İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 7 · 17 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 7

Ona Bir Adım Daha

🎧 Love and War- Fleurie

İnsan Diyarına geldiğinden beri ne kadar zaman geçmişti? Onu bulduğu zaman İnsan Diyarında kendi diyarından çok daha farklı olan bir sistem ile eğitim görüyordu. Kendi diyarında bilek gücü daha fazla ön planda olurken bu diyarda beyinin gelişmesi içi eğitim veriliyordu. Ve kendi eğitim hayatı yerine bu yerin daha eğlenceli geldiğini hissetmişti. Doğdukları andan itibaren kötü ruhlar ile savaşıp daha fazla güçlü olmak için uğraşıp duran çocukları düşündü.

'Bu diyarda insan ırkı gerçekten çok şanslı!'

Düşününce adaletsiz olduğunu düşünürdü Kutay. Fakat düşünceleri büyüdükçe mantık yürütmesi de çoğalırdı. İnsan Diyarı'nın perdesi diğer perdelere göre çok daha güçlüydü. Bu perdeyi aşmak Erlik'in bile başarabileceği bir şey değildi. Fakat bu diyarda Gök-Erk Diyarı'na kıyasla kötü ruh yoktu. Her an ölümlerine sebep olacak yaratıklar da gözükmüyordu. Ve onlarla savaşmak zorunda kalacakları silahlara da ihtiyaçları yoktu.

Ama bu diyarda insanların birbirine verdiği zarar Gök-Erk Diyarında ki akan kanla aynıydı neredeyse. Gök-Erk Diyarında halk birbirine karşı çıkmazdı. Barış içinde yaşarlardı. Hırsızlık yapılmaz, cinayetler işlenmez, tecavüz ve daha bir çok kötü şeylerin sözü dahil açılmazdı. Orada ki düzeni bozan dedesi Rau Panu'nun düşünce yapısıydı. İlk başlarda ailesi için başladığı bu işte şimdi kendi öz torununu öldürmek isteyecek kadar düşünce yapısı sapıtmıştı. Belki de Erlik ile yaptığı anlaşmanın verdiği kötü sonuçlardan birisi buydu.

Kendisini unutup kötü ruh tarafından tükeniyordu.

Burada ise ağıza bile alınmayacak şeyler yaşanıyordu. Öyle ki insan ırkı ayrı kuruluşlara bölünmüş ve bir hiyerarşi kurarak üstte ki alt tabaka da yaşayanlara zülüm ederek yaşıyorlardı. Zengin olan fakiri eziyordu. Güçlü olan güçsüze daha fazla vuruyordu. İftiralar canlar alıyordu. Para düşüncesi binlerce insanın kanını akıtmaya değerdi. Halbuki bu diyarda yaşayan herkes aynıydı. Herkes bir anneden doğmuş ve bir babaları vardı. Ve en sonunda ise öleceklerdi. Aralarında ki tek fark onlara verilen şanslardı. En başından itibaren eşitlik adı altında işler yürüseydi belki de bu şekilde olmazdı. En şansız olan insan bile bir şekilde hayata tutunabilirdi.

Fakat öyle ki sırf eğlence niyetine insan katleden zihniyetler bile vardı.

Belki de bu şekilde olmalarının sebebi şeytana uymalarıydı. Burada kendi kendilerine savaşıyorlardı. Şeytan aslında içlerindeydi. Ve kendilerini yenmedikleri sürece bu döngü sürekli bu şekilde devam edecekti.

Belki de bu yüzdendir ki burada ki perde çok kalındı.

Gök-Erk Diyarı'nda, Erlik'in çocukları ile savaşsalar bile sekiz farklı ırk vardı. Bu sekiz farklı ırk birbirinden farklı yaşantıları özellikleri vardı eşit değillerdi fakat buna rağmen birbirlerine yardım ederek hayatlarına devam ediyorlardı.

