İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 8 · 16 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 8

Kurtarıcı

🎧 Walk Throught the Fire- Ruelle

Yelkovan ve Akrep'in birbirini kovaladığı gibi günler, aylar ve yıllar birbirini kovalamıştı. Umay artık bir lise öğrencisi değil eğitiminin son aşamasını tamamlamak için üniversite öğrencisi olmuştu. Ona daha yakın olmak için kampüsün içinde bir işletmede çalışırken zamanı eğlenceli geçiyordu. Burası çok daha farklı bir yerdi. Gençlerin bazıları hayatlarını deli gibi yaşarken bazıları ise deli gibi ders çalışmaya devam ediyordu.

Kendisine çoktan bir ortam edinmişti ve bu sayede Umay'ı izlemese bile onun ne yaptığını çok iyi biliyordu. Yanında ki çocuk bedavaya ceplediği sigaranın keyfini çıkarıyordu. "Yeni haberler var mı?"

Çocuk göz devirdi Kutay'a. "Bir dur oğlum ya sigaramın tadını rahat rahat çıkarayım." Onu bir kaç saniye daha bekledi. Soğuk içine işlemişti. Sakarya'da gerçekten hava çok dengesizdi. Sabah soğuktan titreyen bedeni öğlede sıcaktan yanıyor akşama doğru ise montuna geri dönüyordu.

"Duyduğum kadarıyla şu an Kağan diye bir çocukla takılıyor."

"Peki çocuk nasıl birisi?" Sigaradan son bir duman çekerken soğuktan yenide titredi. "Çocuk biraz tekin birisi değil abi. Kendi halinde denilse bile dengesiz bir kişiliği var bana kalsa. Çevresinde ki kişilere uyguladığı tarife ile tek başına yaptığı davranışlar birbirinden farklı. Dikkat edilmesi gereken bir eleman."

Kutay başını salladı. Çalıştığı kafenin önünden geçen Umay'ı görünce o çocuğa biraz daha özen göstereceğini düşündü. Çocuğa bir paket sigara daha verirken onu yanından gönderdi. Bu gençlik çok basit şeyler için casusluk yapıyorlardı. Fakat basit olmaları onun işine geliyordu bu şekilde her şey daha basit oluyordu onun için.

Sabahın erken saatleri olmasına rağmen içeriye dolan öğrencilerden bunalmıştı. İstekleri yerine getirip servis yaparken üzerinde hissettiği bilmem kaçıncı bakışların ardından iyice bunalıma girmişti. Masaların arasında gezip masa silmeye vakit bile bulamıyordu çoğu zaman. Ve özellikle Umay ile yakın olan kişilere rastladığı zaman ise o kişilerin etrafında daha fazla dolaşıyordu.

"Kırtasiyede çalışan çocuğu kaçırmış olabiliriz fakat bu çocuk hala boşta." Kızların kendi aralarında ki konuşmayı duyunca kendi kendine güldü. Demek çocuk sonunda kızı tavlayabilmişti. Fakat kızın çocuğu tavladığını söylesek daha mantıklı olabilir diye düşündü hemen ardından Kutay. Bu aptal çocuk aşktan anlamayan birisiydi kesinlikle. Fakat onun aksine kendisini kızlardan uzak tutmuyordu. Kendince eğlenmeye devam ediyordu.

Çayları ikram ettikten sonra kızlara gülümsedi Kutay. Mutfağa gideceği sırada kapı açılırken gelen kişiye baktı. İyi insan lafın üstüne mi gelirdi yoksa iti an çomağı hazırla mı demek istedi Kutay. Kapının girişinde onu bekleyen çekingen çocuğu görünce hareketlendi ve dışarıya çıkacağını işaret etti. Kafe sahibi Kutay'ı işten çıkaramazdı bile çünkü kendisi sayesinde işler çok daha artmıştı. Kızlar bir an boş bırakmıyorlardı burayı.

