İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 2

Bağlanmış Ruh

🎧 Where We Rise- Neoni

Rau Panu'nun yanına vardığı zaman dedesinin koltuğunda yayılarak oturduğunu gördü. Elinde her zaman tuttuğu hançeri vardı. Kutay'ın geldiğini görünce hiç tepki vermeden oturmaya devam etti. Askerler odadan çıktı. Salur masanın üzerinde duran bir şişeği eline aldı ve Kutay'a yaklaştı. Elini omzunun üstüne koydu. Tüm bedeni titredi Kutay'ın. Yakalanmışlardı. Ve Kutay için hiç iyi değildi bu. Ya çok kötü dövülecek ya da öldürülecekti. Gözünün ucuyla Salur'un elinde ki şişeye baktı.

Dedesi konuşmadan bir baş hareketi yaptı. Salur hemen bunun ardından sesini yükseltti. "Kutay, senden bu şişede ki suyu içmeni istiyorum." Kutay şişeye baktı. İçi tuhaf bir yoğunlukla hareket ediyor ve parlıyordu. Başını kaldırıp Salur'a baktı. "Korkmanı gerektirecek bir şey yok. Eğer içinde gizlenmiş bir büyü varsa bunu ortaya çıkaracak o kadar."

Şişeye korku ile bakmaya devam etti Kutay. Eli ona uzanmak istemiyordu. 'Ya zehirliyse.' diye düşünmeden edemiyordu. "Dedene güvenmiyor musun?"

Sorunda buydu Kutay için. Dedesinin ondan kurtulması için çok basit bir andı. Eli titreyerek uzandı şişeye. Ağzını açarken gözleri ile dedesini izledi. Geçen dakikalarla yeniden dedesi ile göz göze gelince sesini yükseltti Rau Panu. "İç şunu!" Kutay şişeyi korkuyla ağzına götürüp sıvının boğazından geçmesine izin verirken hafif yanmıştı içi. Saniyeler geçti hiçbir şey olmadı. Salur Kutay'ın karşısına geçerken neler olacağını bekledi Kutay. Birazdan nefesinin kesilip öleceğini hissetti. Ya da tamamen psikolojik olarak bunu hissediyordu.

Rau Panu oturduğu yerde hafif dikleşti ve elinde ki hançeri hızlıca Kutay'a fırlatırken Kutay korkuyla geriye çekildi fakat hançerin koluna saplanmasından kurtulamadı. Gözleri korkuyla dedesine bakarken "Beni öldürmek istiyorsun," diye fısıldadı. Rau Panu oturduğu yerden kalktı ve Kutay'a ulaştı. Kolunda dehşet bir kanama vardı Kutay'ın ve acı ile tüm bedeni titriyordu. Gözünden yaş gelirken baş ucuna kadar gelen Rau Panu tepeden baktı Kutay'a. "Bir kız gibi ağlıyor musun?"

Kutay başını eğdi ve kolunda duran hançere baktı. Yüreğinde şimdi nefret vardı. Ve bu onu bir şekilde güçlendirmişti. Eli hançerin altında dururken hareket ettirdi ve kemiğine dayanan bıçağı acısını bir kez olsun göstermeden çıkarıp yere düşmesine izin verdi. Hançer yere düştükten sonra tiz bir ses çıkardı. O sesten sonra odanın içinde sadece nefes alış verişler kalmıştı. "Umay nerede?"

Kutay sadece sustu. Kolundan damlayan kan yeri ıslatmaya devam ediyordu ve her geçen saniye gücünü kaybetmeye devam ediyordu. "Sana Umay nerede dedim?” Boğazına sarılan eli nefes almasını engellerken başını yukarıya kaldırdı Kutay. Bal rengi gözleri ateş saçıyordu ve Kutay'ı da içine alıp yakıyordu. "Bil- bilmiyorum..." Ağzından kelimeler zar zor dökülüyordu. Rau Panu elini çekmesine rağmen Kutay'ın yüzüne yerleştirdiği bir kaç yumruk ile yere düşmesini sağlamıştı.

