İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 5 · 14 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 5

Verilmiş Söz

🎧 Live Like Legends- Ruelle

Kutay'ın planı bu değildi. Fakat bunu bozmakta çok zor değildi. Odadan çıkarken aldığı zafer ile yüzünde sırıtış oluştu. Yolunu Şifacı Mayda'nın yanına çevirmeden önce hizmetçilere çıkacağı yol için hazırlık yapmalarını ve bir saate her şeyin hazırlanmış olmasını istedi. İsteği yerine getirilirken kendisini revire attı. Şifacı Mayda'ya seslendi. "Şifacı Mayda!"

Şifacı odasından çıkıp onu iyi haberlerle gelen Kutay'ın karşısına dikildi. "Buyurun Efendi Kutay." Şifacı Mayda'nın bu kulede en çok kendisini sevdiğini biliyordu Kutay. Ve Kutay'da onu gerçekten seviyor ve değer veriyordu. "Hazırlığını yapabilirsin. Çünkü evin artık burası değil." Şifacı sorgular gibi baktı Kutay'a. Ardından bir kaç gün önce ona söylediği sözler geldi aklına. "Efendi Kutay, izin verin burada kalayım."

Kutay kesin bir şekilde konuştu. "Sana ihtiyacım var. İnsan Diyarına gidebilmek için bir Orman Perisi bulman gerek. Ve bu diyarda tek dostu sizin ırkınız. Bana yardım et. Ardından özgür kalacaksın." Şifacı Mayda, Orman Perilerinin ismini duyunca neler olduğunu anlamak istedi. Fakat bunu sorgulamadan boyun eğdi. "Bir Orman Perisi bulup onu size vereceğim. Fakat benimde sizden bir isteğim var, Efendi Kutay."

Kutay kaşlarını çattı. "Ne isteği?" Şifacı aklında ki düşünceyi hemen dile getirdi. Sakin ve yorgun çıkan sesi Kutay'a ulaştı. "İnsan Diyarında, Umay'ı bulduğunuz zaman lütfen onunla birlikte orada yaşayın. Buraya geri dönmeyin. Burası ile olan bağlarınızı koparın ve asıl bağlanmanız gereken kişiye bağlanın." Kutay, Şifacının ne demek istediklerini anlamadı. Bağ derken neyden bahsediyordu? "Neyden bahsediyorsunuz? Burası benim evim."

"Fakat Umay'da sizin aileniz. Ailenizin olduğu her yer evinizdir. O size buradakilerin aksine çok daha iyi dostluk yapacak ve sahip çıkacaktır. Şimdi izin verin hazırlanayım."

Odasına geri dönerken Kutay söylenen sözleri düşündü. Umay onun dedesinden sonra tek ailesiydi. Fakat orada kalıp dedesine ihanet etmek istemiyordu. Bir kez daha bunu yapmak istemiyordu. Revirden çıktı ve hazırlıklarının ne durumda olduğunu görmek için çıkışa gitti. İki at çoktan hazırlanmıştı. Eşyaları atlara yüklenmiş sadece gitmeyi bekliyorlardı. Son kez dedesinin yanına çıkıp onunla vedalaştı. Son kez söz verdikten sonra Rau Panu onu başı ile onayladı ve odasına gidip dinlenmeye çekildi.

Kutay aşağıya inip onu bekleyen Şifacıya baktı. Üzerine bir çüppe giymiş ve şapkasını başına kapatmıştı. Atına binip bir kaç asker ile birlikte yola koyuldular.

Yol neredeyse beş gün sürdü. Gördükleri hanlarda dinleniyorlar ve yemek yedikten sonra yollarına devam ediyorlardı. Sonunda Farabi Ormanlarına gelince askerlerin onları takip etmesine izin vermedi. İkisi birlikte bir çok güzellikle kaplanmış ormana adım attıkları zaman farklı bir diyara girmiş gibi hissetti.

