Yazar’dan
Serpil Hanım ve Gökçen koltukta uyuya kaldılar. Onları ilk fark eden 1 numara Cihan oldu. Sessizce babasına,
“Baba… annemle Gökçen uyumuşlar,” dedi.
Serhat Bey, eşine ve kızına baktı ve içinden şükretti.
Herkes sessizce anne-kızı izliyordu. Çünkü farkındalardı: Gökçen bu eve geldiğinden beri evin içine huzur ve mutluluk dolmuştu.
Ama hâlâ bunu kabul etmeyen birileri vardı… Biyo takımı. Onlar hâlâ Gökçen’i Ece gibi biri sanıyorlardı.
Aradan yaklaşık 1 saat geçti. Anne-kız hâlâ uyuyorlardı. Kimse uyandırmaya kıyamadı.
Derken Gökçen’in nefesi hızlandı. Kız kabus görüyordu. Bir şeyler mırıldanıyordu ama kimse ne dediğini anlayamadı.
Serhat Bey yanına eğildiğinde Gökçen’in dudaklarından dökülen sözler onu olduğu yerde dondurdu:
“Yapma… dokunma bana… artık…”
Serhat Bey’in rengi attı. Diğerleri babalarının yüzündeki ifadeyi fark edip telaşlandılar.
Cihan yanına gelip fısıldadı: “Baba? Ne oldu? Neden böyle oldun?”
Tam o anda Gökçen bağırdı:
“DOKUNMA BANA! YARDIM EDİN!”
Herkes paniğe kapılıp onu uyandırmaya çalıştı ama Gökçen uyanmıyordu.
Bağırışlarıyla uyanan Serpil Hanım uyku sersemiyle,
“Serhat! Ne oluyor? Kızım neden bağırıyor böyle?” dedi endişeyle.
Serhat Bey derin bir nefes aldı:
“Serpil’im… kızımız kabus görüyor. Uyandırmaya çalışıyoruz ama uyanmıyor…”
4 numara Yavuz hemen devreye girdi:
“Anne… baba… biraz çekilin lütfen. Gökçen kabusun içindeyken baskı yapmayalım.”
Herkes geri çekildi.
Yavuz, Gökçen’in yanına diz çöküp yumuşak bir sesle konuştu:
“Gökçen… kabus görüyorsun. Hadi uyan… bak buradayız, yanındayız.”
Gökçen ise hâlâ kabusun içinde kaybolmuştu:
“Korkuyorum… yaklaşma bana… bırak artık beni…”
Sonrasında birden irkilip yüksek bir sesle bağırdı:
“Hayır! Dokunma bana! HAYIR!”
Ve o anda gözlerini açtı. Nefes nefeseydi.
En yakınında Yavuz durduğu için, farkında olmadan Yavuz’a sıkıca sarıldı.
Yavuz şok oldu.
Gökçen’in kendisine sarılacağını asla tahmin etmezdi. Ama kız hâlâ kabusun etkisindeydi.
Sarılmaya karşılık vermedi ama o an, içinden bir huzur yayıldığını gizleyemedi.
Bir de… Gökçen’in kokusu… Yavuz’un aklını karıştırmaya yetiyordu.
Bir süre böyle kaldılar. Sonra Gökçen kendine gelip hızla geri çekildi.
Yavuz ise bir anda boşluğa düşmüş gibi hissetti.
“Şey… kusura bakmayın… bir anda oldu,” dedi Gökçen utanarak.
“Önemli değil,” dedi Yavuz. “Daha iyi misin?”
“İyiyim. Kötü bir kabus gördüm… çok korkunçtu.”
Serhat Bey hemen bir bardak su getirdi.
“Hadi babacım… biraz iç.”
Gökçen yavaşça içti. Nefesi normale dönüyordu.
Ama belli ki kabus aklından çıkmamıştı.
Bu gece Gökçen’in uyuması pek mümkün değildi…
Gerçi Gökçen en son ne zaman huzurla uyumuştu?