Kutay buna o kadar çok alışmıştı ki. "Nerede olduğunu biliyorsun!" Ona uzanacağı sırada Salur'un sesi Kutay'ı kurtarmıştı. "Usta bırak önce kanamasını durduralım. Umay er ya da geç bulunacaktır." Kutay'ı odadan askerler ile gönderilirken yarasına bakılması için bir Şifacıya götürüldü.

Şifacı Kutay'ı görünce sakince gülümsedi. "Kutay yeniden gelmişsin," Kutay kanayan kolunu gösterdi. "Dedem beni öldürmek istiyor, Şifacı Mayda."

Şifacı'nın gözleri açıldı yarayı görünce ve hemen iyileşmesi için tedaviye başladı. Acı bedenine geçtikçe daha fazla güçsüzleşen bedeni yatağa düşerken Kutay'ın gözünden yaşlar sonunda dökülmeye başlamıştı. "Sana bu kadar çok zorluk çıkardığım için özür dilerim Şifacı Mayda. Söz veriyorum bir gün seni buradan kurtaracağım ve sana yaptıklarımın telafisini vereceğim."

Şifacı Mayda başını salladı. "Bu benim yerime başkası gelip ona da aynı şeyler yapılacağı anlamına geliyor. Sadece iyi birisi olmaya devam et yeter, Kutay."

Kutay Şifacı Mayda'nın yanında bir süre kaldı. Şifacı yüzünde ki yaraları da iyileştirmek istedi fakat Kutay istemedi. Bunlar bir kaç güne geçer diyerek ret etti onu. Şifacı Kutay'a bakarken onun dedesine bu kadar benzemesine rağmen ondan bir o kadar da farklı oluşu onu çok şaşırtıyordu. Sonunda Şifacı dinlenmek için odasına giderken Kutay yatakta yatmaya devam etti.

Kutay'ın bir büyücü olup ondan kendisini korumasını istemişti dedesi fakat Kutay ne Büyücü'ydü ne de Koruyucu. Hiçbir yere mensup değildi.

Bir süre orada durduktan sonra olanları daha iyi öğrenebilmek için dedesinin odasına gidip gizli bölmesinde saklanmaya başladı. Burayı yalnızca o biliyordu. Fakat halbuki burası Rau Panu'nun gizli geçitlerinden birisiydi. Kulenin her yerinde geçitler vardı ve her biri bir yere çıkıyordu.

En sadık ve yakın yardımcısı ile odada yaptığı konuşmayı duydu Kutay. Rau Panu giydiği cüppenin etekleri havada uçuşarak masanın etrafında dönüyordu. Zaman geçse bile yüzü hala gençti ve bal rengi gözleri alev misali parlıyordu. Keskin yüz hatları şimdi daha fazla belirgindi. Çenesi ve yanakları üzerinde yayılan kirli sakalı ve siyah ensesine kadar uzanan ipeksi saçları ile diyarın en yakışıklısıydı.

"Halk arasında gelecek yayılmaya devam ediyor, Usta. Eğer tüm bunlar doğruysa..."

"Eğer en başında onu ben eğitir kendi isteklerim doğrultusunda yetiştirirsem tüm dünya benim olacak Salur. Sence tüm denilenlerin bir anlamı kalacak mı?"

"Ak Şaman Balaban’ın kehanetleri hiçbir zaman yanlış çıkmadı Usta. Neden en başında onu öldürmek yerine yetiştirmeyi tercih ediyorsun? Ölü bir beden size zarar veremez."

Rau Panu masanın ucunda durdu ve avuç içlerini masaya yaslayarak kahverengi desenlere baktı. Nefesi arada bir sıklaşıyor ardından düzeliyordu. "Beni hangi soyumdan gelen öldürecek? Sadece bu kulede değil tüm diyarda bir çok çocuğum bir çok torunum var!"

Başını kaldırıp Salur'a bakarken kaşları çatılmıştı. Odada yürüdü ve duvara asılı olan kılıcı çekip yerinden aldı. Parlak metal kılıç havada döndürürken onu izledi. Ardından suratında bir gülüşle kılıcın ucunu uzattı. "Şüphelendiğiniz tüm çocukları öldürün!”