Ağaçlar diğer tüm ağaçlara göre büyüleyici güzellikte ve her yerde rengarenk çiçeklerle kaplıydı. Şifalı otlar atların nalları altında ezilmemesi için dikkatlice hareket ediyorlardı. Ormanın içinde yalnızca kuş sesleri vardı. Kuş cıvıltıları, rüzgarın dalları arasından geçip çıkardığı ses ile sonsuza kadar burada kalmak istedi Kutay. Başını nereye çevirse ayrı güzellikler ile kaplı yerde Şifacı durdu ve atından indi. Kutay'da hemen ardından indi. Atları ağaca bağladılar ve yürüyüşlerine devam ettiler.

"Buradan sonrasını yürüyerek devam etmemiz gerekiyor. Orman Perileri öylesine nazik bir ırk ki onları korkutmamak gerek."

Kutay ayakları altında ezilen çimenlere baktı. Ormana girdikleri andan beri hiç kurumuş yaprak görmemişti. Sanki burada ki ağaçlar hiç yapraklarını dökmüyordu. Çimen kokusu içine işledi Kutay'ın. Hemen ardından ona gelen çiçek kokusu sayesinde huzur buldu yeniden.

"Benim küçük dostlarım, Orman Perileri. Yardımınıza ihtiyacım var."

Şifacı sesini biraz yükseltip konuştu. Görünürde hiçbir şey yoktu. Cüppesinin şapkasını çıkardı Şifacı. Yere çömeldi ve ellerini toprağa koydu. Kutay ne yaptığını anlamadı ama aynısını kendisinin de yapması gerektiğini hissetti. Çömeldi ve avuç içlerini yere bastırdı. Çimenlerin yumuşaklığı ile gıdıklandı. "Yanımda ki adama güvenim sonsuzdur. Beni Rau Panu'dan kurtardı ve daha güvenli bir yere götürecek. Fakat öncesinde bize yardım etmeniz gerekiyor."

Şifacının ses tonu yorgun değildi artık. Hiç bu kadar canlı çıktığını da duymamıştı. Belki de topraklarına geri dönmek onu güçlendirmişti. "Uluğ Kayın Ağacı'na yemin ediyorum ki size zarar verebilecek hiçbir şey yapmayacağız. Lütfen kendinizi gösterin ve bize yardım edin."

Dakikalar geçiyordu. Hala bir hareketlilik yoktu. Kutay'ın canı iyice sıkılmaya başlamıştı. Üzerine çöktüğü bacakları iyice sızladı. Dayanamadı ve yere oturdu. Sonra göz ucunda bir şeyin hızlıca geçtiğini gördü. Başını kaldırıp etrafa bakındı fakat kimse yoktu. Şifacıya baktı. "Şifacı Mayda! Bize yardım edeceklerine emin misin?"

Kutay hiç olmayacağı kadar nazik konuştu. Bir an için kendisine şaşırdı bu kadar kibar olabileceğini bilmiyordu. "Edecekler eminim. Onlar hiçbir zaman onlardan edilen ricayı geriye çevirmezler."

"Hey!"

Bir ses işitti Kutay. Başını kaldırıp etrafa bakındı. Fakat bu ses sanki mırıltı gibiydi. Belki de kuş diye düşündü. "Hey, sen!" Ses yeniden gelirken etrafına bakındı. Fakat yeniden onu boş orman karşıladı. "Yukarıya bak, Şifacı Mayda'nın arkadaşı!"

Kutay başını kaldırıp onunla konuşan küçücük bedene sahip Orman Perisini görünce heyecanla gülümsedi. Hayatında ilk defa bir peri görüyordu. Küçücük bedeni vardı. Kanatları hızlıca çarpıyor ve bir serçeden bile daha küçük bir bedeni olduğu için onu bazen ayırt edemiyordu. Tatlı bir yeşil renge sahip bedeni bazen onun yaprak gibi gözükmesini sağlıyordu. "Oturduğun bitki yatağa ateşten düşmüş birisini kurtarabilecek tek bitki," diye azarladı onu. Kutay hemen oturduğu yerden kalktı ve üzerine oturduğu ezilmiş yaprakları olan bitkiye baktı. Başını "Özür dilerim bilmiyordum," diye kaldırırken Orman Perisinin arkasında dalların arasından çıkan bir çok periyi gördü.