Kesinlikle sabah Serhat Bey’le uyuyakaldıkları zamandı.
Derken salona Sultan Teyze girdi, elinde Gökçen’in telefonu vardı.
“Gökçen kızım, telefonun çalıyor. Bahçede masada kalmış.”
“Sağ ol Sultan teyze,” deyip telefonu aldı.
Numaraya baktı, tanımıyordu.
Serhat Bey merakla sordu:
“Kim arıyor kızım? Aç istersen.”
Gökçen derin bir nefes alıp açtı.
“Alo?”
Karşıdan bir erkek sesi geldi:
“Alo, Gökçen ile mi görüşüyorum?”
“Evet benim. Siz kimsiniz?”
“Ben Ali Kınalı. Yeni matematik öğretmeniniz.”
Gökçen şaşırdı:
“Numaramı nereden buldunuz Ali Bey?”
“Uğur Bey verdi,” dedi.
O anda her şey yerine oturdu.
Uğur amca… Umut’un babası… Gökçen için her zaman destek olan adam.
“Anladım. Neden aramıştınız?”
“Derslerinize giren öğretmenler maalesef bir salgına yakalandı. Derslere girecek durumda değiller. Bu yüzden bu hafta online derslere ara verildi.
Ödev yok. Bol test ve konu tekrarı yapmanız yeterli. Arkadaşlarına da haber verir misin?”
“Tabii Ali Bey. Haber verdiğiniz için teşekkürler.”
“Rica ederim. İyi günler.”
Gökçen telefonu kapattı.
Salon sessizleşmişti.
Serpil Hanım sordu:
“Arayan kimdi kızım?”
“Yeni matematik öğretmenimmiş. Ben de şimdi öğrendim.”
Biyo takımı rahat bir nefes aldı.
Gökçen anlamıyordu…
Daha bir saat önce ona laf sokan bu çocuklar, şimdi niye onu kıskanıp geriliyordu?
Serhat Bey de sordu:
“Peki numaranı kimden almış?”
“Uğur amcamdan, Serhat Bey.”
Ilgaz hemen atladı:
“O ailedeki amcan yani?”
“Hayır,” dedi Gökçen. “Manevi amcamdır. Yeri çok ayrıdır.”
Artık kimse soru sormadı.
Gökçen mesaj atmak için telefonuna döndü:
Gökçen: gençler bu hafta dersler iptalmiş
Gökçen: yeni matematik hoca söyledi
Gökçen: ödev yok test çözün dedi
Bekledi…
Cevap yok.
Bu hiç normal değildi. Genelde mesajlara 5 dakika içinde dönerlerdi. Sakince olup bekledi.
Aradan 10 dk geçti, yok… Hiçbiri mesajlara bakmadı.
Gökçen daha fazla dayanamadı.
Hemen Umut’u aradı.
Açmadı.
Ateş…
Kaan…
Elanur…
Hepsi çalıyor ama açmıyordu.
Gökçen’in rengi soldu. Panik başladı.
Serhat Bey hemen kolundan tutup oturttu:
“Kızım… neyin var? Bembeyaz oldun.”
Sultan Teyze su getirdi.
Serpil Hanım diz çöktü:
“Korkutuyorsun bizi. Ne oldu kızım, anlat?”
Gökçen sadece telefonu titreyen elleriyle tekrar tekrar arıyordu.
Tam o anda… telefon çaldı.
Arayan Elanur’du.
Hemen açtı: “Elanur! Neredesiniz? Neden açmıyorsunuz?! Diğerleri de yanında mı? Aradım, kimse açmıyor!”
Ama karşıdan gelen ses Elanur’a ait değildi:
“Alo hanımefendi… Telefonun sahibi yerde yarı baygın şe
kilde bulundu. Ambulansla hastaneye götürdük. Telefon ısrarla çalınca ben açmak zorunda kaldım.”
Gökçen’in ağzından tek bir cümle çıktı:
“Hangi hastane?”
Son