İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 4

Kaderin Seçimi

🎧 My Domian- SVRCİNA

Ulu Kule'ye vardı. Arkadaş gibi gözüküp aslında hiç yakın olmadıkları bir kaç kişi dövüşmek istediler. Kutay istemedi. Yolunu ilk olarak Şifacı Mayda'nın yanına çevirdi. Revire girdiği zaman ona seslendi. Şifacı odasından çıkarken Kutay'a gülümseyerek baktı. "Efendi Kutay, hoş geldin. Bir ağrın, yaran mı var?"

Başını hayır der gibi salladı. "Yakın zamanda gideceğim. Söz verdiğim gibi seni de kurtaracağım." Şifacı Mayda'nın yüzünde tuhaf bir tebessüm oluştu. Başını hayır der gibi sallayıp konuştu. "Efendi, çok isterdim fakat başka bir kardeşimin buraya geleceği korkusu... Bunu onlara yapamam."

"Sen de yapamazsın. Umay'ın yanına gideceğim. Ben burada olmadığım zaman kan daha fazla dökülecek fakat seni Koruyucu Melekler Konağı'na götürürsem daha rahat olacaksın. Seni burada bırakamam."

Şifacı'nın gözleri parladı. Umay'ın adı geçince kalbi heyecanla çarptı. "Gerçekten onun yanına mı gideceksin?" Başını eğdi Kutay. "Evet... Zamanı geldi..."

Ve Kutay hazırlıklara başladı. Tek bir şey kalmıştı. Dedesine giderken ne diyeceğiydi. Fakat bunun planını yapmak çok zor olmamıştı onun için. Ana binaya gidip eğitimi orada alıp oranın yönetimini ele almak isteyeceğini söyleyecekti. En son yaptığı görevi yerine başarıyı da öne sunacaktı. Fakat ilk önce Şamanların bölgesine gidip Balaban ile görüşmesi gerekiyordu.

Yola çıktı. At üzerinde geçirdiği üç günlük yolun ardından sonunda Şaman bölgesine gelmişti. Halk burada çadırlarda yaşıyor ve taştan eve geçmek gibi bir düşünceleri yoktu. Bölgeye geldiği zaman askerler onu karşıladı. Erlik'in ilk oğlu Pay Mattır gelişini duyunca hiç haz etmemişti. Kardeşi Keyre'nin başına gelenlerden sonra hiçbir kardeş Kutay'dan haz etmiyordu. Fakat Kutay'ın asıl sebebi Balaban’dı. Bir kaç saat teftiş amaçlı yerleşkede dolaştıktan sonra sonunda herkesi yanından göndermiş ve odasında dinleneceğini söylemişti. Güneş çoktan batmıştı. Gizlice pencereden çıktı ve Balaban’ın çadırını buldu.

İçeriden loş bir ışık dışarıya yansıyordu. Çadır girişinde bekledi. Şaman'ın onun geldiğini bildiğini biliyordu. Ve tahmini çok geçmeden doğrulanmıştı. Çünkü Balaban onu içeriye çağırdı. Kutay çadırın içine girdi ve yaşlı Şaman ile karşı karşıya geldi. İçerisi hafif bir duman isi ile kaplıydı. Nefes alışı zorlandı.

"Rau Panu'nun ikizi. Fakat yüzleriniz bu kadar benzerken kalpleriniz öylesine farklı ki. Sana nasıl yardımcı olabilirim oğul?" Kutay kalbini gören bu adamdan rahatsız olmuştu fakat kendisinin dedesinden farklı olduğunu birisinin bilmesi onu gururlandırdı. "Aybars, İnsan Diyarı'na gitti mi?"

Yaşlı adam başını salladı. Yüzünde hafif bir tebessüm oldu ve öksürdü. Yüzü kırışıklar içindeydi. "Demek bunun için geldin. Kuzenine ne olduğunu merak ediyorsun?" Kutay gerçeği gizlemedi. "Evet."

"Aybars'ın geçişini bizzat ben sağladım oğul fakat sana yardım edemem."