Bu iki farklı diyar birbirinden her anlamda farklıydı. Kutay bir an için hangi diyarda yaşarsa daha mutlu olacağını düşündü ardından çok geçmeden karar verdi. Gök-Erk diyarı bu diyara göre çok daha iyiydi. Gerçekten bir gün kehanette ki gibi gerçekleşir ve Rau Panu yani dedesinin hakimiyeti altından çıkarsa her şey ona anlatılan eski günlere geri döneceğini biliyordu.

Sokağın ucunda okul zilinin çaldığını duyduktan kısa bir süre sonra sırtında çantası ile dışarıya çıkan Umay'ı gördü. Arkadaşları ile şakalaşarak hayatına devam eden bu kızın bir kehanet yüzünden her şeyin altüst olacağını biliyordu. Bir an için onu tüm bunlardan kurtarıp birlikte bu diyarda yaşasalar nasıl olurdu diye düşündü.

Ondan gerçekleri gizleyerek ilk defa tanışmış gibi hayatına girse ve birlikte yaşasalar nasıl olur diye düşünmeden edemedi. Fakat bir kehanet görülmüştü. Ne olursa olsun bu kehanet bir gün gerçekleşecekti. Ve her şey kendisi Umay'ı, İnsan Diyarı'na göndererek başlatmıştı zaten.

Sakince arkasından ilerleyip günlük rutinini yapacağını bilen Umay'ı izledi. Okuldan sonra arkadaşları ile dışarıda bir süre takılır ardından açlığını bastıracak şeyler yedikten sonra tekvando salonuna gider ve eğitim alırdı.

Fakat bu sefer Umay daha farklı bir şey yapmıştı. Arkadaşlarından ayrılıp yemek yedikten sonra kütüphaneye gitmişti. Fark ettirmeden arkasından kütüphaneye gidip yeni yeni öğrendiği dilin kitaplarından bir tanesini alıp bir köşeye yerleşti. Onu izlerken düşüncelere boğuldu yeniden.

Kutay artık Umay'ı koruyabilirdi. O kendisini hiç kimsenin geliştirmediği kadar güzel geliştirmişti. Nerede veya ne zaman olursa olsun kendisini Umay'a adayacaktı. Ömrünün sonuna kadar onu bir an olsun bırakmayacaktı.

Dudaklarında tebessüm oluştu. O küçük kız şimdi büyümüştü. Saçları uzamış ve dalgalı şekli beline kadar uzanıyordu. Gözleri küçük ve hafif çekikti. Yaptığı makyaj sayesinde kirpikleri öylesine uzun gözüküyordu ki onu daha güzel gösteriyordu. Fakat yaşına göre henüz küçüktü bu yüzden yanakları tombuldu. Beyaz teni vardı. Yüzünü özel gösterecek hiçbir yeri yoktu. Tabi bu yakından bakıldığı zaman olacak bir şeydi. Fakat onun bir manzara gibi olduğunu biliyordu. Bir resme uzaktan bakıldığı zaman birbirinden ayrı duran parçalar onu çok daha güzel gösteriyordu.

Almila'ya benzetiyordu bazen Kutay onu. Fakat davranışlarını ve karakterini düşününce amcası aklına düşüyordu. Tıpkı onun gibi tez canlı ve enerjik bir yapıya sahipti. Şimdi düşününce Almila, Güray ile bu yüzden evlenmiş olabilirdi. Rau Panu'nun biricik oğlu olmasına rağmen bu heyecanlı kişiliği Almila'yı tavlamış olabilirdi.

Ve şimdi Kutay'da aynı çocuksu tarafını gördükçe Umay'a çekildiğini hissediyordu. Aynı hissi onu bu diyara göndermeden önce de hissettiğini anımsıyordu.

Kalbinde bir kıpırtı oldu. Bu ona farklı hissettirmişti. Bu duygu onu korkutmuştu da. Öyle ki bu duygu yüzünden kalkıp Umay'a sıkıca sarılabilirdi. Gözlerini onun üzerinden bir türlü çekemiyordu. Ve bu ancak Umay başını kaldırıp Kutay'ın gözlerinin içine bakana kadardı.

