İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 6 · 12 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 6

İnsan Diyarı

🎧 I Know Your Secrets- Tommee Profitt

Orman Perileri yön bulma konusunda en iyi olan tek varlıktı. Bunun sebebi ise varlıklar ile olan bağıydı. İstedikleri kişiyi bulmaları çok zor değildi onlar için. Özellikle bu kehanette adı geçen son Büyücü ise.

Orman Perisi geçit oluşturmak için Kutay'a belirli şekiller çizdirmişti. Kutay daire şeklinde iç içe geçmiş yıldız ve her bir köşeye şekiller eklettirerek büyülü sözcükleri söylemesini sağlamıştı.

“Kök yirtincü açıl. Tın üzeliksiz. Kiçi il abark biznin taşır (Gök alem açılsın. Perde aralansın. İnsan Diyarına bizi taşısın.)

İnsan Diyarına gitmek zor olmamıştı Orman Perisi sayesinde. Gittikleri yer kendi yaşadıkları topraklara benziyordu. Fakat burası ile ilgili hiçbir bilgileri yoktu. Orman Perisi Kutay'ı ormandan çıkartıp yollarına devam etmelerini sağlarken sonunda araçların geçtiği ana yola çıkmışlardı.

Kutay tüm bunları görünce şaşkınlığını gizleyememişti. Yolun diğer ucunda da ormanlık vardı fakat geniş yolun üzerinde sürekli hareket eden arabaları, tır ve kamyonların nasıl işlediğini öylesine merak ediyordu ki. Kendi diyarında olan atlı arabaların tekerleklerine benzeyen yuvarlak ama daha küçük tekerleklerle çalışan büyük üstü kapalı araçlar onu ilk başta ürkütmüştü. Yol boyunca ilerlediler. Sürekli farklı renklerde olan araçlar yanlarından geçerken korkuyla titriyordu. Sanki herhangi birisi onlara zarar verebilecek gibi bir his vardı içinde. Orman Perisi, Kutay'ın gömleğinin içine sığındı. "Tüm bunlarda ne? Burası İnsan Diyarı mı?"

"Evet burası İnsan Diyarı. Fakat tüm bu tekerlekli şeyler beni ürküttü. Böylesine hızlı olan bir şeyden nasıl korunabiliriz?"

Orman Perisi ile Kutay aynı korku ile yollarına devam ettiler. Uzun bir yürüyüşün ardından iyice acıkan Kutay bu yolun ne zaman biteceğini düşündü. "Daha ne kadar devam edeceğiz?" Orman Perisi kafasını gömleğin içinden çıkardı ve etrafa bakındı. "Az ileride bir yol ayrımı var. Sağdan gitemiz gerek. Fakat ne kadar daha gitmemiz gerektiğini bilmiyorum."

Yolda yürürken hızla geçip giden araçlardan birisi yolun kenarında durdu. Kutay belinde duran hançeri sıkıca kavradı. Onlara zarar verebilecek her engeli yok edebilirdi. Arabanın yanına vardıkları zaman birisi onlarla konuşmaya başladı. "Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilirim." Orta yaşlarda saçları iyice ağırmış olan adam Kutay'ın gözlerine bakarken yeniden şaşkınlıkla ağzı açıldı. Nasıl olurdu da aynı dili konuşabilirler diye düşündü. "Yürüme şehir merkezine varamazsınız. Atlayın sizi bırakayım."

Orman Perisi gömleğinin içinde hareket etti, sonra sessizce mırıldandı. "Beni görmemeli fakat adamın yardımını kabul etmelisin. O iyi birisi." Kutay, Orman Perisinin sözleri olmasaydı kesinlikle isteği kabul etmez hatta adamı tehdit etmeye başlardı. Fakat burası çok farklı bir yerdi bu yapması gereken son şeydi. Arabaya doğru bir adım attı fakat nasıl bineceğini bile bilmiyordu. Gözleri etrafı taradı. Elleri kapının üzerinde dolaşırken "Ah kapıyı açıyorum bir dakika," diyerek adam öne uzandı ve kapının açılmasını sağladı. Kutay şaşkınlıkla bir adım geriye çekildi ve açılan kapıdan çeriye baktı. İçi tuhaf şeylerle dolu diye düşündü. Sonunda güç topladı ve aracın içine girerek adım yaptığı gibi oturdu.

