İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 3

Rau Panu'nun İkizi

🎧 Deep End- Ruelle

O günden bir kaç gün sonra Demir'in idam edildiğini duydu Kutay. Onun kurtulacağını düşündü fakat kendisini yalnız olmadığını hatırlatan tek kişiyi de kaybedince yolunu kaybetti. Bir süre tek başına geçirdiği günlerin ardından Rau Panu, Kutay'ın eğitimi için bir kaç kişi göndermişti. Kendisine bu şekilde benzeyen zeki çocuktan uzaklaşma düşüncesini bırakmış ve onu kendisine bağlamaya başlamıştı.

Geçen zaman ve yalnızlıktan iyice bunalan Kutay'da anlayamadığı bir bağla bağlandı dedesine. Belki de ondan başka bir ailesinin kalmayışından dolayı olan bir bağlılıktı bu. Anlamsız bir şekilde onun peşinden gidiyor onun yanında günlerini geçirip bir çok bilgi öğreniyordu. Öğrendiği bilgiler ile diyarın en iyi Şaman'ı olabilirdi. Hatta tüm Şamanların başı bile olabilirdi. Fakat bunu yapmayı re etti. O dedesinin yanında kalıp ona kendisini adadı. Geçen zamanla Umay'ı yavaş yavaş unutmaya da başlamıştı. Yaşı on altı olunca Koruyucuların gittiği okullarda ders almaya başladı.

Her zaman yalnız birisiydi. Çocukluğundan beri onu Umay'dan başka seven olmamıştı. Fakat şimdi Umay'da olmadığı için bu diyarda yalnızdı. Yalnızlık ile kendisini tek bir kişinin yanına atmıştı. İçinde hissettiği bir yere ait olma duygusu ile günlerini yaşamaya başladı.

Ders almaya başladığı ilk yılın içinde kimse onu istememişti. Fakat Rau Panu'nun torunu olduğu için ise kimse ona dokunamamıştı. Okula attığı her adımda öldürücü bakışları üzerinde hissedebiliyordu.

Yine bir eğitim günüydü. Elinde ki kılıç ile karşısında ki rakibine yaklaşırken düşündüğü tek şey şuydu: Onlar güçsüzler ben ise güçlüyüm. Benden korktukları için beni alaşağı etmek istiyorlar.

Havaya kaldırdı kılıcını ve iki metalin birbirine çarpma sesleri bir kaç dakika daha devam etti. Fakat Kutay'ın karşısında ki Koruyucunun çok şansı yoktu.

Çocukluğundan beri nefret ve öfke ile büyütülüp yetiştirilen bu çocuğun tek besin kaynağı da buydu. Ve burada tam olarak şu an da ona yöneltilen tek şeyde bunlardı.

Kısa süren dövüşün sonu kılıcın ucu çocuğun boynu altında son bulmuştu. Kutay kılıcı birazcık daha yukarıya kaydırdı ve ufak bir çiziğin açılmasını sağladı. Yarıktan kan sızdı. Herkes susmuştu. Çocuğun gözleri korkuyla açılmıştı. Avuç içi yerde ki toprağı tutarken yenilgi ile omuzlarında berbat bir his belirmişti.

Kılıcını geri çekip dövüş alanının bir ucuna geçti Kutay ve alıştırmalarına devam etti.

Eğitiminin son yılında okuldan çıkacağı sırada yanlarından geçen iki kızdan birisinin ona bakarak gülümsediğini gördü. Kaşları çatıldı. Ona en son gülümseyen kız Umay'dan başkası değildi. Yutkundu ve yeniden Umay'ı hatırladığı için yüreği özlem ile burkuldu. 'Acaba şu an ne yapıyordur?' diye düşünmeden edemedi.

Geçen günlerle o gün ona gülen o kız ile farkında olmadan yakınlaşmaya başladığını fark etti. O kız diğer herkese göre Kutay'a daha farklı davranıyordu. Ona gülümsüyor ve arada sırada laf atıp kalbinin çarpmasını sağlıyordu. Kumral saçları ve mavi gözleri vardı. Küçük fakat güzel yüzü sürekli görmek ister oldu Kutay. Ve o an farkına varmadan bir aşkın içine düştü.

Kızın adı Gözde'ydi. İki erkek kardeşi vardı ve kendisinden çok küçük değillerdi. Gözde ile yakınlaşmalarını çoğu kişi fark etmişti. Çünkü Kutay tamamen yalnız olan çocuktu. Ona yaklaşan kişiler Rau Panu'nun destekçilerinden başkası değildi.