Kutay korku ile başını eğerken içinden küfürler savurdu. Kendisine kızmaktan bir an için vazgeçmedi. Aptal gibi kendisini belli etmişti. Umay'a karşı duyduğu çekim yüzünden kendisini alamamıştı. Hiç bu şekilde hissetmemişti bu zamana kadar ve kendisine engel olamadığı içinde yakalanmıştı. Tek duası Umay'ın gelip onunla konuşmamasıydı. Ya da iletişim kurmaması.

Yüreği hala çarpıyordu. Ya fark ettiyse diye düşünmeden edemiyordu. Her ihtimale karşı bir kaç gün Umay’ı rahatsız etmeden evinde yatarak geçirmeyi planladı içinden. Eğer yakalanırsa her şey biterdi. Ya da bitmezdi diye düşündü Kutay. Eğer onu izlediğini fark ederse yeniden tanışmış gibi her şeye yeniden başlayabilirlerdi. Başına ağrılar giriyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Kan hızlıca damarlarından akarken bedenin de ısındığını hissetti. Daha fazla heyecanına dayanamadı ve tüm mantığına rağmen yenik düşerek başını kaldırıp ona baktı. Fakat artık Umay orada yoktu. Çevresine bakınırken bu sefer zihnine nereye gittiğine dair soru işaretler dolmaya başlamıştı.

Oturduğu yerden kalkıp sakince rafların arasında dolaşırken onu gördü. Kitapların arasında uzun uzun bir şeyler arıyor gibi davranıyordu. Rahatça bir nefes alıp verdi. Yüreğinde ki korku yavaşça yok olurken onun bulunduğu rafın diğer ucuna geçti. Bakışları ara ara ona giderken bu yaptığı şeyin tehlikeli bir hareket olduğunu hissetti. Belki de onu çıkışta beklemeliydi.

Parmaklarını burun kemerine yerleştirdi ve sıktı. Aptalca bir hareket etmemesi gerekiyordu. Henüz değildi. Çok küçüktü. Yaşaması gereken daha çok zamanı vardı. Ve eğer ona yakın olursa onu tanıdıkça kendisine saklayacağını biliyordu. Onu tüm bu şeylerden kaçırıp kendisine ait yapmak isteyeceğini de biliyordu. Arada aşk, arkadaşlık, sevgi veya akrabalık... Artık buna ne denilecekse tüm bunları umursamadan her şeyi yapabilirdi.

Bakışlarını pencereden dışarıya döndürdü ve son yaprakların dökülmesini izledi. O daha 17 yaşındaydı. Bunu ona yapamazdı. Uzaktan bile olsa onu izlemesi yeterdi. Tüm bu karışık duyguların onu daha fazla bilinmezlik çukuruna sürüklemek istemedi d. Buradan bir an önce gitmesi gerekiyordu.

Arkasına dönüp gitmek için hazırlandığı zaman tam karşısında duran Umay ile geriye doğru sendeledi. Umay kollarını birbirine bağlamış ve rafların tam ortasında durarak geçmesini engelleyecek şekilde duruyordu.

"Merhaba?”

Dudaklarında ki yapmacık gülücük 'Seni yakaladım kaçma şansın yok' der gibiydi. Kutay yutkunarak cevap verdi. "Mer-haba," Kusursuz konuşmak istese bile deli gibi atan kalbi buna izin vermiyordu.

"Sessizlik! Burası kütüphane!"

Ilımlı bir ses onları uyarırken Umay arkasına baktı ve bir süre bekledi. Ardından sakince yakınlaştı Kutay'a. Kutay kendisini geriye çekti. Pencerenin arasından sızan rüzgar sırtına değdiği zaman Umay'dan neden kaçındığını merak etti. Sonunda pencerenin çıkıntısına takılıp mermerin üzerine oturdu. Şimdi Umay ile aynı hizadalardı.

Kutay bir türlü ne yaptığını anlayamadı Umay'ın fakat ondan daha fazla kaçamazdı. Umay ona iyice yaklaştı ve elini duvara yaslayarak kendisi arasında kalmasını sağladı. Kutay bu sahneyi biliyordu. Dizilerde erkekler bunu kızlara yaparken şimdi tam tersi olmuştu. Kalbi heyecanla atarken bakışlarını kaldırıp yüzüne baktı kızın.