Şaşkınlık ve büyüleyici bir an yaşıyordu Kutay. Tüm diyarın en muhteşem ırkı şu an kendisine gözüküyordu. Gülümsemesine engel olamadı. Gözlerinin içi parlıyordu.

"Size nasıl yardımcı olabilirim, Şifacı?"

Hepsinin arasından sesi olgun olan bir peri süzüldü. Kutay onun diğerlerine göre yaşlı olduğunu anladı. Ve biliyordu ki bilgili kişi de oydu. "Sizden zor bir ricam var Peri Ana..."

Kutay yaşlı periyi izledi. Peri yavaşça uçtu ve bir çiçeğin üzerine konup oturdu. Kutay onu daha iyi görebilmek için çömeldi ve izlemeye başladı. "Efendi Kutay, lütfen olanları anlatın."

Kutay başta onunla konuştuğunu anlamadı Şifacının. Şifacı dönüp ona baktığı zaman unuttuğu önemli işi konuşmaya başladı. "Özür dilerim ilk defa Orman Perisi görüyorum. Bu yüzden hala şaşkın ve büyülenmiş hissediyorum."

"Bizi görebilen bir ırk. Aslında bir ırk bile değil. Nereye ait olduğunu bilmeyen bir yabancı. Rau Panu'ya bu kadar benzerken kalbin..." Kadın sustu ve Kutay'ın yanına kadar uçup küçük elini kalbinin üzerine koydu. "Bu kalp acı çekiyor. Bu kalp çok kötü bir şey ile bağlanmış acı çekiyor. Fakat sen öyle bir büyü altındasın ki bunun farkına varamayacak kadar kör olmuşsun."

Kalbi üzerinde sanki karınca geziyor gibi hissetti Kutay fakat hemen ardından giren sancı ile yüzü buruştu. Peri kendisini geriye çekti. "Nasıl olurda onun elinden kurtuldunuz, Şifacı?"

Kutay acıyı unutmaya çalışıp konuştu. "Dedem yani Rau Panu onu öldürecek kişiyi bulmamı istiyor." Peri sakince izledi Kutay'ı. Diğer periler onları izlerken kendi aralarında konuşmaya başladı. Sesleri tıpkı kuş sesi gibi çıkıyordu. "Umay... Küçükken onun kaçmasını sağladım. İnsan Diyarına gittiğini biliyorum... Çünkü yakın zamanda bir Koruyucu onu bulmak için İnsan Diyarına gitti."

"Nasıl? Oraya nasıl gidebilir? Bizden birisi yardım etmediği sürece oraya gidişi imkansız!"

Kutay başını salladı. "Evet öyle. Gerçek şu ki oraya ben de gitmek istiyorum. Umay'ı bulmak. Dedem onu öldürmek istiyor bunu biliyorum fakat dedeme karşı çıkabilecek ve fikrini değiştirebilecek tek kişi benim. Umay'ın ölüşünü izlemek yerine onu korumam gerek!" Peri onu izledi. Bir süre sessizce durduktan sonra "Yalan," diye konuştu. Kutay kaşlarını çattı. "Bu yalan değil. Umay'ı bulmak istiyorum!"

Perinin sesi sertleşti. "Umay İnsan Diyarında güvende. Fakat sen onu hiçbir zaman koruyamayacaksın. Çünkü zihninin sana yol ayrımı olan her yerde dedenin yanında olman gerektiğini söyleyecek." Kutay ağzını açıp bir şey demek istedi. Fakat bu doğruydu. Dedesi onun için çok önemliydi. Başını eğdi ve sustu. "Oraya gitme! Umay'ı bulma ve hayatına daha güvenli bir şekilde yaşasın!"

