz, yapmayın böyle, bizi de üzmeyin.”

Atakan sinirle:

“Siz eğer üzülmüş olsaydınız abi, yanımızda olurdunuz. Ne üzülmesinden bahsediyorsun? Yıllardır her sene bir kere geliyorsunuz, o da birkaç saat sürüyor. Tamam, haklısınız; babam ve annem büyük bir hata yaptılar, bedelini de ödüyorlar. Her gün vicdan azabı çekiyorlar. Peki biz abi, söylesene? İkizler olarak bizim suçumuz ne? Biz ne yaptık da babam ve annem yaptıklarının bedelini biz de ödüyoruz?”

Hepsi bir süre sustu. Ne diyeceklerini bilemediler. En önemlisi, kardeşlerinin haklı olduğunu bilmek hepsine ağır geldi.

Yavuz:

“İkizler, haklısınız. Size bunu yapmaya hakkımız yoktu. Ama kendimizce biz de haklıyız be abim. Orada kalmak bize ancak zarar verirdi, bunu siz de biliyorsunuz.”

Atahan:

“Bu kadar yeter abi. Böyle söyleyip kendinizi haklı duruma getirmeyin. Siz hata ettiniz. Eğer bizi biraz olsun düşünseydiniz arkanızda bizi bırakıp gitmezdiniz. Kabul edin artık.” dedi.

Yine kısa bir sessizlikten sonra Cihan konuştu:

“Haklısınız. Biz büyük bir hata yaptık; hatamızı şimdi farkına varıyoruz. Tamam, sizin istediğiniz olsun. Geliyoruz. Sadece siz ikizler için geliyoruz kardeşlerim, sadece sizin için.” deyip telefonu kapattı.

İkizler önce anne babalarına baktılar, sonra birbirlerine baktılar. Çığlık bastılar. Az önce duygusal konuşan onlar değilmiş gibi, abilerinin gelmesine sevindiler.

Serpil ve Serhat tek kelime edemedi. Elbette oğullarının gelmelerine sevindiler ama bu buruk bir sevinmeydi. Ne olursa olsun, oğullarının onları affetmeleri bir anda değil, zamanla olacak bir şeydi.

Bir saat sonra Karahan Konağı adeta bayram yerine döndü. Serpil Hanım yemekleri hazırladı, Serhat Bey yerinde duramadı, ikizler heyecanla bekledi.

Kapı çaldı. Sultan Hanım açtı ve Cihan, Mert, Barış, Yavuz ve Ilgaz içeri girdi.

İkizler koşup sarıldı.

Atahan: “Abilerim, iyi ki geldiniz, hoş geldiniz.” dedi sevinçle.

Atakan ikizine katıldı:

“Evet abiciklerim, iyi ki geldiniz. Ailemiz tekrar bir arada.”

Ilgaz:

“Zevzeklik yapmayın ikizler, haydi içeri.”

Hep birlikte salona geçtiler. Anneleri ve babaları gözyaşları içinde çocuklarına baktılar. Hiçbir şey demediler; onlar da anne ve babalarına bir şey demedi.

Yedi yılın özlemi sonunda bitti. Karahan Ailesi ne olursa olsun kavuştu. Artık kırılan kalpleri onarmak ve tekrar aile olmak kaldı.

Tam herkes mutluluk içinde sohbet ederken Serhat’ın telefonu çaldı. Nereden bilebilirlerdi ki bu telefon herkesin hayatını tamamen değiştirecekti?

Arayan: Kadir Pusat.

Serhat’ın rengi attı. Öylece telefona bakarak donup kaldı. Arayan eski dostuydu; Ece yüzünden araları açılan dostu.

Herkes bir şey olduğunu anladı. Serpil Hanım eşinin yanına gidip:

“Serhat, kendine gel. Kim arıyor?” dedi.

Serhat Bey biraz olsun kendine gelince telefonu açtı. Herkes merak ve endişeyle Serhat Bey’e baktı.

Telefon açılır açılmaz Kadir Bey, Serhat Bey’in konuşmasına izin vermedi.

“Serhat… Hemen hastaneye gelmeniz gerekiyor. Hemen.”

Ve telefon kapandı.

Serhat Bey panikle ayağa kalktı, eşine ve oğullarına baktı:

“Kadir hemen hastaneye gelmemiz gerekiyor dedi. Gidelim.”

Karahan Ailesi arabalarına binip hızla hastaneye gitti.

Bir saat sonra sekreter onları görünce ayağa kalktı:

“Serhat Bey, hoş geldiniz. Kadir Bey sizi odasında bekliyor.”

Herkes koşarak 6.

kata çıktı.

Soldan üçüncü odaya geldiler. Serhat kapıyı çalmadan açtı.

Ve içeri girdiklerinde gördükleri manzara…

Herkesi şoka uğrattı.

SON.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.