"Neden benden kaçıyorsun? Tahmin etmiştim beni mi takip ediyorsun?"

Sesi fısıltı gibi çıkıyordu. Ve kesinlikle soğuk şüpheci davranıyordu. Fakat böylesine soğuk olan Umay'ın aksine, Kutay oldukça heyecanlıydı. Bedeni ateş içinde yanıyordu. Ve yüzü kızarmaya başlamıştı. Buğday teni bunu saklamıyordu. Göz bebekleri titrerken yakalandım düşüncesi ile ne yapacağını düşünüp duruyordu sürekli.

"Se-seni takip etmek mi?"

İstemeden sesi biraz yüksek çıkmıştı. Umay elini uzattı ve dudaklarına yakınlaştırdı. "Sessiz ol burası bir kütüphane!" Kutay neyin içine düştüm ben diye düşünmeden edemiyordu. Bu durumu çoktan tersine çevirmesi gerekirken beyni doğru düzgün düşünemiyordu. Bakışlarını kaçırdı ve başını salladı. "Şu haline bak gerçekten bu kadar ürkek olduğunu düşünmemiştim."

Başını eğdi ve yüzüne iyice baktı. Sert sesi ve dudaklarının arasından çıkan sıcak nefes Kutay'ın yüzüne vurdu. "Seni bir kez daha çevremde göreyim işte o zaman bombanın pimi çekmiş olursun oğlum. Şimdi ikile.”

Kutay bu davranışa şaşırmış bir o kadar da etkilenmişti. İçinden sürekli işte benim kızım diyerek bağırmak istiyordu. Ona hayran olunmayacak gibi değildi. Bu sert davranışı sayesinde artık biliyordu ki erkekleri kolay kolay yanına yakınlaştırmayacaktı. İçi rahatlamıştı. "Özür dilerim," diyerek kaçınmak istedi artık bu durumdan. Yana kayarak hareket etti.

"Görmeyeyim seni pısırık bir daha!"

Arada ki mesafeyi açarken başını eğerek onu onaylarken gülmemek için direnmek istedi. Kahkahalara bürünerek nefesi kesilene kadar gülmek istiyordu. Kendisinin yanında küçücük kalmasına rağmen bu gücü nasıl kendisinde bulabilmişti? Gerçekten hiç değişmemişti. Çocukken dedesine nasıl karşı durup ona bağırdığı zamanlar aklına geldikçe hatırladığı kuzeninin hala orada olduğunu bilmek onu hiç olmayacak kadar mutlu etmişti.

Kütüphaneden çıkıp onun istediği gibi uzaklaşırken yalnızca tek bir kelimesi ile nasılda söz dinlettirebilir diye düşünmeden de edemedi. Gülüşüne engel olamıyordu. Elini dudaklarının üzerine yerleştirip gülüşünü saklamak istedi. Dışarıdan deli gibi gözükebilirdi fakat o anları düşündükçe kendisine bir türlü hakim olamıyordu. Aklından geçen düşünceler ise o gerçekten çok tatlıydı ve emindi ki onunla tanışacağı gün geldiği zaman çok daha çekici olacaktı.

Kızarık yanakları ve gözlerinin içi parlayan Kutay bugün hiç olmadığı kadar mutluydu.

O günden sonra daha dikkatli olmaya başlamıştı. Onu gizlice takip ederken nasıl büyüdüğünü ve çocukluğunda anımsadığı kişiliğinin bir an bile değişmediğini görmek onu tarifi edilmez hislere sürüklemeye devam ediyordu. Çoğu zaman onunla daha fazla yakın olmak istiyordu. Kendisine çoğu zaman nasıl engel olduğunu bilmiyordu. Gözleri bir an olsun üzerinden ayrılmıyordu.

Sürekli bir an önce her şey bitmesini bir an önce onunla daha yakın olduğu günlerin gelmesini diliyordu. Buraya geldiğinden beri onu düşünmekten kendisini bir an olsun bırakmıyordu. Ve artık her şeyin daha çok farkındaydı. Kutay, Umay olmadığı bir dünyada tamamen kaybolmuştu. Fakat şimdi yaşamaya değer bir şey bulmuştu. Gök-Erk Diyarı'nda hissettiği dedesine bağlılık duygusu artık yoktu. Uzun zaman önce unutmuştu fakat dedesi tek ailesi değildi Kutay'ın.