Bir gün dedesi Kutay'a bir görev vermişti. Halkın içine girip ayaklanmak isteyen küçük topluluğu bastırmalıydı. Kutay, Farabi Ormanları ve Biruni Ormanı arasında olan yerleşkede gerçekten bir ayaklanmanın ayak izlerini bulmuştu. Halk bir şekilde örgütlenmiş ve askere karşı gelmeye başlamıştı. Bir haftaya yakın bir zaman diliminde halkı susturmuş ve örgütü dağıtmıştı. Ve bunu örgütün başında ki adamı öldürüp ders amaçlı yerleşkenin meydanına asmışlardı. Sonlarının ölüm olmaması ve ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar yeniden yenilgiye boyun eğmek yerine hayatlarına devam etmeleri için susturmuştu ayaklanmayı. Adamın ölüşü Kutay'ı etkilememişti. Hatta öyle ki acımamıştı bile.

Ayaklanma boşunaydı. Artık her yerde Erlik'in çocukları vardı. Her bir ırkın yaşadığı yerde bir çocuk özgürce yaşıyordu. Eğleniyor ve günlerini geçiriyorlardı. Yakın zamanda ise Ruhlar Alemi ile buranın arasında olan perde yıkılacak ve iki alem birleşecekti. Sonra ise İnsan Diyarı için uğraşacaklardı. Fakat bir şey vardı ki orası çok daha güçlü bir perde ile ayrılmıştı. Oraya gitmek yüzyıllar bile alabilirdi. Ağaç yıkılmadığı sürece oraya geçiş yapmak imkansızdı.

Görevi başarı ile sonlandırırken eve dönmeden önce Erlik'in ilk çocuklarından olan Kerey'in yanına gitmişti. O diğer kardeşleri aksine kendisini, Gezer Halkından olan birisinin bedenine sokmuş ve o şekilde yaşamaya başlamıştı. Kendisi için yaptırdığı gösterişli eve girdi. Bu sefer hazırlıklar Kutay için yapılmaya başlanmıştı. Akşam ziyafeti için bir kuzu kesilip pişirilirken çalgıcılar ve dansözler çoktan hazırdı.

Masaya otururken basit sohbetler yaptılar. Kerey nasıl eğlendiğini anlattı. Dansözleri izlerken iştahının nasıl kabardığını görebiliyordu Kutay. Ona küçümser gözlerle baktı. 'Bir görmemişin sonu böyleydi sanırım.' diye geçirdi içinden. "Anlat bakalım, seni hangi rüzgar attı buraya?" Sonunda Kerey merakını gidermek için konuşurken Kutay arkasına yaslandı ve şerbetinden bir yudum aldı. "Dedem bir görev için beni buraya gönderdi."

Kerey'de bardağından bir yudum aldı. Alkol kokusunun kendisine ulaşmasına engel olamıyordu. "Şarap istemediğinden emin misin? Burada ki halk muhteşem şarap yapıyor!" Kahkahasını savurdu. Kendisi için güzel bir beden seçmişti. Yakışıklı bir yüzü vardı ve orta yaşlardaydı. Fakat henüz daha on dokuz yaşında olan Kutay ondan çok daha büyüleyici bir güzelliğe sahipti. Dansözler küçük olmasına rağmen büyüleyici güzelliğe sahip olan Kutay'ın etrafında dönüyorlardı. Kerey elini bir dansözün kalçasından çekti ve diğer dansözlerin dikkatini çeken Kutay'ın yüzünde dolaştırdı gözlerini. Altın gibi sarı saçları, beyaz teni ve deniz kadar mavi olan gözleri karşısında siyah uzun saçları, bal rengi gözleri ve buğday teni olan Kutay'ın yanında sönük oluşu canını sıktı. Eğer Rau Panu'nun torunu olmasaydı hemen bu bedeni bırakıp Kutay'ın içine yerleşirdi.

"İstemiyorum. Zeka benim için her şeyden önemli. Onun beni bir süreliğine bile olsa etkilemesi yerine içmemeyi tercih ederim." Kerey'in çenesi seğirdi. Kendisine laf sokan Kutay'ı hiçbir zaman sevmemişti. Onu sevmeyişinin nedenleri başında o bedene asla sahip olamayacağıydı. Bu yüzden konuyu değiştirdi ve merakına devam ettirdi.