"Şuna bakın iki yakışıklı bir araya geliyor. Gözleriniz şenlenmedi mi sizin de?"

Kutay keyifle arkadaşının omzuna attı kolunu ve onu dışarıya çıkarırken boşta olan eli ile göğsünü pat patladı. "Tebrik ederim kardeşim artık başın bağlanmış." Başını eğerken utanışını izledi. Kutay bir adamın bu şekilde utangaç oluşuna daha fazla dayanamadı ve kahkaha attı.

"Birden oldu. Sanki o adımı atmazsam onu kaybedecek gibi hissettim."

"Doğru bir karar almışsın. En başından beri diyordum sana bu kız için ciddi düşün diye. Demek sonunda uğraşlarının karşılığını aldı." Gülüşüne bir türlü engel olamıyordu. Karşısında dikilirken doğru kararı aldığını biliyordu. Ellerini cebine koydu ve onu cesaretlendirdi. Çocuk gülümsedi ve gözleri parlaklığını göstererek konuştu.

"Peki sen ne yapacaksın?" Neyden bahsettiğini biliyordu. Gözleri dışarıda arkadaşları ile takılan Umay'ı gördü. Ardından arkadaşlarından birisinden sigara alıp içtiğini görünce öfke ile yerinde kıpırdadı. "Ben bu kızla ne yapacağımı bilmiyorum. Başını dertten kurtardıkça daha fazla kendisine zarar verecek şeyler yapıyor."

"Eğer uzaktan ona yardım etmeye devam edersen olacağı bu. Bana diyorsun fakat sen benden daha özgüvensizsin." Kutay ağzından çıkan nefesin havada buhar olup uçuşunu izledi. Bunu biliyordu fakat erkendi. Daha birinci birinci sınıfının ikinci dönemindeydi. Bitirmesi gereken üç yılı daha vardı. Tamamen bir yetişkin olduktan sonra onun karşısına çıkacaktı. Başka bir yere taşınmıştı. Şimdi Ağva denen yerde hayatına devam ediyordu. Mezun olana kadar gölgede kalmaya devam edecekti.

"Şimdi değil. Hala zamanı var. Karşısına çıktığım zaman benden ayrılamayacağı bir duruma düşüreceğim onu." Çocuk tuhaf bakışlarla baktı Kutay'a. Beyninin içinden neler geçtiğini anlayamıyordu.

"Bazen gerçekten psikopat olduğunu düşünüyorum." Kutay omuzlarını silkeledi. "O benim tek ailem bu yüzden zamanı geldiğinde beni hayatından çıkaramayacağı şekilde gireceğim kalbinin içine."

Çocuk elini arkadaşının omzunun üzerine yerleştirdi ve sıktı. "Kutay kardeşim. Sen bir psikopatsın ve asıl önemlisi ailem dediğin bu kıza bir kan bağından çok gönül bağı ile bağlanmış gibisin." Kutay bu sözler ile kafası karıştı. Arkadaşının, kendisine söylediği gibi ona aşık mı olmuştu? Başını hayır der gibi salladı. Bu aşktan çok daha derin bir şeydi. Hayatı onun ellerindeydi ve o nasıl isterse kolay bir şekilde yönlendirilebilirdi.

"Belki de aşktır ya da belki de daha derin bir duygu. Fakat bildiğim bir şey var bu kız çoktan hayatımın merkezinde ve onsuz bir hayat istemediğim."

Ve tıpkı bu sözleri söylediği andan itibaren her defasında gerçekleştirmişti Kutay. Son zamanlarda Gök-Erk Diyarından gelen bir kaç kişinin haberini almıştı. Kaç kişi olduğu önemli değildi. Aybars haricinde geriye kalan herkesi öldürmüştü. Hiç kimsenin Umay'dan haberi olamazdı. Hiç kimse ona dokunamazdı ve en önemlisi ona zarar verecek birisi olduğu zaman hayatının en büyük hatasını yaptığı için onu pişman ediyordu.