Eğer aile denilen bir şey varsa bu Umay olurdu. Artık onsuz bir hayat dahi düşünemiyordu. Aynada ki yansımasına baktı. Sakalları iyice uzamıştı. Onları kesmen için hazırlık yaptı ardından daha rahatlamak için küvetin içini su doldurdu. Böyle zamanlarda kalede hizmetkarların onun yerine tüm bunları hazırlamasını özlüyordu.

Üzerinde ki kazağı çıkardı. Bakışları tekrar aynada ki yansımasına bakarken kalbinin üzerinde lekenin iyice azaldığını gördü. Bu leke bir dövmeden çok sertleşmiş damarlarının içerisinde siyah kan akıyormuş gibi gözüküyordu. Çoğu zaman tıpkı kalp gibi atan bu leke artık ona acı vermiyordu.

Parmakları lekenin üzerinde dolaştı. Ardından düşünmeden edemedi. Buraya geleli bir yıldan fazla olmasına rağmen beden gelişimini bırakmamıştı bile ve vücut yapısı artık daha fazla şekillenmişti. Özellikle sürekli dedesinden görev alıp dolaşmadığı için günün çoğunu yatarak geçirdiği için kilo da almıştı.

O gün bu büyüklüğün yanında ufacık kalmasına rağmen nasıl olurda kendisine diklenebildi diye düşündü Kutay. Gülüşü çoğaldı ve daha fazla vakit kaybetmeden küvete girdi. Sıcak su bedenini rahatlatırken hamama gitmek istedi. Bu diyarda güzel şeylerden birisi de hamam olmalıydı. Hiç rahatlamadığı kadar orada rahatlıyordu. Bir gün geriye döndüğü zaman yaptıracağı şeylerden birisi kesinlikle bu olmalıydı.

Suyun içinde şu ana kadar yaşadığı diğer şeyleri düşündü. Tek düşüncesi Umay olduğu için uyurken bile onu hayal ederek uyuyordu. Buraya geldiğinden beri yaşadığı onca şey artık ona önemsiz gelmeye başlamıştı. Ona bir nevi de yeni bir hayat sunmuşlardı. Ve bu hayat sayesinde artık daha mutlu hissediyordu.

Günleri bu şekilde devam ediyordu. Sabah kalkıyor kahvaltının ardından biraz alıştırma ve gün içerisinde Umay'ın ne yaptığını öğrenmek için peşine düşüyordu. Her hareketini izlemek ve onu daha fazla tanımak elinde değildi.

Çok heyecanlıydı. Duyguları yüzünden okunabiliyordu. Dışarıya yansıttığı enerjik kişiliğinin yanında tek başına sokakta yürürken soğuk ifadesi insanın içini üşütmeye yeterdi. Her gece evine dönerken aldığı tekvando eğitimin ardından sessizce onu takip eder güvende olduğunu anladıktan sonra gününü tamamlardı.

Zamanının bir çoğunu tekvando salonunda harcadığı için bir gün merakına yenilip içeriye girmişti. Burada genellikle küçük çocuklar vardı ve eğitimlerini veren kişi kendisinden tahminen yedi yaş kadar büyük olabilirdi. Adam ile neredeyse aynı boydaydılar. Tıpkı kendisin gibi buğday teni vardı. Yüzü yakışıklıydı ve çekik gözleri vardı.

Gözleri kesişince çocuklara kısa bir talimat verdikten sonra Kutay'ın karşısına dikildi. "Demek sonunda gelebildin," diye seslendi adam ona. Sesi uzun süredir onu tanıyor gibi çıkıyordu. Kutay kaşlarını çatıp adama baktı.

"Uzun süredir bu salonun etrafında dolaşıyorsun. Ve genellikle Umay gittikten sonra ayrılıyorsun."