Öylece dururken adam "Ne duruyorsun kapıyı kapat da yola koyulalım. Uzun bir yolculuk yaptım tek başıma hiç olmadı bir kaç saat birisi ile konuşabilirim." Kutay kapıya baktı ve kapatması gerektiğine dair bir his uyandı kendinde. Adamın yanında duran kapının aynısıydı. Uzandı ve kapıyı tutup üzerine kapatırken hala şaşkınlık içindeydi.

Araç hareket etmeye başladığı zaman dengede durmak için kendisi ile çaba harcadı. Gözlerini bir an olsun kırpmıyordu. Araba hızlanırken geriye yaslandı ve yolu izlemeye başladı. Midesi yavaş yavaş bulanıyordu. "Ee delikanlı söyle bakalım adın ne?"

Kutay adama baktı. Adamın yüzünde tebessüm vardı ve yolu izliyordu. Elinin altında duran bir daireyi sıkıca tutuyordu. Yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Bu aracın ön tarafında atlar olmalıydı ve tuttuğu şeyde dizginlerdi. Böylece araç hareket ediyordu. Peki ama kocaman atları nasıl bu küçük yere sığdırmışlardı. "Güneş başına mı çarptı çocuk?"

"Efendim?"

Kutay adama şaşkınlıkla cevap verirken hala bir şeyleri anlamaya çalışıyordu. "Adın diyorum adın ne?"

"Kutay,"

Adam güldü. "Benim adım Osman." Burnunu çekti. Direksiyonu sıkı sıkı tutmuştu. "Bilecik'ten geliyorum. Kızı üniversitesine bıraktım. Sen nereye gidiyorsun böyle? Yolda mı kaldın?"

Bilecik? Üniversite? Bunlarda neydi? Kutay her şeye yabancıydı. "Birisini aramaya çıktım."

"Kimi? Şehir merkezinden iyice uzaktasın. Bir saat sonra Sakarya'da oluruz."

Böyle hızlı giden bir arabayla bir saatte ancak oraya gidebilirsek yürüme bir günü ancak alırdı diye düşündü Kutay. Adamın onlara yardım etmesi büyük bir şanstı. "Kuzenimi bulmak için çıktım. Bir haber aldım, Sakarya'da olabilir diye." Kutay az önce duyduğu ismi derken büyük ihtimal bir bölgenin adı olmalı diye düşündü. Adam yeniden burnunu çerken merak ettiği şeyi sordu. "Bu araç nasıl gidiyor?"

"Bu mu? Biraz eski biliyorum ama ilk aldığım araba. Şanlıyım yıllardır bir problem çıkarmadı bana."

Kutay arabaya baktı ardından adama. Kastettiği şey atların nerede olduğuydu. Yollarına arada bir yaptıkları sohbetle devam ederken Umay'ın kaybolduğunu düşünüp adam düşüncelerini söylüyordu. Böylece İnsan Diyarından da bilgi alıyordu. Sanırım burada da çok insan kayboluyor diye düşündü. Ama onlara ne oluyordu? Gök-Erk Diyarında kaybolan her ırkın sonu ya ölüm oluyordu ya da savaşmak için asker.

Adam farklı farklı konular açıp yola devam ederken sonunda yüksek taştan binalar gözükmeye başladı. Her birinin üzeri geniş pencereler ile kaplıydı. O kadar çok farklı yapıt vardı ki hangisine bakacağını şaşırdı Kutay. Adam onu şehir merkezine yakın bir yerde bıraktığını söyleyip "Şu karşı taraftan dolmuşlar geçiyor. Onlara çarşıya gitmek istediğini söyle seni götürürler," diye bir öneride bulundu. Kutay adamın iyiliğine karşılık cebinden bir altın para çıkardı verdi. Adam altına tuhaf bir bakış atarken "Bu altın! Bana altın mı vereceksin?"