Kağan'da bunlardan birisiydi. Umay'a karşı yaptığı bir açık ile üniversite hayatını bitirmişti. Şimdi büyük ihtimalle aldığı darbelerin iyileşmesi için uzun bir süre tedavi görmek zorunda kalacaktı. O şerefsiz bunu hak ediyordu. Çünkü Umay'dan sonra konuştuğu başka bir kızla zorla ilişkiye sokmuş üzerine şiddet uygulamıştı.

Bazen adalet yerine bu tarz cezalar insanlara daha fazla zarar veriyordu. Bunu hak ediyordu ve yaptığı şeyden ufacık bile pişmanlığı olmamıştı. Mutluydu ve çoğu zaman acaba daha yavaş yavaş mı onun cezasını verip vermemek konusunda derin düşüncelere dalıyordu fakat bir kere karar vermişti zaten.

Bir yıl ve bir diğer yıl arkasını kovalarken diyardan gelen suikastçılar çoğalmaya devam ediyordu. Kutay her birini indirmekten kendini alıkoymuyordu. Buraya gelerek doğru kararı aldığını biliyordu. Orman Perisi sayesinde Umay'ı tüm bunlardan koruyabiliyordu.

Ve yeni bir tehdittin oluştuğu gün Umay'ın mezun olduğu zamandı. Yıllar önce buraya gelen Aybars ile Umay çoktan tanışmış ve arkadaş olmuşlardı. Hatta öyle ki bu mezuniyetine bile gelmişti. Arabalarına binip geri dönüş yolunda onların peşinden takip ederken Orman Perisi'nin keyifsizlenmesi ile bir şeylerin döndüğünü anlamıştı. "Neler oluyor Alkım?"

Peri arabanın içinde döne döne ederek uçtu. Arkasında uçarken bıraktığı parıltı bir kaç saniye onu takip ediyordu.

"Hissediyorum. Kötü şeylerin olacağını hissediyorum.” Karanlığın içine baktı Kutay. Bu gecede onu neler bekliyordu?

Durup araştırma yapacak hali yoktu yani yapması gereken şey Umay'ın başına gelecek şeyi beklemekten başka şansı yoktu. Dönemeçli yolda ilerlerken kendisine de dikkat ediyordu. Bir araba kazası gerçekleşebilirdi veya başka bir şey de olabilirdi. Zihninin içerisinden her şey geçiyordu.

Karanlık bir yoldan başka hiçbir şey hissetmiyordu ta ki beyaz bir ışığın karanlığı delerek Umay'ında içinde olduğu arabaya doğru gidene kadar. Arabanın gazına şiddetle basıp ustalıkla durdururken arabadan indi. Koşar adımlarla çoktan takla atarak yolun ortasında duran arabaya ilerledi. Yolun diğer ucundan arabaya yaklaşan kişileri seçmeye çalıştı. Peri cebine saklanırken "Onlar Şamanlar... Buraya nasıl gelmişler?" diye titredi.

Kutay için onların icabına bakmak çok zor değildi. Boynunda ki sihir ile küçültülmüş kılıcı çekip koparırken kılıç kendi boyutuna geri dönmüştü.

"Sende kimsin?"

Adamlar Kutay ile konuşurken göz ucuyla arabaya baktı. İçinde ki hareketliliği gördü. Aybars'ın Umay'ı kollarının arasına alıp koruduğunu görünce şimdilik düşüncelerini karşısında dikilen üç adama çevirdi.

Üç kişi ile dövüşmek onun için normalde zor gibi gözüküyordu fakat onların bilmediği bir fırsatı vardı onu yapmaktan kendisini alamayacaktı bile. "Sizi buraya İnsan Diyarına getiren şeyde ne?"