"Ben bulmasam bile çoktan oraya giden Koruyucu bulacak. Buraya gelişi uzun zaman olmayacak!"

"İşte o yüzden deden ile savaşabilir. Onun bir kaderi var. O dedesine karşı gelmek zorunda. Onu alaşağı edip diyarı kurtarmak zorunda. Fakat sen tüm bunları bozabilirsin. Çünkü Umay ile aranda ki bağ onun doğduğu gün oluştu."

Kutay doğduğu günü hatırladı. Ağlayışı hala kulağındaydı. Sonra Almila'nın gelip onu yatağına koyuşunu. "Umay'a ismini veren sendin. Önemsiz bir şeye isim vererek ona anlam kazandırdın. Ve kaderlerinizin bağlanmasını sağladın. Fakat bağlandığın ruh o kaderin sonunu ölüm ile sonlandırabilecek güçte."

Kutay hiçbir şeye anlam veremiyordu. Periler özel ve önemli varlıklardı. Doğru olan her şeyi görür ve bilirlerdi. Kutay doğruları duydukça daha fazla çıkılmaz bir sokağa giriyorfu. "Umay'ı bulmam gerek ama!"

"Neden?"

Peri ona soru sormuştu. Cevabı biliyordu fakat Kutay değil. "Çünkü onu korumam gerek," konuştu. Peri sert bir şekilde dile geldi. "Yanlış! Neden?"

"Çünkü o benim ailem."

"Yanlış! Neden?"

"Onu bulmam gerek!"

"Yanlış! Neden?"

"Çünkü dedem bunu istiyor!"

"Yanlış! Neden?"

"Çünkü..." Kutay düşündü. İyice sinirlenmeye başlamıştı. Gözleri karardı. Başını eğdi. "Neden?" Peri onun üstüne gitti. Ormanda çıt çıkmıyordu. Rüzgar dahi esmiyordu. Zihninin en derinlerine ulaştı. Onun için gerçek sebep neydi? Umay'ı o geçitten itibaren görmemişti. O an yeniden aklına gelirken ona söylediklerini hatırladı. "Çünkü... Ona söz verdim. Onu bulacağımı söyledim. Dedem beni kabul etmesi için bir sürü kötü şey yaptım fakat o beni ilk andan itibaren kabul edendi. Kendimi ait hissettiğim ilk vazifeydi."

Peri sustu. Kutay söylediği sözleri yenilgi ile söylemişti. Gözleri doldu. Onu ne kadar çok özlediğini hissetti. Burada olsa ona sıkıca sarılıp uzun bir süre özlemini gidermek istedi. "Doğru!" Perinin sesini duyunca büyük bir yenilgi ile oturdu toprağa. Bu yüzden Umay'ı bulmak istiyordu Kutay. En başından beri verdiği söz onun içindi. "Onu bulduğun zaman ona bağlanmak gerek. Kalbinin üzerinde ki iz işte o zaman yok olacak!"

Kutay başını kaldırdı ve periye baktı. Alnında hem sıcaktan hem de gerginlikten dolayı ter damlaları oluşmuştu. Gözlerinde ki yaşlarda kurtulmak için kirpiklerini bir kaç kez kırptı. "Bir peri almak istiyorsun değil mi?"

Kutay sessizce fısıldadı. "Evet," Periler arasında yeniden fısıltı oldu. Ormanın sesi eski haline geri dönmüştü. Kuş cıvıltılar ve rüzgar sesini ne zamandır duymadığını merak etti Kutay. "Fakat benim de bir isteğim var buna karşılık."

Kutay, Peri Ana'yı izliyordu. "İsteğiniz nedir?" Bunu yapmaya hazırdı. Tek isteği artık Umay'a gitmekti. "Kurtarıcıyı bulunca savaşa hazırlamalı ve onu bilinçlendirmelisin. Rau Panu'yu en iyi tanıyan sensin. Kurtarıcının yanında durmalı ve kendini ona adamalısın!"