Kutay'ın kaşları çatıldı. "Neden? Benim de gitmem gerek!" Şaman yeniden başını salladı. Önüne bir kararmış tencere çekti ve içine bir şeyler doldurdu. Sallandı ve garip sesler çıkardı ardından gözlerini açtı. Tencerenin içine bakarken konuştu. "Senin kaderin de hala Rau Panu var. Seni oraya ben değil o gönderecek. Çünkü bir kişinin perdeyi geçtiğini biliyor. Seni ardından gönderecek fakat hiç iyi bir niyeti yok. Ve Kutay senin için ise önünde iki yol var. Ya dedeni dinleyip kuzeninin kanını dökeceksin ya da..." Sustu. Kutay heyecanla ileri atıldı. "Ya da ne?" Şaman kaşlarını çattı. Yüzünde tuhaf bir ifade oluştu. "Kaderin nasıl da karışık Kutay. Her bir olay kaderini değiştirip duruyor. Sen birisinin ruhuna bağlamışsın fakat bunu sana söyleyemem. Çünkü o zaman gelecek değişir. Ve belki de bu senin için ölüm demek olur. Bu yüzden bu akşam yola çık. Dedenin yanına git ve kaderin sana sunduğu seçenekleri önüne geldikçe kendin seç. Eğer kaderini sen belirlersen istediğini elde edeceksin."

"Yani o zaman dedem beni kabul edecek mi?"

Şaman koyu siyah gözlerini kaldırdı. Ve sakince soludu. "İsteğin bu mu?" Kutay bir çıkmaza girmişti. Gerçekten isteği neydi? Şaman o gece ona doğru düzgün bir şey demeden gönderdi yanından. Çünkü rahatsızlığı çoğaldı ve dinlenmek istedi. Kutay öleceğini düşündü bir an fakat Şaman sanki düşüncelerini duymuş gibi konuştu. "Daha değil evlat. Yollarımız yeniden birleşene kadar yaşayacağım."

O gece yola çıktı yeniden Kutay. Şamanın dediklerini hatırladı. Demek başka bir zaman onunla yolları yeniden kesişecekti. Geldiği yolları hiç ara vermeden iki günün sonunda bitirdi. Bedeni yorgunlukla ölüyordu. Ulu Kule'ye vardığı zaman onu kapıda Salur bekliyordu. Dinlenmesine izin verilmeden dedesinin huzuruna çıkmasını istedi.

Odaya geldi fakat boştu. Tüm düşünceleri Umay ile doluydu. O düşünceler ile bir aşağıya bir yukarıya dönüp duruyordu odada. Düşüncelere öylesine kapılmıştı ki odaya giren üvey halasını son anda fark etmişti.

"Ne yapıyorsun? Yine işe yaramadın ve babamın seni nasıl affedeceğini mi düşünüyorsun?"

Ona cevap vermedi. Bedeni gergindi. Çenesini sıktı ve sakince bir nefes soludu burnundan. Halasının sesi yeniden duyuldu odanın içinde. "Seni hiçbir zaman kabul etmeyecek. Senden doğduğun günden beri nefret ediyor."

Kutay buna da tepki vermedi. Tek düşündüğü Umay'ı Aybars'tan önce bulmak istemesiydi. Umay'ın buraya gelmesine engel olmalıydı. Çünkü Rau Panu onu kendisi ile birleştirmişti. Kalbi acıdı yeniden. "Eğer babamı etkilemek istiyorsan ona, onun kalbini getir. İşte o zaman seni kabul edecektir."

Başını hızlıca kaldırdı ve halasının soğuk bakışları ile karşılaştı. 'Bu ailenin neyi var?' diye düşündü. 'Biz bir aileydik neden herkes birbirlerini öldürmek için sıraya girmişti?' Başını salladı. "Kapat çeneni! Ne biliyorsun ki?"

"Senden daha fazla şey!"

Kutay'ın gözleri karardı. Bakışları direk halasının yüzünde dolaşıyordu. Kollarını indirdi ve ceplerine yerleştirdi. "Mesela?"

"Bir çocuğun o kişiyi bulmak için İnsan Diyarına gittiğini...”