Birbirlerine iyice yaklaştıkları zaman Kutay'ı gördü adamlar. Şaşkınlıkları kısa bir süre sürmüştü üç adamında. "Demek gerçekten kehanette ki kişiyi koruyorsun Rau Panu'nun torunu!" Adamlardan birisi güldü. "Gerçekten Rau Panu'nun torunu mu? Onun soyundan bile değil. Hiçbir yere ait olmayan çöpten başka bir şeyi olmayan birisi."

Bu sözler bir kaç yıl öncesine kadar Kutay'ın canını yakabilirdi fakat şimdi gülüp geçmeden edemiyor. Bu adamlar hiç kimseydi. Umay'ı korumak için ödenmesi gereken bedellerden bir kaç tanesiydi. Ve onun ayağına bile değemeyecek toz parçalarıydı.

"İlk haini öldürelim ardından kehanette ki kişiyi öldürürüz."

Kendilerinden o kadar emin konuşuyorlardı ki yüzlerinde ki pis sırıtma bir an olsun yok olmuyorlardı. Kutay elini beline atarken sakince bekledi. İlk hangisinin saldıracağını. Bir kaç saniye içerisinde sihri yapan kişi yerine yanında ki iki adam aynı anda Kutay'a elinde ki kılıçlar ile koşmaya başladılar. Kutay'ın onlarla oynayacak vakti yoktu. Bir an önce Umay'a yardım etmeliydi.

Belide sabit duran tabancayı çıkarıp uzattı ve düşünmeden sıktı. Mermilerden birisi zırhı üzerine sertçe çarpıp ses çıkarırken adamlar durdular ve ne olduğunu anlamaya çalıştılar. Tahmin etmeliydi bu zırhlar diyarın en değerli yerinde ve en önemli ırk tarafından yapılıyordu. Böyle bir silah onları delip geçemezdi. Fakat bedenleri de tamamen zırh ile kaplı değillerdi. Kutay adamlardan önce hareket edip biraz daha hareket etti ve adamlardan birisinin boynuna nişan alıp tetiğe bastı.

Adamın boğazından delik açılıp kan dışarıya fışkırırken yere düşüp ölmesini izledi. Yanında ki adam korkuyla titredi. Kutay düşünmeden silahı tekrar kaldırdı arkasında duran iksir ile saldırmaya hazırlanan adama kaldırdı. Bu aptal adam kendisini korumaya tenezzül bile etmemişti. Tabanca bir kez daha ateş alırken Şaman'ın göğsünde delik bırakarak yere düşmesini sağladı. Şaman acılar içinde bağırırken kılıcı ile yolda öylece duran adamın gözlerinin içine baktı. Kolyeyi boşuna çıkarmıştı. Yeniden bir büyü yapılıp küçülmesi ile uğraşmak zorunda kalacaktı.

Tabancanın şarjör yerini alnına dayayıp kahkaha patlattı. Deli gibi gözüküyordu. Umay'a zarar verdikleri için daha fazla çıldırmıştı hatta. "Gerçekten böyle bir şey yaparak kime zarar verdiğinizi sanıyorsunuz." Bu tabanca onun için her şeyden daha güzel hissettiriyordu.

Başını geriye atıp kahkahasına devam etti. "Benim Umay'ıma!" Gülüşü bir türlü bitmiyordu. Zırhın hareket edişini duydu Kutay. Bakışları aşağıya kayarken son kalan adamın gözyaşları içerisinde geriye adım attığını gördü.

"Sen delirmişsin. Bir fahişe için dedenin lafından dönüyorsun."

Kutay sakince ilerlerken kollarını iki yana açtı. Göz bebekleri küçülmüş ve kana susamış hali onu durdurulamaz yapıyordu. "Belki de... Belki de gerçekten delirmişimdir. Belki de Umay için delirmeyi göze almışımdır."

Tabancayı havaya kaldırdı ve adama baktı. Bu sefer az önce deli gibi gülen Kutay yerine karanlığın onu kucakladığı korkutucu birisine bürünmüştü. Bal rengi gözleri kan rengine bürünmüştü ve dudağında az önce ki kahkahaya dair hiçbir şey yoktu.