Tüm bunları fark etmiş miydi? Bu adam tam olarak nasıl birisiydi? Düşünceleri karışmıştı. Eli ile işaret ederek arkasından gelmesi gerektiğini söylerken birlikte bir odaya girdiler. Burası ofisti. Deri koltuklardan birisine yerleşirken telefonu açtı ve iki çay istedi. Ardından karşısına geçip oturmasını istedi. Bu burada yaşayan insanların bir misafir karşılama özelliklerinden birisiydi. Fakat gizlice Umay'ı takip ettiğini bilmesine rağmen kendisine bu şekilde davranması normal değil gibiydi.

"Tüm bunları..."

"Nereden biliyorum?"

Cümlesini karşısında ki adam tamamladı. "Yani bir zamanlar bende senin gibi birisini korumak için günlerimi harcamıştım. Eğer zarar vermek niyetinde olsaydın belki de buraya gelmezdin bile." Kutay daha fazla şaşırmıştı tüm bunlara. Bu sonuca nasıl varmıştı peki?

"Tam olarak kimsin sen?" Kapı aralanıp içeriye bir çocuk girdi. İki bardak çayı önlerine bıraktıktan sonra ayrıldı. Adam bir yudum çay alıp tebessüm etti. Fakat soğuk ve sert yüzünün aksine bu tebessüm biraz zorlama gibiydi.

"Sadece tekvando salonu yürüten bir adamım. Buraya henüz yeni taşındık." Taşındık derken sanırım eşinden bahsediyor olmalıydı. Başını evet der gibi salladı Kutay. "Merak ettiğin başka bir şey var mı?"

"Bu tekvando olayı derken tam olarak ne oluyor?"

"Savunma sanatı diyebiliriz. Fakat isteyen kişiye göre yakın dövüşmeyi de öğretiyorum."

"Peki Umay hangisini alıyor?"

"İkisini de... Ona hem savunmayı hem de saldırmayı öğretiyorum. Annesi bu şekilde olmasını istedi. Uzun zamandır bu işin içinde olduğu için fazlasıyla yetenekli. Hatta ben bile bazen onun beni geçtiğini düşünüyorum."

Kutay'ın yüreğinde gururla karışık bir heyecan olmuştu. Umay'ın bir gün başına gelebilecekleri sanki biliyor gibi hazırlık yapmasına sevinmişti. Fakat annesi demişti. Almila hala yaşıyor muydu? Onu yeniden görebilir miydi?

"Sorgulaman bitti mi?" Kutay bakışlarını kaldırıp adama baktı. Adam karşısında öyle bir duruyordu ki verdiği göz dağı ile kolay birisi olmadığını gösteriyordu. Onun etrafına yaydığı aura çok daha farklıydı. Bu yüzden dikkatli olmaya çalışıyordu.

"Öyle ise sen kimsin ve Umay'dan ne istiyorsun?" Açık bir şekilde sormuştu Kutay'a. Ellerini birbirine kenetlerken dizini hareket ettirdi Kutay. Sırtını dikleştirirken sakince soluyarak cevap verdi. "Bunu öğrendiğin zaman ne değişecek?"

"Seni Umay'ın çevresinde bir daha görmemek için icabına bakabilirim."

Bu sözleri öylesine kolay bir şekilde söylemişti ki Kutay bu cümleye gülmemek için zor durdu. Kendisini bilmiyordu bu şekilde düşünmesi normaldi. Kutay adamın basit birisi olmadığını biliyordu fakat onunla şimdi dövüşse onu yeneceğini de biliyordu.

"Aramızda ki ilişkiyi sana söylemek zorunda değilim." Kutay hiçbir açıklama yapmak zorunda değildi. Ve kimseye de aralarında ki bağı anlatmakta istemiyordu. "Neden zoru oynadığını bilmiyorum. Sana olan tavırlarımı çok mu yumuşak gördün acaba?"

Dudağının ucu yukarıya kalktı Kutay'ın. Kirpiklerinin altından ona bakarken bu cesareti nereden bulduğunu merak ediyordu. "Peki sen neden Umay'a bu kadar koruyorsun? Sonuçta bir eşin var ve Umay'da senin sadece öğrencin."