Salur başını eğdi. "Nasıl istersen, Usta! Peki, Kutay?" Kutay'ın nefesi kesildi. Bir adım geri çekilirken elini kalbine koydu. Rau Panu omuz silkti. "Onun hiçbir özelliği yok. Bir hiç... Yaşaması bile hata..." Gözleri doldu. Dedesinin ondan böylesine nefret ettiğini tahmin etse bile onun dudaklarından dökülmesi berbat bir durumdu. Gizli geçitten çıkıp odasına gitti ve bir süre ağladı. Birazdan buraya gelip onu öldürmek isteyen insanlar olacaktı.

Yatakta ağlayışı devam ederken aklının ucundan birden çıkan babası ona gülümsedi. Babası kardeşi ile yaptığı kavga sonucunda ölmüştü fakat bunun bile asıl sebebi kendisi gibi gözüküyordu. Çünkü amcası da bir Büyücüydü. Dedesi güçlerini arttırıp, onu kendisi gibi yapmak istemişti fakat çok fazla büyü kaldıramamıştı zihni ve delirmişti. O zamanlar daha üç yaşındaydı. Umay'ın doğumuna çok fazla bir süre kalmamıştı. Almila'nın karnının ne kadar büyük oluğunu hatırlıyordu.

Babası ile oyun oynarken amcası belirmişti birden kapı eşiğinde ve babası ile konuşmaya başlamıştı. Ardından Kutay'ı kucağına alıp sevmeye başlamıştı. Babası ve amcası bir ara tartışır gibi olmuştu fakat amcası birden tebessüm etmiş ve kucağında tuttuğu Kutay'ı okşarken ölmesi için büyüler yapmaya başlamıştı. Babası fark ettiği zaman ise Kutay'ı nasıl kurtarıp kenara attığını ve kardeşi ile savaştığını hatırlayınca yeniden ürperdi. Amcasının nasıl delirip abisine saldırdığını görünce ağlamaya başlamıştı Kutay. Babası onu engellemeye çalışırken sonunda kavga ikisinin de birbirini öldürmesi ile bitmişti.

O günden itibaren Rau Panu iki oğlunun ölümünü Kutay'dan biliyor ve ondan nefret ediyordu. Halbuki en başından beri tek sorumlu kendisiydi. Bunu biliyordu Kutay. Fakat o tek ailesiydi. Onu kaybederse elinde hiçbir şey kalmazdı. Bu yüzden onun yanında gibi gözüküp aslında hiçbir şey yapmayacaktı. Ondan nefret etse bile bunu yapması gerekiyordu. Böylece sonsuza kadar yaşayabilirdi.

Odadan çıktı ve omuzlarını dikleştirip dedesinin odasına adımladı. Kapıyı çaldı ve içeriye girdi. Onu görünce Rau Panu öfke ile doldu. Bal rengi gözleri karardı. Fakat buna karşılık Kutay'ın bal rengi gözler ise özgüvenle parlıyordu. "Sonuna kendi ayaklarınla gelmen."

"Bu karmaşada ne dede?"

"Umay nerede Kutay?"

Kutay omuz silkti. "Almila Abla bize yaptığın cezadan bizi kurtardıktan sonra alıp götürdü bir daha görmedim." Rau Panu bir böceğe bakar gibi baktı. "Yalancı!"

"Dede ne olduğunu anlatırsan sana yardım edebilirim.”

"Sen kimsin? Sen doğduğun andan itibaren şansızlıktan başka bir şey getirmedin!"

"Torunlarını öldürünce elinde ne kalacak büyükbaba. Hayalin bu değil miydi? Daha iyi bir gelecek için, bizim için tüm diyarı yönetmiyor musun?" Rau Panu şaşkınlıkla baktı Kutay'a. Onun bu şekilde konuşmasına alışıkın değildi. Gördüğü zaman azarlar, pis bir şekilde bakar ve giderdi. "Bunu yapmak yerine o kişiyi işaretle. Böylece hangisi olduğunu öğrenir ve öğrenmen daha basit olur."

'Umay ve Almila Abla çoktan İnsan Diyarı'na gitmişlerdir.' diye düşündü. Buna inanarak böyle bir şey söylemişti. Kaşını kaldırdı. Başını evet der gibi sallarken Kutay'dan umutlanmaya başladı. Masanın üzerini boşalttı aceleyle. Bir tas aldı ve içinde bulunan malzemeleri öylesine fırlattı. Kutay nefesini tutarak dedesinin yaptıklarını izliyordu.