Kutay bu isteği yapmak istemedi. İnsan Diyarı'na gidip Umay'ı bulmak ve onunla yaşama isteği daha fazla ağır bastı.

"Onu korumak istiyorsan ona ait olman gerek. Zihnin ve kalbin iki ayrı yerde olduğu zaman onu koruyamazsın. Sana peri vereceğim fakat karşılığında senden bir yemin istiyorum. Kurtarıcıya ait olacağına dair."

Umay'ın çocukluğu canlandı gözünde. Orada birlikte ne kadar güzel yaşayabileceklerini bir kez daha düşündü. Fakat kehanet ne olursa olsun gerçekleşmek zorundaydı. Bunu da biliyordu. Sonuna kadar onun yanında kalıp onu koruyacağına kendisi üzerine yemin etti. Bir perinin veya başka birisinin bunu demesine bile gerek yoktu. "Onu koruyacağım. Ona kendimi adayacağım, ona ait olacağım. Yemin ediyorum."

Peri Ana uçtu ve diğer perilerin arasına gitti. Kendi aralarında bir süre konuştular. Sonunda bir peri ile birlikte yeniden Mayda ve Kutay'ın yanına vardılar. "Bir peri gönüllü oldu. Kendini tanıtmalısın."

Peri Ana, yanında duran diğer küçük periyi cesaretlendirdi. Peri uçtu ve Kutay'ın yanına geldi. Kanatları o kadar hızlı çarpıyordu ki... "Benim adım Alkım. Bu yolculuk sırasında size eşlik eden ben olacağım.”

Kutay başını eğdi ve selamladı periyi. "Memnun oldum cesur peri. Benim adım Kutay," Tanıştıktan sonra ormandan ayrılmak için hazırlık yaptılar. Geldikleri yere geri dönerken peri Kutay'ın gömleğinin cebinde duruyordu. Göğsünün üzerinde olan hafif ağırlıkla Kutay kendisini ilk başta tuhaf hissetti fakat buna alışması uzun sürmedi. Biliyordu ki uzun bir süre onunla kalacaktı.

Ormanın çıkışına yaklaştıkları zaman Kutay planının devreye girip girmediğini merak etti. Dedesine, Şifacının Ulu Kule'ye geri döneceğini söylemişti fakat Kutay bunu yapmayacaktı. Şifacıyı, Koruyucu Meleklerin ana binasın götürecek ve iyi olduğunu gördükten sonra İnsan Diyarı için yola çıkacaklardı.

Ormanın dışına çıktıkları zaman büyülü his kaybolmuştu. Perinin göğsü üzerinde titrediğini hissetti. "Evinden ilk defa çıkıyorsun. Sana söz veriyorum seni yeniden evine getireceğim," güç verir gibi konuştu Kutay peri ile. Peri, kendisi ile konuştuğunu fark edince başını çıkardı ve sesini duyurdu. "Bu yüzden korkuyorum, Kutay."

Kutay onu anlayabiliyordu. Evinden çıkması demek tehlikeydi onun için. Çünkü herkes bir Orman Perisi olsun diye avlara bile çıkardı. "Seni koruyacağım. Bana güvenebilirsin.”

Peri yeniden yerine girdi. Kutay etrafa bakındı. Askerlerden bir iz olup olmadığını kontrol etmek için dikkatini onlara çevirdi. "Askerler... Onlar nerede?" Şifacının sesi çıkmıştı sonunda. Kutay'ın yüzünde tebessüm oluştu. Bir ağacın arkasından çıkan Azmıç onların karşısında dikilirken kendi bedenindeydi. Yeşil bedeni ince ve uzundu. Saçları yerine dikenler vardı ve tırnakları da olağanüstü uzundu. Tenine dokunduğu an yırtıp geçebilecek keskinlikteydi. Siyah gözleri Kutay'ı buldu. Başını eğdi ve onu selamladı. Şifacı şaşkınlıkla Kutay'a baktı. "Siz ne yaptınız?" Kutay'a sormuştu. Fakat Kutay ona cevap vermek yerine Azmıç'a döndü.