"Yardımlarının bir karşılığı lütfen kabul edin."

"Bunun ne kadar değerli olduğunun farkında değilsin herhalde. Üzerinde ki kıyafetlere baktığım zaman fakir olduğunu düşündüm fakat cebinden altın çıkartıp veriyorsun."

"Burada bunlar kullanılmıyor mu?"

Adama başını salladı. "Bunlar çok değerli. Bir kuyumcuya gidip bozdur her yere altın dağıtıp durma seni harcarlar. Al şu parayı bu sana yeter."

Üzerinde iki farklı adamın resmi olan bir kağıt parçası uzattı. "Bu kağıt parçası mı değerli burada?" Adam şaşkınlıkla açtı ağzını. "Yüz lira veriyorum sana tabi değerli. Çok fazla harcama git altınlarını bozdur çok daha fazla verilecek sana."

Adam yoluna devam ederken Kutay elinde ki resimli kağıda baktı. Yüz lira diye geçirdi. Sonra adamın gösterdiği yere gidip diğer insanların beklediği yere gitti. Mavi renkli arabalar sürekli gelip içine insan alırken bunlardan birisine binmesi gerektiğini anladı. Sessizce fısıldadı periye. "Peri beni nereye götürdüğünden emin misin?"

"Efendi Kutay, kurtarıcıyı hissettirtmiyorum fakat sana yardımcı olabilecek birisini hissediyorum. Yaşlı adamın dediğini yap ve çarşıya git."

Öfke ile soludu Kutay. Bu yolun sonunda Umay olmasını istiyordu. Fakat onu görse bile nasıl birisi ile karşılaşacağını bilmiyordu. Büyümüş olmalıydı. Nasıl gözüküyordu? Karşılaştıkları zaman kendisini tanıyacak mıydı bilmiyordu bile. Özellikle karşılaştıkları zaman ne yapacağını hiç bilmiyordu.

Mavi araçlardan birisine çarşıya gitmek istediğini söyleyip bindi. Araba uzun yolun sonunda çarşı diyerek durduğu zaman indi ve çılgın kalabalığa baktı. Arabalar burada da vardı, binalar çok fazla ve sürekli gürültü hakimdi. Başı ağırdı ve acıkmıştı. "Beni hemen o yardım edebilen kişinin yanına götür."

"Lütfen sana dediğim yerlerden git Efendi Kutay."

Hava iyice kararmaya başlamıştı. Sonunda bir binanın önünde dururken peri "İşte burası. Adam içeride. Seni görünce hemen tanıyacaktır."

Adam kapıdan içeriye girdi. İçeride bir sürü insan vardı. Masalara oturmuş yemek yiyorlardı. İçeriye bakındı. Hangisi diye düşündü. Her insanın yüzüne baktı. Yedikleri şeyler bir lavaş içindeydi. Bunu biliyordu çünkü kendi evinde de aynı yemek vardı. Bir kaç adım attı ve ona yer göstermeye çalışan birisinin dediğini yapıp bir yere oturdu. "Kim? Hangisi?"

"Bekle. Birazdan gelecek."

Bekledi. Başında bekleyen kişi ona ne istediğini sordu. Midesi ağrıyla sızladı. Yan masada oturan kişinin yediğinden gösterip "Bundan istiyorum," dedi. Yalnız kalırken etrafa bakınmaya devam etti. Sonra birden duvarda asılı bir kare kutunun içinde insanların hareket ettiğini gördü. Kaşları çatıldı. Oraya nasıl girdiler diye düşündü. İnsan Diyarı nasıl bir yerdi böyle?

Yemeğini birisi getirdi fakat getiren adam yanından ayrılmadı. Tam karşısına otururken Kutay'ın yüzünü izlemeye başladı. "Sen kimsin?"

Adam, Kutay'ı tehditkar bir sesle seslendi. Kutay'ın kaşları çatıldı. "Asıl sen kimsin?"