"Bu dünyada fahişe varsa o da biricik dedem Rau Panu ve onun götünü yaladığı Erlik'tir."

Tabancanın ucundan kaç defa mermi çıkmıştı. Şarjör bitene kadar yerde yatan adamlara sıkmayı bitirmeyen Kutay'ın zihninden geçen tek şey Umay'a zarar verebilecek herkesin bundan daha beter şekilde gebermesiydi. Ve bunu yaparken bir an bile vazgeçmeyecek olmasıydı.

Tabancanın içinde mermi bittiği zaman kaldırdı ve silaha baktı. Rüzgarla burnuna dolan metal ve kan kokusunu içine çekti. Belki de gerçekten delirmişti.

Elinde ki silahı kenara atarken bu bedenlere ne yapacağını düşündü. Ters dönmüş arabanın içinden Umay'ı çıkarmak için uğraşırken cebinde korkudan deliye dönmüş periye seslendi. "Umay berbat halde ne yapmamız gerek?" Perinin sesi zorla çıktı ve hemen cevap verdi. “Onları götürebileceğimiz bir yer var. Sana söylediğim büyü çemberini çizmelisin.”

Kutay ilk önce arabadan üç kişiyi de çıkardı ardından yolun ortasına büyü çemberini çizmeye başladı. Tamamladığı zaman büyülü sözcükleri söylemeden önce üçünü de çemberin içine yerleştirdi ve büyülü sözcükleri söyleyerek perinin onları götürdüğü yere ışınlanmalarını sağladı.

Burası Gök-Erk diyarında ki Şifacıların tedavi için kullandıkları yerlerden birisiydi. Yüksek sesle yardım için bağırırken Umay'ı kolları arasına aldı ve yatağa yerleştirdi. Diğer ikisi umurunda bile değildi fakat Umay'ın bu kadar basit bir şekilde sonlanmasını istemiyordu.

Şifacılar içeriye gelirken karşılaştıkları manzara ile acele ile hareket ettiler. Zaman kaybetmeden tedaviye başlamışlardı. Aralarında ilk uyanan Aybars olmuştu. Koruyucu olduğu için bedeni bu tarz darbelere dayanıklı olmalıydı. Kendisine geldikten sonra olayları anlaması uzun sürmemişti. Kutay'ı fark ettikten sonra nasıl davranması gerektiğini karar verememiş gibiydi.

"Onları buraya çeken sen olmalısın!" Öfkesini Kutay'a kusacak gibiydi. Fakat bir an bile önemsemiyordu bunu Kutay. Şu an her şeyden önemli olan bir şey vardı. O da Umay'ın hala baygın oluşuydu. Vücuduna bulaşan kan lekelerini temizlerken Aybars kendisine cevap bile vermeyen Kutay'ın yakasından tuttu ve kalkmasını sağladı.

"Rau Panu'nun köpeğinin burada ne işi var?"

Kutay yakasını tutan ellerden kurtulmak için fazla uğraşmamıştı. Başını dikleştirip Aybars'ın üzerine yürürken sinirine hakim olmaya çalışıyordu. "Oturduğu yerden beklemekten başka hiçbir şey yapmayan birisi için çok fazla konuşuyorsun."

Aybars bu sözlerin ağırlığı altında ezildiğini hissetti. Kutay buraya geldiği zamandan beri Aybars'ın adını sadece bir kez duymuştu. O da yıllar önce iksirler sayesinde bir ailenin çocuğu olarak kendisine göstermişti. Şu an Umay'ların yeni taşındıkları Ağva'dan başka bir yer değildi orası.