Başını evet der gibi salladı. Konuşmalarını yarıda bölen birisi oldu. İçeriye giyimine özen gösteren bir kadın girerken bu kişinin eşi olduğunu hissetti. İkisinin de bakışları kadına yoğunlaştı. "Ah özür dilerim. Birisi ile görüştüğünü bilmiyordum." Kadın çıkmak için hareket ettiği sırada adam onu içeriye davet etti.

"Senin de duyman gereken şeyler olabilir. Buraya gel."

Kadın hafif topuklu ayakkabılarının sesinin odaya dolmasını sağladı. Kutay hala nasıl bir durum içerisinde olduğunu bilmiyordu bu yüzden sabırla olan biteni anlamaya çalışıyor ve bekliyordu. Adam eşi otursun diye ayağa kalkmak istedi fakat kadın izin vermedi. "Çok uzun kalamayacağım çağırdığın için geldim bir sorun mu var?"

Bakışları iki adam üzerinde gidip geldi. İkisinin bir kaç farklılık haricinde yaydıkları enerjinin neredeyse aynı olduğunu hissetti. Adam elini eşine uzatıp yanına geçerken deri koltuğun kenarına yerleşmesini sağladı. Kadın bu hareketi ile utanırken ağzından tuhaf bir ses çıkardı.

"Tatlım neden bu şekilde davranıyorsun?"

Kutay, adamın neden bu şekilde davrandığını anlamaya çalıştı fakat bir türlü anlam veremiyordu. Yoksa az önce Umay ile aralarında ki bağın ne olduğunu anlatmaya mı çalışıyordu? Kaşlarını çattı.

"Eşimle yıllar önce daha küçük çocukken tanıştık. Onu kurtarmıştım fakat şimdi bakınca geleceğimi kurtarmış gibi hissediyorum. Daha sonra onunla karşılaşmaya devam ettim. Annemin ısrarları yüzünden onu sürekli takip etmek zorunda kalıyordum. Onu takip edip korumak zorundaydım. Birlikte bir çok şey yaşadık ve sonunda bir araya geldik. Şimdi çocuk sen anlat senin hikayen tam olarak nedir? Umay ile aranda ne var?"

Adam hikayesini hızlı bir şekilde anlatırken kadının gözlerinde ki hüzünlü bakışı görebiliyordu fakat buna rağmen dudaklarında ki tebessüm her şeyin geçtiğine dair verdiği bir mesajdı. "Yoksa Umay'ı takip eden kişi sen misin? Kocam bana senden bahsetmişti? Eğer Umay için kötü şeyler düşünüyorsan onu korumak için geri adım atmayacağım."

Çantasının içinden bir kartvizit çıkardı ve aralarında kalan masanın üzerine bıraktı. Kutay uzandı ve üzerinde yazan yazıyı okudu. Avukat Evren Demir. Şimdi az çok anlıyordu Kutay. Bu adam eşi olmasa çoktan onunla yumruk yumruğa dövüşüp Umay'dan uzak durması için tehditler edebilecek bir adamdı. Fakat eşi için kendisini tutuyordu. Kutay bu iki insanın kötü olmadıklarını biliyordu. Fakat kendi gerçeklerini duydukları zaman verecekleri tepkinin de ne olacağını da az buçuk anlayabiliyordu.

"Umay benim kuzenim. Onu yıllar önce kaybettim ve ancak yeni bulabildim. Size asıl hikayeyi anlatamam fazla karışık ve kafa yorucu ama ailevi problemlerimiz olduğu için birbirimizden ayrı düştük. Daha doğrusu ailelerimiz biz çocukken birbirlerine düşman oldukları için. Şimdi ise onun güvenliğini düşündüğüm takip ediyorum. Korumak istediğim için."

Sanırım hikayeyi bu şekilde basitleştirirse daha iyi anlayabilirlerdi. Onlara aslında yalnız olmadıklarını onlar gibi sekiz tane daha ırkın olduğunu ve Erlik'in ordusunun dünyayı yavaş yavaş hükmettiğini ve Umay'ın da tüm bunları son verip dedesi Rau Panu'yu öldürüp kehaneti gerçekleştirecek Büyücü olduğunu söylerse ona delirmiş gibi bakarlardı.