Adam ciddi bir ifade ile Kutay'ın yüzüne bakarken, Kutay'ın eli hançerine uzandı. Fakat masanın altında duran elini kavrayan başka bir el oldu. "O hançeri burada çıkarmak nelere yol açacağını bilmek istemiyorsan sorularıma cevap ver, Gök-Erk Diyarı'ndan gelen yolcu."

Adamın sözleri Kutay'ı bulunca, Kutay rahat bir nefes aldı. Eli hançerini bıraktı ve önünde ki yemeği göstererek "İzin ver yemeğimi yiyeyim. Tüm gün boyunca ufak bir şey yemedim." Adam, Kutay'ı dinledi ve yemek yediği süre boyunca ona dokunmadı.

Kutay, içinde bolca tavuk eti olan lavaşa sarılı yemeği yerken aç olduğu için düşünmeden yemeye başladı. İçinde zehir olma ihtimali bile umurunda değildi. Tat ağzında güzel bir tat bırakıyordu ve bu yemeği hiç düşünmediği kadar sevdiğini düşündü. Hayatı boyunca bundan yiyebilirdi. Yemeğini sessizce yerken etrafı izlemekten de kendisini alamıyordu. Burada ki hayat kendi dünyasında ki hayattan çok daha farklıydı.

Son parçayı da ağzına atarken kendi dünyasında da olan ayranı sonuna kadar içti ve huzurlu bir şekilde nefesini dışarıya verdi. Artık daha mutluydu. Karşısında ki adam bir an olsun gözünü kendisinden ayırmamıştı. Kutay sonunda ağzını açtı ve konuşmaya başladı.

"Şimdi nerede kalmıştık?"

Adam etrafına bakındı. Kutay adamın aklından neler geçtiğini merak etti. "Kalk burada konuşamayız." Adamla birlikte kalktı ve onu takip etmeye başladı. Kalabalığın arasından geçtiler, yolda görmeye alışık olduğu araçlara alışmıştı fakat bir çok farklı çeşidini gördükçe şaşkınlığını gizleyemiyordu. Bazıları iki tekerlek üzerinde dengede durarak bir şeye binip hareket ettiklerini gördü hele ki bir tahta parçasının üzerinde kolaylıkla durup hızlı bir şekilde hareket ettiğini görünce ağzının açık kalmasına engel olamadı.

"Biz ona kaykay diyoruz," diye konuşmaya başladı adam. Kutay'ın dikkatli bir şekilde kaykaya merakla baktığını görünce açıklama ihtiyacı hissetmişti adam kendisinde. "Bu dünya çıldırmış gibi. Tüm bu yüksek dikilmiş taştan evler. At arabaları yerine çok daha hızlı bir şeylere biniyorlar."

"İnsanlık kendisini ilk günden itibaren yenilemeye ihtiyaç duyuyor. Tüm bu icatlar sihir ve büyü olmadan gerçekleşti."

Kutay büyülenmişti. Yalnızca zeka ile tüm bunlar yapılabiliyordu demek. Kendi dünyasından bir çok şey büyü sayesinde gerçekleşiyordu fakat onun bile bedeli vardı. Acaba bir gün kendi aleminde de bu şekilde gelişecekler mi diye düşündü. Merak duygusu içini kıpır kıpır etmişti.

"Bu taraftan."

Adam Kutay'ı başka bir yöne sürüklerken ara sokağa girdiler ve yürüyüşlerine devam ettiler. En sonunda kendi dilinde yazılı olan Gök-Erk yazısını okudu. Demek kendi dilleri burada da geçiyordu. İçeride çok fazla insan yoktu ve masalar geniş odanın ortasına yerleştirilmişti. İçeride yemek yediği yerde gördüğü kare şeyin sesi vardı ve ekrana baktığı zaman yeşil bir yerde insanların koştuğunu gördü. Bu top oyunuydu. Demek burada ki insanlarda bu oyunu oynuyorlardı. Fakat asıl tuhaf olan şey bu yerde o oyunu nasıl oynuyorlardı.

"Öğrenmen gereken bir çok şey var insanoğlunun kendi çılgınlıklarına alışsan iyi edersin. Fakat tüm bunlardan önce senin burada ne işin var? Perdeyi nasıl geçtin?"