"Nasıl bir görev bu?"

Kutay dikleşti ve kaşını kaldırıp Kerey'e baktı. "Burada yaşıyorsun fakat eğlenceye o kadar dalmışsın ki ayaklanan halkı fark etmedin bile. Senin yerine bunu ben halledeyim dedim." Yüzünde alaycı bir tebessüm oldu. Kerey'in yüzü soldu. Odada ki herkesin dışarıya çıkmasını sağladı. Öfke ile soludu. "Halk nasıl ayaklanabilir? Her şey kontrolüm altında!"

Kutay dışarıya çıkan dansözlerin arkasından kapattıkları kapıya çevirdi gözlerini. "Demek ki değilmiş." Öfke ile elini masaya vurdu Kerey. Oturduğu yerden kalkarken gözleri ateş gibi yanmaya başladı. "Benimle dalga mı geçiyorsun? Kiminle oyun oynadığının farkında mısın?"

Kutay geriye iyice yaslandı ve öfke ile soluyan şeytana baktı. Yüzünde küstahça bir tebessüm vardı. "Buraya neden gönderildiğini unutup zevke düşüp, kadınlarla zamanını değerlendirmek yerine babanın sözünü dinlemelisin. Bir şeytan olsan bile aptal olduğun gerçeğini değiştirmiyor."

Kerey masanın üzerinden uçup tam Kutay'ın önünde, masanın üzerinde durdu. Kutay onu görebilmek için başını geriye attı. 'Bu nasıl bir korkutmaca böyle?' Onunla daha fazla dalga geçmeye başladı. "Seni tam burada ateşim ile yakmamı istemiyorsan hemen önümde diz çök zavallı." Kutay daha fazla güldü. Başını indirip gülüşünü bastırmak istedi fakat engel olamıyordu. Bir gösterinin en eğlenceli kısmı buydu. Belinden bir hançeri hızlıca çıkarıp Kerey'in ayağına saplarken kemiğin kırılma sesini duydu ardından Kerey'in çığlıklar içinde bağırışını. Yaradan kan sıçrayıp Kutay'ın yüzüne bulaşırken silmeden Kerey'in yüzüne baktı. Acı ile kıpkırmızı olmuştu. İnsan bedeni narindi. Bu bedenin içindeyken tek duyduğu şey zevk değil acı da olacaktı.

"Bir insan bedeninde olan sen alev oluşturduğun an sen de yanacaksın. Bunu iyi hatırla insan bedenin her zaman korunmaya ihtiyacı var."

Masaya uzandı. Etten bir lokma daha alıp şerbetinden içtikten sonra adımlamaya başladı. "Bu arada unutmadan ünün zedelenmesin diye ayaklanma yapanların başında ki kişiyi öldürüp cesedini meydanda astım. Adına layık olanı yaptım. Gidip eserini görebilirsin." Dalga geçişi hala devam ederken odanın içi bir bağırış ile sarsıldı. Tavandan dökülen tozlar Kutay'ın üstünü beyaz toz içinde bırakırken "Buradan elini kolunu sallayarak çıkacağını mı düşündün?" diye kükredi kalın bir sesle. Kendi ses tonu sonunda duyulmaya başlanmıştı.

"Evet!"

Kapıya ulaştı ve açtı. Adımını kapı eşiğinden dışarıya atacağı sırada durdu ve Kerey'e geri döndü. "Burası benim diyarım senin değil. Bir hareket ederken Erlik'e değil dedeme hesap vereceksin! Bu uyarım bir daha olmayacak!"

Kutay, dedesinden aldığı güç ile ayakta dururken kendinden emin bir şekilde terk etti orayı. Bir de bu kadar kendinden emin olma sebebi ise ayağına sapladığı herhangi bir hançer değildi. Koruyucuların özel olarak kullandığı bir hançerdi. Şeytanların güçlerini kıran büyülü bir hançerdi. Gitmeden önce onu geri çıkarsa bile etkisi neredeyse bir saat devam edecekti. Bir şeytan yerini bilmeliydi. Şeytanlardan her zaman nefret etmişti.

Uzak Diyar'a geri dönerken düşündüğü tek şey Gözde'ydi. Onu bir an önce görüp uzun uzun sarılmak istedi. Okula gittiği zaman her yerde onu aradı gözleri. Fakat hiçbir yerde yoktu. Hatta bir kaç gün boyunca onu hiç göremedi. Sonsuz sabırsız bekleyişlerin ardından daha fazla dayanamayarak Aybars'ın arkadaşı olarak çaldı Gözde'nin evinin kapısını.