Fakat kendisi buraya geldiğinden beri Umay'ı olabilecek en ufak tehlikeden bile korumuştu. Onun çevresinde gizlenen bir kalkan gibi olmuştu. "Sence ben orada olmasaydım şu an durumunuz nasıl olurdu he? Umay hala baygın halde. Çoktan iyileşmesi gerekiyordu... Büyü güçleri yaralarını çoktan tedavi etmesi gerekiyordu. Ona benim haberim olmadan neler yaptınız?"

Aybars geriye çekildi ve başını eğdi. Bunun sebebini çoktan biliyordu. En başından beri Umay'ın büyü gücü uyanmaması için sürekli içip durduğu iksirin buna sebep olduğunu da biliyordu. Fakat buna rağmen susmuştu Aybars.

Kutay bir cevap beklerken Şifacılardan birisi onların arasına girdi. Aybars'ın ağzına açıp söyleyemediği gerçekleri Kutay'a söyledi. "Kızın bedeni normal bir insan bedeni gibi çok hassas. Bunun sebebi uzun zamandır büyü gücünü baskılayan bir iksir içmiş olması olabilir. Merak etme ona uygulanacak tüm tedavileri yaptım. Bedeninde ki büyüyü baskılayan iksir yakın zamanda kendisini atmaya başlayacaktır. Ve zamanla güçleri onu daha güçlü bir irade ile dolduracaktır."

Kutay gerçekleri öğrendiği zaman gözleri öfke ile dolmuştu. Ellerini saçının içinden geçirip öfke ile bağırırken bir yere vurmak için kendisini zor tutuyordu. Bu zamana kadar bunu nasıl anlayamamıştı. Büyü gücünü en ufak bir kıpırtı bile görmemişti. Bunun normal olduğunu düşünüyordu fakat en başından beri onu bu hale getiren kişi üvey annesi olmalıydı.

"Peki Aleyna Abla? O nasıl oldu?"

Aybars tüm bu olanların içerisinde bir de tüm bunların suçlusu olan kadını soruyor oluşu ile iyice çıldırmıştı. "Her şeye rağmen onu kurtaramadık." Şifacı ile normal bir şekilde konuşurken öfkeden deliye dönen yalnızca Kutay mıydı?

"Tüm bunların sebebi o kadınken şimdi kalkmış o kadının nasıl olduğunu mu soruyorsun? Umay ölebilirdi. Yaptığınız salakça bir hata yüzünden onu sonsuza kadar kaybedebilirdim. Nasıl bu şekilde konuşmaya cesaret edebiliyorsun?"

Kutay kavga çıkarmamak için direniyordu fakat Aybars'ı gördükçe ne kadar sabredeceğini bilmiyordu. "Yıllar önce annesi Umay'ı o kadına emanet etti. O kadın her şeyin farkındaydı sadece Umay'ın annesinin dediklerini yerine getiriyordu bu kadar. Gelip öfkeni benden veya Umay için değerli olan bir kadından çıkaramazsın!"

Kutay ellerini beline yerleştirdi ve şiddetle inip kalkan yüreğini sakinleştirmeye çalıştı. Almila tüm bunları yaparken bir sebebi olmalıydı. Onun kadar zeki bir Koruyucu hatırlamıyordu belki de. Aralarında ki gergin anları bölen acı sesi çıkaran Umay olmuştu. Kutay koşturarak yanına giderken Şifacı çoktan diğer ucuna yerleşmişti bile. Kutay elini tutarken kaldırdı ve dudaklarına bastırdı. "Her şey geçecek biraz daha dayan, güzelim."

Şifacı acı dinmesi için yeniden tedavi uygularken neden hala acı çektiğini merak etti Kutay. Çoktan iyileşmesi gerekiyordu neden bu şekildeydi? "Biraz daha zamana ihtiyacımız var." Şifacı konuşurken Kutay başını salladı. Umay gözlerini yumarken konuşmasına devam etmesi için konuşmaya devam etti. "Bunların hepsi birer rüya... Sen yalnızca bir rüya görüyorsun." Belki de bu şekilde düşünürse beyninin ona oynadığı bir oyun olduğunu düşünüp henüz hiçbir şeye alışık olmadığı bünyesi için daha iyi olurdu.