"Yani Umay tehlikede mi?" Evren endişe ile konuştu. Kutay başını salladı ve açıklamasına devam ettirdi. "Herkes Umay'ın öldüğünü düşünüyor. Fakat yıllar önce biz çocukken Umay'ı kurtaran kişi bendim ve ancak onu yeni bulabildim. Bu yüzden tüm bu işlerden uzak tutarak yaşamasını istiyorum."

Bir an düşündü Kutay. Bu adam ile eşinin de kendilerine benzer hikayeleri vardı. İçinde ki heyecanı bastıramadı. Bir gün kaderleri onları bir araya getirir miydi acaba? Bu his onu mutlu etmişti. "Yani onunla bir araya gelmek gibi bir düşüncen yok?" Adam konuşurken Kutay'ın gözlerinde bir kaç saniyelik bir parıltı belirdi ardından hemen yok oldu.

"Benimle bir araya gelir ve unuttuğu çocukluğunu hatırlarsa her şey onun için daha zor olur. Bir gün tüm bunları öğrenecek olsa bile o zamana kadar mutlu olmasını istiyorum."

Adam ve eşi bir süre birbirlerine baktılar. Kadının dudakların da bir tebessüm oluştu. Adam eşini dinler gibi başını eğdi ve elini eşinin beline sardı. "Eşim nasıl isterse öyle olur." İlk buluştukları zaman Kutay'ı yiyecek gibi duran bu adam eşinin yanında bu şekilde sakinleşmesi Kutay'ı daha çok şaşırtmıştı.

Bir an için kütüphanede yaşadıkları o olay geldi aklına. Elinde olmasa bile Umay'ın üste geçmesini izin vermişti Kutay. Ve bu durumdan bir an bile şikayet etmemişti. Bir gün yan yana yürüdükleri zamanda Umay'a teslim olacak mıyım diye düşünmeden edemiyordu. Dudaklarında ki tebessümü gizleyemedi.

Adam elini uzatıp Kutay'ı şaşırtırken konuştu. "Ben Yiğit Demir. Bu tekvando salonunun sahibiyim. Eşim sizi onayladıysa benimde onaylamaktan başka şansım yok." Kutay elini öne doğru uzattı ve tebessümü genişledi.

"Kutay Uysal. Tanıştığıma memnun oldum. Umay'ı bu şekilde önemseyen kişilerin olmasını bilmek beni mutlu ediyor."

Kadın ellerini birbirine çarpıp dikkati üzerine çekmeyi başardı. "Gerçekten birbirinize benziyorsunuz." Kutay bir an için ne dediğini anlamaya çalıştı. Bu adam ile aralarında ki tek fark ten renkleriydi. Hatta Kutay'ın ten rengi Yiğit'in ten rengine göre biraz daha koyuydu. Göz renkleri ve saç renklerine kadar her şeyleri farklıydı.

"Tabi ki görünüş olarak demiyorum fakat düşünce yapınız gerçekten birbirinize uyuyor. Ama eminim ki Umay her şeye rağmen geçmişinizi öğrense bile seni severdi. Çünkü ben eşimle aramızda geçen her şeye rağmen, geçmişimize rağmen onu sevmeye devam ediyorum."

Kadının bu şekilde düşünmesi Kutay'ı daha çok sabırsız hale getirmişti. Şimdi yüreğinde anlamsız güzel duygular doluydu. Kutay saatin okul çıkışına yaklaştığını görünce kalkmak için acele etti. "Artık gitmem gerek..."

Ayağa kalkarken durdu ve son kez konuştu. "Gerçekten her şeye rağmen Umay yanımda kalmayı seçer mi?" Bu umutsuz soru ile yüreği sızladı. Kadın başını sallarken onu cesaretlendirerek gülümsedi.

"Tabi ki de. Eğer ona tüm samimiyetin ve gerçeklerin ile giderse eminim Umay sana daha fazla güvenecektir. Her ne olursa olsun yanında kalmaya devam eder."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.