Kaşları çatıldı Kutay'ın. Başını eğdi ve ayak uçlarını izlerken birisinin ona seslendiğini duydu. 'Kutay!' Bu ses yetişin bir kadının dudaklarından dökülen ismiydi. İçinden geçen ilk isim Umay olmuştu. Kendisi şu an 19 yaşındaydı ve büyük ihtimalle Umay şu an 16 yaşında olmalıydı. Gerçekten onun yanına gidebilir miydi?

"Nasıl? Perdeyi nasıl geçmiş?"

Odanın içinde yürüdü ve masanın başında dikilip ellerini tahtaya yasladı. Bedeninin bir kısmı masanın üzerinde eğik dururken bir kitap masanın üzerinden kayıp görmesi gereken sayfaları ona gösterdi. Perdeyi nasıl aşacağına dair bilgilerdi bunlar. Başını kaldırdı ve bunu yapan kişinin dedesi olduğunu bildiği için odanın içinde onu aradı. Sonunda bulmuştu. Halası ufak bir kahkaha patlattı. "Ah, baba! Onun gibi bir ahmak ile neden vaktini harcıyorsun ki?"

Rau Panu gözlerini direk olarak kızının üzerine dikti. "Peki sen neden hala kurallarıma karşı gelmeye devam ediyorsun?" Kadın soğuk ve ürkütücü sese karşılık kekeleyerek özür diledi. "Bağışla baba seni öfkelendirmek istemedim." Odanın içinden çıkarken Rau Panu tüm dikkatini Kutay'a vermişti. "Yıllar önce yaptığın hatayı telafi etmek ister misin, oğlum?" Kutay'ın gözleri açıldı. Kalbi heyecanla attı. Dedesi ona ilk defa oğlum demişti. Sonra düşünceler bir kez daha buldu onu. Umay'ın ölmediğini biliyor muydu? Başını eğdi ve bu heyecanla onu onayladı. "İzin ver bu sefer yüzünü kara çıkartmayayım.”

Rau Panu'nun yüzünde sırıtış oluştu. Bu sırıtış hiç iyi şeyleri barındırmıyordu. Ve Kutay bir şey fark etti. Şaman haklı çıkmıştı. Dedesi onu gönderiyordu.

Kutay başını kaldırıp dedesine baktı. Dedesinin bakışlarında ne vardı bir türlü anlam veremiyordu. Kendi içerisinde yaşadığı karmaşık duygular onu yolculuğun verdiği yorgunlukla katlanılmaz yapıyordu. "Gideceğim ve onu sana getireceğim dede. Bana güvenebilirsin.”

Dedesi sadece odanın içinde yürüyüp koltuğuna oturdu. Yeniden hançerini eline alıp oynarken Kutay'ın aklına o hançeri kolundan çıkardığı an gelmişti.

Çocukluğunun verdiği duyguları anımsadı. O an dedesinden öylesine nefret etmişi ki! Fakat şimdi dedesi olmadan yaşayamaz gibi hissediyordu. Tüm diyarda hatta tüm dünya da en çok önemsediği ve düşüncelerine saygı duyduğu kişiydi.

Umay'ı hala çok seviyordu fakat dedesine ihanet etme düşüncesi ile yeniden sarsıldı ve bir daha onu yüz üstü bırakmak istemiyordu. "Onu bana getir. Buraya Gök-Erk Diyarına..."

Kutay hızlı adımlarla yürüdü ve dedesinin önünde diz çöküp elini kalbinin üzerine koydu. "Sana söz veriyorum dede, onu sana getireceğim."

Odadan çıkarken yönünü odasına çevirdi. Taş koridoraları geçerken çocukken Umay ile birlikte koşarak oyunlar oynadığı anlar canlandı. O zaman tek isteği Umay'ın ölmemesiydi. Fakat şimdi Umay'ı koruyabilecek yaştaydı. Onu kendi yanlarına çekerse hiç kimse önlerine çıkamazdı.