Belinden çıkardığı hançeri kaldırdı ve avuç içine yerleştirip kesti. Kan hızla boşaldı tasın içine ve bir kısmı dolana kadar buna devam etti Rau Panu. Kendisine yetecek kadar kan biriktiği zaman elini sardı ve bir kalem alıp kana batırıp masanın üzerine şekiller çizmeye başladı. İç içe geçmiş hilal ay deseni ve onları içine alan bir halka çizdi. Hilallerin tam ortasına gelişi güzel bir göz çizdi ve sözleri söylemeye başladı. "Gizli güçler. Gücüme güç olun. Doğuda, güneyde, batıda, kuzeyde... Benim kanımdan kim beni öldürecekse onu bana bağla. Ve onu tanıyabilmem için bir işaret göster."

Sözler söylendikçe odanın içi karardı. Dedesi odada ki her şeyden en büyük olandı belki de. Geriye bir adım atıp gitmek istedi ama bedeni hareket etmiyordu. Midesinden yukarıya çıkan bir bunaltı kapladı onu. Tüm kemikleri sızlıyor ve üşümeye başlamıştı. Sözler bittikten sonra kapıdan içeriye birisi girdi. Bu yardımcısı Salur'dan başkası değildi.

Başını çevirip bakmak istedi. Kalbinde bir acı hissetti. Sanki bir şey kalbini avuç içine almış tırnaklarını geçirerek sıkıyor gibiydi. Bu büyü basit değildi. Bu büyü Umay'ı bulacaktı fakat sanki Umay yerine kendisini bulmuş gibi acılar içinde bırakmıştı. Kalbine yerleştirdi elini ve bir kaç kez pat patladı.

"Usta, Almila ve çocuk kaçmışlar. Askerler mutfak girişi yakınlarında gizli bir geçit bulmuş ve geçit zaten sürekli olarak kullanılan bir geçitmiş."

Rau Panu, Salur'a dönüp baktı. Öfke ile solurken elini uzatıp Kutay'ın nefessiz kalmasını sağladı. Kutay'ın ayakları yerden kesilirken göremediği bir şeyle savaşıyor ve ciğerlerine biraz olsun nefes gidebilmesi için çaba harcıyordu.

Ağzına almaya çalıştığı nefes sesleri odayı doldururken Salur hayır der gibi başını salladı. "Tek şahidimiz o. Eğer Kutay ölürse çocuğu bulamayız!"

Rau Panu, Kutay'ı bir süre bırakmak istemedi. Bir parmağını hareket ettirmesi ile boynunu kırabilirdi. Kutay'ın bakışları dedesinin üzerinde takılı kalmıştı. Ölecekti. Bunu biliyordu. Fakat bir an olsun kendisine bu kadar benzeyen birisinin ölümünü izlerse kendi ölümünü de izlediğini düşünüp biraz olsun sarsılmasını istedi. İki bal rengi gözler birbirlerine baktıkları saniyeler sonrası Kutay yere öksürük ve hala hayatta olduğunu belli eder gibi sesler çıkararak düştü. Elleri boynunda duruyordu. Baş ucunda ona yaklaşan siyah cüppenin Rau Panu'ya ait olduğunu biliyordu.

Rau Panu bir ayağı ile yerde yaşamak için savaşan Kutay'ın omzuna bastırdı ve ona bakmasını sağladı. "Şimdi böcek! Benim kanımı taşımadığın gerçeğini unutup sana bir şans vereceğim. Çocuk nerede?"

Kutay güldü. Henüz on yaşında olan bir çocuğa göre cüretkar bir gülüştü bu. "Çoktan kayıplara karıştılar. Ve onları bulabilecek tek kişi benim.”

Rau Panu elini bir kaç kez hareket ettirdi ve görünmez bir kaç yumruk ile Kutay'ın yüzünden kanların akmasını sağladı. "Hiçlikten gelen birisinin gideceği tek yer hiçlik."

"Ama ben senin torununum. Büyücü kanın bende olmasa bile zekan bende var. Sana en çok benzeyen benim, dede!"