"Emeğinin karşılığını aldın, Azmıç. Yemek tüm ödüllerden daha değerli senin için bunu çok iyi biliyorum."

Azmıç gülümsedi. Kötü ruhu olsa bile etkileyici bir güzelliği vardı. Kutay tüm yaratıkları etkileyici bulurdu zaten. "Yemek için teşekkürler," diye soludu Azmıç. Görevini tamamladığını haber verdikten sonra yeniden ağaçların arasına girerek kayboldu Azmıç.

Kutay yoluna devam etmek için atını sürse bile Şifacı önüne geçti. Çünkü bir cevap bekliyordu. "Şifacı Mayda, seni yeniden o tımarhaneye göndermeyeceğim. Güvenliğinden emin olana kadar seninle Koruyucu Melekler Konağına kadar eşlik edeceğim."

Şifacının yüzünde tuhaf bir ifade oldu. Ormandan çıktığından beri daha solgun gözüküyordu. "Bir Azmıç ile anlaşıp önümüzde ki engeli kaldırdım. Diğer türlü o askerler seni oraya geri götürürler. Ve benim olmadığım bir yerde başına gelebileceklerden korkuyorum. Bu yüzden sana verdiğim sözü tutmama izin ver."

"Ama onların hayatı vardı. Benim yüzümden öldüler!”

"Onlar dedemin askerleri. Sence ne kadar önemli hayatları var. Burada son bulmasa bile bir savaşta öleceklerdi. Ölümleri senin kurtuluşun oldu. Bu kötü değil.”

Şifacının yüzü düştü. Gözleri karardı. Bu durumdan hiç hoşlanmamıştı. "Ama yine de... Onların hayatları son buldu." Kutay'ın canı sıkılmıştı. Bu kadar iyi olmasaydı keşke diye düşündü fakat tüm Şifacılar öylesine iyiydiler ki. Kalplerinde saf sevgi bulunuyordu. Karşılıksız saf sevgi. "Şifacı Mayda. Orada kimse sana iyi davranmıyor. Tekrar ediyorum ben yokken çok daha kötü duruma düşerdin.”

Kutay, gerçeği Şifacı'ya söylemek istemiyordu. Çünkü söylerse aslında en başından beri nasıl bir aldatmacanın içine düştüğünü anladığı zaman yıkılacaktı. Onun üzülmesini istemiyordu. "Seni koruyan tek şey benim varlığımdı. Sana dokunan herkes benim gazabımın tadına bakacakları korkusuyla senden uzak durdular."

Şifacı, Kutay konuştukça yüzü düştü. Onu son kez teselli etti Kutay. "Tüm bunlar boşuna değil. O iki asker ve Ulu Kule'de ki hiçbir asker sana saygı duymuyor. Bu yüzden oraya ait değilsin. Koruyucu Melekler Konağına gidip seni oraya yerleştirdikten sonra İnsan Diyarına varacağız."

Son sözleri söylemişti Kutay. Ve yollarını güneye çevirdiler. Gidecekleri neredeyse bir haftalık yol vardı. Bu yüzden iki gün de bir hiç ara vermeden yola düştüler. Günde bir kaç saat uyku ile aldıkları yolun sonunda ana binaya geldikleri zaman bir sözünü daha tuttuğu için mutlu oldu Kutay. Giriş kapısında iki Koruyucu belirdi. Ellerinde ki mızrakları sıkıca tutuyorlardı. "Siz kimsiniz?" Koruyuculardan birisi sesini yükseltti. Başlarında ki pelerinin şapkasını çıkardılar. Koruyucular Kutay'ı ve Şifacıyı görünce şaşkınlıkla baktılar.

"Baş Koruyucu ile konuşmam gerek."