Kapı açılırken girişte Ulaş belirdi. Aybars ve ablası aksine esmerdi. Kahverengi gözleri ve orta boyu vardı. Fakat Gözde ve Aybars'ın uzun boyu vardı.

Ulaş, Kutay'ı fark edince yakasını tuttu ve yumruğunu yüzüne çevirdi. Kutay ilk başta ne olduğunu anlayamadı fakat ikinci yumruk geldiği zaman bundan kaçındı ve yüzüne yumruk gelmesini engelledi. Ondan kurtulduğu zaman anne ve babası da Kutay'ı fark etmiş ve ona bağırıp buradan gitmesini istemişlerdi. Başta bunun sebebinin sahip olduğu ün yüzünden olduğunu sansa bile aslında değildi. Gürültüyü duyan Gözde odasından çıkıp onların yanına geldiği zaman Kutay için zaman durdu.

Günlerce heyecanla beklediği güzel yüz morarmıştı. Yaraları yavaş yavaş iyileşmeye durmuştu. Evin içine girerken onu engelleyenlere izin vermedi. "Sana ne oldu?" diye sordu. Sesi titremişti. Gözde ise gözünü dahi kırpmadan Kutay'ın yüzüne bakıyordu.

"Onca şeyi yaptıktan sonra hala soruyor musun?"

Kutay'a ulaşan ses ile ne olduğunu algılamaya çalıştı. 'Onca şeyi yaptıktan sonra mı?' Kaşlarını çattı. "Bana ne olduğunu açıkla Ulaş!" Sesi sert çıkmıştı. "Bunu bana sen yaptın Kutay! Hala açıklama mı istiyorsun?"

Kutay'ın başından aşağıya kaynar su dökülmüş gibi sarsıldı. Dönüp Gözde'ye baktı. "Bunu sana yapabileceğimi mi düşünüyorsun?"

"Bir oyunun içinde miyiz? Beni çağırdın ve yanına gittiğim zaman öldürü-" Sesi durdu. Ağlamaya başladı. Omuzları sarsılırken annesi yanına gitti ve sardı kızını ardından odasına götürdü. Babası Kutay'ın karşısına dikildi ve bir yumruk savurdu. "Burada olmayı hak etmiyorsun bile. Rau Panu'dan bir farkın yok. Sana baktığım zaman onu görüyorum. Bir şeref yoksunu. Sizin yüzünüzden tüm diyar ağlıyor ve her geçen gün bir çok can daha Ruhlar Alemine gidiyor. Ve sen de gelmiş buraya aşk peşinden mi koşuyorsun? Kızımın gerçekten sana karşı bir şeyler hissettiğini mi düşünüyorsun? Senden etkilenen birisinin kalbi yoktur. Şimdi git! Defol git buradan!"

Kutay evden atılırken yüreği gerçekler ile sarsıldı. Dedesi yüzünden hiçbir zaman sevilmeyeceğini bilmesi onu öylesine yıkmıştı ki. Fakat Gözde? Gerçekten kendisine karşı bir şey hissetmiyor muydu? Kafasında bir sürü düşünce vardı hem de bir sürü.

Uzun bir süre kuleden ayrılmadı Kutay. Okula gitmeyi bırakmış ve dövüş derslerini özel bir öğretmenden almaya devam etmişti. Kalbinde ki hüzünle kafası daha fazla karışmış ve dikkati dağılmış durumdaydı. Dedesinin olanları öğrenmesi uzun sürmemişti. Ona kızmış ve bir aptal kız yüzünden bu şekilde dağıldığı için bir kez daha onu küçük görmüştü. Fakat çok geçmeden asıl olayı söylemişti. "Sen benim askerimsin. Bana aitsin. Aklının çocuk oyunları ile dağılmasın izin veremem. Benim silahım olarak kalmaya devam et ve benim kabulüm için savaş."

Tüm bunlar dedesi yüzünden olmuştu gerçekten. Dedesi, Kutay'ı o kızdan kurtarmak için böyle küçük bir oyun oynamıştı. Günler boyunca zihninde bu cümleler yankılandı. 'Sen benim silahımsın!'