Kutay adamın bu şekilde konuşmasında problem olup olmayacağını düşündü. Etrafına bakındı fakat insanlar onlarla ilgilenmiyorlardı bile. "Buraya gelişimi nasıl açıklayacağımı bilmiyorum fakat buraya gelen tek kişi ben değilim. Kehanet çıktı. Kurtarıcı yaşıyor ve onu bulmam gerek!"

Adamın gözleri iri iri açıldı. Ağzı bir kaç saniye açık kaldı ardından ciddileşti ve daha sakin bir şekilde konuştu. "Peki seni buraya ne getirdi? Kurtarıcının burada olduğunu nereden biliyorsun?" Adamın kolay bir şekilde kendisini açık etmeyeceğini hissetti Kutay.

"Şaman Balaban kurtarıcının İnsan Diyarında olduğunu söyledi. Buraya benim gibi birisi daha geldi hiç haber almadın mı?"

Adam sakallarını karıştırdı ve biraz düşündükten sonra sesini yükseltti. "Bora ağabey! Bak hele bir buraya." Tezgahın arkasından başını saçları ağırlaşmış bir adam uzattı. Kutay'lara katılmak için hareket ederken adamı izledi. Göbeği iyice çıkmış başının üst kısmı kelleşmiş yeni tıraş olmuş birisiydi bu. Bir sandalyeyi çekip yerleşirken göz kırptı.

"Buyur sorun nedir Cengiz?" Kahverengi gözleri Kutay'ı süzdü. Kendisinden bir ödün vermeden. Daha sonra Kutay'ı göstererek konuştu. "Bu herifin burada ne işi var? Rau Panu'nun çakması."

Kutay, dedesinin adını duyunca yeniden kederlendi. Dedesi onu nereye giderse gitsin bırakmayacaktı herhalde. Ona bu şekilde benzemesinden nefret ediyordu. Cengiz hızlıca anlattı Kutay'ın anlattığı şeyleri, Bora'ya.

Adam kuşkuyla dinledi ardından çenesini sıvazladı. "Peki bir şekilde buraya geldin ve bir şekilde kurtarıcı bu diyarda yaşıyor. Neden sana onun yerini söyleyelim? Dedenin peşinden giden bir soysuza konuşacak kadar aptal değiliz." Evet belki de bu sözleri söylemekte haklıydılar çünkü buraya gelirken dedesi Rau Panu onu bu diyara göndermişti. Fakat bir farklılık vardı. Kutay buraya dedesi istediği için değil yıllar önce Umay'a verdiği sözü tutmak istediği için gelmişti.

Cebinin ağız kısmını araladı ve periye seslendi Kutay. "Birazcık yardımına ihtiyacım var. Sanırım Koruyuculara kendini gösterebilirsin değil mi?" Orman Perisinin kanatları titredi. Parmaklarını birbirine kenetlerken dudak büzdüğünü gördü. Kutay ona 'Beni kırma,' der gibi tebessüm etti. Peri bu tebessüme dayanamadı ve kanatlarını çırparak uçmaya başladı. İki adamda Kutay'a şaşkınca bakıyordu. Sonunda cebinden dışarıya başını çıkaran bir parmak kadar küçük olan periyi gördüklerinde şaşkınlıkla soludular.

"Sanırım bu bana yardım etmeniz için yeterli olacaktır."

Cengiz, sandalyesini geriye çekip nasıl tepki vereceğini şaşırır gibi hareket etti. "Bir Orman Perisi. Dokuz ırkın en özeli. Ama nasıl?" Kutay parmağını uzattı ve ucunu sakince perinin saçına sürttü. Peri memnuniyetle bu hareketi kabul ederken döndü ve Kutay'a bakarak gülümsedi.

"Bu imkansız. Senin gibi birisinin yanında bir Orman Perisi'nin işi olamaz!"

Cengiz inatla ret ediyordu gördüklerini. Bora ise sessizce izliyordu. Şaşkınlığının arasında aklının içi tahminler ile dolup taşıyordu. Ve hiçbirisini onaylayamıyordu Kutay'ın ağzında bir kelime bile çıkmadığı sürece.