Odasına girdi. Yatağına uzanırken son düşündüğü şey Umay'dı. Hatta öyle ki rüyasına bile girmişti. Hayalinde büyümüş ve annesine çok benzeyen bir Umay vardı. Çok güzeldi ve bir o kadar da güçlü. Onunla eğitimlerine devam ediyor ve dedesi ikisini de kabul etmiş güçlerine güç katmıştı.

Uykusundan uyanırken zamanın ne kadar geçtiğini bilmiyordu. Tüm bedeni terden sırılsıklam olmuştu. Üzerinde ki gömleği çıkardı ve kenara bıraktı. Banyo için hazırlanacaktı. Hizmetçilere haber verdi. Banyo onun için hazırlanırken pencereden dışarıya baktı. Güneş çoktan tepeye çıkmıştı. Öğlen saatlerinde olduğunu anladı o zaman. Uyku yorgun bedeni ve düşüncelerine durak olmuş onun dinlenmesine izin vermişti. Çok geçmeden kapı çaldı. İçeriye girmesini söyledi Kutay. Kapı aralandı ve genç yaşlarda ki hizmetçiyi gördü. Hizmetçi bakışlarını üstü yarı çıplak olan Kutay ile denk gelince utançla başını eğdi. Yüzü kızarmıştı. "Ef-efendim banyonuz hazır." Kutay az önce çıkardığı gömleği alıp üzerine geçirdi. Beyaz gömlek omuzlarından aşağıya sarkarken yapılı vücudunu örttü. Kollarını dirseklerine kadar sıyırdıktan sonra banyo için hareket etti.

Odasının hemen yanında olan banyoya girdi ve kapıyı kapattı. Üzerinde ki kıyafetlerden kurtulduktan sonra küvetin içinde iyice arındı ve rahatladı. Yeni kıyafetler çoktan hazırlanmıştı. Kurulandı ve onları giymek için uzanırken aynada ki yansımasına baktı. Kalbi üzerinde ki leke gün geçtikçe büyüyordu sanki. Bir şimşeğin çakılma anında oluşturduğu dalga misali uzanıyordu leke. Çocukluğunda böyle bir lekesinin olduğunu anımsamıyordu. Eli lekenin üzerinde dolaştı. Ne kadar araştırsa bile lekenin sebebini kimse ona söylememişti.

Leke hakkında daha fazla düşünmeden siyah gömlek ve deri pantolonunu üzerine geçirip dedesinin yanına gitmeden önce mutfağa inip bir şeyler yedikten sonra dedesinin yanına gitmek için hazırlandı. Saçları hala ıslaktı. Onları geriye atıp gözünün önüne düşmesini engelledi. Onları kesmeyi düşünse bile uzun saçlarına hiçbir zaman kıyamazdı.

Sonunda dedesinin odasına geldi ve içeriye girdi. İnsan Diyarına nasıl gideceğini sorup hazırlıklara başlaması gerekiyordu.

"Dede?"

Dedesi odada yoktu. Ona seslendikten bir kaç dakika sonra kendi odasından çıktı. Üzerinde sadece beyaz bir gömlek vardı. Kendisine göre daha yapılı olan bedeninden aşağıya sarkan bol kesim gömlek onu fazlasıyla çekici kılıyordu. Dedesinin hemen arkasından odadan çıkan hizmetçi kıza baktı. Kutay aklından 'Yine mi?' diye geçirdi. Dedesi ne kadar yaşlı olsa bile kullandığı büyü sayesinde henüz 30 yaşındaymış gibi gözüküyordu. Hatta bazen Kutay görüşüne karşılık ona dede derken kendisini tuhaf hissediyordu.

Hizmetçi utanarak odadan çıktı ve Kutay gelişini hatırlayarak konuşmaya başladı.

"İnsan Diyarına gitmek için ne yapmam gerek?"

Rau Panu koltuğuna oturdu. Bir parmağını hareket ettirdi ve rafta duran kitabın kendisine gelmesini sağladı. Sayfaları gözünün hareketi ile çevirdikten sonra istediği sayfayı bulduktan sonra Kutay'ın da görmesi için masanın üzerinde durması için emir verdi. Açık kitabı okumaya başladı Kutay. İnsan Diyarına gitmek için çok zor yollar vardı. Perdenin zayıf anını yakalayıp gitme en başa yerleştirilmişti fakat saniyeler sonra perde yeniden onarılır ve eski haline geri dönerdi. Ve perde yalnızca en ihtiyaç duyduğun an karşına çıkar seni yarıktan geçirmesini sağlardı.