Birbirlerine baktılar iki Koruyucu. Aralarında geçen ufak bakışma ile neler düşündüklerini anladı, Kutay. Rau Panu'nun torunu ve yanında bir Şifacı vardı. Bu durum fazlasıyla tuhaftı. "Beni Baş Koruyucu ile görüştürün. Ondan almam gereken bir söz var."

"Seni içeriye alamayız, Rau Panu'nun ikizi. Bu yüzden buradan gidin."

Kutay atından indi. İkisi de geriye çekildi. Onları ikna etmek için ne söyleyeceğini düşünürken birden cebinden çıkan Peri iki Koruyucuya gözüktü. "Cesur savaşçılar. Lütfen izin verin içeriye girelim. Emanetimizi teslim etmemiz gerek. Ardından en yakın zamanda buradan ayrılacağız."

Koruyucular Peri Alkım'ı görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler. Dünyanın yıkımına getiren adamın torunun yanında iki iyi ırkın olması şaşırılacak bir olaydı. Koruyucular Orman Perisi'ni kırmayıp içeriye girmelerine izin verdiler.

Girdikleri andan itibaren bakışlar onları buldu. Kutay kötü bir şey için gelmediklerini belli etmek için silahlarını Koruyuculardan birisine emanet etti. "Bunları giderken senden geri alacağım. İyi sakla." Beyaz mermerleri aştılar ve içeriye girdiler. Bir Koruyucu onlara eşlik etti ve Baş Koruyucuların odasına götürdü. Kapıdan içeriye girdikleri zaman selamladı onları Kutay. "Sen! Senin burada ne işin var?"

"Koruyucu Akman, buraya gelmeme şaşırmış olmanız çok normal. Size Şifacı Mayda'yı getirdim. Onun burada daha fazla güvende olacağına güvenim sonsuz."

Akman Şifacı'ya baktı. Şifacı eğildi ve selam verdi. "Neden? Ulu Kule'nin esiri olan Şifacı'yı neden buraya getirdin?" Kutay hala şaşkınlık yarattığını biliyordu. "Gerçeği sizden saklamayacağım. İnsan Diyarına gidip kehanette ki kişiyi bulacağım. Oraya gitmeden önce Şifacı'nın güvende olduğunu bilmek istiyorum. Onu sizden başka kimse koruyamaz."

Akman'ın kaşları çatıldı. Odanın içinde hızla yürüdü ve Kutay'ın yanına ulaştı. "Bu delilik! İnsan Diyarı'na gitmen imkansız. Kurtarıcının yaşadığını nasıl bilebilirsin?"

"Çünkü onun oraya gitmesine ben yardımcı oldum. Biliyorum dedemin yanında savaşıp çok acı çektirdim fakat... Umay... Onun güvenliğini yalnızca ben sağlayabilirim." Kutay gitmek için hazırlandı. "Şimdi gidiyorum. Söz verdiğinizi düşünüyorum. Söz vermeseniz bile Şifacı'yı koruyacağınıza eminim. Şifacı Mayda lütfen kendinize iyi bakın. Size olan sözümü tuttum."

Odadan çıktı Kutay. Yüreğinde güzel bir his vardı. Umay ve kendisinin nasıl yakın olduklarını bilen bir kişiyi bile koruduğunu bilmek içini ısıttı. Gülümsedi. "Sözünü gerçekten tuttun Kutay." Cebinden çıkan Peri onunla konuşuyordu. Gözlerini yumdu. "Şimdi sırada, Umay'ı bulup onu korumak var. Ardından seni evine götüreceğim. Sözlerimi bile tutamayacaksam ben bir savaşçı değilimdir."

"Umay'ı bulup kehaneti gerçekleştireceksin. Sana güveniyorum, aslında her yere ait olan savaşçı Kutay."

Kutay kendisine söylenen bu cümle ile tuhaf hissetti. Hiçbir yere ait olmayan bu adam aslında her yere aitti. Umay için savaştığı zaman tüm dünyaya aitti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.