"Şifa güçlerim bedende bulunan istenmeyen tüm zararlı maddelerden onu kurtarmaya çalışıyor. Yıllarca bedenine işlenen bu iksir büyü gücünü yok edecek şekilde baskılamış. Şimdi ise bedeni bu iksirden kurtardıkça büyü gücü ortaya çıkmaya başladı ve bu acı bedenin kaldıramayacağı bir güçle dolmasından dolayı."

"Peki bedeni bu güce alışınca her şey daha mı iyi olacak?"

"Evet ve böylece bildiği tüm gerçeklerde yavaş yavaş ona gözükmeye başlayacak. Bu diyarda gizlenerek kalan her şey..."

Kutay az önce kalktığı sandalyeye tekrar oturdu ve avuç arasında sıkıca tuttuğu elini alnına dayayarak sakinleşmeye çalıştı. Bundan sonra kendisini tutmasına gerek kalmayacaktı. Onun uzaktan izlemekle yetinmeyecek hayatına dahil olacaktı. Hatta öyle ki Umay kuzen olduklarını öğrendiği zaman bile Rau Panu'nun bu zamana kadar tüm pis işlerini hallettiğini öğrense bile ondan uzaklaşamayacak bir şekilde yerleşecekti hayatına.

Yıllar önce avukat Evren'in dediği gibi Umay kendisini kabul edecek ve bu eli bir an olsun bırakmayacaktı. Kendi kendine söz verirken buraya geleceği zamanı anımsadı. Orman Perilerinin kraliçesi İrıs Hanım'ın ona gerçekleri anlamasını sağladığı an zihninden çıkmıyordu. Ve kendisine söylediği o sözleri.

'Onu bulduğun zaman ona bağlanmak gerek. Kalbinin üzerinde ki iz işte o zaman yok olacak!'

Orman Perileri en gizlenmiş gerçekleri bile bilirlerdi. Kutay'ın yıllarca kalbinde sakladığı gerçeği biliyorlardı. Öyle ki bunu kendisi bile bilmiyordu. İlk doğduğu anda kaderlerinde ki ipler birleşmişti Kutay ve Umay'ın. Almila'ya ve İrıs Hanıma verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutacaktı. Umay bir gün yaşlanıp son nefesini verinceye dek yanında kalacak ve onu korumaya devam edecekti. Bu yolda onun için birilerini öldürmekten bile çekinmeyecekti. Ve eğer tüm dünyayı yok etmek anlamına geliyor olsa bile attığı adımlardan pişman dahil olmayacaktı.

Zaman ilerlerken Umay daha iyi olmuştu. Artık onu ve diğerlerini normal bir kliniğe götürüp yatırabilirlerdi. Umay uyandığı zaman hayatına devam etmeliydi. Tüm gerçekleri öğrenene kadar her şeyi sakince yavaşça onu hazırlayacaktı.

Aybars'ı onunla tek başına bırakmak istemiyordu fakat başka şansı yoktu. O yolda duran cesetler ile bir an önce ilgilenmesi gerekiyordu. Orman Perisi Alkım ile geriye dönüp yaptıkları pisliği temizlemeliydi. İnsan Diyarı’nda aylaklık yapan Koruyuculara olanları anlattı ve yardımlarını istedi. Çok geçmeden yanların ışınlanmışlardı bile Koruyucular. Bu diyarda ceset saklamak fazlasıyla imkansızdı ve en kötüsü de bu üç adamın bu diyarda kayıdı dahil yoktu. Ortalığı gereksiz yere karıştırmaya gerek yoktu.

"Peki bu kanı ne yapacağız?"