İkinci seçenek ise büyü ile. Çok güçlü bir büyü ile. Bunu yalnızca kanında büyü olan kişiler yapabilirdi.

Üçüncü seçenek ise bir Orman Perisi sayesinde olurdu. Orman Perisinin iç güdüleri ile yolu bulur ve perdenin zayıflamasını sağlayıp seni diğer tarafa geçmeni sağlardı.

"Eğer ikinci seçeneği dedem yaparsa gidip onu bulup buraya getirebilir!"

Kutay sessizce konuştu fakat Rau Panu bunu duymuştu. "Bunu yapabilirim fakat o zaman burası bensiz kalır. Birisinin şeytanları zapt etmesi lazım. Bu yüzden senin gitmen gerek." Kutay'ın gözleri karardı. Kitabı yeniden incelerken çizilen şekillere baktı. Bir halkanın içine çizilmiş semboller vardı. "Orman Perisi bize yardım edebilir o zaman!" En mantıklı düşünce buydu. Dedesine baktı. Direk olarak Kutay'a bakıyordu. Başını bir kez eğdi ve onu onayladı. Kutay doğru yolu bulmuştu fakat bir şey eksikti. Bir Orman Perisi.

Onu bulmak, Umay'ı bulmak kadar zordu. Çünkü çok küçük yaratıklardı ve onlar istemediği sürece sen onu göremezdin.

"Gidip bir tane Orman Perisi al!"

Dedesi bunları söylerken çok basit bir şeymiş gibi davranmıştı. Kutay'ın kaşları çatıldı. Kitabı tok bir sesle kapatırken "Bunu nasıl yapacağım?"

Dedesi konuşmadı. Çünkü cevabı zaten kendisinin de bildiğini biliyordu. "Öyle ise Farabi Ormanlarına gitmem gerekecek."

Başını eğdi Kutay. Yolun sonunda Umay vardı. Mutluluğu vardı. Bunu yapmak zorunda. Eğildiği masanın üzerinden kalktı ve sırtını dikleştirdi. Bir kaç saç tutamı gözünün önüne düşmüştü. "Erkenden hazırlıkları yapıp yola çıkacağım. Fakat bir isteğim olacak, dede," Rau Panu kaşlarını çattı. "Ne istiyorsun?"

Kutay'ın aklına son andan gelen Şifacı Mayda ile planına onu da dahil etti. "Orman Perileri çok narin bir ırk. Bana gözükmeyeceklerdir fakat onların en yakın dostlarına gözükeceklerdir." Rau Panu anlamak için Kutay'ı izledi. Bir kaç saniye sonra neyden bahsettiğini anladı. "Şifacı Mayda'yı yanında götürmek istiyorsun?" Kutay'a soru sordu. Kutay başını eğip onu onayladı. "Evet. Bu yüzden izin verin benimle gelsin."

"Bunu yapamam! Elimizde ki tek Şifacı o."

"Fakat şu an burada yaptığı önemli bir işi yok. Onun yerine bir başkasını getirtebilirsin. Eğer yolumu Behçet Bölgesine kadar uzatırsam oraya gidişim de uzar. Bu yüzden izin verin benimle gelsin."

Rau Panu başını eğdi. Bu onun düşündüğü anlamına geliyordu. Kutay onu ikna etmek için devam etti. Bu sırada dedesine yaklaştı. Odanın içinde ayakkabı sesini bastıran kendi sesiydi. "İşçilerin bir Şifacı vermesinin kararını düşünürsek... Oraya gidişim bir hayli uzayacak." Rau Panu tam karşısında dikilen Kutay'a baktı. Başını salladı ve sonunda yenilgiyi kabul etti. "Gün geçtikçe zekan daha fazla güçleniyor, oğul. Peki, Şifacı Mayda seninle gelebilir fakat hemen ardından onu buraya geri gönder!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.