Gökçen’den
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kaç olduğunu bile bilmiyorum…
Saatlerce, su içmek dışında sadece test çözdüm. Yoruldum ama hâlâ uykum gelmedi.
Zaten geceleri pek uyuyan biri değilim. Ne zaman uyusam kötü kâbuslar görür, korkuyla uyanırım.
“Bugünlük bu kadar yeter.” deyip test kitabını kapattım.
Telefonumu alıp saate baktım. 03.22 olmuş.
“Bu saatte ne yapsam?” diye düşünürken bir anda
aklıma geldi: Acıktım.
“En iyisi mutfağa inip kendime bir şey hazırlayıp yemek…” deyip odadan çıktım.
Herkes uyuyordu. Sessizce mutfağa indim ve ışıkları açtım.
“Ne yesem acaba? Bu saatte ağır şey olmaz.” diye düşünerek salata yapmaya karar verdim.
Buzdolabını açıp gerekli malzemeleri çıkardım.
Malzemeleri yıkayıp doğramaya başladım.
Ben salatada marul, salatalık, domates, mısır ve közlenmiş kırmızı biber seviyorum.
Salata hazır olunca sosunu yaptım.
Kocaman bir tabak dolusu salata olmuştu.
Ne yaparsam yapayım az yapamıyorum—elimin ayarı yok, suç benim değil.
Bir çatal aldım, büyük bir bardak su doldurdum ve yemeğe başladım.
Ben yemek yerken mutfağa biri girdi.
Kapıya yaslanmış halde beni izleyen 1 numara Cihan vardı.
Ben ona bakınca kendine gelip su aldı, içti ve bana dönüp:
“Neden hâlâ uyanıksın?” dedi.
“Gündüz çok uyudum, uykum yoktu. Test çözdüm, sonra acıktım. Kendime salata yaptım.” dedim.
Cihan çaprazımdaki sandalyeye oturdu. Ben de devam ettim:
“Aç mısın? Fazla yapmışım.” dedim.
Her ne kadar bana laf soksa da kin tutan biri değilim—en nefret ettiğim huyum.
(Burada bana çok saydırmayın :))
Cihan, “Açım da… ben sadece salatayla doymam ki.” dedi.
“Dolapta akşamdan kalan yemek yok. İstersen makarna yapayım, sever misin?” dedim.
“Sana zahmet olmasın. Ben yaparım, sen git uyu.” dedi.
“Zahmet olmaz, uykum yok. Hemen yaparım.” dedim.
Ayağa kalkıp tencere aradım, bulunca su koyup ocağı açtım.
Su kaynayınca bulduğum kelebek makarnayı suya döktüm.
Tuz ve biraz yağ ekledim.
Makarnalar haşlanırken bir yandan yoğurtlu sos hazırladım.
Makarnalar olunca süzüp tencereye yağ ve salça koydum, kavurdum.
Makarnanın yarısını salçalı yaptım, yarısını sade bıraktım—nasıl sevdiğini bilmediğim için.
İki tabak da hazır olunca Cihan’a döndüm.
O da gözünü benden ayırmadan izliyordu.
“Makarnayı nasıl yersin? Salçalı mı, sade mi?” diye sordum.
“Salçalı.” dedi.
Bir tabak hazırlayıp önüne koydum.
Hemen tadına baktı, sonra bana dönüp:
“Çok güzel olmuş, eline sağlık.” dedi.
Ben de hafifçe tebessüm ettim.
Birlikte yemek yiyorduk, konuşmadan.
O sırada kapıdan 3 numara Barış geldi.
“Abi, çok güzel bir şey kokuyor. Ne yaptın? Ben de istiyorum.” dedi.
Sonra beni fark edip durdu.
Abisinin tabağına bakıp:
“Abi… salçalı makarna mı o? Ben sevmem ki… ama çok güzel kokuyor.” dedi.
Cihan,
“Çok lezzetli Barış, tadına bakmadan yorum yapma.” dedi.
Barış abisinin yanına oturdu, bana kına gibi bakışlar atarak.
Ben de masadan kalktım, bir tabak sade makarna koydum, yanına yaptığım sostan ekledim.
Gidip Barış’ın önüne koydum.
Şaşkınca bana bakıyordu. Yerime oturup:
“Salçalı sevmiyorsan sade makarna da yaptım. Sosla birlikte çok lezzetli oluyor. Yiyebilirsin.” dedim.
Barış bir bana, bir tabağa baktı.
Sonunda dayanamadı, bir çatal aldı, yedi.
Merakla bekliyordum.
“Güzel olmuş… eline sağlık.” dedi.
Hafifçe gülümsedim, nalet olsun yufka yüreğime.
Yemeğimi bitirdim.
Masadan kalkıp abi-kardeşe:
“Afiyet olsun.” deyip mutfaktan çıktım.
Odaya gitmek istemiyordum, bu yüzden salona geçtim.
Bir koltuğa oturup telefonumdan YouTube’a girdim.
En sevdiğim dizi Kan Çiçekleri’ni açıp izlemeye başladım.
(Ay, en sevdiğim dizilerden biri. İzleyin izleyin :))
İzlerken uykum geldi.
Tam uykuya teslim olacaktım ki birinin üzerime bir şey örttüğünü hissettim.
Ama gözümü açacak hâlim yoktu.
Salonun koltuğunda uyuyakaldım.
SON