"Peri Ana, Kutay ile görüştü. Kutay'ın kalbi temiz. Kutay masum birisi. O dedesine çok benzese bile kalbi kurtarıcıya bağlı. Çünkü Kutay yıllar önce onun buraya gelmesini sağlayan kişi."

Orman Perisi, Kutay'ın anlatmayacağı şeyleri anlatırken gerçeği bir kez daha duyunca yüreği titredi. Onların kaderleri Umay'ın doğduğu ilk gün bağlanmıştı. Almila yeni doğmuş ve yıkanmaya vakti bile olmayan bebeği kucağına yerleştirirken olmuştu. Ve kendince Umay'ı koruyacağına verdiği o söz bağlamıştı. Ve ona ilk adını koyanda kendisiydi.

Kalbinde kıpırtı oldu Kutay'ın. Bu heyecan duygusuna alışması biraz zaman alacak gibiydi. Daha önce hiç bu duyguyu hissetmemişti. Gurur ile karışık bir heyecandı bu. Çocukken işe yaramaz ve faydasız olarak görüyorlardı onu. Aynı şekilde kendisinin de o şekilde. Dedesi olmadan bir işe yaramayacağını düşündü. Güçlenip kendi ayaklarının üzerinde durana kadar dedesinin gölgesinde yaşamıştı. Şu an bile çoğu zaman dedesi karşısına çıksa bile artık bir çok şeyi kendisi dedesinin bilgisi dışında yapıyordu. Öğrense bile umurunda olmuyordu çoğu şey.

Fakat Umay... Umay'ı henüz hiç kimseyken kurtarılmasına yardım etmişti. Ve onun için ölüm olsa bile buna razı gelmişti. Şimdi ise Umay'ın gerçekten yaşadığını ve onu bulmak için peşinden gelmesi... Tüm bunlar içinde ki heyecanın daha fazla artmasını sağlıyordu.

Dizini sürekli aşağıya yukarıya sallıyordu. Bu iki adamın ağzından çıkan kelimeleri bekliyordu. Sonunda Bora ağzını açıp sesini duyurdu. "Çocuğa buraya alışması için yardım et. Koruyucunun nerede olduğunu bilmiyoruz fakat aldığımız bilgiye göre Türkiye sınırları içerisinde. Sana verebileceğim tek bilgi bu. Bundan sonrası sende. Ve eminim bunu senin için çok da zor olmayacaktır. Orman Perisi yanında olduğu sürece Kurtarıcı cehennemin dibine gitse bile onu bulabilirsin."

Son sözler söylenmişti. Ve ardından her şey hızlı bir şekilde gelmişti. Cengiz, Kutay'ın İnsan Diyarına alışması için yardım etmişti. Yeni teknolojiyi öğrenmişti. Burada giyinen insanlar gibi kıyafetler almıştı. Bir hafta içerisinde her şeye adapte olmuştu. Yanında getirdiği altınlar onu tahmin etmediği bir zenginliğe bürümüştü. Fakat bunların hiçbirisi onun için önemli değildi.

Cengiz'in sayesinde seyahat ederken daha rahat olsun diye araba kullanmayı öğrenmişti. İlk başta arabaların içinde atların olduğunu sandığı zamanı Cengiz'e anlatınca adam kasılarak kahkahalaa bürünmüştü. İkinci haftasında ise Kutay araba kullanmayı çocuk oyuncağı gibi öğrenmişti.

Bağlantılar sayesinde bu diyarda kendisine bir isim seçti. Yeni bir kimlik çıkardı. Küçük jelatinle sarılmış mavi kağıdın üzerinde ki Kutay Uysal ismini okudukça kalbinde ki heyecan giderek artıyordu. Ve yeniden bağlantılar sayesinde hızlı bir şekilde araba kullanabilmesi için ehliyet ve diğer şeyleri halletmişlerdi. Artık tamamen hazırdı. İnsan diyarında yaşamaya ve Umay'ın peşinden düşmeye tamamen hazırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.