Gerçek bu muydu? Kutay yalnızca silah aleti miydi? Gözleri karardı Kutay'ın. Öyle olsa bile artık yalnız kalmayacaktı. Dedesi onu bir şekilde kabul edecekti. Bu silah aleti olarak olup olmaması umurunda bile değildi. Eğer işe yarayacaksa bu şekilde olması gerekiyorsa öyle olacaktı.

Ormanda yalnız başına yürürken hayatta bir kez olsun normal bir yaşantısı olmasını istedi. Normal düzgün bir hayat. Fakat bu ormanda tek başına gezerken bile bir Azmıç ile karşılaşmış ardından bir Arçura onu takip etmişti. Perde zayıfladığından beri onları daha fazla görür olmuştu.

Geri dönüş yolunda birden Gözde ve iki arkadaşını gördü. Onlar Kutay'ı görmemişti ve bunu fırsat bilerek onları takip etmeye başladı. Üç arkadaş avdan dönüyordu. Ellerinde tuttukları tavşan ve ördek vardı. Kendi aralarında olan konuşmayı dikkatlice dinledi. İlk başta normal şeyler hakkında konuşurken birden kendi konusu açılmıştı. "Kutay'ın bunu sana yaptığına inanamıyorum. Demek kandırmaca içinde olan sadece sen değildin. Sen Kutay'ı kandırmaya çalıştığın gibi o da seni kandırmaya çalışmış." Esmer kıvırcık saçlı kız konuşmuştu adını hatırlamıyordu. Gözde öfke ile soluyup konuştu. "Onun bunun çocuğu öldürene kadar dövdü beni. Bir an için ırzıma geçeceğini düşündüm."

Kutay sarsıldı. Ona bunları yapanın tek ailesi olan dedesini hatırlayınca anlam veremediği duygular içine hapsoldu.

"İyi tarafından bakalım artık senden çok uzak."

"Tamamen değil. Dedesi olduğu sürece o da var olacak!"

Diğer kumral saçlı kıza cevap verdi Gözde. Nefreti öyle yoğundu ki bunu ondan uzaktayken bile hissedebiliyordu. "Tüm bunlar bitecek gibi gelmiyor. Yıllar önce çıkan kehanet bile yalan oldu. O zamanı hatırlıyorum mutluluktan ağlamaya başlamıştım."

Esmer kız konuşmuştu yine. Ardından konuşmayı kumral kız aldı. "Ah doğru ya! Aybars, o nerede?" Gözde iç çekip konuştu. "Kehaneti gerçekleştirecek kişiyi bulmaya gitti aptal. Bir kız olduğunu söyledi. Görüşlerinden fazlasıyla eminmiş." Kumral kız donup kaldı ve Gözde'yi durdurdu. "Nasıl yani? Aybars gitti mi?"

Umay hakkında konuşmaları duyunca Kutay'da aynı o kız gibi dondu. Neden ondan bahsediyorlardı. Şu an İnsan Diyarı'nda güzel bir hayat yaşıyor olması lazımdı. Aybars onu nasıl bulmuştu? "İnsan Diyarı'na gitti. Ak Şaman Balaban ona nasıl gideceğini söyledi. Zaten tüm bunların altından o çıktı."

Esmer kız Gözde'ye dönüp heyecanla konuştu. "O sizin dedeniz değil mi?" Kutay'ın kaşları çattı. Balaban bir Şaman'dı. Bu Aybars'ın da kanına bir şey olabileceği anlamına mı geliyordu? "O Aybars'ın dedesi. Bizim değil. Ondan kalan bazı yetenekleri taşıyor. Ve bunlardan birisi de büyü yapıp gelecek ile ilgili şeyler görmek. Kendisini İnsan Diyarı'nda Kurtarıcının yanında görmüş. Ve kızmış. Yıllar önce bu kehanetle birlikte bir sürü çocuğunu öldürdü Rau Panu. Ben hala doğru olabileceğine inanmıyorum."

Ve ardından geçen konuşma ise kumral kızın Aybars'ın gidişi ile yıkılmasıydı. Çünkü Aybars'tan hoşlanıyordu. Kutay onların yanında daha fazla durmadı. Bir an için Gözde onun için dünyanın en önemli kişisi gibi gelirken ardın önemini yitirmişti. Umay şu an ilk önceliğiydi. Ve içinden geçen tek şey ise Balaban’ı bulup oraya nasıl gideceği ile ilgiliydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.