Yerden kalkarken ağzında ki kanı tükürdü ve bacaklarının üzerine dikilip dümdüz kendisinden kaç santimetre uzun olduğunu bilmediği Rau Panu'ya baktı. "Benim senin torunun olduğum gerçeğini değiştiremezsin. Ve artık burada olmayan birisi için endişelenmene gerek yok. Çünkü gittiği yerin geri dönüşü olmayan bir yer."

Rau Panu kaşlarını çattı. Karşısında duran bir çocuk değildi. Gerçekten kendisinin yeniden beden bulmuş bir haliydi. "Nereye gittiler?"Rau Panu'nun sesi kesin çıkmıştı. Kutay başını indirdi ve sakin bir şekilde soludu. "Ölüme..."

Rau Panu kaşlarını çatarak Kutay'a baktı. Açıklama ister gibiydi. Kutay sesini ayarladı ve hiç duygu yokmuş gibi çıkmasını sağladı. "Onları geçitten geçmesini sağlayan bendim fakat o geçidin sonu içinde bir çok Çay İnesi'nin olduğu bir ırmağa çıkıyor. Onlardan kurtulsalar bile Garmakoci'den kurtulamazlar. Onların sana karşı geldiklerini ve ölmeni istediklerini öğrendiğim zaman bunu yaptım dede." Kutay bu hikayeye inanmasını istiyordu dedesinin. Rau Panu şüpheli bakışlarla izledi. "Gidin ve beni yalnız bırakın. Bunu öğrenmemin tek bir seçeneği var."

Kutay ve Salur odadan çıkarken dedesinin bir Erlik çocuğunu çağırıp öğreneceğini biliyordu. Odasına gidiyormuş gibi gözüktükten hemen sonra yeniden o geçidi kullanıp odaya gizlice girdi. Geldiği zaman iki kişinin konuşmasını duydu. Birisinin sesi öylesine sert ve kalın çıkıyordu ki kim olduğunu merak etti. Bu merakı fazla uzun sürmedi.

"Bana ölü veya diri onları getirmeni istiyorum Uçar-Kaan!"

"Bana bu şekilde hitap edemeyeceğini bilmiyor musun Rau Panu!" Oda da bir kahkaha yükseldi. "Her şeyden haberi olup her yere ulaşabilen Erlik'in çocuğuna bu ismi vermem. İsmin bile yokken ben sana isim veriyorum. Şimdi git ve onları bul. Yoksa hiçbir zaman buraya gelemeyeceksiniz!" Odanın içinde bir homurdanma duyuldu. Gizlice taş oyuğundan onları izlerken havada süzülen korkunç bedeni gördü. Dedesinin hemen karşısında tuhaf tuhaf şekiller almaya başlayan beden bir kaç saniyenin ardından eski haline geri döndü. "Çay İyesi bugün iki kişi yakaladıklarını ama çoktan yediklerini söylüyor. Bir çocuk ve bir kadın. Kulenin hemen arkasında." Rau Panu öfke ile bağırdı. "Askerler!" Kutay yalan söylerken şans eseri bunun gerçekten var olacağını düşünmemişti. Hatta dedesinin bir Erlik'in çocuğunu çağıracağını bile düşünmemişti. O ölen kişilerin Umay ve Almila olmadığını biliyordu çünkü Umay'ın güçleri vardı her şekilde oradan kurtulabilirlerdi. Fakat ölen kişiler için üzgün hissetti kendini ve bir o kadar da minnettar. Bir şekilde iyi güçler ondan olmuş, Umay'ı ve kendisini kurtarmıştı. Rahatça nefesini verdi.

İçeriye bir kaç kişi girdi. "Bana Çay İyesi'ni getirin!" Askerler odanın içinde havada duran şeytanı gördükleri zaman korkuyla geri çekildiler fakat ikinci bir emirle hemen odadan çıkıp söylenen yere gitmeye başladılar. "Aptal mısın? Çay İyesi yalnızca ırmaklarda yaşarlar."

"Biliyorum. Eğer ölürse başka bir tane isteyeceğim. Ve yine ölürse başka bir tane!"

Uçar-Kaan havada süzülüp Rau Panu'nun dibinde durdu. "Çocuklarıma bu şekilde davranmana izin vereceğimi mi sanıyorsun!" Rau Panu alayla güldü. "Benden olanı aldıkları için bir ceza!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.