Adamlar artık Kutay'ın nefes alıp vermek gibi Umay için öldürdüğü adamların arkasını temizlemekten sıkılmışlardı. Fakat en kötüsü de artık ceset temizlemeye de alışmışlardı. "Bence bu kandan çok asıl endişelenmemiz gereken şeyi düşünün. Rau Panu artık sabrının son raddesine gelmiş durumda. Buraya gelmemin üzerinden neredeyse 10 yıl geçti. Dedem artık bazı şeyleri fark etmiştir. Benim onun sözünden çıkıp kehanette ki kişinin yanına geçtiğimi biliyordur. Bu yüzden buraya gönderilen suikastçıların sayısı arttı. Fakat en kötüsü şu ki artık İnsan Diyarı'nın perdesi de iyice aşınmaya başladı. Son bir kaç yıldır gördüğüm sadece suikastçılar değil küçük iradeli kötü ruhlarda olmaya başladı. Savaş yaklaşıyor hazırlıklı olun."

"Kutay haklı Koruyucular. Ayrı diyarlarda olsak bile diğer kardeşlerim ile aramızda hala bağ var. Gök-Erk diyarı çürümeye devam ediyor. Perde çok daha fazla zayıfladı ve Yeraltı Diyarı ile Gök-Erk Diyarı birbirlerine bağlanmaları an meselesi. Eğer harekete geçmezsek yakın zamanda İnsan Diyarı'da daha fazla dayanamayacak ve Erlik dünyayı hakimiyeti altına alacak."

Kutay bu senaryoya kendisini çoktan hazırlamıştı. Öyle ki Gök-Erk Diyarına gittikleri zaman dedesi ile karşılaştıkları zaman bile ne yapması gerektiğini her şeyi planlamıştı. Aslında şu ana kadar neredeyse her şey istediği gibi ilerliyordu. İlk zamanlar Umay'la birlikte her şeyden kaçıp yaşamayı düşündü fakat Orman Perisi kraliçesi İris Hanım ona kehanetten kaçamayacaklarını zaten söylemişti. Umay'ı böyle bir güne hazırlaması gerektiğini de belirtmişti.

Artık harekete geçme zamanı gelmişti Kutay'ın. Bundan sonra her şey istediği gibi ilerleyecekti. Yalnızca planladığı şeyleri birer birer uygulamaya koyması yeterdi.

Zaman bundan sonra daha farklı hareket etmeye başlamıştı bile. Umay uyanmış ve tek başına hayatına devam ediyor haldeydi. Orman Perisinin yardımı ile geceler gizlice Umay'ın bilinç altını kurcalamaya başladılar. Rüyaların bir çoğunu hatırlamasa bile bir gün aniden bunları öğrendiği zaman her şeyi bir anda kabullenecekti.

Tüm o büyülü gelen her şeyi birer birer ona gösteriyorlardı. Gün içerisinde beyninde ki yorgunluğun çok olacağını bilse bile bunu yapmalarından başka seçenekleri yoktu. Orman Perisi yeniden bazı gerçekleri rüyasında Umay'a gösterirken, Kutay'da sessizce izledi Umay'ı.

Kazadan sonra hayatı daha da değişmişti. Zaman onun için daha yavaş ilerliyordu. Ve tanıdığı eğlenceli Umay bir süre gözükmüyordu. Elini uzattı ve saçlarını okşadı. Şu an derin bir uyku içerisindeydi uyanmayacağını biliyordu bu yüzden biraz daha rahattı.

"Sadece biraz daha dayan Umay'ım. Tüm bu gerçekler sana zarar verse bile seninle birlikte tüm bunları taşıyacağım. Hatta öyle ki tüm bunlar için bana bağırıp çağırsan bile beni suçlamana izin vereceğim. Yeter ki beni yanından uzaklaştırma, güzelim."

Uzanıp alnına öpücük kondururken bir kez daha kendi kendine söz verdi. Umay için her şeyi çekmeye razıydı... Günün birinde ayrı düşseler bile ne yapıp edip ona geri dönmek içinde elinden gelen her şeyi yapabilirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.